Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hakkı ERÇETİN

Doktor

11 Kasım 2013 Pazartesi

Yazımızın kahramanı köyümde yaşamış olan Doktor lakaplı biridir. Doktor lakabı kesinlikle meslek olan doktorluktan gelmemektedir. Bu lakap malum şahsa, kavgaya olan isteğinden ve girdiği kavgalarda (aşağıdaki resimde bir örneği bulunan) bıçağı kullanmasındaki maharet ve ustalığından dolayı verilmiştir.

Doktor’un pek kimi kimsesi yoktur. Hapiste olmadığı zamanlarda köy koruculuğu yapan ve hobi olarak ta define avcılığını uğraş edinmiş birisidir. Doktor’un hırsızlığı ve yolsuzluğu yoktur. Zengin olmayı define bulmaya bağlamış kendi çapında delikanlı raconuna sahip birisidir.

Yine karıştığı hafif yaralamalı bir kavga sonucu kısa süreli hapse girmiştir. Hapiste kaldığı koğuşta sürgün gelen belalı bir koğuş ağası bizimkine posta koymaya kalkınca Doktor “Dostum, şurada birkaç ay kalıp çıkacağım. Üstelik burası benim memleketim. Onun için benle uğraşma, bundan sen zararlı çıkarsın” diyerek ağaya postasını koyar. Ancak koğuş ağası bu uyarıyı dikkate alsa da bizimkine baskı yapmaya devam eder. Bir gece saat 3 sularında ağa tuvalete gitmek için kalkar. Henüz uyumamış olan Doktor bunu görünce arkasından ayak yoluna gider. Kendince kabadayıya hafiften bir gözdağı verip kendisiyle uğraşmasının önüne geçecektir. Ağanın girdiği tuvaletin yanındaki tuvalete girerek taharet için kullanılan toprak ibriği alarak duvara tırmanır ve yan taraftaki ağanın kafasına vurur. Eski toprak ibrikler biraz ağır olur, bilen bilir. Doktor darbeyi biraz sert tutunca adam oracıkta ölür. Bizimki bir şey olmamış gibi usulca koğuşa gelir ve yatar. Sabah olunca koğuş ağasının öldüğü ortaya çıkar ve hemen soruşturma başlar. Ancak şahit olmadığı için ve ölen şahıs hapishane müdürü tarafından da sevilmediği için dosya kapanır. Doktor’un tahliyesine 10 gün kalınca hapishane müdürü bunu yanına çağırır. Doktor kodesin gediklisi olduğu için müdür bunu iyi tanır. Müdür Doktor’a “Doktor, ölen adamı sevmediğimi bilirsin ancak içimdeki şüpheyi gidermek için soracağım. Sen yapmış olsan da bunu kayda geçirmeyeceğime söz veriyorum” deyince Doktor da olan biteni anlatmış, kastının öldürmek değil gözdağı vermek olduğunu ancak ölçüyü tutturamadığını itiraf etmiştir. Müdür söz verdiği gibi dosyayı kapatıp Doktor’u tahliye eder.

Doktor içeride iken köye yeni bir nahiye müdürü gelmiştir. Bu  olayların yaşandığı yıllar 2. Cihan Harbi yıllarıdır. Yani tek parti milli şef dönemi. Köylüden mahsülünün yarıdan fazlasının ihtiyat olarak alındığı ve depolandığı yerlerde çürütüldüğü için ekmeğin karneye bağlandığı o malum sıkıntılı yıllardır. O dönemlerde tarım tamamen insan gücüyle yapıldığı için verim de ona göre kısıtlı olmaktaydı.

Nahiye binası köyün batı tarafında köye hakim bir tepe üzerinde idi. Köyün doğu tarafındaki düzlüklerde ise harmanlar olurdu. Köylüler çıkardığı mahsulden tekrar ekim yapmak için tohumluk, ailesine bir sene yetecek un için yemelik ve hayvanları için de yemlik zahire ayırmak zorunda idi. Geri kalan kısmı da satılıp diğer ihtiyaçlar giderilirdi. Ancak devlet yarıdan fazlasına el koyduğu için bu hesabı tutturmak köylüler için mümkün olmuyordu. Bundan dolayı harman yapılırken birkaç teneke buğdayı sapların samanların altına gizleyerek en azından yemelik buğdayı garanti etmeyi düşünürlermiş. Ancak nahiye müdürü malum tepeden dürbünle bütün gün bunları izlediği için saklanan buğdayları eliyle koymuş gibi bulurmuş. Bu buğdayları almakla kalmayıp köylüye de güzel bir dayak atarmış. Bu nahiye müdürünün bunları vatan sevgisiyle yaptığını sakın düşünmeyin. Çünkü bu müdür zalim ve şerefsiz herifin birisiymiş. Yaptığı zulümden haz alan vicdansızın birisiymiş. Müdürün vukuatları bununla sınırlı değil tabii ki. Alkole düşkün birisi olduğu için her gün içer ve sarhoş olunca silahını çekip evli kadınların kapısına dayanırmış. Köylü bu edepsizi durduruncaya kadar akla karayı seçermiş. Kendine göre en büyük eğlencelerinden biri de camiden namazdan çıkan cemaate hakaret edip sopayla vurmakmış.

Bizim Doktor hapisten çıkıp köye dönmüş ve köy koruculuğuna tekrar başlamıştır. Bir ahbabı ile otururken ezan okunur. Doktor ahbabının namaz kıldığını bilir ancak adam hareketlenmeyince merak eder sorar “ Camiye gitmiyor musun?” Ahbabı da “Sorma Doktor, yeni nahiye müdürü geldi. Bize böyle böyle hakaretler yapıyor. Ben de camiye gitmeye korkar oldum. Evde kılacağım inşallah” diye meseleyi kısaca özetler. Doktor buna çok içerler ve “Olur mu öyle şey yahu! Kalk beraber gideceğiz. Ne yapacakmış ben de bir göreyim” der. Kalkıp beraber camiye giderler. Namaz kılıp dışarı çıkan cemaat elinde sopayla sarhoş müdür ile karşılaşır. Yapma etme derken bizim Doktor oradan “Ne oluyor orada?” diye bir nara atınca müdür topuklayıp kaçar. Çünkü Doktor’un ününü duymuştur.

Bu olaydan bir müddet sonra, Doktor köy korucusudur ya elinde mavzer ile merada dolaşırken komşu köylerden atıyla gelen nahiye müdürünü görür. Şansına müdürün yanında jandarma yoktur ve köyden uzak bir kır noktasındadır. Doktor bunu fırsat bilip müdürün yolunu keser ve mavzerin ağzına mermiyi sürüp “Eğer inancın varsa son duanı et” der ve müdürü yere yatırır. Müdür başlar “Aman Doktor ağamsın paşamsın ben ettim sen etme. Ayağını öpeyim, bana kıyma” diye köpek gibi yalvarmaya. Doktor fırsatını bulmuştur, bunu kaldırır köçek gibi oynatır, yerde süründürür, yaptığı pislikler için son sesiyle özür dilettirir ve 24 saat içinde köyü terk edeceğine dair söz alarak bunu bırakır. Terk etmemesi halinde köyün ortasında onu vuracağına dair yemin eder.

Müdür Doktor’u tanıdığı için dediğini yapacağını bilir ve olaydan sonra 3 saat içinde köyü terk eder. Köy de bu vesile ile bir zalimden ve mikroptan kurtulmuş olur.

Dinsizin hakkından imansız gelir vesselam.  

 

Not : Resimdeki bıçak bizim yörede “kama” olarak tabir edilen delikanlı bıçağıdır. 50 seneden fazla geçmişi olan bu kama,  bıçağı dövme çelikten, sapı kemikten, kını da manda derisinden olup %100 el yapımıdır. Kara İzzet’e ait olan bu kamayı hatırasına binaen muhafaza etmekteyiz. Başkaca bir amacımız yoktur vesselam.

kara-izzetin-bicagi.jpg 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5128 defa okunmuştur
Emaneten talep
Hakan İron
Hakkı bey, hayırlı bir işte kullanmak üzere emanet olarak almak mümkünmüdür.?
15 Kasım 2013 Cuma 09:52
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
güzel hikaye
nevzat bayraktar
çok hoş bir hikayeymiş Hakkı Abi..
15 Kasım 2013 Cuma 09:39
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri