Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Gülsen NURDOĞAN

MÜRŞİDİM VE BEN

31 Mayıs 2016 Salı

Önce mürşid kimdir onun tanımını yapalım.İnternetten aldığım bir tanım: İrşad eden doğru yolu gösteren kılavuz; tarikat şeyhi, gafletten uyandıran.(Rüşd'den) irşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran. Peygamber varisi kılavuz. Tarikat piri, şeyhi.

Rahmetli hocam Es'ad Coşan tanıdığım ilk mürşid-i kamildir. Hocamın adını duyana kadar yeryüzünde bir mürşid olduğunu bilmiyordum. Bu tanışma şöyle oldu:

Öncelikle yaşantımın başlangıcına doğru gitmem gerekir. Ben oldukça ücra bir köyde doğdum. Babaannem bana Resulullah aleyhisselamı ve Allah'ı anlatan ilk kişidir. Sonra köyümüzde okul olmamasından dolayı okuduğum yatılı ilköğretim bölge okulundan Din Kültürü derslerinde öğrendiklerim, Edebiyat derslerindeki Yunus Emre'nın şiirleriyle, bir dini kültür oluşturdum. Bulduğum hadis ve siyer kitapları, takvim arkası yazıları hasılı Islam adına ne bulduysam attım dağarcığıma.

Evet Allah'ı anıyordum, arada sırada namaz kılsam da duayı çok yapıyordum. En huzurlu olduğum anlar Allah'ın bana çok yakın olduğunu hissettiğim anlardı. Fakat bunlar anlık şeylerdi ve ben bu anlık şeylerin hayatımın her saniyesinde olmasını istiyordum.

Okuduğum dini kitaplar: ''Huzur İslamda'' diyordu. Ben de İslamı külliyen öğreniyordum bu yüzden. Amma işte o huzur yoktu. Hatta büyük bunalımlar yaşıyordum. Her geçen gün huzurumun artmasını beklerken her geçen gün daha da çıkmaza giriyordum.

Çocuklarım küçüktü. Bu yüzden sosyal aktivitem yok denecek kadar azdı. Arada sırada çocukluğumun ve okul yıllarımın aktifliğini hatırlayarak üzülüyordum. Ben, böyle, dağ başında bir evde üç dört çocukla hayattan uzak yaşayacak biri değildim amma vardır Allah'ın bir bildiği tesellileriyle avunuyordum.

Kafamı karıncalandıran sorum ise madem huzur İslam'daysa İslamı iciğine ciciğine kadar  öğrenen ben, neden huzur bulamıyordum?

Bir gün dergi niteliğinde küçük bir kitapta şu yazıyla karşılaştım: ''Kişi mürşidini Allah'tan istemelidir? Yoksa ebediyyen mürşid ona gelmez.''

Kafamda şimşekler çaktı. Ben sahiden hiç mürşidimi istemedim Allah'tan. Kitap, mürşidi Allah'tan nasıl istememiz gerektiğini de açıklıyordu. Bunun için halis bir niyyet, güzel bir abdest ve dört rekatlık bir hacet namazı kılmak gerekiyordu. Çocukluğumdan beridir gönlüme yoldaş olan Yunus Emre'nin şiiri de bu hakikatı açıklıyordu. ''Doğruya varmayınca, Mürşide ermeyince, Hak nasip etmeyince, Sen derviş olamazsın''

Kitap kim bunları yapar da Allah'tan mürşidini isterse Allah ona mürşidini muhakkak gönderir diye yazıyordu. Çok heyecanlanmıştım. Hemen abdest alıp dört rekatlık namaz kıldım. Ellerimi açtım: Ya Rabbi dedim, kimse benim mürşidim yolla. Çünkü ben çok yoruldum. Henüz ellerimi indirmemiştim; Peygamberimiz aleyhisselamın nasihatını hatırlaım- Allah'tan bir şey isteyeceğiniz zaman en iyisini isteyin- ben de öyle yaptım, Yarabbi dedim senin yanında en kıymetli mürşid kimse beni ona ihvan eyle dedim. Mürşidler içinde dünyada ve ahirette en kıymetlisi bana göndereceğin mürşid olsun dedim. Sonra çocukluğumdan beridir edegeldiğim bir duam vardı; Peygamber aleyhisselamın evlatlarından birini tanımak, o mürşid aynı zamanda Peygamber aleyhisselamın evlatlarından olsun dedim. Öyle çok istedim ki Allah'tan öyle candan istedim ki...

Okuduğum kitap bunlar yapıldığı takdirde o mürşidin gelip beni bulacağını söylüyordu. Artık yol bekliyordum. Kimse kimdi benim mürşidim amma gelecekti ve muhakkak beni bulacaktı. Onun beni bulması için hiç bir çaba harcamıyordum artık. Hepsini Allaha ısmarlamıştım, O Kadir-i mutlak bana mürşidimi gönderecekti.

Birkaç güne bir gittiğim bir aile vardı. Eşimin akrabalarından olan bu ailenin İmam Hatip lisesine giden iki kızı vardı. Ben bunlarla sohbet etmeyi seviyordum. Benim ve çocuklarımın nazını da çekiyorlardı. Onlarla Allah ve Rasulu aleyhisselamı konuşurduk. Bu güne kadar öğrendiğim tüm İslami bilgileri bunlarla irdeliyor kendime yoldaşlar bulduğum için ayrıca mutlu oluyordum.

Kıldığım namazdan bir hafta kadar sonraydı. Gene onlara gitmiştim. Konya Selçuk Üniversitesinde okuyan bir kardeşleri vardı kızların. Yaşça benden küçüktü. Gülsen yenge dedi. Biz bir hocaefendiye intisab eyledik. Eğer istersen sen de intisab eyle. Bizim Üniversiteye geldi konferans verdi. Aynen Peygamberimiz gibi heybetli, mübarek bir şahıs. Peygamber Efendimizin soyundanmış.

Benim kıldığım namazı ettiğim duayı onlar hiç bilmiyorlardı. İşte beklediğim mürşid gelmişti. Bu yüzden hiç düşünmeden evet dedim. Sen bana ne yapmam gerektiğini söyle, dedim.

Artık radyoda onun sohbetleri başladığında pür dikkat dinliyor, dediklerini aynen belliyor, hayatıma tatbik etmeye çalışıyordum. Rabıta ile hiç yüzünü görmediğim hocam ile hep aynı mecliste gibi oluyordum.

Onunla rabıtam şöyle idi: O çok muhterem bir büyüğüm bense onu çooook seven etrafında seksekler oynayan ele avuca sığmaz bir yaramaz çocuk...

 

 


Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4118 defa okunmuştur
Ne güzel!
abdullah bin abdullah
Maşallah yazar kardeşim işte bu; Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş, Bir veliye bende olmak cümleden a’la imiş. Yavuz Sultan Selim Han dua ile....
01 Haziran 2016 Çarşamba 15:40
Beğendim (6)Beğenmedim (2)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri