Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

EĞİTİMCİ-YAZAR METİN YILDIRIM İLE SÖYLEŞİ

20 Haziran 2015 Cumartesi

Akan zaman yetişemediğimi düşünüyorum. Çünkü yapılacak çok iş var ama zamanımız az…” Metin Yıldırım

 


Herkes “barış” adına savaştı. Savaşların adı ne olursa olsun, ne adına yapılırsa yapılsın, insanlık için getirdiği sonuç: Ölüm, kıtlık ve acı oldu!

Ölüm, savaşın en kolay ve katlanılabilir bir sonucudur. Savaşların asıl yükünü geride kalanlar çekerler… Çünkü onlar, ya her gün yabancısı oldukları bir bayrağı seyrederek yaşarlar ya da evlerini terk etmek zorundadırlar. Yoksulluk ve acı, onların kaçınılmaz kaderi olur!

Ermenilerin, Iğdır ve yöresinde yaptıkları zulümleri ninemden dinleyerek büyüdüm. Bazen anlatılanların abartıldığını düşündüm ancak bu, Türklerin Ermeniler tarafından kuyulara doldurarak veya yakılarak öldürüldüklerini, Ermeni zulmünden kaçan dedem ve akrabalarımın dağda yaşadıkları sıkıntıyı, dedemin ilk karısı ve iki kızının ölmesi gerçeğini değiştirmedi. (Dedemin yaşadığı bu gerçeği başka bir kitapta anlatacağım.) Bu gerçeğe rağmen, asla Ermenilerden nefret etmedim. Çünkü tek suçlu onlar değildi. Onların eline silah verenler ve “arkanızdayız” diyenler daha fazla suçluydular!..

 

Bu satırların sahibi Eğitimci-yazar Metin Yıldırım ile beraberiz bu hafta. Kendisi Iğdır’ın yetiştirdiği değerli şahsiyetlerden birisi. Aldığı eğitimle, duruşuyla, eserleriyle örnek alınacak kişilik… “Azerbaycan Eğitim Sistemi ve Ölüm Ötesine Kaçış” isimli eserlerin sahibi… İsterseniz onu kendisinden tanıyalım.

“Hoş geldiniz Metin Hocam…

Hoş bulduk!

Metin Yıldırım olmak nasıl bir duygu… Çünkü bazen isim şahsiyetin önüne geçiyor, yanılıyor muyum?

Iğdır’ın Yaycı Köyü’nde doğdum. Ağrı Dağı’nı seyrederek büyüdüm. Ruhum ve bedenim Iğdır’ın Güneşi ile yandı, Ağrı Dağı’nın karı ile serinledi. Bu nedenle olacak bu yaşıma kadar hiçbir kötülük içimde barınamadı. Kötü düşüncelerimi önce güneş eritti, güneşten arta kalanları da karla temizledim. Belki de bu yüzden “Kar ve Güneşi” çok seviyorum.

            İsimlerin insanın kişiliğine etki ettiği kesindir. Ben de ismimle özdeşleşmişim. Hızı seviyorum. “Yıldırım” gibi olmak hayatımın bir parçası.  Yine de akan zaman yetişemediğimi düşünüyorum. Çünkü yapılacak çok iş var ama zamanımız az…”

 

Eğitim hayatınız müthiş… İngilizceyi anadiliniz gibi konuşuyorsunuz. Yabancı ülkelerde aldığınız eğitim ve şu ana kadar okullarda verdiğiniz eğitim hakkında okurlarımıza bilgi verir misiniz?

            ”Ana dilim          TÜRKÇE’dir.  İkinci ana dilim Azerbaycan Türkçesi’dir. İngilizceyi sadece konuşuyorum. Duygularımı tam olarak ifade etmeyen zorunlu olarak konuştuğumuz bir dil işte... Dünya bu dili konuştuğu için biz de konuşmak zorunda kalıyoruz. Umarım bir gün, güzel Türkçemizi tüm dünyada konuşulan bir dil haline getirebiliriz.

            Yurt dışındaki eğitim çalışmalarım dil seviyemi geliştirmek ve proje çalıştaylarına  katılmak şeklinde oldu. Bu nedenle üç defa İngiltere’de (Londra ve Bidford),   iki defa Bulgaristan’da(Tzerova), birer defa da İsviçre(Aargau), İsveç(Linköping),  Almanya(Stuttgard), Belçika(Nivelles), Polonya(Varşova), Çek Cumhuriyeti’nde(Prag)  bulundum.

 Sivas Eğitim Enstitüsü’nü  bitirdikten hemen sonra öğretmen olarak göreve başladım. Ancak Öğrenme aşkım hiç bitmedi. Yeni bir üniversiteye gitmek için askerliği bitirmek şart olduğundan askerlik sonrası devam zorunluluğu olmayan “Gazi Üniversitesi Eğitim Yöneticiliği ve Deneticiliği”  bölümünü kazandım. Ne var ki aynı yıl, devam zorunluluğu getirilince bu okula devam edemedim. Onun yerine devam zorunluluğu olmayan Aöf İktisat bölümünü bitirdim.

1988 yılında İstanbul’a taşınınca yeniden sınavlara girdim ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü kazandım. Sokrates’le, Epiktetos’la ve Müslümanların Muallim-i Evvel dedikleri Aristo, Muallim-i Sani Farabi, İbn-i Rüşd, Gazali gibi filozofları  daha yakından tanımaya başladım.   İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde rahmetli Porf. Dr.  Turan Yazgan’ın bölümünde (Yeni Türk Cumhuriyetleri Çalışma Sorunları ve  Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı’nda) master yapma imkanı doğunca Felsefe’yi askıya alarak buraya devam ettim. 

Tez çalışması için Bakü’ye giderek “Eğitim Yönetimi: Azerbaycan Eğitim Sistemi, Yönetimi ve Organizasyonu”  adlı tezimi başarı ile bitirdim.  Sosyal Bilimlerde Prof. Dr. Turan Yazgan, Prof. Dr. Enis Öksüz, Prof.  Dr. Mustafa Erkal, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş gibi duayen isimlerle tanışmak ve onlardan ilham almak gibi bir şansım oldu. Bu nedenle bu yılları hayatımın en güzel ve en dolu yılları olarak değerlendiriyorum . İstanbul’da yönetici olarak değişik okullarda çalışırken bir yandan da üniversiteye devam etmek biraz zor olsa da, yukarıda ismini saydığım hocaların yanında bulunmak bana tüm zorlukları unutturdu.

 

Ölüm Ötesine Kaçış isimli romanını yazmaya eminim çok uzun yıllar önce karar verdiniz. Önce romanın ismi üzerine konuşalım nasıl karar verdiniz?

Kitabın ismini önce  ‘Bağların Bittiği Yer’  olarak düşünmüştüm. Sonra yayınevi ile yaptığımız istişarede ‘Ölüm Ötesine Kaçış’ ismini benimsedik. Bu isim de ilk anda kitabın Ermenilerle ilişkisini tam olarak belirtmediği için bir alt başlık arayışına girdik. Sonunda benim önerim olan ‘Kaderimi Ermeniler Yazdı’ alt başlığı üzerinde karar kıldık.

“Roman akıcı dille yazılmış, heyecanlı, sürükleyici bir eser olmuş. Öncelikle tebrik ediyorum. Ne kadar zamanınızı aldı? Yazım aşamasında neler yaşadınız?”

 

(Fotografta Yazar Metin Yıldırım Emekli Albay Hanifi Yıldırım ile...)

Bir roman yazmak fikrim lise yıllarımda gelişti.   Akrabamız rahmetli Hacı Muhtar Yıldırım’ın küçük bakkal dükkânında tahtın üstüne oturur, onun anlattıklarını dinlerdim. Genellikle dedem Şir Mehmet’ten söz ederdi. Ağzının bir köşesine koyduğu tütünü bir yandan çiğnerken bir yandan da dumanını içine çeker “Kaç ha kaç” zamanında yaşadıklarını, babasının nasıl yakıldığını gözleri dolarak anlatırdı.

            Hacı Muhtar’ın anlattıklarını küçük notlar halinde sakladım. Ancak bazı şeyleri yazmayı ihmal ettiğim için zaman içinde unutmaya başladım. Bildiklerimi unutmadan romanımı bitirmeye çalışırken yaklaşık yedi yıl önce “Ekber’in oğlu” ile tanıştım. Halen İstanbul’da yaşayan Ekber’in oğlu bana aile hikâyesini anlatmaya başlayınca kendi hikâyemi bırakarak bunu yazmaya başladım.

Roman yedi yıl gibi uzun bir zaman aldı. Çünkü romanın içerisinde yakın tarih de vardı. Bu tarihlerde netlik sağlamak, özellikle Enver Paşa’nın Bakü ve Türkistan hareketlerini incelemek için yaklaşık 30 adet ( 15.000 sayfa civarında) kitap incelemek zorunda kaldım.

Bu arada Enver Paşa’nın bilinmeyen (en azından benim bilmediğim) birçok özelliğini keşfettim. (Resim yeteneği, eşine yazdığı edebi mektuplar, Bakü’ye ulaşmak için bindiği uçaklardan beş tanesinin düştüğü gibi.)

            Bu bilgileri tasnif etmek ve romanı belli tarih aralığında kurgulamak zamanımı aldı.

  “Romana tepkiler nasıl oldu? Bu konuda yazılmış çok sayıda eser var. Konu önemli. Iğdır dışında bu konunun bilinmesi, okunması çok önemli. Iğdır’da hemen herkesin böyle bir hikâyesi var fakat herkes kaleme alamıyor tabi. Bu eserlerin daha çok kesime ulaşması kanısındayım. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Kitapla ilgili çok olumlu tepkiler aldım. Hiç tanımadığım insanlar bile beni arayıp tebrik ettiler. Aslında bu konuda yazılmış üç-beş kitap var. Hele Ermenilerin konu ile ilgili yazdığı ve 100 bin tiraj yapmış kitap sayıları ile karşılaştırdığımızda bizim daha fazla yazmamız gerektiği çok açık olarak anlaşılır. Bana kalırsa herkes kendi dedesinin, ninesinin hikâyesini yazmalıdır. Çünkü Iğdır’ın her evinde bir dram vardır ve bunu Ermeniler yapmışlardır. Ermenilerin sebep oldukları acıların herkes tarafından bilinmesi gerekir.“

Mir Haşim, Mikail, Musa, Abbas, Hüseyin, Zeynep, Gülsüm karakterlerinde gerçek isimleri mi kullandınız? Abbas o zamanları en çok kullanılan isimlerinden…

”Evet, romanda kullanılan isimlerin büyük çoğunluğu gerçek isimlerdir. Ancak bazı isimleri kendilerinden izin almadığım için değiştirmek zorunda kaldım. Bunlardan birisi romandaki Pernavutlu Kamil Bey’dir. Gerçek ismi ise Şamil Bey’dir. Kitabın ikinci baskısında ‘Şamil Bey’ ismini kullandım. “

1957 doğumlusunuz. Yıllar yirmisinden sonra çabuk geçiyor derler, siz günün yirmi dört saatini nasıl değerlendirirsiniz?

”Günlerin çok hızlı geçtiği fikrinize katılıyorum. Yirmi dört saatlik zaman bana yetişmiyor. Bisiklet binmek, spor yapmak gibi hobilerimin yanında yeni kitabımı bitirmeye çalışıyorum. Biraz bilgisayar, biraz TV biraz da müzik aletleri ile gezinti günümü dolduruyor. Televizyonu kapatabildiğim zaman çok iş yapıyorum.”

 

Okumamızı tavsiye edeceğiniz birkaç yazar ismi alabilir miyiz?

”Şevket Süreyya Aydemir’in ‘Suyu Arayan Adam’ adlı kitabını herkese, özellikle de Iğdırlılara tavsiye ederim. Bu kitapta yazarın Enver Paşa’ya olan olumsuz yaklaşımını beğenmesem de bölge tarihine ışık tutması bakımından önemli bir eser. Dostoyevski başta olmak üzere klasikler her zaman zevkle okunacak kitaplardır.”

 

Şiirle ilgili misiniz? Şiir hakkında ne düşünüyorsunuz?

”Bana göre bütün yazarlar şiirle ilgilenmişlerdir. Mutlaka şiir denemeleri olmuştur. Benim de denemelerim oldu. Bir tanesini sizinle paylaşayım:

KAYIKÇI

Kayıkçı;

Biliyorum yerin  yok

Ama 

Beni  de  al yanına.

Şu   boğazı 

Seninle  geçmek  varmış

Karşıya...

Dalgalarla  oynaşarak,

Özgürce…

Kız  kulesine  selam verip

Sarılmak  varmış

Karşıda  beklemeyen

Sevgilime...

Dur  be kayıkçı...

Beni de al yanına.

Yoksa

Atlarım suya haaaa!..

16.05.2000

Tabi ki  M. Elekber  Sabir,  Şehriyar, Cahit Sıtkı, Orhan Veli gibi ustaları okumak çok keyiflidir.

Yeni yeni yazmaya başlayan kalemlere tavsiye neler olacaktır?

”Yeni yazmaya başlayacak olan arkadaşlara tavsiyem şudur: sadece yazsınlar. Hiçbir şey düşünmeden, baskı aşamasını ve basım sonrası gibi şeyleri düşünmeden yazsınlar. Bunlar bir şekilde aşılacak şeylerdir. Ama sonuçta bir eser ortaya çıkacaktır. “

 

Yeni projeleriniz var mı?

”Dedemin hikâyesini anlatacağım yeni kitabımı bu yılın sonuna kadar bitirmek istiyorum. Bu konuda epeyce yol kat ettim. Ancak Kazım Karabekir Paşa’nın bölgedeki hareketliliği ile ilgili bazı detaylara ihtiyacım var. Bu detayları elde etmek için bazı çalışmalar yapıyorum. Bazı bilgilere ulaştım ama henüz benim için yeterli değil. İhtiyaç duyduğum detaylar bulduğum an baskı aşamasına geleceğim.

Benim için önemli olan diğer bir konu Avrupa Projeleridir. Bu projelerin yazılması ve yürütülmesi konusunda önemli tecrübeler edindim. AB ülkelerinde bizi tanıyan, seven ve bize güvenen arkadaşlarımız var. Onların da başka ülkelerde arkadaşları var. Böylece yapacağımız bir projeye bir sürü partner bulabilirim.

AB fonlarından alınacak para ile hem kendimizi AB’ye tanıtabilir hem de AB’nin hibe parası ile birçok öğrenci ve öğretmenlerimizi yurt dışına çıkarmış oluruz. Ancak MEB’in şu andaki durumu buna pek uygun değil. İdareciler kendi durumlarını bilmedikleri için karar vermekte zorlanıyorlar. Yeni kurulacak hükümetin tutumuna bağlı olarak bu projeyi gerçekleştirme şansım olacak.“

Bizde yazaralar çok okumaz hep okunmak ister. Sözle destek olunur fakat icraat yoktur düşüncesindeyim. Siz bu hususta neler düşünüyorsunuz?

”Hepimiz biliyoruz ki bir yazarın çok okuması gerekir. Bu nedenle değişik kalemlerin yorumlarını, anlatımlarını, kurgularını bilmek bir yazarın ufkunu değiştirebilir. Bu nedenle yeni yazmaya başlayan yazarlarımızın kitapları satın alınarak desteklenmelidir. Kitapla ilgili yorumları sosyal medyada paylaşarak yazarın tanıtımı yapılmalıdır. Düşüncenize katılıyorum. Ben de genellikle sözlü destek aldım. Kitabın satışını yayınevi yaptığı için kimin ne kadar kitap aldığı konusunda hiçbir fikrim yoktur. “

 

Okurlarımıza iletmek istediğiniz herhangi bir mesajınız var mı?

”Kitabımın sosyal medyada küçük bir reklamını yapmalarını ve kendi çevrelerinde arkadaşlarına tavsiye etmelerini rica ediyorum. Çünkü ‘Ölüm Ötesine Kaçış’ kitabında anlatılanlar,  sadece Iğdır’ın yaşadığı sıkıntılar değildir. Ermeniler Türkiye’nin her tarafında benzer şeyler yapmış, silahsız buldukları kişileri öldürmüşlerdir. Ermenilerin gerçek yüzünün herkes tarafından bilinmesi gerekir. “

Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum.”

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3186 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri