Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fehmi KORU

Evet, şimdi

26 Kasım 2008 Çarşamba

Karşımıza “Çöz beni” diye çıkan her soruna “Evvelce böyle bir sorun yoktu, bu da nereden çıktı?” kuşkuculuğuyla karşı çıkmamız âdetten oldu. Olsun. Hiç değilse 'Alevi hakları' diye kendisini belli eden sorunun nereden çıktığı belli: Modernleşme sonucu gerçekleşen hızlı kentleşmeden...

Türkiye modern-öncesi, köylü bir toplum iken 'Alevi' kimlikliler ortalıkta görünmüyorlardı. Görünmüyorlardı; çünkü 'Alevilik' inanışı köken itibariyle kırsal kesimle irtibatlıdır. Dünyaya kapalı köylerde yaşanılan farklı dinsel hayat -yakın köylerin ahalisi dışında- kimseleri ilgilendirmiyordu. Türkiye'de ilk kent cemevi 1930'lu yıllarda Antalya'da açıldı.

O tarihe kadar kentlerde pek Alevi yoktu.

Vaktiyle kentlerde 'kendilerine özgü' hayatlarını sürdüren insanlar köylerini terk ettiler, kentlere yerleştiler ve birkaç nesildir kentli oldular. Epey bir süredir, ancak köylerine gittiklerinde veya kentlerde gözlerden uzak yaşattıkları dini hayatlarını, yeni düzenlerini kurdukları kentlerde ve gözler önünde yaşamak istiyorlar...

Sözün kısası şu: Birçok sorun gibi, 'Alevi hakları' sorunu da modernleşme ve kentleşmeyle irtibatlı olarak kapımıza dayanmış 'bugüne ait' bir sorundur. Geçmişte böyle bir sorunun varolmaması, ya da varlığını gözlerden uzak sürdürmesi, ona bugün de 'yok' muamelesi yapmamızı veya kulak tıkamamamızı gerektirmiyor.

Ak Parti hükümetinin, hiç değilse şu yakınlarda, konuya 'olması gerektiği gibi' yaklaştığı hissediliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'aşure orucu' tutup Alevi vatandaşlarla birlikte iftarını açması bir ilk adımdı. Başbakan Yardımcısı Çemil Çiçek'in, “Çok önce ele almamız gereken, gecikmeli bir sorun” diye konuya yaklaşımı, geri planda bazı hazırlıklar yapıldığını akla düşürüyor. Başbakan Erdoğan'ın İzmir'de görüştüğü bazı Alevi dedelerinin Diyanet İşleri Başkanlığı ile de temasta oldukları işitiliyor.

Devlet Bakanı Prof. Mustafa Sait Yazıcıoğlu'nun son zamanlarda yapmakta olduğu açıklamalara bakarak projenin olgunlaştığını söyleyebiliriz.

Dün de yazdım: 'Alevi hakları' sorununun çözümü, Alevi vatandaşların kendilerini CHP ile özdeş hale getirmesi yüzünden, o parti de böyle bir sorun yokmuş gibi davrandığı için, bugüne kadar gecikmiş oldu. (Tıpkı, üniversitelerdeki başörtüsü sorununun geçmişte RP, şimdilerde AKP ile irtibatlandırılması yüzünden başına gelenler gibi.) Ak Parti'nin 'Alevi hakları' konusuyla yakından ilgilenmesi sorunu artık çözüm rampasına yerleştirdi.

'Alevi hakları' denildiğinde akla neler geldiği önemli. Kendilerini o kesimin sözcüsü olarak tanıtıp aklın almayacağı uçuk-kaçık taleplerde bulunanlar olduğu biliniyor. Oysa Alevi vatandaşları rahatsız eden unsurların neredeyse hepsi, Türkiye'de 'lâiklik' kavramının içinin doldurulduğu dönemin (1930'lar ve 1940'lar) 'din' anlayışıyla yakından ilgili. Kavramın içi Alevi kesimin ortalıkta görünmediği bir dönemde doldurulduğu için Aleviler'in bugünkü taleplerinin karşılanması mümkün olamıyor... (Konuya ilişkin olarak Ağustos ayında burada bir değil iki değil tam üç yazı yazmıştım).

Belli bir konudaki ('din') bir sorunun çözüm yoluna girmesi, aynı konudaki başka sorunların çözümü için de kapı aralar; bunu unutmayalım.

Unutmamamız gereken bir başka nokta da şu: Bu sorunları biz kendi özgür irademizle çözemezsek, Avrupa Birliği kendi yöntemleriyle (ve muhtemelen toplumun birlik ve bütünlüğünü bozma pahasına) çözmeye hazır bekliyor.

Sorun için “Neden şimdi?” diye sormayı bırakalım, çözüm için “Evet şimdi” demeye başlayalım...

Bu yazı toplam 3920 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri