Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hamit SEVEN

“Gözümüz aydın, bilgi toplumu olduk…”

25 Temmuz 2008 Cuma

Efendim…

Kitaplar baskı, Kitapevleri iş yapmıyormuş, olanlar raflarda tozlanıyor,yayınevleri bir bir kapanıyormuş… Bize ne…

 

Neymiş…

 “Fevkaladenin fevkinde” yarışma programları, nesli tükenen “kelaynak” misali oda “bir gözü kalk gidelim, diğeri biraz daha oturalım” der gibi ekrana bakan üç-beş “Bilgi yarışması”ndan daha çok “reyting” alıyormuş… Dediğine bak…

 

Yok…

21.Yüzyıl gençliğinin adeta “sığınma evleri” internet kafelerinin serinletici “google” sörfüne bayılmışız da, disko, barlar, oyun salonları  tıklım tıklımmış da, kütüphaneler, kitap okuma salonları sinek avlıyormuş…Delinin zoruna bak…

Siz bu halkı hala tanıyamamışsanız o sizin sorununuz üstadım…

 

Bir daha söylemeyin böyle şeyler çok ayıp…

Biz ki, bilgi okyanusunun suyunu damla damla içip, 80 yılda “devr-i alem” yapmış bir toplumuz ayıp oluyor ama…

 

Bilgilendik ve artık biraz da beyinlerimizi “lay lay lom” diziler, “incir çekirdeği”ni doldurmayan yarışma programlarıyla dinlendiriyoruz ne var bunda…

 

Hem onlar ekranlarda, bizler ekranları başında, resmen bizimle “maytap” geçerek oldukça başarılı da eğlendiriyorlar (!)… Hep birlikte eğleniyoruz ne güzel işte…

 

Bir de “Televole”lere “Yakalamaca-kovalamaca” bunlar, yani önceden “ayarlı-planlı” “organize işler” programları diyorsun öyle mi?…

 

24 saat kumsalda pusuya yatıp o ünlüyü (!) bu ünsüzü (!) yakalayıp kare kare çekmek öyle kolaysa… Başına gelsin…Buyur sen çek o zaman…Derler adama…

 

Madem başlattın, öyle “çamur at izi kalsın” yok…Söyle lafı çek git yok…

“Çok güzel hareketler değil bunlar”…

Dur bakalım…“Dur Yolcu” dur da dinle…Döktürelim de sana, gör  toplum olarak “uzmanlık” alanımızı…

 

Bilmez misin ki, öyle kimse bizim “kanka” olup koyun koyuna yatıp kalktığımız “lezzetli” star yarışmalarımıza” ve dahi “dizilerimize” laf edemez, dalga geçemez…

 

Şimdi…

Onların var…

Ya, senin “Cesaretin var mı aşka”…

Yurdumun “Binbir gece” lerinin “Düğün Şarkıcısı” seni…

Bak “Yaprak dökümü” gibi dökülür, “Sıla” ya “Hasret” kalırsın…60"lara, 70"lere,80"lere kadar gider “Hatırla Sevgili” deseler de hiçbir şey hatırlamaz, “Gece gündüz” parmak “pıtlatarak”  “Selena” yı da  çağırsan yemez sonra…Sizi gidi “Küçük kadınlar” sizi…Seni gidi “Servet avcısı” seni…

 

Hadi diyelim ki dedin, bak “Elif” ile “Ece” bacımızın diline düşer, sonra ekranların “Son Ağası”, “Emret komutanım” der, derhal “Avrupa Yakası”ndan “Dedektif biraderler”e haber verir… “Baba ocağı”ndan çıkıp “Aman annem görmesin” diyerek “Limon ağacı” nın yanındaki “Dilek ağacı”nın dibine, “Çemberin dışında” “Ateş ve Barut” koyarak “Aşk yakar” diye nara attığını “Anında görüntü” leyip “Çocuklar duymasın” desen de tüm yaptıkların “Çorap söküğü” gibi bir bir ortaya dökülür anladın mı…

 

Hatta, “Aşk eski bir yalan” deyip, “Vazgeç gönlüm” türküsünü mırıldanarak “Akasya durağı”ndan “Deli yürek” “Çiçek taksi”ye atlayıp  “Cennet mahallesi”nden geçerek “Büyük buluşma” için gittiğin “A5 Akmerkez” dönüşü “Arka sokaklar”da,  “Kurtlar vadisi pusu” kurar, “Gazi” olsan iyi, sonra hayata “Elveda Rumeli”  dersin, seni “Doktorlar” bile kurtaramaz…Son kez dönüp “Benim annem bir melek” ti der, son sözlerin “Beni unutma” “Aşkım aşkım” olur, demedi deme…Hem sonra “Bizim mahalle” sana “Ekmek teknesi”nde yediğin ekmekler için “Dizine dursun” der de bakarsın dizine durur, sonra “Derman”sız bir “Acı hayat”ına tanıklık etmek bizi de üzer…

 

Yok azizim…

“Amiral batsa”, “Gemi karaya otursa” da  

Gel sen bizim “bilgi toplumu” olmamıza laf etme…Beni de söylettirme…

 

Bak şimdi Habername"nin değerli yazarlarından ve editörlerinden  sevgili dostum Ekrem Özdemir “Yazı göndermiyor musun dostum?” diye soracak, eğleme beni…Yazımı yazmalıyım…Şu yazının içinde cevabın olacak,tellal gibi bağıracağım sende gözlerini dört, kulaklarını öyle bir aç ki,  iyi görüp, işitesin…

 

Ey ahali;

Duyduk duymadık demeyin, bir daha bize cahil demeyin…Biz bilgi toplumu olduk…

Dost düşman herkes bilsin duysun hatta görsün bunu…

 

Özellikle de “Romeo-Juliet” aşkıyla bir ömür peşinden koşturduğumuz AB, mutlaka önemli bir yerine not etsin ve Türkiye hakkında konuşurken bir daha akıllı olsun…

 

Attık kitabı defteri, bastık mührümüzü çağa, yolumuzdan dönmeyiz…

Bilgiyle öyle dolduk ki, “doyduk doyduk  elhamdülillah…”

 

Ekonomimiz yolunda…

İşlerimiz tıkırında…

Demokrasimiz rayında…

Adımızı göklere yazdırdık,

“İcatlarımızı” da arasına kondurduk,

Üstüne de yıldız çaktırdık,

sürpriz sürpriz sürpriz hayatımız…

Ne mutlu bize…

 

Bundan sonra…

Bize ne lazım bilgi…

Bize ne lazım siyaset…

Bize ne lazım ekonomi…

“Bize şarkı söylemek lazım”…

 

 …

 

Bir Analar, Babalar kalmıştı onlarda karıştı artık…

“Benim annem dans edemez”,senin “Baban saz çalamaz”a kadar geldi iş…

Ülkenin geleceği “Buzda dans” ediyor, toplum olarak “İlle de roman olsun” havasında oynuyoruz…

 

 

Evet lazım…

“Mutlaka bir şey söylemek lazım…”

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5118 defa okunmuştur
Popüler Kültür
Murat Can
Popüler kültürün aslında popüler bir hiçlik olduğunu bu yazı çok güzel bir şekilde özetliyor. Böyle bir şeyin içinde insan var olmaz be.. İnsan, insan olmaktan çıkıp bir naylona dönüşür.
26 Temmuz 2008 Cumartesi 18:28
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri