Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

YAZIYA GEL YAZIYA!

02 Nisan 2012 Pazartesi

Ben reklam uzmanı değilim. Üniversitede üstün körü aldığımız reklamcılık dersinden de aklımda pek bir şey kalmadı desem yalan olmaz.

 

Tanıtılan ya da abartılan ürünün fiyatlarıyla ilgili birkaç nokta var ki hayatımızda olduğu için unutulmadığının farkındayım. Mesela 10 lira değil de 9.99 yazılırsa müşteri rakamı cazip görüyor ve ürünü alıyormuş. Sahiden de öyle olmuyor mu? Sırf 999 lira diye çamaşır makinesi alanlar yok mu?

 

“Üstü kalsın.”

 

“Olmaz efendim. Ürünümüz sadece 999 lira. Paranızın üzerini alın lütfen. Ekmek alırsınız.”

 

“Reklam sloganı yaz” deseler mümkün değil yazamam. Kısa ve öz, cezp edici ya da ikna edici olmalı.

 

Gerçi bizim milletimiz yapılan reklamın sloganı tutarsa hemen ona da bir şey buluverir. Örneğin; halen satışı rekor seviyede olan mutfak gereçleri markası için “O her şeyi düşünür,” sloganı o kadar tuttu ki bizimkiler “Kadının biri akşama kadar hiçbir şey düşünmemiş neden? Çünkü --- her şeyi düşünmüş,” diyerek kaliteyi onayladılar.

 

Küçükken mahallemizin karşı apartmanında oturan komşulardan biri hacca gitmiş, gelirken de genç evlatlarına küçük ekran bir televizyon getirmişti. Televizyonlarını iki adımlık balkonlarına koyup -sürekli reklam izlerler- ayranın tadına tasıyla bakar, tuzu eksikse biraz daha ilave ederlerdi. Akşam yemeklerini tıkış tıkış o balkonda yer televizyonlarının reklamını yaparlardı.  Sesini de o kadar açarlardı ki bütün mahalle duyardı. O zamanlar izleyen kişilere hayret eder “Galiba ne alsak?” diye reklamları seyrediyorlar derdim. Öyle ya parası olmayan reklam seyredip ne yapsın?  Şimdilerde kendilerine iyi bir program buldular mı bilmiyorum ama hayat boyu reklamdan kaçış yok.

 

Nereye giderseniz, neye bakarsanız her tarafımız reklam… Uzun yol otobüslerinden tutun da gazetelere kadar… Reklamsız bir hayatı düşünmek de zaten imkânsız.

İki kadın bir araya gelse bile hemen aldıkları ürünü anlatmaya, iyi ise tavsiye etmeye kötü ise uyarmaya başlarlar. Bir Kayserili kadın beğendiği ürünü şöyle anlatır;

 

“Anam, düneğin bi detercan aldıydım, aboovvv!  O niii… Pek bi iiii çıhtı. İyi ki de almışsım.”

 

“Voooo… Sahi mi gııı? Nirden aldın anam ben de alıyım kele!”

 

Kadınların en çok konuştuğu genelde bu ürünler. Zaten reklam kitlesi genellikle kadın ve çocuklar olduğu için kandırmak çok zor değil. Söylenenlerin yüzde yüzü doğru olacak diye bir kaide yok. Reklam gibi olmasın ama bir keresinde televizyonumun düğmelerini sildiğim bir ürün, o kadar hoşuma gitti ki hemen fabrikasını arayıp tebrik ettim. Sağ olsunlar çok ilgilendiler. Ürünün rengini sorup “Evet, yeni ürünümüz,” dediklerini dün gibi hatırlıyorum onlar da beni unutmamak için ses kaydı yapmışlardı. Galiba ilk ve son arayan bendim. Şu anda o ürünün olmadığı hiçbir ev yok sanıyorum.

İnternete girip “A”yı ararken “Z” ye geçtiğimizi sonradan fark ederiz. Televizyonda bir program seyrederken programdan çok reklam izletmeye kalkarlar. Genelimiz hemen kanal değiştirsek de bazen “Aman önemli bir yerini kaçırırım” korkusuyla mecburen reklam seyrederiz.

 

Reklamcı değilim ama bazen izlerken “Bunu ben bile düşünebilirdim,” ya da “Ne alaka?” dedirtecek reklamlar da var. Kiminin senaryosu öyle yazılmış ki reklam yapılan ürünün ne olduğunu anlayamadan reklam bitiyor. Ya da o kadar sahte ki anlatırken kendileri bile inanmamışlar.

 

Reklamlar bize birçok şeyi de öğretiyor. Çaktırmadan yemek ve pasta tarifi aldığımız, sofra ve ev düzeni hakkında,  kaynana gelin ilişkileri gibi öğretici reklamlar da var. Bilirsiniz bazı insanlar kendi reklamlarını da güzel yaparlar.

 

Doğru söyleyin aklınızda hiç yokken reklamının büyüsüne kapılıp aldığınız hiçbir şey olmadı mı? Benim oldu. Eşimin de. Sağ olsun pratikliği sevdiğim için –benim gibi sakar birine- harika bir rende almış. Her türlü ürünü çok kısa sürede, çeşitli boyutlarda kesiyor, doğruyor, rendeliyor. Kargo paketi eve getirdiğinde hangisi nereye takılacak, hangi parçasıyla ne kesilecek diye çözmek yarım saatimizi aldı. Denedim, onayladım. O kadar beğendim ki hemen arayıp ablam için de sipariş verdim. Bir haftada getiriyorlar. İki gün de bir arayıp “Gelmedi mi daha? Çok güzel bir alet! Bayılacaksın!” diyerek övdüğüm rendem, “Aman ne olacak koruyucusunu kullanmasam?” diyerek doğramaya başladığım soğanla birlikte parmağımı da kestiği zaman rende hakkımda fikirlerim değişti. Ablamı aradım ve “Daha gelmedi mi o kör olasıca alet!” diye söylendim.

 

Eskiden yarım saat süren içecek ve gırgır reklamları vardı hatırlayanlarınız vardır. Bir gırgır yarım saat nasıl anlatılır Allah aşkına? Demek ki etkileyici ve dikkat çekici bir reklammış ki hiç usanmadan bakarmışız. Süre uzadıkça reklam fiyatları da artıyor. Şimdilerde önce reklamın tamamını izletiyorlar, herkes izledikten sonra da özetini veriyorlar.

 

“Kırmızı” diyerek bizi kırmızıdan soğutan reklamları mı ararsınız, özel hayatı hiçe sayan adada bağıran kızları mı yoksa maç yapan paketleri mi? Gel de çocuğuna açıkla açıklayabilirsen. “Şey oğlum, kız adada mahsur kalmış. Yemeği, yatağı, evi yok ama bunlar önemli değil… Önemli olan işte bu!”

 

Hiç masraf yapmadan süslü yazı ve bomba etkili seslendirme ile geçici tanıtımların olduğu reklamlar bile bazen ilgi çekerken, izledikten sonra “Boşuna uğraşılmış” dediğimiz yüzlerce reklam var.

 

Bazıları da hiç unutulmayan… Bin yüz milyon baloncuk reklamı gibi. Ya da “Kalp atışı sesi” size neyi anımsatıyor? Hatırlayabiliyorsanız o reklamı beğenmişsiniz demektir.

 

Kimileri de o kadar güzel ki dilden dile konuşuluyor. Ürünü almasak da reklamını gönlümüze alıyoruz. Gecenin bir yarısı “Bana da bundan al!”diye ağlıyorsa çocuklarınız, o zaman reklam gerçekten güzel demektir.

Son günlerde hat reklamları, araba reklamları aldı başını gitti. Şarkılara uyarlanmış güzel reklamları fark etmemek mümkün değil. Her ürüne de şarkı uyarlamak da mantıklı olmuyor tabi. “Beyaz gül, kırmızı gül” şarkısını eskiden severdim. Bazıları da o kadar mantıksız ki “Yok artık” diyorum. Makinesi aniden bozulan kadının o kadar çamaşırı  –aniden- nasıl çıkardığına akıl sır erdirmek, evde temizlik yapan kadının arkasında birden bire kaslı bir erkeğin elinde deterjanla belirivermesi…

 

Yemek hazırlığı sırasında annesine diziyi hatırlatan kız çocuğunun “Şahitleri sen mi olacaksın?” diye azarlamasına rağmen kendisinin çorbayı masaya dökmesi. Hele o sahte sevgi selleri… Bir kabartma tozu reklamında da kız çocuğunun ağzındaki lokma midelerimizi her defasında alt üst etmişti hatırlarsanız.

 

Dizi aralarında duyduğunuz bir cümle vardır. “…’nın sunduğu dizi keyfi reklamlardan sonra devam edecek. Biz evde bunun esprisini çok yaparız. “…’nın sunduğu dizi ne zaman başlayacak?”

 

Bazen en önemli noktada alttan bir reklam ardından görünmeyecek küçüklükte ya da okunmayacak hızda geçen yazılara da çok dikkat etmek lazım. “Yok ben sabah yediden akşam yediye kadar konuşmak bedava” reklamına bile inanıyorum diyorsanız o kadarını bilemem.

 

Benim en çok sevdiğim ve zekice bulduğum bir bisküvi reklamı. O serinin hepsini seviyorum. “…’den Birsen Eksiktin almış …sunu bize gelmiş.” “Sizin içiniz akışmış.” “Şimdi de Antalya’dan Ayşegül Tatilde’nin sorusunu dinleyelim,  Muğla’dan Sıtkı Sıyrılmış’ın sorunu, tutkuluğu siz de kullanın,” cümleleri ve son günlerde koro halinde rahmetli Zeki Müren’in şarkı sözlerini uyarladıkları reklam bir harika. “Kurabiyem akla zarar, akışlarla yaşıyorum.” Belki o kadar ak/ış/mıyor ama reklamı güzel.

 

Bunları ben bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Sizi bilemem…

 

Reklamsız hayat olmaz demiştim. Fakat reklama ihtiyacı olmayan ürün olur.

 

Reklam oyuncuları genellikle halkın sevdiği ya da seveceği kişilerden seçilse de bazen rolünü çok abartmış olanlar ya da söylediğine kendisi de inanmayanlar da karşımıza çıkıyor. Bir tuvalet kâğıdı reklamını tarihle birleştirmek ne kadar akıllıcadır sorarım size?

 

Siz bir reklam filminde rol alacak olsanız hangi ürünü tanıtmak isterdiniz? Ya da bir reklam senaryosu yazacak olsanız neye dikkat ederdiniz?

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3476 defa okunmuştur

Etiket(ler):

yazıya vardım keklikler öter
naciye
Tarlaya vardım sünbüller biter
05 Nisan 2012 Perşembe 23:04
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Sana selam ey reklam
naciye
*Editörün Notu :Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
05 Nisan 2012 Perşembe 10:15
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
reklamın iyisi kötüsü olmaz mış!
zekiye nebuhal
erinmedim okudum:) daha çok şey denilebilir reklamlar üzerine ama vaktim yok. reklamlara bakıp ürün almam diyen biri olarak, internette gördüğüm reklamlardan daha çok etkileniyorum ve aldığımda oluyor inanın. kesip doğrayan aletten bizim eve de alınmıştı. daha 2. günde elimi doğrayınca birdaha kullanmadım:)
04 Nisan 2012 Çarşamba 16:14
Beğendim (4)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri