Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gülsen NURDOĞAN

KERAMET KERİM ALLAH'IN İKRAMIDIR

23 Mart 2013 Cumartesi

 

Sosyal medyada yok yok. Güzeli, iyiyi arayan göze en iyi ve en güzel şeyler burada. Kötüyü, çirkini arayana da sanırım ki en çirkin, en kötü şeyler buradadır.

Kırkı aşan yaşımın yarısından çoğu Kur'an ile  ve Hz. Muhammed sallallahü aleyhi vesellemin hayatıyla ilgili eserleri okumakla, onlarla ilgili sohbetleri dinlemekle geçti. Elhamdülillah, bunun için şükrediyorum. Bunlar için ne yapsam az gelir. Aciz bir şekilde hamd ve şükür etmekten başka bir şey yapamıyorum. Fakat bütün bunları bir iddiada bulunmak maksatlı da söylemiyorum.

Yirmidört yaşımdan itibaren radyo sohbetlerini dinlemeye başladığım değerli hocam merhum Prof. Dr. M. Es'ad Coşan'dan öğrendiklerim ise en büyük kazancımdır. 

 Rahmetli Hocaefendinin sohbet ve kitaplarının ufuk açıcı bir özelliği de vardır.   

Bu okuduklarım içinde de  hayat bana gül bahçesi gibi geldi. Arada kavurucu sam yelleri esse de onlar da gül bahçelerinin serinliğinde geçti gitti...

İsterim ki herkes bunları tatsa, yaşasa..

Anlatmak istediğim şu ki; bazan müslümanlar bazı konularda ihtilafa düşüyorlar. Bundan doğal bir şey yoktur. İnsanın olduğu her yerde ihtilaf muhakkak olacaktır. İhtilafları çözecek Kur'an'ımız ve sünnetimiz var elhamdülillah. Sevgili Peygamberimiz ''Benden sonra size iki şey bırakıyorum; kim bunlara sarılırsa asla yolunu şaşırmaz. Bunlar Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir (yolumdur) buyurmuş.

Öyleyse pırıl pırıl bu iki kaynağımız bize yeter. Dediğim gibi fakülteler bitirmiş bir din alimi değilim. Kendi halinde sade bir müslümanım. Okuduğumu anlayacak bir kapasitem ve tahsilim var. İslam alimlerinin yolundayım. Asr-ı saadetten bu güne Kur'an ve sünnet yolunda gitmiş alimlerimizin eserleri de meydanda.

Konuyu uzatıp gitmeyelim; sadede gel, derler ya sadede gelelim.

Bu yazımın konuğu KERAMET. Hani bazıları kabul etmiyor ya!..

Önce kelime anlamından başlayalım; sadece kendi bilgilerimle yetinmiyorum, araştırarak da söylüyorum.

Mevlaya kerem sahibi deriz ya. Kerim Mevla, deriz. Yani veren, ikram eden manasında. Her şeyi bize Allah vermiyor mu?

Keramet ikramla ilgili bir kelime yani. Sözlük anlamı, ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı durum.. Sözlükte böyle geçiyor. Ermiş kelimesinin de iyi bir anlatılması lazım.

 Kerametin asıl anlamı şudur ki; Allahü Teala'nın salih, mütedeyyin, ibadet ve taatinde, helale, harama dikkat eden, iyi niyetli dürüst mümin kullarına verdiği fakat  Allah'ı ve kudretini hakkıyla tanımadıkları için insanların ekserisine olağanüstü gelen olaylara denir.

Aslında kamil iman sahibi mümine olağanüstü kavramı yoktur. Çünki Allah cc. 'ol' derse olur. Yasin 82. (Kün fe yekün)

Bunu idrak etmiş bir insan hiç bir şeye şaşırmaz. Allah 'ol' deyince olur. Bu, bu kadar basit!

Bir de şuna gelelim. Keramet yani olağanüstü sayılan şeyleri bir aciz naciz insana yüklemek. Halbu ki kulun yaptığı Rabbine karşı olan edep ve tutumudur. Allah ona ilminden, edebinden, saygısından ötürü ikramlarda bulunmuştur. Halbu ki o kul o kadar utanır ki Mevlasından; bilir layık olmadığını bütün bunlara. Allah'ın keremliği karşısında utanca düşer. Fakat Rabbini layıkıyla takdir edemeyen kullar ise bu harikuladeliklerden çeşit çeşit anlamlar çıkarır.

 

Bir de ''evliya çarpsın'' ya da ''Kur'an çarpsın'' deyimi vardır halkımız arasında. Bu deyimlerden de çeşit çeşit yanlış anlamlar türemiş. Öncelikle bu deyimlerden ne anladığımı söyleyeyim.

Evliya çarpar mı? Çarpar. Kur'an çarpar mı? Çarpar.

Evliya nasıl çarpar?

Allah-ü Teala buyuruyor ki:

-Kim benim veli kuluma  düşmanlık ederse ben onu cezalandırırım.

Allah cc. ''Ben zalimleri kendime kol tutmuş değilim'' buyurmaktadır. Kafir bile olsa Allah mazlumun yanındadır.  Öyle iken kafir kulunu dahi zulme uğradığında muhafaza eden Allah hele hele de salih, temiz, mümin bir kuluna sataşanı cezalandırmaz mı? Daha şiddetli cezalandırır. İşte aslında evliya çarpmaz da o evliyadan ötürü Allah çarpar. Yani cezaya uğratır. Kur'an çarpması da böyle bir şeydir. Allah cc'ün kelam-ı kibarıdır o. Kendi sözüdür Rabbimizin. Allah şanına leke sürdürmez, Kitabına yapılan saygısızlığı cezasız bırakmaz.

Kur'an-i Kerim'den keramete bir örnek:

''Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu.

 “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.'' Al-i İmran 37. ayet..

Evet Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Yeterki Allah'a  layıkıyla kulluk yapılsın. Yeterki Allah'a karşı kulluğun gerektirdiği bir edep içinde bulunulsun.

Kur'an-i Kerim'de ve sahabe hayatında ve salih kulların hayatında fazlasıyla örnekleri vardır kerametin. Konuyu saptıranları, çarptıranları böylece müslümanların akaidini bozmaya çalışanları biz kerameti verene Allah'a havale ediyoruz. 

Sevgili hocam rahmetullahi aleyh Es'ad Coşan'ın sohbet ve vaazlarının Kur'an ve sünnetle çakıştığına hiç rastlamadım. Selefi salihin din alimlerimizin hilafına da aykırı bir şey söylememiştir. Hocamız geçmiş alimlerimize son derece saygılı Kur'an ve sünnete sıkı sarılıydı.

Onun makalelerinden kerametle ilgili bir bölümle yazımı bitiriyorum. Yanlış ve eksik bir şey söylemişsem de ilim sahibi kardeşlerimin belirtmesini rica ederim.

  ''Bendeniz de bir ilahiyat profesörüyüm, içte ve dışta çok profesör, doçent, doktor, uzman, yazar... tanıdım. Mesleğin iç yüzünü iyi bilirim, aziz ve mübarek hocam sayesinde de şahsen sıkı, koyu ve katı bir zahirci ve şeriatçı iken Ehl-i Sünnet akaidi üzere ulûm-i İslâmiyye’ye tam uygun, arı ve sâfî, tertemiz ve dosdoğru, bidatler ve hurafelerden berî ve salim, sağlam ve gerçek tasavvufu da yakından tanıdım; kerâmet ehli yüce mertebeli kişilerle yaşadım.   Lütfen herkes haddini bilsin, bilmediği yerde dursun; Arapça bilmekle iş bitmiyor. Ulu orta konuşmanın, yalan yanlış fetva vermenin çok veballi olduğu da asla unutulmasın! ''

 

E mail.

kafu-nun@hotmail.com

                                                        

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4314 defa okunmuştur
Katılım
Gülsen Nurdoğan
Yorumlarıyla konuya katılan kardeşlerime teşekkür ederim.
27 Mart 2013 Çarşamba 14:46
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
keramet konusu
hümeyra yüce
Kerâmet Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği kuluna verdiği olağanüstü hallerdir, ikramlardır. Bunun inkarı ile insan, bir yere varamaz. Sadece nefsini tatmin eder o kadar. Bir kitap okumuştum ; “İnanmanın yüceliğine eremiyorsanız, inkârın basitliğinden kurtulunuz” diye bir cümle kullanmış. Kerameti inkar edenlere aynı cümleyi kullanıyoruz. İnkârın basitliğine düşmeyin, diyoruz. Aksine “Cenâb-ı Hakk ikram etmiştir. Ama ben o ikrama layık değilim ki bana vermedi. Belki ilerde o güzel hal içerisinde olabilirim”, deyin ve inkar etmeyin. Kerametin bir de şöyle bir yönü var : Bir insanın elinde keramet zuhur etmişse o keramet o insanın mensub olduğu peygamberin, hak peygamber olduğunu isbat eder. Öyle ya; keramet sahibi insan, o peygamberin yolunu takip ettiği için bu mertebeye ulaşmıştır. O yol batıl bir yol olsaydı, o yolda yürüyen insan bu ikrama nail olamazdı. Nail olduğuna göre gittiği yol, hak yoldur. Onun içindir ki keramet o yolu getiren peygamberin mu’cizesi kabilindendir.
25 Mart 2013 Pazartesi 13:03
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
ORHAN HOCANIN KİTABINDAN
Hatice kocaman
Resûlullah Aleyhi´s-Salâtu ve´s-Selâm, cevaben : “İstersen şimdi sana dua edeyim, ama istersen duayı ahirete bırakayım. O senin için daha hayırlı olur” dedi. Adam dedi ki; “Ya Resûlellah, ben duayı şimdi istiyorum”. Bunun üzerine Resûlullah Aleyhi´s-Salâtu ve´s-Selâm o adama ; Eve gitmesi, taze güzel bir abdest alması, arkasından iki rek’at namaz kılması, namazdan sonra şu duayı etmesi talimatını verdi : (اللّهم! إني أسألك، وأتوجه إليك بمحمد نبي الرحمة. يا محمد! إني قد توجهت بك إلى ربي في حاجتي هذه لتقضى. اللهم! فشفعه في) “Ya Rabbi, ben senden istiyorum ve Rahmet Peygamberin Muhammed ile sana yöneliyorum ( dikkat edin duada Peygamberimiz Aleyhi´s-Salâtu ve´s-Selâm kendi isminin anılmasını ona emrediyor). Ya Muhammed, ben bu ihtiyacımın giderilmesi için seninle Rabbime yöneliyorum. Ya Rabbi! O’nu (Peygamberimiz Aleyhi´s-Salâtu ve´s-Selâm’ı) benim ihtiyacım konusunda bana aracı kıl, şefâatçi kıl.”
25 Mart 2013 Pazartesi 11:59
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
ORHAN HOCANIN KİTABINDAN
Hatice kocaman
İşte bu vesile, Allah’a yaklaştıran, Allah’a giden yolda insana destek veren, moral veren, Allah’ın yardımının gelmesine sebep olan her şeydir. Bu abdest olabilir, dil ile Allah zikri olabilir, kelime-i tevhid olabilir, Âyete’l Kürsi olabilir, namaz olabilir, oruç olabilir, bir sadaka olabilir, hac olabilir, umre olabilir, sevap kazandıran yani Allah’ın değer verdiği her şey olabilir. Dolayısıyla, ‘illa şudur, diğerleri değil’ demek yanlış olur. Yani bu vesile namazdır, oruçtur, başka bir şey değildir, denilemez. Allah’a yaklaştıran ne varsa hepsidir. Ayetin yönlendirmesiyle diyebiliyoruz ki vesile Allah’a götüren, Allah’a varmamıza ya da Allah’ın bizi daha güzel kabul etmesine sebep olabilecek ne varsa hepsini ifade eder. Demek oluyor ki Allah katında değer ifade eden her hangi bir şeyi duamızda zikrederek Allah’a öyle dua etmemize biz tevessül diyoruz. Hadîs-i şerîflerde, ayet-i kerîme’lerde görebildiğimiz kadarıyla tevessül şunlarda oluyor : 1. Şahısla, bir insanla veya melekLE
25 Mart 2013 Pazartesi 11:57
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
ORHAN HOCANIN KİTABINDAN
Hatice kocaman
Kimileri de bu câizdir, böyle dua edilmesi gerekir şeklinde olayı normal görüyor. Acaba bunun doğrusu nedir ? Bu tevessül konusunu Peygamberimiz Aleyhi´s-Salâtu ve´s-Selâm’ın da ifadeleriyle, mübarek hadîs-i şerîfleriyle konuya açıklık getirecek şekilde anlatarak îzâh etmeye çalışalım : Her şeyden önce Kur´ân-ı Kerîm’de bir Âyet-i Kerîme vardır : وابتغوا إليه الوسيلة “Allah’a (varmaya) vesileler edininiz (vesileler arayınız)” (Maide suresi : 35). Allah’a doğru giderken, Allah yolunda vesileler edininiz.
25 Mart 2013 Pazartesi 11:56
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri