Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gülsen NURDOĞAN

Bakılsaydı ömrüne hüsran olur muydu Dünya!

23 Şubat 2013 Cumartesi

 

Efendimiz sallallahü aleyhi vesellemin hayatını incelerken hayret ve şaşkınlık içinde kalırım. Hz. Muhammed güzel ahlak sahibidir elbette.. Fakat bunu sadece yalın bir bilgi olarak bilmek yetmiyor...

Onun hayatını okuyup müşahede ederken tavır ve davranışları karşısında bir insanın yaşayabileceği bütün hayranlık duygularını yaşarım. Şefkât, edep, vakar, nezaket, cömertlik, kuvvet, cesaret, güzel konuşma, latife (şaka), tevazuu, velhasıl güzellik adına ne varsa hepsi Peygamber efendimizde mevcuttur. Bunları yazarak da, konuşarak da anlatmaya gücüm yetmez. Hayatı sahih kaynaklardan okunup incelenmeli.İlla ki güvenilir bir kaynaktan, yorumsuz bir şekilde tercüme edilmiş bir siyer kitabından okunmalı. Yorumsuz diyorum, çünki herkes o deryadan kendi elleriyle almalı.

Efendimiz sallallalhü aleyhi veselemi daha net tanımak için Arapçayı su gibi öğrenmek lazım. Hadis-i şeriflerini orjinalinden okuyup anlamak lazım. Tercümeler onu gerçek anlamıyla tanımaya yeterli olmayabiliyor. Ciddi şekilde, yorum katılmadan titizlikle yazılan siyer kitapları iyidir fakat asla orjinali gibi değildir. Çünki tercüme biraz da mütercimin yorumuyla oluşmaktadır.

Efendimizin hayatını orjinalinden anlayacak kadar yeterli Arapçam yok. Kendi çabalarımla öğrenmeye çalışıyorum. Özellikle Es'ad Coşan Rahmetullahi aleyhin ayet ve hadisleri okurken Arapça kelimeleri tek tek irdeleyerek anlatmasından Arapçayı öğrenme konusunda çok istifade ettim.  Ayet ve hadisleri okurken, bulmaca çözer gibi Arapça kelimelerini inceleyerek okuyorum. Böyle yapmam okuduklarımı daha iyi anlamamı sağlıyor.

Ehil kişiler Resulullah sallallahü aleyhi vesellemin hayatının tam öğrenildiğinde İslamın daha iyi anlaşılacağını söylüyorlar. Hatta o günkü Arap kültürünü bilmeden, Arabistan'ın coğrafyasını tanımadan Efendimizin yeterli düzeyde anlaşılamayacağını bildiriyorlar.

Bu yazımla size Hendek savaşını hatırlatmak istiyorum. Maksadım Efendimiz sallallahü aleyhi vesellemin yaşantısından bir kaç kesit sunarak sizi düşündürmek... Ve bu gün Hendek savaşının miladi yıldönümüdür...

Rasulullah'ın hayatı müslümanlara örnektir. ''De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın.'' Al-i İmran 31. ayet.

Efendimiz'in hayatı okullarda çok daha iyi bir şekilde ders konusu olarak işlenmelidir. O güzel ahlak örneğidir. Her insan onun hayatını incelemeli ve kendisine düşen insanlık payını almalıdır. Efendimizin savaşları da harp okullarımızda okutulsa keşke. Onun nasıl bir komutan olduğu harp okullarında ders olarak anlatılmalı.

Geçelim Hendek savaşına..

Hz. Peygamberin yönettiği savaşların üçüncüsüdür. Uhud harbinden iki yıl sonra Hicri 5, Miladi 626'da Peygamberimiz aleyhisselam'ın komutasında Medine'li müşrik Arap kabilelerinin birleşerek oluşturduğu hiziplere karşı yapılmıştır. Meydan savaşı değil, Medine'nin hendekler yardımıyla savunulduğu bir savunma savaşıdır.

Kur'an-i Kerim'in Ahzab Suresi dokuzuncu ayetinden 27. ayetine kadar Hendek savaşıyla ilgilidir. Ahzab, hizipler (gruplar) demektir. Mekke'li putperestlerin yanında bir çok Arap kabilesi de (Hizipler) yer aldığı için Ahzab denilmiştir.

Hz. Peygamber sallallahü aleyhi vesellem savaşı nasıl yapacakları konusunda ashabıyla istişare etmiş ve Medine'nin girişine hendekler kazarak şehrin kuşatılması durumunda savunulmasını kararlaştırmıştır. Açılan hendekler vesilesiyle bu muhasaranın bir adı da Hendek savaşıdır.

Kazılan hendek yaklaşık altı kilometre uzunluğundaydı. Hz. Peygamber müslümanları onar kişilik gruplara ayırarak her grubun kazacağı yerleri işaretlemişti.

Asım Köksal hocaefendinin Hz. Muhammed ve İslamiyet adlı sekiz ciltlik eserinde yazdığına göre Peygamberimize kıldan bir Türk çadırı kuruldu. Hendek kazma işinde Efendimiz bizzat çalıştı. Zaten her zaman ashabıyla birlikte hareket eder, onlar çalışırken kendileri asla boş durmaz, ''Ben de sevap kazanmaya muhtacım'', ''Allah bir kulunu arkadaşları içinde özel bir konumda görmekten hoşlanmaz'', buyururdu.

Sahabelerin anlattığına göre; kazma esnasında sert bir kayaya rastlamışlar, Efendimiz balyozla kayayı parçalamış ve Yemen'in, Rum diyarının ve Fars diyarının müslümanların olacağını müjdelemiştir.

Hendek savaşını araştırırken itaat çizgisinde sahabenin ne kadar titiz olduğunu anlatan şu bölüm ilgimi çekti:

''Selman r.a. Resulullah'a,

-Ya Resulallah! Babalarımız, analarımız sana feda olsun! Hendeğin karnından karşımıza ak bir kaya çıktı. Onunla uğraşırken bütün demir araçlarımız kırıldı, kazmaktan aciz kaldık! Çizmiş olduğun çizgiden sapılacak olan yer yakın olduğuna göre, o kayanın yanından biraz sapıverelim mi, yoksa bu hususta bize vereceğin bir emir var mı?

-Biz senin çizdiğin çizgiyi aşmak istemiyoruz, dedi''

Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem onbeş yaşından küçük olan gençleri savaşa almadı. Kadınları, çocukları ve güçsüzleri kalelere ve konaklara yerleştirdi. Peygamberimiz aleyhisselamın halası ve Zübeyr b. Avvam'ın da annesi olan Hz. Safiyye şair Hassan b. Sabit'in köşkünde bulunuyordu.

Beni Kurayza Yahudilerinin ileri gelenleri gelip köşkü oka tuttular. İçlerinden biri köşkün kapısına kadar yaklaşıp içeri girmek istedi. Hz. Safiyye Hassan b. Sabit'e:

-Ey Hassan, şu Yahudi gördüğün gibi köşkü dolaşıp duruyor! Sen in de öldür şunu, dedi. Hassan b. Sabit:

-Allah seni mağfiret eylesin ey Abdulmuttalib'in kızı! Vallahi sen de iyi bilirsin ki, ben bu işin adamı değilim, dedi. Ben gücü dilinde olan kimselerdenim. Kılıç ve mızrak erlerinden değilim. Dediğini yapamam. Eğer bunu yapacak cesaret ve kuvvetim olsaydı Resulullah aleyhisselamla birlikte savaşa çıkardım, dedi.

Hz. Safiyye bunun üzerine başına sıkıca bir tülbent bağladıktan sonra eline uzun bir sopa alıp köşkten aşağı indi. Köşkün kapısını açıp adamın arkasından yavaşça vardı, sopayla vurup başını parçalayıp işini bitirdi. Hassan'a:

-Al şu başı da aşağıdaki Yahudilere doğru fırlatıp at,dedi. Hassan,

-Bende bu güç ve cesaret nerde, dedi. Hz. Safiyye kesik başı Yahudilere doğru attı. Yahudiler:

-Bize müslümanların ailelerini yanlarında adam bulundurmaksızın kimsesiz ve yalnız bıraktıkları haber verilmişti, diyerek dağılıp gittiler. Hz. Safiyye:

-Ey Hassan! Haydi öldürdüğüm Yahudinin yanına in de elbiselerini soy al, dedi. Hassan:

-Ey Abdulmuttalib'in kızı! Onun elbisesini almaya benim ihtiyacım yok. Onun elbisesi bana gerekmez, dedi.

Yirmi üç gün süren kuşatma karşılıklı ok atışlarıyla devam etti. Hendeğin dar yerinden geçmeyi başarabilen bazı müşrikler geri püskürtüldü. Abdivedd mübâreze sonuda Hz. Ali tarafından öldürüldü.

Peygamber Efendimiz bu savaşta başarılı bir casusluk hareketi planlayarak Mekke kurmaylarıyla kent içindeki hain Yahudilerin arasını açmayı başardı.

Kuşatmanın uzaması ve kaydedilmiş hiç bir ilerlemenin olmaması, erzakların bitmesi, öte yandan kan dökmekten çekindikleri haram ayların yaklaşması müşrikleri savaşı bitirip yurtlarına dönmeleri konusunda ikna edici sebebler oldu.

Soğuk ve şiddetli bir fırtınanın çıkmasıyla da müşrikler perişan oldular. Peygamberimiz aleyhisselam bu rüzgar hakkında:

-Ben Allah tarafından, Saba, yani Gündoğusu yeli ile yardım olundum. Âd kavmi ise batı yeli ile helak oldular, buyurdu.

Bu rüzgar, tozları, toprakları müşriklerin gözlerine dolduruyordu. Onları kendi başlarının derdine düşürmüş, ordugahlarına çekilmek, sinmek zorunda bırakmıştı. (Belazuri, Ensab 1/35)

Rüzgar çadırların bezlerini, derilerini yırtıyor, direklerini söküyor, koparıyor, sergileri kumlara gömüyor, hiç kimse kimsenin yanına gidemiyordu. (İbn-i Sad)

Yakılan ateşler, ışıklar sönüyor, develer, atlar birbirine karışıyordu. (Diyarbekri)

Müşrikler ordugahlarında tekbir ve silah sesleri de iştiyorlardı. (Kastallani, Mevahib)

Bu husus Kur'an-i Kerim'de şöyle açıklanır:

''Ey müminler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayınız ki, o zaman size ordular saldırmışlardı da, Biz onlara karşı bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular (melekler) salmıştık. Allah ne işlerseniz hakkıyla görendir. Ahzab Suresi 9.

Huzeyfe b. Yeman der ki:

''Ahzab gecesi halk Resulullah aleyhisselamın başından dağıldılar. Yanında oniki kişiden başka kimse kalmadı. Biz saf halinde oturmuştuk. Ebu Süfyan ve onunla birlikte bulunan kuvvetler üst tarafımızda, Beni Kurayza Yahudileri aşağımızda idi. Çoluk çocukların üzerine baskın yapıverecekler diye korkuyorduk.

Bize öyle bir gece gelip çatmıştı ki, ondan daha karanlık bir gece görmemiştik.

Gükgürültülerini andıran gürültülerle, korkunç bir rüzgar da gelip çatmıştı bize!

Öyle bir karanlık çökmüştü ki, hiç birimiz uzattığı parmağını göremiyordu. Resulullah aleyhisselam gecenin bir kısmını namaz kılarak geçirdikten sonra bize doğru yöneldi ve:

-Bizim için şu kavmin ne yaptığını gördükten sonra benim yanıma dönecek bir kimse var mı ki, ben onun cennette bana arkadaş olmasını yüce Allah'tan dileyeyim, buyurdu.

Orada bulunanlardan hiçbiri, duydukları şiddetli korku ve karşılaştıkları şiddetli açlık ve şiddetli soğuk yüzünden ayağa kalkamadı.

Huzeyfe b. Yeman'ın söylediğine göre efendimiz üç kez çağrısını yineledi ve ordakilerden bir cevap çıkmadı. Huzeyfe b. Yeman:

-Bunun üzerine Resulullah aleyhisselam benim yanıma geldi. Üzerimde ne düşmandan korunabileceğim kalkanım ne de soğuktan korunabileceğim elbisem vardı. Resulullah aleyhisselam yanıma gelince, dizlerimin üzerine çöküp büzüldüm. Benim için:

-Kim bu, diye sordu.

-Huzeyfe, dedim. Resulullah aleyhisselam:

-Huzeyfe ha! buyurdu.

-Evet ya Resulallah Huzeyfe'yim, dedim. Resulullah aleyhisselam:

-Sen geceden beri benim sesimi iştmedin mi? Ne için ayağa kalkmadın, diye sordu.

-Seni hak din ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben kendimdeki açlıktan ve karşılaştığım soğuktan dolayı davetine icabet edemedim, dedim. Ben oradakilerin en çok korkanı, en çok da soğuktan üşüyeni idim. Resulullah aleyhisselam:

-Git de şu kavmin haberini bana getir, buyurdu.

-Ya Resulallah onlar beni öldürürler diye korkmuyorum. Fakat beni esir edip keserler, biçerler diye korkuyorum! dedim. Resulullah aleyhisselam.

-Sen benim yanıma dönüp gelinceye kadar ne sıcaktan , ne de soğuktan zarar görmeyeceksin! Senin için esir edilmek, kesilip biçilmek sakıncası da mevcut değildir, buyurdu.

- Git, şu kavmin içine gir! Ne söylüyorlar bir bak! Bana şu kavmin haberini getir ama onları aleyhime kaldıracak bir şeyi yapmaktan sakın! buyurdu.

-Allah'ım onu önünden, ardından, sağından, solundan, üstünden, altından koru, diyerek dua etti. Kılıcımı yayımı aldım. Üzerimdeki ötemi berimi sıkıladım. Müşriklere doğru yürüyüp gitmeye başladım. Sanki hamamda yürüyor gibi idim. Vallahi içimde ne bir korku, ne de bir üşüme kalmış, hepsi içimden çekip gitmişti.

Huzeyfe b. Yeman müşriklerin içine girdi. Onlarla birlikte oturdu. Onların bütün konuşmalarını dinledi. Ve der ki:

-Müşriklerin ordugahından döndüğüm zaman da yine hamamda yürüyor gibi idim. Resulullah aleyhisselamın yanına döndüğümde kendisi zevcelerinden birine ait Yemen işi bir kilim üzerinde namaz kılıyordu. Vallahi döner dönmez bütün üşümelerim gerisin geri bana gelmişti, tirtir titriyordum. Yaklaşmamı eliyle işaret edince yanına yaklaştım. Kendisine müşriklerin bütün haberlerini verdim ve onları göçüp gider halde bıraktığımı söyledim.

Peygamber aleyhisselam azı dişleri görününceye kadar güldü.

Resulullah aleyhisselam beni iki ayağı arasına, ayak ucuna yatırdı. Örtünün bir ucunu üzerime bıraktı. Örtünün içinde sabaha kadar uyumuşum. Sabaha eriştiğim zaman Resulullah aleyhisselam:

-Kalk artık ey uykucu! buyurdu.

 ***

Peygamber Efendimizin eşi Hz. Ümmü Seleme der ki:

''Ben Resulullah aleyhisselamın yanında, içinde çarpışmalar ve korkular bulunan Müreysi, Hayber, Mekke'nin fethi, Huneyn gibi bir çok gazalarda ve Hudeybiye'de bulunmuşumdur.

Bizim katımızda bunların hiçbiri, Resulullah aleyhisselam için , Hendek'ten daha zahmetli ve daha korkulu olmamıştır.

Beni Kurayza Yahudilerinin çoluk çocuklarımıza baskın yapmayacaklarından emin değildik.

Medine sabahlara kadar bekleniyordu.

Orada korkudan sabahlara kadar Müslümanların getirdikleri tekbir sesleri işitiliyordu.''

Peygamberimiz ve sahabelerden hiç kimse Hendek günü İkindi namazlarını kılmaya fırsat bulamadı. Rahmet peygamberi hiç kimse için beddua etmek istemezdi. Kendisine yapılan onca haksızlıkları affetmiştir fakat dine yapılanları affetmezdi. O gün kendilerini ikindi namazından alıkoyan müşrikler için:

-Onlar nasıl güneş batıncaya kadar uğraştırıp bizi ikindi namazından alıkoydularsa Allah da onların evlerine, karınlarına, kabirlerine ateş doldursun, dedi.

Hendek'te altı şehid verildi. Sa'd b. Muaz, Enes b. Evs b. Atik, Abdullah b. Sehl, Tufeyl b. Numan, Salebe b. Ganeme, Ka'b b. Zeyd radıyallahü anhüm ecmain.

Hendek harbinde toplam dört müşrik öldürülmüştür.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2820 defa okunmuştur
Ahzab 28
Gülsen Nurdoğan
Ahzab 28. ayet belki hendek savaşı zamanında inmemiştir. Kaynaklar Ahzab suresindeki ayetlerin uzun aralarla indiğini belirtiyor.
23 Şubat 2013 Cumartesi 19:57
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
AHZAB SÜRESİ 28
konevi
"Ey Peygamber, eşlerine söyle: Dünya yaşayışını ve ziynetini diliyorsanız hadi gelin, size nikah paralarınızı vereyim de güzellikle bırakayım sizi." Bakın bu büyük savaş devamederken Annelerimiz kadın olmaları saiki ile neler yapmışlar?
23 Şubat 2013 Cumartesi 19:06
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Bravo
Seher Yeli
habername ve sahibini tebrik etmek LAZIM. boyle güzel yazarlara FIRSAT verdigi için. tebrikler efenim
23 Şubat 2013 Cumartesi 18:49
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri