Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hakkı ERÇETİN

Teknokrasi ve Belagat

02 Mart 2014 Pazar

Yazı başlığının maksadı tam olarak ifade etmediğini biliyorum. Bunun yerine "IQ ve EQ" başlığı da kullanılabilirdi. Yahut başka kelimelerle de ifade edilebilirdi. Ancak anlatmak istediğim kavramları tarihi bir zemin içinde ele almak istediğimden bu başlığı seçtim. İzahtan sonra maksadımızı da tam olarak açıklamış oluruz inşallah.

Teknokrasi bir yönetim biçimi olarak ele alındığında devletin uzmanlar ve teknolojistlerin tarafından yönetilmesi demektir. Yönetimde bütün karar mekanizmalarında teknik uzmanlar yani teknokratlar yer almaktadır. Tarih içinde bunun bazı ufak değişikliklerle gerçekleştiğini görmekteyiz. Bunun en bariz örneği Roma İmparatorluğu'dur.

Roma İmparatorluğu'nda asker yani subay olacak çocuklar çok küçük yaşta ailelerinden alınır ve tam bir erkek eğitimi diyebileceğimiz tarzda askeri bir program çerçevesinde yetiştirilirlerdi. Bu eğitim doğal olarak teknik bir eğitim ve öğretimi ihtiva etmekteydi. Bu teknik subaylar kadrosu ile pek çok zaferler kazanılmıştır. Bu teknik kadro süreç gereği ilerleyen yaşlarında senatoya dahil olur ve bu sefer devletin yönetimi ile ilgilenmeye başlarlardı.

Bunun bir benzerini de Memlükler Devleti'nde görmekteyiz. Bir nevi kurmay subay olarak eğitilen çocuklar sonrasında devlet yönetimini de ele geçirmiştir. Sınırlı diğer bir örneği de Osmanlı'daki Yeniçeri ocağıdır.

Konunun Roma tarafına tekrar dönmek istiyorum. Roma için modellerden biri de eski Yunan devletleridir. Benzer modellerle teknokrat subaylar yetiştiren Yunanlılar ciddi askeri başarılar gerçekleşmiştir. Ancak yine bilindiği gibi tarihi süreç içinde fethedilen değişik yerlerin kültürleri de topluma dahil olmaktadır. Eski Yunanlılarda teknokrat savaşçı dönemini müteakip ilim, felsefe ve sanatla uğraşan bir devlet ve toplum görmekteyiz. Bu özellikler ağır bastıkça savaşçı özellikler de törpülenmekteydi.

Aziz dostum Hamdi Keleş şahsi blogunda bilgi konusunu ele almakta ve fazla bilginin zamanla atalet getirdiğini yani insanı miskinleştirdiğini belirtmekteydi. Hakikat te öyledir.

Savaşçı Yunanlılar gitmiş onların yerine edebiyat ve sanat ile iştigal eden Yunanlılar gelmişti. Yükselen Roma zamanında Yunanlılar Romalılar tarafından miskin ve işe yaramaz kimseler olarak görülürdü.

Ancak amiyane tabirle kazın ayağı öyle değildi. Özellikle zaferler kazanmış yani çok kralı önünde diz çöktürmüş Romalı bir subay askerliği bırakıp senatoya katıldığı zaman teknik özelliğin tek başına yeterli olmadığını anlamaktaydı. İş hitabet ve belagata geldiği zaman değişiyordu. Koca orduları dize getiren komutan miskin bir Yunan karşısında aciz kalıyordu. Bundan dolayıdır ki zamanla Roma İmparatorluğu'nda her subay veya yönetici adayı çocuğun bir Yunanlı lalası olması adet haline gelmiştir. Teknik eğitim yanında edebiyat, felsefe ve belagat dersleri alıyorlardı.

Romalı yöneticiler bu hitabet ve belagati çok sevmişlerdi. Senato konuşmalarında birbirleriyle yarışır hale gelmişlerdi. Bu durum zamanla meşhur Roma mahkemelerine de sirayet etmişti. Mesela savcı konumundaki iddia makamı mahkeme heyetine sunum yaparken resmen bir tiyatro oyunu sergilemekte ve hitabet ve belagatteki bütün hünerlerini ortaya koymaktaydı. Bu oyuna katılamayacak durumda olan ise sanık konumundaki gariban kimse idi. Bunu fark edince sanık yerine bu belagati sunacak bir temsilci atadılar. Bu temsilcinin adı da zamanla avukat olmuştur. Böylece savcı, sanık ve hakim olarak bütün taraflar oyuna dahil olmuştur. Bu oyunu büyük bir keyifle oynuyorlardı hatta bazen sanığın avukatı öyle bir belagat sergiliyordu ki suçlu olduğu halde sanık serbest bırakılabiliyordu. Doğal olarak insanlar kendinde olmayanı ararlar ve bazen bulduklarında da haddi aşmaları mümkün olmaktadır.

Bu Roma mahkemesi oyununu, Batı'nın doğal miras süreci içinde Avrupa'dan Amerika'ya taşınmasını ve aldığı hali Amerikan filmlerinde görmekteyiz. Jüri ve hakimi etkilemek adına avukatlar müthiş bir hitabet ve belagat sergilerler. Bu filmleri seyreden çocuklarda avukat olma isteği artar. Ama buradan da uyaralım ki hayal ettikleri avukatlık Türkiye'de mümkün değildir. Çünkü bizde usul farklıdır ve avukatın konuşmasına bağlı değildir. Bizde işleyiş daha çok dosyayı hazırlamaktaki marifetine bağlıdır. Çünkü hakim dosyayı eline alır ve savunma makamı "şunu ifade etti, bunu kastetti" gibi ifadeleri zapta aldırırken sadece avukata bakar o da onay makamında başını hafifçe sallar. Konuşmak zinhar mevcut değildir. Bu nedenle Amerikan filmlerine bakarak avukat olan birisi ciddi manada sükut-u hayale uğrayacaktır.

Türkiye'de avukatların çok konuştuğu kanaati yaygındır. Ancak onlar mahkeme salonlarında konuşamadıkları için performansı mecburen dışarıda sergilemek zorunda kalmaktadırlar.

Hasılı batı menşeyli bir meslek olan avukatlık teknokratların hitabet ve belagat öğrenme heveslerinden ortaya çıkmış bir meslektir. İslam geleneğinde böyle bir uygulama yoktur. Çünkü özellikle ceza hukuku şeriata yani Kur'an' a göre belirlendiği için herkes tarafından bilinecek şekilde açık ve net olmak zorundadır. Tarihi süreci içinde mahkemenin çalışma yapısı batıdan farklı olmuştur.

Günümüzde bu mesleği icra eden dostlarımızın bizi yanlış anlamamasını temenni ediyorum. Burada bugünün bir realitesi olan meslek irdelenmemiştir. Sadece tarihi süreci içindeki bir resim buraya taşınmıştır.

Teknik eğitim ve sanat eğitimi gerekliliği örneğini özellikle Batı tarihinden göstermek istedim. Çünkü Doğu'da özellikle İslam toplumlarında bu eğitimler her zaman beraber verilmeye gayret gösterilmiştir. Fazla uzağa gitmeye gerek yok, en yakın örneği Osmanlı sultanlarıdır. Hepsinin teknik olarak askeri özelliği yanında bir sanat ve/veya zenaat uğraşısı ve becerisi vardır. İstanbulu fethedecek topların tasarımını yapacak kadar mühendis olan Fatih, Avni mahlasıyla divan yazacak kadar da şairdir. Aynı dönemde bu zenginliği Batılı krallarda görmek mümkün değildir.

Hasılı kelam, nasıl ki ruh beden dengesi gerekli ise bu denge insanla ilgili her alanda gereklidir. Sadece IQ veya EQ yüksekliği matah bir şey değildir. İkisini kafi miktarda bir arada bulundurabilenler daha değerli ve özellikli kimselerdir. Unutmayalım ki kainat bir denge üzerine yaratılmıştır.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4048 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri