Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fehmi KORU

Sen çok yaşa Ertuğrul Özkök ve gör...

25 Mart 2010 Perşembe

Yenilen pehlivan gerçekten güreşe doymuyor. Anayasa değişikliği üzerine patlayan tartışmalar sizlere neyi hatırlatıyor bilemem, benim gözümün önünde 2007 yılı boyunca yaşadığımız bir dizi olayı canlandırdığı kesin: Cumhurbaşkanlığı seçimi... 367 şartı... Erken seçim kararı... Ak Parti'nin yüzde 47 sandık başarısı... Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesi... Bir sonraki cumhurbaşkanını halkın seçmesine dair referandum... Ak Parti'nin kapatılması davası...

Birbiri ardına sıralandığında hayli yoğun yaşandığı daha açık görülüyor 2007 yılının... Bir şey daha görülüyor: Sandıktan çıkan iktidarın, ülkede egemen 'görünmeyen iktidar' karşısında, her dönemeçte başarı kazandığı gerçeği...

'Görünmeyen iktidar' diye özetlenen bize özgü çarpıklık, demokrasinin kesintiye uğrayabildiği bir ülkenin gerçekliğidir. Sandıktan çıkan iktidarlar, o gerçeklik yüzünden, iktidarlarının bir döneminde, köşeye sıkıştı hep: Halkın hakemliğini mi tercih edecekler, yoksa görünmeyen iktidarın suyundan mı gidecekler? 'Sağ iktidarlar tarihimiz' kolaya kaçıp kendini varolan gölge rejime teslim etmiş liderler tarihidir aynı zamanda...

Şimdi iktidarda bulunan Ak Parti yaşananlardan ders çıkartmışa benziyor ve ne pahasına olursa olsun kendini halk dışında bir güce teslim etmeme kararlılığında görünüyor. 2007 yılında birbiri ardına yaşanan olağanüstülükler hangi 'sağ' kadronun başına gelseydi, ilkinde olmasa bile ikinci veya üçüncü gelişmede, halkın kendilerine teslim ettiği emaneti görünmeyen iktidarın emrine verdikleri gerçeğini bize bir kez daha yaşatırlardı.

'Görünmeyen' sıfatıyla karşılansa bile, halkın desteğiyle iktidara gelmiş kadroların karşısına çıkan gücün unsurları kolayca fark ediliyor. Cumhurbaşkanı seçiminde CHP gözle görünür bir rol oynamış, yargı 367 kararını çıkarmış, başta ülkemizin en büyük medya grubu olmak üzere propaganda araçları istenen sonucun alınması için çaba göstermişlerdi.

2007 yılı içerisinde yaşanan hemen her olayda ve o olayların sonraki izdüşümlerinde hep aynı unsurların rolleri var: 'CHP+yargı+medya'.

Bir kısım medyanın 22 Temmuz (2007) seçimlerinden Ak Parti dışındaki partilerin koalisyonuyla çıkılacağına önce kendilerini sonra okurlarını inandırdığı çok belliydi. Medyada çıkmış ve çoğu tekzip görmüş haberlerden 'kes-yapıştır' yöntemiyle hazırlanmış iddianameyle açılan kapatma davasının sonucuna bağlamıştı aynı medya umudunu; o da olmadı.

Yenile yenile yenilmeyi öğrendi, artık gözle görünür hale gelmiş olan görünmeyen iktidar...

Olan-bitenden hiç ders çıkarmadıkları, anayasa değişikliği tartışmalarında kurulan koalisyondan hemen belli ediyor kendini: Yine CHP ön planda, yine gözler yargıda ve antrenör de önceki yenilgileri tattırmış olan Ertuğrul Özkök...

Özkök'ün dünkü yazısının şu bölümünü okuyun ve yaşadıkları çaresizliği anlayın: "Şimdiden söylüyorum. / Bu anayasa ister Meclis'te kabul edilsin, isterse referandumla. / Bu anayasa, çıktığı gün, siyaseten kadük olacak ve toplumsal tartışmanın, kutuplaşmanın temel meselesi haline gelecektir. / Çünkü bu anayasayı hazırlayan zihniyetin arkasında, 'Demokratik bir ülke, demokratik bir yargı' fikri katiyen yoktur. / Basbayağı bir 'iktidarın yargıya el koyma teşebbüsü' vardır. / Kimse kimseyi aldatmasın, kimse, bunu bize "yargı reformu" diye yutturmasın. / Bu anayasa paketi ile yapılmak istenen şey, yargıyı, RTÜK'e, YÖK'e, SPK'ya çevirmektir."

Bu yazı toplam 2432 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri