Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

Şair-Yazar Seyfettin ÇETİNER ile kalemi üzerine...

03 Mayıs 2014 Cumartesi

Fani ve fena dünyada mühim olan, vicdanımın rahat etmesi, selamımızın, kelamımızın itibar görmesidir.  SEYFETTİN ÇETİNER

Bugünlerde elime bir kitap geçti. Yazarız ya; önce kapağını uzun uzun inceledim, internette belli olmuyor kalite- hani uzaktan bazen insanlar, kitaplar çok cazip gelir tanıyınca hayal kırıklığı yaşarsınız- bunda da tam tersi oldu. Kitabın kapağına, baskısına hayran kaldım. Okurken gözü yormayan bir eser olmuş. Şunu da bunu da okuyayım derken bitiverdi 220 sayfalık kitap. İddia ediyorum ki herkes bu kitapta kendinden bir şeyler bulacak; konular çeşitli ama öylesine akıcı ve emek sarf edilmiş bir eser ki…

 

Yazarımız Seyfettin Çetiner, 1970 yılında Kırıkkale’nin Sulakyurt ilçesinde doğmuş.  Anadolu Üniversitesi Halkla ilişkiler ve İşletme Fakültesi Mezunu. Yetinmemiş şimdilerde Sosyoloji de okuyor.

 

1988- 1993 yılları arasında vekil öğretmenlik, müdürlük görevlerinde bulunduktan sonra Başkent EDAŞ’ta hukuk işleri şefliği görevlerinde bulunan kitap dostu, ardından Kırıkkale Bilim, Sanayi ve Teknoloji Müdürlüğüne geçiş yaparak Şube Müdürlüğü görevlerinde bulunmuş. İki çocuk babası olan yazarımızın şiir ve yazıları sayısız dergi ve sitelerde yayınlanmış. İLESAM ve Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan yazarımızın ilk eseri 2010 Yılında yayınlanan “Hüzün Geldi Artık” isimli şiir kitabı.

 

Bu güzel eserin yazarına ulaşıp kendisiyle söyleşi yapmak istedim. Sağ olsun kırmadı, neler konuştuk sizlerle de paylaşmak istedim.

 

“Sayın Çetiner, öncelikle teşekkür ediyorum vakit ayırdığınız için. ‘Eylül Hüznü isimli eseriniz için hayırlı olsun.’ demek istiyorum. Mükemmel bir çalışma. Uzun yılların emeği olduğu belli. Kitabı okuduktan sonra sizi tanıdığımı düşünüyorum ve tanımaktan da mutlu oldum. Okurlarımız için bize kendinizden ve kitabın yayınlanma sürecinden bahseder misiniz?”

 

Öncelikle böyle bir imkân tanıdığınız için, bir yönüyle bizi teşvik ettiğiniz için teşekkürlerimi arz etmek isterim. Sağ olun, eksik olmayın.

 

Sizin de ifade ettiğiniz gibi bir insanı tanımak isterseniz onun bir eserini okumak kâfi gelecektir. Hele ki o kişiyle yapılan bir röportajı okumakla o kişiyi çok daha iyi tanımış olursunuz.

 

Efendim benim ezelden beri böyle bir düşüncem vardı. Dünden bugüne kaleme aldığım kimi yazıları bir araya getirerek kitaplaştırma düşüncesi 2013 yılının hedefleri arasındaydı. Ama kitabın yayınlanma süreci çok sıkışık günlere denk geldi. Yerel seçimlerde belediye başkan aday adaylığım vardı. Seçim sürecine gelmesi nedeniyle yazıların seçimi aceleye gelse de âcizane yine de güzel bir eser ortaya çıktığını düşünüyorum. Kitabın baskısı, mizanpajı oldukça güzel oldu. Belki birkaç yazıda, birkaç küçük eksik veya fazla gördüğüm yerler var. Nasip olursa ikinci baskıyı yaparsak düzelteceğim, ekleyeceğim yeni yazılar da olacak inşallah.

 

 

Kesinlikle katılıyorum size. Biraz kendinizden, ailenizden bahseder misiniz?

 

Dilimin döndüğünce maziye de giderek bahsedeyim. Babam bir devlet memurudur. İşiyle gücüyle uğraşan sade bir adamdır. Babamın hayatı hep çalışmakla, didinmekle geçmiştir. Bizde hep hayatla kendi halimizce mücadele içinde geçtiğini söyleyebilirim. Çok küçük yaşlardan itibaren hayatın tamda içindeydim.

 

Kitabı okumuşsunuz, benim mazici bir yanım vardır. Sekiz-dokuz yaşlarına dair hatırladığım en belirgin şey yaz tatillerinde gittiğimiz Kur’an Kursu’dur. Küçük yaşlarda Kur’an-ı Kerim’i o dönemdeki çocukların hepsi öğrenirdi.

 

İlerleyen yaşlarda beni ya sırtında ayakkabı boya sandığı olan ‘Boyayalım ağabey!’ diye seslenen küçük kara benizli bir çocuk olarak görürsünüz veya pazar yerinde limonata satan bir ilkokul talebesiyimdir.

 

Duruma göre pazarlarda toptancıdan aldığı gömlekleri tişörtleri satan bir genç… Ya da bir karpuz tarlasının yüzünü alıp ticaretine yapan bir delikanlı… Bir manavda çalışan bir tezgahtar… Veya bir sigorta şirketinin hayat sigortası yapan poliçe satış elemanı.

 

Gençliğimizde hiç boş vaktimiz olmadı. Tahsil hayatından sonra beş yıl süreyle köylerde yapılan vekil öğretmenlik günleri ve müteakiben memuriyet hayatı. Kimi zaman sevinç kırıntılarıyla, kimi zaman üzüntülerle,  hüzünlerle geçen işte öylesine sıradan mazbut, masum sade sayılabilecek bir hayat. Dünüyle, bugünüyle ortada olan bir insanım.

 

Biz ömrümüzce hep iyinin, doğrunun ve memlekete kimler hizmet ediyorsa onların yanında elimizden geldiğince olmaya çalıştık.

 

Diğer yandan siyasete ve edebiyata her zaman ilgi duydum. Sülalemizde edebiyatla uğraşan kitap yazan birileri yok ama her vakit siyasetle uğraşan birileri oldu. Adalet Partisi milletvekilliği ve çok önemli görevlerde bulunan bir amcamız vardı.  Ali Rıza amca… Çok iyi bir insandı. Birçok insana iyilikleri olmuştur.  Bize belki de siyaset A.Rıza amcadan sirayet etmiştir. Geçen yıllarda vefat etti. Onu burada rahmetle anmak isterim. Yine amcam Çetin Çetiner de bir dönem belediye başkanlığı yaptı. Orta sağda öteden beri sülalece yer almış bir aileyiz. Muhafazakâr ve Demokrat geleneğe dayanan bir düşünce yapımız var.

 

Müsaadeniz olursa, o yıllara ait bir anekdot anlatmak isterim Altı yedi yaşlarındayım. Genel seçim döneminden geçiyoruz. Oy atmaya ailece gidiyoruz. Bir elinde bastonu olan ebemin diğer elinden de ben tutardım. Yolda oy atmaya giderken “Mührümüzü ‘At’a basacağız.” diyerek yol boyunca söylenirdi. Böyleydi bizde o yıllarda At’ın kıymeti vardı.

 

*

 

Sizin de ifade etiğiniz gibi birisi şiir kitabı olmak üzere iki kitap yayınladı. İLESAM ve Türkiye Yazarlar Birliğinin üyesiyim. Yerel gazete ve sitelerde birçok makale ve şiirlerim yayımlandı. Kurulduğu günden bu yana elimizden geldiğince destek olduğumuz AK Partiden Memleketime hizmet etme düşüncesiyle Belediye başkan aday adayı oldum. Adaylık nasip olmayınca tekrar memuriyet görevime döndüm.

 

Evliyim, eşim bankacıdır. Dokuz ve on beş yaşlarında iki kız evladım var, Allah bahtlarını açık etsin. Hayırlı ömürler versin.

 

“Allah yollarını açık etsin diyelim. Peki hocam, yazım hayatınıza nasıl başladınız? Kimler fark etti bu yeteneğinizi ve yazar olmanın size kattıklarından bahsedebilir misiniz?”

 

Doğrusu kimseler fark etmedi. İnternet kullanmaya erken başladım. İnternette şiir ve yazılarım yayınlayıp beğeni ve övgü alınca bu bize şevk verdi. Hatta birkaç sitede şiirlerim ayın, yılın şiiri falan seçilince yazmaya devam ettim. Kimileri bu güzel sıfatlara bizi layık görse de hiçbir zaman kendimi ne şair ne yazar olarak gördüm.

 

Ben sadece hayata dair düşüncelerimi bazen nesir bazen şiir olarak yazan bir faniyim. Hayata dair düşüncelerimi kayda almak istiyorum. Şu gök kubbede hoş bir seda bırakabilme idealinin derdindeyim. Başkaca bir amacın, idealin peşinde değilim. Fani ve fena dünyada mühim olan vicdanımın rahat etmesi, selamımızın, kelamımızın itibar görmesidir.

Yazmaya gençlik yılarımda şiirle başladım diyebilirim. Kimselerin bilmediği yazılarım, şiirlerim vardı. İçimde biriktirdiğim dizelerim vardı. Kendi kendime mırıldandığım, bir yerlere karaladığım şiirlerim vardı. Bu kendi kendiliğine gelişen bir şeydi. Hadi bende bir yazı yazayım ya da bir şiir yazayım diye değil, içimden, yüreğimden geldiğince yazdım. Ve tabiî ki kitap okuyan birisiyim. Binlerce kitabım olduğunu söyleyebilirim.

 

Okudum, yazdım yazdıkça başka yazılar, şiirler geldi, böyle devam etti. Kimi zamanlar yazmadığım olsa da o zamanlarda kendimde bir boşluk hissederim, moralsiz olurum. Gerek yazı olsun gerek şiirler olsun onlar benim için belki de sığınacağım limanlarım oldu. Hayatın hayından huyundan kendimi bu limanlara atarak ferahladığımı, sakinleştiğimi söyleyebilirim. Yazı veya şiir yazmak bana doğrusu hayatı bir nevi daha da kolaylaştırıyor.

 

“Şiir, yazı ve günümüz edebiyatı hakkında neler söyleyeceksiniz?”

 

Şiir ve yazılar sözlerden meydana gelir edebiyatla güzelleşir, özelleşir. Ve okuyucu sözün güzelliğiyle tanış olur. Sözün güzelliğine vurulur.

 

Yunus Emre ne güzel söyler;

“Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım/Sevelim sevilelim/Bu dünya kimseye kalmaz…’’

 

İşte söz böyle bir şeydir. Sözü kıymetleştiren şey edebiyattır. Bir yerde okumuştum.  ‘’İnsan; inanmanın, güvenmenin, sığınmanın sırrını güzel ve güvenilir olan edebiyatın limanında idrak eder. Öyleyse insan, en şerefli olmanın keyfiyetiyle, sözün güzelini söylemeli, hiç değilse bunun için gayret etmelidir. “Bunun yolu da edebiyattan geçer diye düşünüyorum.”

 

Esasen şiir edebiyat hepimize lazımdır. Geçenlerde çok sevdiğim ve çok yoğun olan çok önemli bir isme Sezai Karakoç’un şiir kitabı hediye ettim. ‘Hayatın hayından huyundan bir taraf olup biraz şiir okuyunuz.’ dedim.

 

Şair, yazar kimliği olan okuyan, yazan insanlar benim için değerlidir. Çünkü bir memleketin kalkınması ve gelişmesi, o yerdeki entelektüelin varlığıyla mümkündür. Yeni sözler, yeni fikirler, yeni isimler gerekir memleketlerin gelişmesi ve değişmesi için.

 

“Eylül Hüznü isimli kitapta birçok önemli isimler var. Mesela Adnan Menderes, Özal, Yazıcıoğlu Abdülhamit Han gibi… Bunların sizin için önemi okuyucu tarafından kesinlikle anlaşılıyor. Değişik ve sürükleyici bir tarz. Bu kitap nasıl ortaya çıktı? Aşamalarından biraz bahsedebilir miyiz?”

 

Bahsettiğiniz isimler dünden bugüne milletimizin gönlünde yer tutan önemli isimlerdir. Hepsinin ruhu şad olsun. Ülkemizin demokrasi tarihi merhum Adnan Menderesle başlar. Menderes bu ülkenin taşında, toprağında ve her şeyden önemlisi gönlünde var olan bir liderdir. Abdülhamit Han hazretleri de öyledir. Birçokları bilmez ama onun döneminde bir çobanlık okulunun açıldığını biliyor musunuz? Ülkemizin gelişmesi için çok çaba sarf etmiş, eğitime ciddi anlamda destek olmuştur. Bunları bilen okuyan bir insan olarak bu kitaba onlarla başlamak istedim.

Tabiî ki bilinmesini isterim ki, bu yazılar bir anda oturmuş yazılmış yazılar değil. Zaman içinde yazdığım bir araya getirdiğim yazılardan seçmelerdir. Kitabın içinde yazıldığı döneme göre değerlendirilecek yazılarda vardır. Ama çoğunlukla güncelliğini her daim koruyacak yazılardan oluşan daha çok demokrasiye vurgusu olan bir kitaptır.

 

Menderes’in bizim hayatımızda önemli bir yeri vardır. Faruk Nafiz Çamlıbel o günleri şu şiiriyle çok güzel ifade etmiştir;

 

Bilmiyor gülmeyi sakinlerinin binde biri; 
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada 
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür; 
Mavi bir gölde elem katresidir Yassı ada…

 

 

Kitabınızda bir şey dikkatimi çekti. Kitap hiç kimseye hiçbir şeye değil. Ülkemizin hüzünlü demokrasisine atfetmişiniz. Kitabınızı neden demokrasiye atfettiniz? Size göre demokrasinin tarifini yapar mısınız?

 

Benim hayatımda en çok değer verdiğim şey demokrasidir. Demokrasi olmazsa hepimiz hiçbir şeyiz. Eğer bir memlekette demokrasi varsa hepimiz her şeyiz. Ben ülke demokrasine elimden geldiğince, dilimin döndüğünce kendimce, kadrimce hizmet etmeye çalıştım. Ve kadim dost Sevgili Süleyman SOYLU’nun ifadesiyle “Demokrasi denizinde bir katre olmuş isek ne mutlu bizim gibilerine…”

 

Kitapta da demokrasiyle ilgili birçok yazı var. İsmi de esasen buradan gelmektedir. Demokrasi hüznü koymayı düşünürken 12 Eylüllere çağrıştırması nedeniyle Eylül Hüznü ismine karar verdik.

 

Demokrasi özü itibarıyla halkın kendi kendisini yönetmesi olsa da esasen içinde saygının olduğu, herkesi kendi konumunda kabullenmenin olduğu, hoşgörünün olduğu bir kavramdır. Demokrasi dışı en iyi yönetimler bu askeri olsun veya bürokratik bir yönetim olsun. Demokrasiyle gelen en kötü yönetimlerden daha kötüdürler. Benim esasen STK’lara üyeliğim de demokrasiye inanmış olmamım bir sonucudur. Çünkü demokrasinin STK’larla daha güçlü olacağına inananlardanım. Memur-Sen de kuruculuk ve yöneticiliklerim var. STK’ lara olan üyeliklerim esasen demokrasiye olan inancımın, desteğimin bir tezahürüdür.

 

“Son eseriniz Palmiye Yayıncılık kalitesiyle yayınlanmış, raflarda yerini almış. Bir yazar yayınevinden birçok şey bekler. İlgi, alaka, kalite, dağıtım… Yayıneviniz hakkında bilgi alabilir miyiz? Belki bizim de yolumuz oradan geçer bir gün. Ben, yazdıklarını esere dönüştürmek isteyenlere kesinlikle yayınevinizi tavsiye ediyorum siz neler diyeceksiniz?”

 

Palmiye Yayınevi, yeni bir kuruluş. Bizim kitapta belki ilk yayınlarından bir tanesi. Yayınevi yazar ilişkisinde esas olan şey güvendir. Bu güven yayıneviyle aramızda oluştu. Sahibi Lokman Bey sözünde duran kıymetli bir insandır. Şuna gönülden inanıyorum ki Palmiye Yayınları zaman içinde ülkemizde sesini duyuran birçok şair ve yazarın sığınacağı, kitaplarını yayınlayacağı yayınevlerinde birisi olacaktır. Kitabın kapağına çok çalıştık. Çok iyi bir grafikerleri var Vildan Hanım sağ olsun bizim hayalini kurup tarif ettiğimiz bir kapak tasarımı yaptı. Tabi ki defalarca kapak için görüştük. Öyle olmasın şöyle olsun diye ve hakikaten kapağından mizanpajına kadar çok iyi tertemiz bir kitap ortaya çıktı. Buradan kendilerine teşekkür etmek isterim. Sağ olsunlar bizi yayın süreci içinde hiç kırmadılar, isteklerimizi önemseyip yerine getirdiler. Allah yayınevimizin önünü açık etsin. Nasip olursa gelecek yıla veya yılın sonuna çıkacak şiir kitabım da Palmiye Yayınları’ndan çıkacak.

 

 

“Beş bölümden oluşan kitabınız dolu doluydu. Her satırında dönüp dönüp kapağa bakmak geldi içimden. Okurlarınızdan ne gibi tepkiler aldınız?”

 

Yaşadığım şehirde kitaplarımı okuyanlara rast geldiğim oluyor. Bazen mail yoluyla mesajlar aldığım oluyor. Yazı dilinin çok akıcı olduğunu söylüyorlar. Ve büyük bir çoğunluğu ‘Sizin yaşadıklarınızı bizlerde yaşadık.’ diyorlar. Esasen Anadolu’da yaşanan hayatlar arasında çok büyük bir farklılık yoktur. Kitapta hayata dair yazdığım denemelerin satırlarında okurlarda kendilerini bulduklarını söylüyorlar. Bir yazar için mühim olan da bir budur.

 

“Ne zamandan beri yazıyorsunuz. Yazma ortamınız nasıldır? Her şartta yazabiliyor musunuz yoksa çalışma ortamınızın olmazsa olmazları var mı?”

 

Benim okul yıllarında en yüksek aldığım notlar edebiyattan olurdu. Mesela düşünün sayısal derslerden dökülen bir öğrenci, Türkçe veya edebiyatta sınıfın en yüksek notların alan 3–5 kişi içinden olurdum. Kompozisyonum iyiydi. Gençlik yıllarımdan bu yana yazdığımı söylemeliyim. Lise yıllarımda ödünç daktilo bulurdum. Şiirlerimi yazılarımı oturur bir odada daktilo ederdim. Tabi öncelikle bunları yazı ya da şiir defterine geceleri yazardım. Tabiî ki yazı yazarken ya da şiir yazarken yalnız olmayı bir yandan çay eşliğinde yazdığımı söyleyebilirim.

 

 

Yeni kalemlere ne tavsiyeleriniz olacak?”

 

Yazmak işinde en önemli şey okumaktır. Ve işin bir süreklilik arz etmesidir. Yedi güzel adamın eserlerini okumalarını tavsiye ederim.

Esasen devletin bu okuma, yazma işine sahip çıkması gerekir. Herşeye teşvik veren devletin yazarı, şairi de teşvik etmesi gerekir. Maalesef devlette ve toplumda okumak, yazmak geçer akçe değil. Devletin, yazarlara en azından kitaplarının yayınlarken bir takım küçük teşvikler sağlaması, yazarların, eserlerin önünü açabilir diye düşünüyorum.

 

 

 

Şu günlerde hangi kitapları okuyorsunuz? Okumak için tavsiye edeceğiniz üç kitap ismi alabilir miyiz?”

 

Eylül Hüznü’nü okusunlar… J Şu günlerde ikinci defa benim haz alarak okuduğum bir kitap var. Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürü olan Hüseyin Yorulmaz Beyin “Bir Neslin Ağabeyi Erdem Beyazıt’’ adlı eserini okumalarını tavsiye edebilirim. Sezai Karakoç’un, Cahit Zarifoğlu’nun, Erdem Beyazit’in şiirlerini ve hayatlarını okumalarını tavsiye ederim. Muhyettin Şekur’un ‘’Su üstüne yazılar yazmak’’  ‘’ gölgeler koridoru’’ isimli eserlerinden de bahsedebilirim. Dr. Bayram Altan’ın ‘Dünyada Kazanabileceğimiz mutluluk 120 altın kuralı’ adlı kitabını tavsiye ederim.

Ve şu günlerde yine elimde olan İmam Gazali’nin Yöneticilere Altın Öğütler adlı kitabını tavsiye ederim.

 

Bir şiirinizi okurlarımızla paylaşmak istesek hangisine müsaade edersiniz?

 

Bu şiirim çıkacak olan şiir kitabında yer alacak ve belki de ismi olacak bir şiir bunu sizinle ilk defa paylaşayım.

 

İLK S/ÖZÜM 

Şu fena 
hayatta
hep yadırgarım
yerimi...

Sanki
bir varım
bir yokum
dünyayla
ukba
arasında
araftayım...

*
Şeyh Şami'nin
köyünde
kerpiç, çatısız 
bir evde
güz günü
söğütler yapraklarını
dökerken,
cevizler kabuklarını
atarken
dünyaya gelişim de,
ölü doğmuşum
sonra,
çığlıklar atışım
üzülürcesine
anamı
görüşüm
gülercesine...
*
Uyudum da
uyandım
oynadım da
yoruldum
boranda
tipide,
bir başıma
yollar aldım
ve ben,
sebepsiz 
hüzünlerle
durmadan
yürüdüm...

*
Kimi zaman
düşler kurardım
elinde asasıyla
Mekke de
Medine de
bir şeyhin
müridi olurdum
türlü, türlü
hallere
bürünürdüm...
*
Şunum da
bunum da
olsaydı
demedim
paraya pula
mala mülke
adanmadım…
*
Rabbin
verdiklerine
vermediklerine
şükürler içinde
gökyüzünde
hilale
hüzünlü
uçurtmalar
uçurdum...

 

 

“Seyfettin Çetiner olmak hayatınızı ne kadar zorlaştırdı? Sıradan biri olmak ister miydiniz?”

 

Bu soru bizim gibi garip, gureba bir insana büyük gelen bir sorudur esasen. Ama yinede cevaplamaya çalışayım. Ömrüm boyunca hiçbir zaman hiçbir şekilde kendimi bir şey olarak görmedim ayrıcalıklı hissetmedim. Hangi mevkide makamda, nerede olursam olayım normal sıradan bir Anadolu çocuğuyum. Normal insanlar hayatında ne gibi zorluklar yaşıyorsa bende aynı zorlukları ya da kolaylıkları yaşıyorum diyebilirim. Aklımdan çıkarmadığım Hz. Mevlana’nın bir sözü var. Hazretleri der ki;

 

’Sahip olduğun imkânlar ne derece geniş olursa olsun, zenginliğin ne kadar ölçüsüz olursa olsun sende bir kulsun ve ömrünün bir sonu var.’’ Bunu bir düstur haline getirerek yaşamak lazım…

 

Rabbin bize tanıdığı bir kader var bizlerde öyle ya da böyle o kaderi yaşıyoruz. Zaten sıradan, işte öylesine bir insanız.  Rahmetle anılmaktır şu fani ve fena dünyada gayemiz…

 

Bu soruyu Mehmet Akif in dizeleriyle cevaplayarak nihayetleyeyim;

 

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince /Günler şu heyulayı da er geç silecektir / Rahmetle anılmak ebediyet budur amma /Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir?' 

 

 

“Sayın Çetiner geleceğe dair planlarınız hakkında ipucu alabilir miyiz? Ne gibi çalışmalarınız var?”

 

Geleceğe dair en büyük isteğim hayatımı dürüst bir şekilde devam ettirebilmektir. Rabbin sevdiklerini sevmek sevmediklerini sevmemek. Elbette tüm bunların yanında her doğan, yaşayan insanın hayata dair hayalleri vardır. Ama bilinmelidir ki Rabbin de her insan hakkında planları vardır. O planlara selam olsun Rabden gelen başımız gözümüz üzerine olsun. Benim şu hayata dair kurduğum en önemli hayaller, planlar arasında yazı ve şiir kitabı çıkarmak vardı. Şu fani hayattan göçüp giderken bizimde dünya dair âcizane bir eserimiz olsun isterdim. Doğrusu bu planımı gerçekleştirmekten memnunum. Rabbime binlerce şükürler olsun.

 

Bundan sonraki süreçte bize düşen okumaya, yazmaya, düşünmeye ve yeni eserler ortaya koymaya çalışmaktır. Nasip olursa, ömrümüz varsa gelecek yıla bir şiir kitabı çıkarmayı planlıyorum. Ve ayrıca bir roman yazmak için başlangıç yapmıştım. Ama devamını getiremedim. Yerel seçimlerde aday adaylık süreci bizi bu âlemden alıp başka âlemlere götürdü. O roman öylece kalıverdi. Devam ettirebilirsem o romanın devamını getirmek isterim. Bir diğer planımda Kadim dost sevgili Süleyman Soylu’nun yapmış olduğu söyleyişleri, ‘’Soylu Söyleyişiler’’ adı altında kitaplaştırma düşüncem var. Söyleyişleri ve hakkında yazılan yazıları bir araya getirdik. Bir çalışma yaptık Sevgili Soylu müsaade ederse bu yıl böyle bir kitapta çıkabilir.

 

 

Yerel seçimlerde siyasete de girdiğiniz dönemde aday adaylığınız sürecinde neler yaşadınız?

 

Süreç içerisinde üzüldüğümüz, sevindiğimiz zamanlar olsa da, büyük bir tecrübe edindiğimi söyleyebilirim. Değer miydi? Bana göre değerdi. Yaşamadığınızı yaşamak, duymadığınızı duymak, hissetmediğinizi hissetmek, bilmediğinizi bilmek ve tanımadığınızı, tanıdığınızı tanımak için siyaset elzem olan bir şeydir. Kendimce çok özel, güzel dersler çıkardım diyebilirim. Şimdi düne göre her açıdan daha donanımlı olduğumu söyleyebilirim. Ülkesine, memleketine dair hayalleri olan, söyleyecek sözü olan, hizmet etmek isteyen herkesin siyasete girmesini tavsiye ederim.

 

Son olarak neler söylemek istersiniz?

 

Bana böyle bir fırsatı verdiğini için size teşekkürlerimi arz etmek isterim. Ve tabi ki yayınevimizin değerli sahibi Lokman Bey’e hassaten teşekkür ederim. Bir de buradan kitabımıza önsözüyle katkı sağlayan kadim dostumuz, kıymetli insan sevgili Süleyman SOYLU ’ya teşekkürlerimi arz etmek isterim.

 

Karabük Üniversitesi Rektör Yrd. Ülkemizin İlk MİA’cı profesörlerinden kadim dostumuz  Prof. Dr. Sait AŞGIN Bey’e teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Kendisiyle ilgili bir yazıda kitapta yerini aldı. Öğretmenlik yıllarımda ilçemizin kaymakamıydı. Bugünlerde sözü edilen yönetim anlayışını yıllar öncesinden farkına varmış uygulayan bir yöneticiydi.

 

Arka kapak yazılarını yazan ODTÜ hocalarından Kıymetli insan Prof. Dr. Cengiz Yılmaz hocama ve Prof. Dr. Faruk BİLİR hocama Sevgili Tarık AKSAR’a, Salih KUYAN ve Av. Uğur KIZILCA Beylere teşekkürlerimi iletmek isterim.

 

Cengiz hocamın arka kapak yazısıyla sözlerimi son vereyim;

 

’Eylül Hüznü’’ kitabı Anadolu kültürünün derinliklerini temsil eden temiz yüreklilik, hoşgörü ve vefa hasletlerini en iyi şekilde yansıtan, çok keyifli ve aynı derecede düşündürücü bir anı, şiir ve edebiyat yolculuğu… Seyfettin ÇETİNER yakın ve uzak geçmişin insanlarına ve olaylarına büyük bir ferasetle yaklaşıyor ve farklılıklarımızın değil ortak yönlerimizin altını çizen bir bakış açısı ortaya koyuyor. Göremediğimizi görmek, hissedemediğimizi hissetmek için, hiç olmazsa yüreğimizi aydınlatmak için Eylül Hüznünü okumak iyi gelecektir.’’

 

Ben de çok teşekkür ediyorum Sayın hocam, bir şiirinizi de ben paylaşayım müsadenizle. Kaleminiz daim, idealleriniz sonsuz olsun diyorum.

(Fotoğraf yazarımızın vekil öğretmenlik yaptığı dönemden...)

KÜÇÜCÜK BİR ÇOCUKTUM

Kara saçları uzadıkca
kıvrılan,
teni esmerce, 
sesi sessizce 
hali düşüncelice
bir çocuktum
kırlarda bahçelerde
kendince
gezinir dururdum...

Bentlerde oynar
kağıttan gemiler yapar
arklarda yüzdürür
gemileri batırır
çamurlara bulanır
çaykaradan su içer
karıncaları sever
yuvalarını izler
yollarını açardım.

Küçücüktüm,
Ve ben büyürdüm...

Akşam olunca
ezan okununca
eve dönerdim
anam azarlardı
nerelerde kaldın?
yine mi ?
çamurlara bulandın
kara oğlum derdi
dövecek olurdu
dövemezdi
vuramazdı
kıyamazdı
olduğum yere kıvrılır
sessizce 
hayaller kurardım

Küçücüktüm,
Ve ben büyürdüm...

Kerpiç avluyla çevrili
evimizin önünde
sabah vaktinde
bir başıma
kuyuya
misket yuvarlar
misketin etrafında
dönerdi hayatım

bazen delicesine
lastik topun peşinde
koşar, goller atar

bazen de,
çelik çomak oynar
yorulurdum, acıkırdım...

Kuru fasulye, keşkek
yemeğine düşkündüm
meşe ateşinde kızaran
hamsiyi vurgundum

köz ateşinde 
demlenen
çayı severdim…

Küçücüktüm,
Ve ben büyürdüm...

Orta çayırın 
yemyeşil ağız değmemiş
bahçelerinde
alaca süt ineklerini
otlatır doyururdum
büyük ceviz ağacından
cevizler koparır
bir bir sayar
küçük çobanlarla
paylaşırdım.

Yamalı pantolon giyer,
canik ayakkabıyla dolaşır
yağmurlu havalarda,
dolardı ağmur suları,
küçücük ayağıma,
hiç umursamazdım

Küçücüktüm,
Ve ben büyürdüm.

Sabahları erken kalkardı
anamız, ebemiz
anam tandırında
çörekler yaparken
yardım ederdim
nasılda sevinirdi
küçücük yardımlarıma
kara gözlerime bakar
karaoğlum derdi,
başımı okşardı
gözlerinin içi gülerdi.

Küçücüktüm,
Ve ben büyürdüm...

İlkokul birinci sınıftaydım
siyah önlüğümü
beyaz yakalığımı
kendim giyerdim
çantamı sırtıma aldığımda
anlardım hayatın ağırlığını
kaşlarım çatılır,
ey hayat
korkmuyorum
senden diye
için, için bağırırdım

Küçücüktüm,
Ve ben büyürdüm...


Kimi zaman,
sebepsiz yere
hüzünlenir
ıssız bir yerde
ağlardım
kimseler bilmezdi,
ağladığımı...

Ve birde en çok,
serçelere üzülürdüm,
kış günlerinde
yem atardım
kelebekleri yakalamaya çalışır
ulaşamazdım
kedileri
sevmesemde
beslenmemden verirdim

Küçücüktüm,
Ve ben büyürdüm.

Yıllar sonra,
ondört yaşımdaydım
serpildim, büyüdüm
bıyıklarımı terlettim
baba ocağından
ana kucağından ayrıldım
bilinmeyen illere
tanınmayan iklimlere
yollar aldım...

Kara kışlarda
karlı yollarda
bir başıma kalakalsam da
her türlü zorluğa alışkındım
yıldırmazdı hiçbir rüzgar beni
es be,kahpe rüzgar es
nerden, nasıl esersen es
ben anadolu hamuruyla
yoğruldum, büyüdüm
bir başıma hayata atıldım.

Küçücüktüm,
Ve ben büyürdüm.

Ruhumda buruk hayallerim
vuslatta alev,alev düşlerim
ideallerim, ülkülerim
ötelere dair hesaplarım
türlü türlü zorluklarım
Olsa da,

Küçücüktüm
Ve ben büyürdüm

Aşılmayan dağları
Geçit vermeyen yolları
Rabbin inayetiyle geçerdim
İnancımla,
Surda gedik açtırmadım,
Hayatı, öteleri Rabbi tanıdım,
Tanıdıkca büyüdüm,büyüdüm,
Büyüdükce küçüldüm,küçüldüm

Ve ben büyüdükce, küçülmeyi öğrendim...

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4334 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri