Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

Yazar- Yayıncı Orhan Aras ile Edebiyat üzerine Söyleşi

20 Şubat 2016 Cumartesi

Bence ölümsüzlük, sözdür. Sözünüz kalmışsa siz yaşıyorsunuz demektir. ORHAN ARAS

 

Bu değerli konuğumla sohbetimize başlamadan önce dilerseniz birkaç cümle söyleyeyim hakkında.  Hani takdir etmeye kelimeler bulamazsınız da “Maşallah” dersiniz ya işte onlardan biri. Sevgili Orhan Aras Almanya’da yaşayan, Referans ve Avrupa’dan Bakış Dergilerini yayınlayan bir şair yazar…  Kendisiyle yüz yüze tanışma şansına sahip olanlardan biriyim. Biyografisine de göz atalım dilerseniz.

 

Orhan Aras, Iğdır’ın Kuzugüden köyünde doğdu. Orta öğretimini Iğdır’da bitirdikten sonra Artvin, Kars ve Erzurum Öğretmen okullarında okudu. Öğretmenlik yapmadan Almanya’ya gitti. Almanya Bochum Üniversitesi’nde Türkoloji derslerine katıldı. İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Azerbaycan`da başlayan bağımsızlık hareketleri sırasında Almanya`da faaliyete başlayan Azerbaycan Türkleri Federasyonu çalışmalarına katildi ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde derneklerin faaliyetleri için aktif görev aldı. Çeşitli konulardaki makaleleri, hikâyeleri ve şiirleri Azerbaycan`da, Türkiye’de ve Avrupa’da çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmaktadır. 1994 yılından beri Türkiye Yazarlar Birliği ve 2007 yılından itibaren de Azerbaycan Yazarlar Birliği fahri üyesidir. Orhan Aras Avrupa’da aylık yayınlanan Avrupa’dan Bakış gazetesinin yayın yönetmenliğini yapmaktadır. Orhan Aras’ın 4 tanesi Türkiye`de, bir tanesi Azerbaycan’da, bir tanesi de Almanya’da Almanca yayınlanmış 6 kitabi bulunmaktadır.

Karabağ’ın Gözyaşları (şiir,1990-Istanbul)

Azerbaycan Davamız (istanbul,1998)

Aşklar Daha Ölmedi (şiir,2000,Istanbul)

Ayrılığın Rengi Hüzün (2002,Istanbul)

Deutschland Gib Mir Ein Wenig Liebe (2006, Almanya)

Hoşgördük Güzel Yurdum (2007,Bakü)

Kaşgar’dan Berlin’e Portreler ve Kitaplar (İstanbul, 2013)

 

 Sevgili Orhan Aras’ı sizlere de yakından tanıtabilmek adına söyleşimize geçmek istiyorum müsaadenizle.

“Orhan Üstadım, hoş geldiniz. Kıymetli vaktinizden ayırdığınız beni kırmadığınız için öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Eserleriniz şiir ağırlıklı… Şiir sizin için ne ifade eder? Bir şiir nasıl olmalı, şiirde hangi özellikleri ararsınız?”

 

Fatma Hanım, ben size teşekkür ediyorum.

Şiir derken büyük şairimiz Fuzuli’nin şiir hakkında bir sözünü burada tekrar etmeden geçemeyeceğim. Fuzuli’ye göre, bilimsiz şiir, temelsiz duvar gibidir. Şiir doğal olarak gönül işidir. Aynen müzik gibi. Bazen sözlerin ahengi, müziği insanın hoşuna gider bazen de anlamı... Cahit Sıtkı, Orhan Veli şimdi çok sevdiğimiz şiirlerini yazdıklarında çok yadırganmış ve dikkate alınmamışlardı. Zamanla şiirlerindeki sade söyleyiş tarzı insanların ilgisini çekti ve kalıcı oldular. İyi şiirin en önemli özelliği, iyi dili olmasıdır. Biliyorsunuz Almanya’nın bütün dünyada Goethe enstitüleri vardır. Oradan dil belgesi aldın mı o belge her yerde geçerlidir. Bu ne demektir? Bir şair kendi ülkesinin diline damgasını vurmuştur. Goethe’nin dili demek Alman dili demektir. Bizde her şey ideolojik ölçülerle ölçüldüğü için kendi dilimizin zenginliklerinden de habersiz kaldık. Bir dönem toplumun bir kesimi Nazım Hikmeti, diğeri ise Necip Fazıl’ı tanımadı. Ne yazık ki hiç bir toplumda böyle bir aymazlık yoktur. Şiir ideolojiye, inanca sığmaz, sığmamalıdır da... Orda dilin rengini, kokusunu, gönlün aşk dolu ifadesini, bazen bir çığlığı, bazen bir isyanı, bazen bir öfkeyi, şikâyeti, küfrü, bazen bir mutluluk şarkısını duyabilmelisiniz. Şiirin biçimi, söylenişi pek de önemli değildir. Önemli olan dilin güzel söylenişi ve ifadelerin yerli yerinde olmasıdır. Bizim edebiyatımızda nesirden (düz yazı) daha çok şiir vardır. Bazen tarihimizin cinayetlerini, şikâyetlerini, aşklarını, alaylarını, küfürlerini şiirlerimizde okuruz. Baki, Kanuni’ye mersiye yazmıştır. Taşlıcalı Yahya Şehzade Mustafa’nın cinayetini deşifre eden şiir yazmıştır. Fuzuli devrin rüşvetçilerine şikâyetname yazmıştır. Ne’fi, o dönemin vezir ve vüzerasını hicivleriyle rezil etmiştir. Şiir biraz da zamana şahitlik etmektir.

 

 

“Orhan Aras’ı ben güler yüzlü, çalışkan, sözünün eri olarak tanıdım. Siz de kendiniz hakkında biraz bilgi verir misiniz? Sevdiğiniz iyi ki böyleyim dediğinizi ya da hoşunuza gitmeyen yanlarınız nelerdir?”

 

Hoşuma gitmeyen yanlarım çok. İnsan yaşadıkça ve öğrendikçe kendini törpülemeli, kötülüklerinden, yanlışlıklarından, önyargılarından kendini kurtarmalıdır. Olgunlaşmanın önemi de budur. Düşünce ağır bir yüktür. Düşünen insan dertli insandır. Ama düşünmek de insanı özgür kılar. Kimsenin esiri olmazsın.

Ben yola çıkarken sadece bir öğrenci olmak istedim... Öğrencilik ruhu beni çalışmaya, sürekli yeni şeyler öğrenmeye sevk etti. Bu karmaşık ve zulüm dolu dünyanın en mutlu köşesi kitapların olduğu köşedir. Ben o köşede oturmayı, kendimi bu şekilde korumayı düşündüm. Bunu başardığımı da sanıyorum. Çünkü ne zaman canım yansa, etraftan bıksam, yorulsam hemen kitaplar imdadıma koşarlar ve onların içinde etrafı unuturum.

Avrupa’ya gelmek bana çok şey kazandırdı. Bir yabancı dil öğrendim. O dil vasıtasıyla farklı fikirler ve Türkiye’de öğrendiğim fikirlerim arasında kıyaslama yapabildim. Dünyanın bizden ve bizim bastırılmış, çarpıtılmış fikirlerimizden ibaret olmadığını öğrendim. İçimdeki kaba, fanatik ve yanlış fikirler birer birer sırra kadem bastılar. Şimdi o her şeyi ideolojik pencereden izleyen ve ona göre hükümler çıkaran halime gülüyorum. Şimdiki halim belki gelecek halimden geridir ama geçmişten de iyidir sanıyorum.

 

“Orhan Aras Türkiye dışında yaşayan ama yazları her fırsatta memleketine gelen bir yazar. Memleketinize duyduğunuz özlemi nasıl anlatırsınız?”

Pablo Neruda, “Ülkesinde yaşamayan insan bir tarafı felçli insandır,” der. O bu sözü derken öylesine söylememiştir. 20 yıldan fazla ülkesini konsolos olarak yurt dışında temsil etmiş ve ülkesinin dışında kalmıştır.

Benim için de bu söz geçerlidir. Kendimi kendi ülkemde daha özgür, daha mutlu ve daha güvende duyumsuyorum. Bu söz orda yaşayan sizler için doğru olmayabilir. Ülkedeki bütün problemlerden haberdarım. Ama biz o kadar o topraklara, o insanlara susamışız ki olumsuzlukları göremiyor veya görmek istemiyoruz. Benim rüyalarım hala 12-13 yaşıma kadar yaşadığım topraklarda geçer. Başımı yastığa koyduğumda oradaki iğde ağaçlarının kokusunu duyarım burnumun ucunda. Ve en mutlu olduğum sıralarda bile yüreğimde ince bir sızı duyarım ve anlarım ki bu sızı ülkem olan özlemin sızısıdır. O özlemleri ve arzuları “Ayrılığın Rengi Hüzün” kitabımda anlattım.

“İki dergi çıkarmak/çıkarabilmek/devam ettirebilmek… Bu büyük bir başarı… Edebiyat ve sanat adına gerçekten zor iş. Öyle alelade bir dergi de değil üstelik… Tabiri caizse her özelliği ile bir numara. Bu arada benim öykü ve söyleşilerime de derginizde yer verdiğiniz için ayrıca ve sonsuz teşekkür ederim. Nasıl karar verdiniz dergiciliğe?”

Beş yıldan beridir benim işim sadece yazmak. Nasıl birileri sabah erkenden kalkıp işe gidiyorsa ben de kalktığım an hep aklım bilgisayarımdadır. Oturur yazarım. Ben ekmeğimi kazanırken bile hep bu günleri hayal ettim. Yani sadece yazmayı... 25 yıllık çalışmadan sonra bu hayalime ulaştım ve şimdi sadece yazıyorum.

Yazarken bunları sadece kitap olarak değil dergi olarak da yayınlamayı ve hem ülkemiz hem de dışarıda yaşayan insanlarımızın hikâyelerini, şiirlerini de yayınlama arzusu uyandı içimde ve bunu yavaş yavaş gerçekleştirdik.

 

“Avrupa’dan Bakış gerek öykü, şiir makale, deneme, tanıtım ile dolu dolu bir dergi. Referans Dergisini Avrupa’dan Bakış’tan ayıran özellikler nelerdir?”

Almanya’da hep söylenen, Türklerin Avrupa’da entelektüel seviyesinin olmadığıdır. Biz biraz da bunun için özellikle burada yaşayanların yazdıkları edebi, felsefi ve sanatsal eserleri yayınlamak ve bizden sonra da burada bu gelenek devam ettirilsin istedik. Bunu da başardık sanıyorum. Artık Referans’ın 28. sayısını hazırlıyoruz.

“Yazarlık, köşe yazarlığı, çevirmenlik, şairlik, çeşitli etkinlikler… Bu kadar yoğunlukta Orhan Aras’ın bir günü nasıl geçer diye sormak istiyorum?”

Ben metotlu çalışmayı sevmiyorum. Örneğin oturup makale yazarken keyfim kaçar ve dönerim hemen bir şiir veya hikâye yazarım. Bu nedenle problem olmuyor. Günde en az beş saatimi yazmaya ayırırım. Sonra çıkar bol bol yürür ve yazacağım konuları düşünürüm. Vakit kaldıkça da seminerlere, toplantılara giderim. Gençlerle konuşmak, onlara yararlı olmak beni çok mutlu eder.

 

 

“Edebiyat açısından düşünüldüğünde esere Türkiye’de mi yoksa Almanya’da daha çok kıymet veriliyor? Niçin?”

Almanya daha çok değer verir. Burada ben dergilere, gazetelere yazı gönderdiğimde telif hakkı verirler. Çünkü her şey paralıdır sadece yazı parasızdır. Ben, ileride sistemi oturtabilirsek, bizim dergilerde yazan yazarlara da telif hakkı ödenmesinden yanayım. Yazar yazdıklarından kazanamazsa gider başka işler yapar ve verimli olamaz. Ama bu gelenek bizde ne yazık ki yerleşmemiştir. Yayınevleri bile buna yanaşmıyorlar. Bu tabii ki gelişme ile ilgilidir. Okumanın önemsenmediği toplumlarda yazarların da değeri yoktur.

 

 “Yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda ardınızda neler görmek istiyorsunuz, bizimle paylaşır mısınız? Orhan Aras’ın hayatta ve edebiyatta amaçları nelerdir?”

Geriye dönüp baktığımda yazdıklarımla ve kişiliğimle anılmak isterim. Bir cümlenin bile kalması önemlidir. İnsan kendisinin ölümlü olduğunu bile bile hep ölümsüzlüğü kendisine yakıştırır. Bence ölümsüzlük, sözdür. Sözünüz kalmışsa siz yaşıyorsunuz demektir.

 

“Kitaplarınızı okurlarla nasıl buluşturuyorsunuz? Okurlardan nasıl geri dönüşümler alıyorsunuz?”

 

Ben Türkiye’deki fuarlara katılamıyorum. Ama kitaplarım satılıyor ve okuyucularımdan tatlı mailler alıyorum bu beni mutlu ediyor.

 

“Yeni kitap müjdesi var mı?”

Evet. Üzerinde çalıştığım iki kitap var, yakında çıkacak.

“Şimdiden hayırlı olsun diyelim o halde. Peki, kitap okuma oranı Türkiye’de az biliyorsunuz. Sizce bu hususta neler yapılabilir?”

Evde anne- baba okumadı mı çocuklar da okumuyor. Eve koltuğunda gazete girmeyen bir babanın çocuğu okumaz. Liseyi bitirenlerden bazen mektup alıyorum ve çok üzülüyorum. Berbat bir Türkçe... Demek ki okumuyorlar. Okuyanın dili de, ahlakı da, düşünce tarzı da güzel olur. Okumak insana farklı pencereler açar, farklı dünyalar gösterir ve onu daha da zenginleştirir. Ne yazık ki okumadığımız için geriyiz. Diğer konular hep okumanın ardından gelir. Okuyan, çabuk anlar, çabuk anlayan iyi çalışır, iyi çalışanın aptalca işlere vakti olmaz ve böylece toplumda bir dirlik düzenlik ortaya çıkar. Herkes okuduğu gibi de çalışıyor ve üretiyor.

 

“Okurlarımıza iletmek istediğiniz her hangi bir husus var mı?”

Okurlarınıza iyi okumalar diliyorum. Bir yazar için en iyi dilek okunmasıdır.

“Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum. Her şey gönlünüzce olsun.”

Ben de size teşekkür ediyor, yazım hayatınızda başarılar diliyorum.

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2154 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri