Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

Yazar Baki Evkaralı ile Dobra Dobra

14 Nisan 2017 Cuma

 

 

"Bu edebiyat dünyasında birileri ezilirken, birilerini baş tacı eden, bizlere kimsesizlik hırkası giydirme davası güden dini imanı para olmuşlara inat, eserimin yanındayım."    BAKİ EVKARALI

Bu hafta sizlere son katıldığım Denizli kitap fuarında, önceki fuarların değerlendirmesini yaparken söyleşi sözünü aldığım Baki Evkaralı’yı tanıtmak istedim. Biz onu yazılarından, şiirlerinden, güler yüzünden tanıdık, soyadını söylerken şaşırdık, kekeledik, belli etmeyip önündeki isimliğinden kopya çektik.

Velhasıl, bazı insanları önce yaptıkları işlerle tanır sonra isimlerini öğrenirsiniz. Baki Evkaralı’yı biz aslında Bakican diye tanıdık. Yazdığı kitaplarıyla, katıldığı fuarlarda okurlarına eserlerini imzalayan Bakican’a sorularımı yöneltmeden önce onun Denizli’de doğup büyüdüğünü, Niğde Abant İzzet Baysal Üniversitesi mezunu olduğunu da söyleyeyim.

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta

 

Tabi söyleyeceklerim bu kadar değil, gerisini kendisinden öğrenelim çünkü benim her daim ilgimi çeken bir alanda da uzman.

“Evet Sayın Evkaralı, hoş geldiniz. Bakican’ı dostlarına sorsak, bir edebiyat sevdalısı, güler yüzlü bir adam, yazmaya, doğaya âşık, esprili, candan bir kişi diye tarif ederler sanıyorum. Sizce Baki Evkaralı nasıl biridir? Neleri sever, nelere kızar?”

Bakican yaratılan her şeyi sever, korktukları vardır ama uzaktan yine sever, sevmekten asla vazgeçmez, Zeki Müren'in atı Düldül öldü diye ağlayan, hayatının aşkını arayan, ararken dünyaya boş gelmedik diyen, evcimen, ne ise o, tipik bir yengeç burcu insanı. Haksızlığa kızar, Allah deyip menfaatinin peşinde olana, kalbi muhabbetini menfaatlerine meze edene, garip insana zulmedene kızar da, bir dua yollar yine sabır tadında.

 

baki evkaralı ile ilgili görsel sonucu

“Ne güzel anlattınız kendinizi. Oysa kendini anlatabilmek maharet ister, zordur. Peki, devam edelim, ortaokul yıllarında edebiyat öğretmeni Çiğdem Olcay Kıyak'ın yüreklendirmesiyle yazmaya başladığınızı öğrendik. Nasıl bir öğretmendi?”

Tayini köye çıkmış daha 25’inde güzeller güzeli bir öğretmen düşünün. İdealist, sevecen, pozitif. Ve tatillerde evde oturmak, ayaklarını uzatıp kahvesini yudumlamak varken okulun anahtarını alıp, kilometrelerce yol alıp, çocuklara tiyatroyu, sinemayı, edebiyatı sevdiren bir öğretmen. İşte ben onun yolundan giden bir eserim.

“Edebiyata olan ilginizi lisede yazıp kendinizin de oynadığı bir tiyatro oyunuyla devam ettirdiniz. Sonrası nasıl geldi? Size bu hususta el uzatan kişi ya da kişiler oldu mu?”

Allah’tan başka kimsem olmadı. İlk oyununu ilkokul beşinci sınıfta öğretmenim Bekir Yıldırım için veda partisinde sergiledim. Yazdım, yönettim. Sonra baktım devam eden bir aşk var, birçok tiyatro eserinde rol aldım. Ardından mezun olduğum lise için çocuklar istiyor, gençler hevesli diye oyunlar yazıp yönettim. Üniversitede ders devam etti. Tiyatroyu bu sefer engelli kardeşlerimiz için bir vesile olarak ortaya koydum. Kalpleri fethettikleri kendimce ve o ünlü sözümü söyledim. “Ben oyunumu sahnede oynarım, ama dostlarıma karşı oynamadım, hep dostlarım yetenekliydi.”

 

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar

(Bakican Evkaralı, Sinan Yağmur ile bir sohbet esnasında...)

 

“Tiyatro merakım benim de fazlasıyla vardır. Köyümüzden artist çıkmadığı için ben olmadım ama sizin bu deneyimlerinizi okurlarımızla paylaşmanızı isterim. Ne gibi faaliyetler yaptınız, grup kurdunuz, oyun yazdınız, oynadınız. Anlatır mısınız?”

Ben genelde toplumun acısını komediye anlatan eserler yazdım, kısa skeçlerdi. Bu alanda çocuklar seviyor diye sadece emek vermişliğim çoktur, sonra ‘Alaylısın’ diye dalga geçtiler. Oyunculuk Sertifikamı almakla kalmadım, cebimdeki üç kuruşu çocukların yüzü gülsün diye harcayıp onlara rehberlik yaptım. Bir koltuk değneği için, ortopedik engelli kardeşlerim için, Allah razı olsun peşinde şiir dinletileri yaptım. Fakirdim ama ben insanı insanca sevmek davasını anlatmak derdindeydim.

 

 

“İlk eseriniz olan şiir kitabınızın basım aşamasını hatırlıyor musunuz? Kitaba isim verme, yayınevine karar verme, ilk heyecan gibi duygularınızı bizimle paylaşır mısınız?”

Acıları depreştirmesek mi? Sosyal sorumluluk projemin hiç edilmesidir çıkışım ama ben sevgiyle büyüdüm, ona da vesile oldu. On beş sene parasızlıktan gerçekleşmeyen hayalin, bir çocuğun imdadına yetişmek için çıktığım yolda çok acılar çektim. Yazarının yanında olan yayınevinin ne derecede önemli olduğunu acı çektire çektire öğrettiler.

 

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

“Şiir sizin için ne ifade eder, her şiiri beğenir misiniz? Şiirde ne gibi özellikler ararsınız? Daha çok serbest şiir yazıyorsunuz. Şiiri güzel yorumlamak hususunda iddialı mısınız?”

Şiir nefes almaktır, aşkın acısını kelamla bala bulamaktır, sevgiliye saklanan en kıymetli kelamları sevda uğruna gözünü kırpmadan harcamaktır. Şiir aşkın ateşinde yanmaya talip pervane olmaktır. Orhan Veli, Atilla İlhan, Nazım Hikmet ve Necip Fazıl sevdalısı bir ruhun şiirde aradığı özellik kalbe şifa olanıdır. Şekline takılmamak asla. Okumaya gelince bir tavsiyem var, Google’a Bakican vazgeçtim yazsın okurlarımız, aşkla okumak ne demek anlayacaklar.

 

baki evkaralı ile ilgili görsel sonucu

 

“Elifname isimli eseriniz Hayat Yayınları tarafından okurla buluşturuldu. Kitabın içeriği hakkında bilgi alabilir miyiz? Hedef kitle kaç yaş grubu? Kitapta keşke dediğiniz bir nokta oldu mu?”

Elif bir başlangıçtır, aşk dahi onunla başlar. Bir gencin vuslatsız aşkının sesleniş romanıdır. Bir seyahate çıkarır sizi, dünyevi aşk ile başlarsınız bir garip aşığın sesini duyarsınız, sonra bir bakarsınız ki kendi iç yolculuğunuzdaki en ilahi aşka ulaştıracak rehber olmuştur bu kitap. Aşkın ebemkuşağı gibi her rengini bulmanıza vesile olur.

Hedef kitlesi kalbinde aşk damıtılmış insanlardır, elbette keşfe yeni başlayan gençler için de bulunmaz bir kaynak hale geldi. Oldu ben herkesi kendim gibi bilirim, inanmak esastır, kalbimde buğuz yoktur, istesem de yapamam zaten mizacıma ters. Bu edebiyat dünyasında birileri ezilirken, birilerini baş tacı eden, bizlere kimsesizlik hırkası giydirme davası güden dini imanı para olmuşlara inat, eserimin yanındayım. O nedenle keşke dediğim tek şey, 15 senelik emeğimi keşke 10 sene esarete mahkûm etmeseydim. Öğrendim, herkes ben gibi değilmiş.

baki evkaralı ile ilgili görsel sonucu

“Elifname kitabınızdan bir iki cümle okurlarımızla paylaşabilir miyiz?”

Ben vazgeçmeyi bilmeyen bir âşıktım, sevda içtim gecelerce. Ben seni Elif gibi durarak yıkılmadan sevdim.

“Doğru yayınevi bulmak yazar için büyük bir şans olduğu kanısındayım, ben hem farklı alanlarda yazıyor olmamdan dolayı hem şanssızlıklarımdan hem de başkalarının “Çok iyi insandır” sözlerine güvendiğimden çok kaybettim. Tecrube ede ede öğrendik, çok canımız yandı. Siz doğru yayınevinde olduğunuzu düşünüyor musunuz? Beklentilerinize cevap veriyor mu?”

“Ben yayınevini şöyle düşünüyorum; bana göre yayınevi bir ailedir. Sahibi bir baba ve yazarları birer evlat, hepsi bir sofranın etrafında toplanır. Ortada bir çorba herkeste birer kaşık, herkes rızkına varır. Ama edebiyat dünyasında gördüm ki en inançlı olduğunu zikreden insanlar bile tek bir inanca tabii olmuşlar. Adam etmek istediklerine kepçe, yok etmek istediklerine de “Satmıyor” yalanıyla o sofradaki kaşığı kırıp “Kimsesizsin” yaftası vuruyorlar.

Ben masraflarımı bile bir okura daha ulaşmak adına kendim elimden geldiğince cebimden ödeyerek fuarlara katılıyorum. Emekli edep olan bir iş yaptığınıza inandığım bu dünyada ‘Rabbena hep bana’ diyen bir zihniyetin kol gezdiğini gördükçe üzülüyorum ama en çok dua ediyorum, Allah ıslah etsin diye. Çünkü kul hakkıyla gelmeyin diyor ilahi, hakkımı helal edeceğim, sofrada evlat ayırmayan bir yerde ve doğru bir yayınevinde olacağıma inanıyorum. Beni bilen bilir dost bilmeyen kendi bilir elbet. Hak için yürürken kimin ayakları dikenle tanışmamış. Allah benim kalbimi göremeyen, Kerim gözlerini açsın, hidayete erdirsin. Ben hakkımı helal etmiyorum haklı olarak. Çok üzülerek söylüyorum; ne kalbimde aşk bıraktılar ne yıkılmadık Kabe kaldı. O yüzden derim ki ben Hacca çok gittim geldim. Rızkı veren Mevla’dır. Ben okurlarım için yaşıyor ve yazıyorum. Allah herkesin karşısına doğru insanları çıkarsın, yazarının yanında olan yayınevlerini de inşallah. Ben kendini biliyorum o yeter!”

“Çok güzel anlattınız, benim de hiçbir emeği olmadan üstümden para kazananlara helal etmediğim haklarım var. Sözleşme bittiği halde eserlerimizden para kazananlara da… Neyse, “iyi ki ölüm” var deyip diğer soruma geçeyim. Eserlerinizde başka yazarlardan, şairlerden etkilenerek yazdığınız oluyor mu? Mesela ben bir denemenizi her ne kadar içeriği farklı olsa da direkt aklıma geldi, Mevlana’nın etme şiirinden etkilendiğinizi düşündüm. Başlığı da Etme idi. Etkilenme diye tabir edilen bu durumu doğru buluyor musunuz? Çünkü bu birçok yazar için tehlike arz eden bir durum. Ben sol yanım kelime grubunun bile paylaşılmasına kızan bir yazar olarak soruyorum bunu. Çalıntı cümlelerle işi götüren şair ve azarların çoğaldığı bu zamanlarda ne yapmak lazım?”

Ben yıllarca şiir yazdım, hep korktum falanı taklit ediyor demelerinden, çünkü ben olmadığım bir şey söylendiğinde hak için kızan biriyim. Kelam kalbime düşmezse elim işçiliğini yapmaz dost. Ben öyle biriyim. Ama Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun hayatına bakınca yaptığım hatayı gördüm, yazarların en güzel yanı birbirlerini yapıcı yönde etkilemeleridir ve bu âlemde etkilenmeyen yoktur. Benimde etkilendiğim büyük üstatlar var elbet ama asla yeni yetme yazarlar gibi kimsenin kelimelerini çalmadım. Bir kelamı yazarken bile acaba kul hakkına girer miyim diye korkan biriyim. Ben buyum. Ama etkilendiysem, bir söz aldıysam ki yapmadım hiç yiğidi öldürür hakkını yemem. Özet olarak emek hırsızlarını ben de sizin gibi kınıyorum.

baki evkaralı ile ilgili görsel sonucu

 

“İlham size mi siz ilhama mı gidersiniz? Her oturduğunda, konu verildiğinde yazabilen biri misiniz?”

Duygu, ruhuma kelam kalbime düşmedikçe yazmam. Ismarlama şiir ve yazı olmaz ve o nedenle şiirlerimi hiçbir zaman rakı sofrasında meze yapmadım.

“Sevdiğiniz, okumaktan zevk aldığınız yazarlar kimlerdir?”

Ahmet Şerif İzgören, Peyami safa, Sabahattin Ali, Ömer Seyfettin, Rıfat Ilgaz, Cengiz Aytmatov, Kemal Tahir, Tahir kutsi Makal, Canan Tan.

“Yazar adaylarına hep okumaları önerilir, okudukça daha kolay yazacağı, dolmadan taşılmayacağı doğrudur. Siz neler önereceksiniz?”

Okumayı ve demlenmeyi.

“Edebiyat alanında büyük bir kıskançlığın olduğu gerçeği sizce doğru mu? Bu konuda neler söyleyeceksiniz?”

Allah doğrunun yanındadır, kıskanan kendine eder, Allah doğru olan herkese daha çok versin. Benim kıskanmakla kaybedecek vaktim yok.

“Okurdan çok yazar var sözüne katılıyor musunuz?”

Bu devirde iki kelam yazan zaten yazar(!)…

baki evkaralı ile ilgili görsel sonucu

 

“Baki Evkaralı’nın on yıl sonraki hedefi nedir? Yeni projeleri var mı? İpucu alabilir miyiz?”

Edebiyat dünyasında çok sevilen, gerçek rehber olan Bab-ı Ali’nin babası hitabıyla anılan biri olup, kalpleri fethetmek tek hedefim. Gerisi hikâye, kalanı roman… Onun dışında basıma hazır 3 eser daha geliyor.

“Okurlarımıza iletmek istediğiniz bir husus var mı?”

Sosyal Medyada kendime ait bir sayfam var, orda kendimle ilgili çok şeyi, kalbimi paylaşıyorum. Desteklerini beklerim. Onun dışında ben bütün işlerimi Allah’a emanet ettim. Okurlarım yanımda olacaktır, buna inanıyorum. Bir yazarı anlamanın en güzel yolu eserlerini okumaktır. Okusunlar yeter…

baki evkaralı ile ilgili görsel sonucu

 

“Kıymetli vaktinizden ayırdığınız için teşekkür ediyor, yolunuz açık imzanız bol edebiyat sevdanız ebedi olsun diyorum.”

 

Bana bu fırsatı verdiğinizden dolayı ben teşekkür ederim. Tüm okurlarımızın kalbine dokunmak dileklerimle...

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1574 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri