Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gülsen NURDOĞAN

BAZI HATIRALAR NOT EDİLMELİ

04 Mayıs 2016 Çarşamba

Nefeslendiği zaman sabaha andolsun ki.. ayeti kerimesinin tecellisiyle gri aydınlığın buğusunda şehrin ışıkları parıldıyordu. Otobüs ağır ağır ilerlerken kaskatı olmuş vücudumu sağa sola hareket ettirerekten enerji toplamaya çalıştım.
Hala çocukluğumdaki gibi heyecan ve merak doluyum, ilk bakış, ilk karşılaşma nasıl olacak diye. İlk karşılaşmalar hemen herkes için ilgi çekicidir. Insan hayatında ne kadar önemli bir durum ki Kabeyi bile ilk görüşte yapılan dua kabul olurmuş. Ilkler önemli!


Mekandan ziyade o mekanda kimin bulunduğu benim için daha da önemli.


Dümdüz arazide ışıl ışıl yanıyordu kent.. Ve ben yanan ışıkları seyrederken bu şehirde bu saatte sabah namazı hazırlıkları yapan mübarek insanları düşlüyordum; ''Ağaran sabaha andolsun ki..'' diye başlayan Kur'an ayetleriyle..
Gönlüm ihlas ve dua ile doluyordu. Hak ehli Allah erenlerini sevmek Hak emriydi ve ben onları seviyordum Allahım.. Yüzlerini hiç görmemiş olmak, seslerini duymamış olmak sevmeye engel değildi. Allah'tan ötürü Allah'ın mahlukatı sevilirdi. Hele mahbub kulları aşkçasına sevilirdi.

Nisan ayında buz gibi soğuk bir Eskişehir sabahı. Valizimi alıp içeri geçtim. Bir kanapeye oturup kızımı aradım. Hemen geliyor olduğunu söyledi. Dönüş biletimi almak için gişeye yöneldim; orta yaşın üstünde beyaz saçlı adama benim için ayrılan bileti almak istediğimi söyledim. Kadirli'den biletimi indirimli aldığımı burda da aynı fiyata olup olamayacağını sordum; gayet nazik bir şekilde;
-Sizi mi kıralım efendim, dedi.


Kızım arkadaşıyla biraz sonra geldi. Omuz atkısını bana uzattı. Üşümüştüm, atkıyı omuzlarıma sardım.


Tramvaydan inip bir müddet yürüdük. Eskişehir eski bir şehir gibiydi. Çok yeni olmayan mütevazi binaların parke döşeli dar sokaklarından yürüyorduk..


Biraz sonra önemsediğim bir hanımefendiyle görüştüm. Sıradan şeyler konuştuk fakat değerli kazanımlar elde ettim.


Gün boyu kızımın arkadaşlarıyla tanışıyordum. Hicret.. Nursena.. Merve.. Esra.. Betül.

Hicret yüksek lisans yapıyormuş. Nursena Hukuk okuyor. Merve matematik öğretmenliğini bitirmiş, kpss ye hazırlanıyor. Esra Eczacılık okuyormuş. Esra ilk etapta "Kızınız Esra ile çok iyi anlaşıyoruz " dedi. Bu cümle benim Esra'ya ister istemez dikkatimi çekti çünku bizim Esra'nın arkadaşları sayılıdır. Çok fazla arkadaş edinmez.


Betül'ü sonra anlatacağım.

Akşam zihinsel engelli çocukların hazırlayıp sunduğu bir programa gidecektik. Esra ve Nursena bana Eskişehir'i gezdirecekti sonra da tüm kızlar bir yerde birleşip programa gidecektik. Nursena'nın derslerden sonraki uğraşı fotoğraf çekmekmiş. Hem geziyor hem de gezdiğimiz yerleri fotoğraflıyorduk. Reşadiye camiinin avlusuna geldik. Kızlar, biz genelde burada takılırız dediler. Cami bahçesindeki kırmızı erik ilginçti. Eriğin yaprakları da meyveleri de kırmızıydı. Biraz da başka yerleri gezecektik belki fakat Esra caminin içini görmemi istedi. Içi çok güzel dedi. Belki görmediğime pişman olurum diyerekten Reşadiye camiinin içine girdik. Aman Allahım ne kadar güzel.Bakmalara doyamadım. Akşam ezanı okundu ve oracıkta namaza durduk. Imam efendi namazda öyle güzel Kuran okudu ki. Manayı kalbe hissettirdi. Öyle dokundu ki o Kuran bana. Secdede bir rahmet sağanağına tutuldum. Esracık sağ yanımda namaz kılıyordu. Eğer caminin içi çok güzel deyip beni orda kalmaya ikna etmeseydi böylesine güzel Kuran tilavetiyle bu akşam namazımı eda edemeyecektim. Secdedeki duamın sertacı şu idi:


"Allahım bu küçük kızdan razı ol"


Caminin avlusunda henüz akşam ezanı okunmadan bu camiden gelmiş geçmiş insanları düşündüm. Kimbilir kaç alim, kaç evliya, kaç mübarek insan bu camide namaz kıldı diye düşündüm. Belki benim hocam da bu camide namaz kıldı. Zahid hocam, Es'ad hocam... Nice ihvan geldi geçti bu mekandan. Mekanların da ruhu varmış derler ya.


Bu düşünceler içindeyken kimbilir hangi telefondan hangi müzik aletinden gelen bir şarkı:
"Selam söyle selam söyle" nakaratlarıyla duygularıma tercüman oluyordu.


Ertesi gün restore edilmiş Osmanlı evlerini gezdik. Konakların merdivenlerinde resimler çektirdim tarihi koklayarak. Sonra Kurşunlu camiini ve içinde lüle taşından eserlerin sergilenip satıldığı külliyeyi gezdik. Oradan kendime lüle taşlı bir yüzük aldım. Eskişehirli hanımların el emeği göz nuru işledikleri şalları patikleri inceledim. Çeşitli taşlardan yapılmış bileklikler, küpeler, kolyeler.. Hafifcik fakat şık bir şal aldım. Annecim şal benim hediyem olsun, dedi kızım. Turkuaz taşlı bileklik aldım. Eskişehir tarhanası ve çekilmiş haşhaş aldım. Küçük küçük şeyler fakat koca koca mutluluklardı bunlar. Artık dönüş zamanı gelmişti. Hızlı adımlarla eve doğru giderken Şeyh Edebali'nin kızı Malhatunu temsilen yapılmış heykelin yanından geçtik. Ne kadar benzetmişler bilemem ama bir hanımefendi zerafetini heykele işleyebilmişler.


Bir ağaç altına oturmuş sıkı örtülü kara bir kadın gördüm. Ilk defa Eskişehirde bir dilenciye rastlamıştım. Bu güzel şehirde bir sadakacık da vermek ne güzel bir rastlantıydı. Cebimdeki son bozukluğu kadına uzatırken benim hep yapageldiğim duayı ondan işitmek yüreğimi titretti.


"Allah çocuklarına uzun ömür versin.Allah kazadan beladan korusun. Bu iki dua beni özetliyordu, az sonra otobüse binecektim.


Otogara kadar kızım ve Betül yolladı. Valizimi yerlerken Betül yanıma gelip "Büşra abla nerde yoksa bir yere çekildi ağlıyor mu" dedi. O ana kadar Büşra'nın ağlayacağına ihtimal vermemiştim. Gun boyunca neşeliydi çünkü. Birden içime taş gibi bir acı oturdu.Ya Büşra ağlıyorsa. Gidip odalarda aramaya başladım. Annelik işte.Betül çok konuşkan ve oldukça neşeli görünen bir kızdı. Yol boyunca hem konuştu hem güldürdü bizi. Uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. Çenem ağrıdı gülmekten. Betül'ün anne ve babası üç yıldır yurdışındaymış. Onları çok özlediğini artık dönmelerini istediğini söylüyordu. Anne ve babasından uzakta okumuş biri olarak Betül'ün aile özlemini çok iyi anlıyordum. O gülen yüzün ardındaki hüznü çok net görüyordum.

Hasılı kelam Eskişehir güzeldi. İnsanları zarifti. Havası hoştu. Çarşı pazarı ucuzdu. Tarihi eserlerini ve kültürünü gayet güzel muhafaza ediyordu. Güzel insanlar vardı burda ve ondan güzeldi bu şehir.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1788 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri