Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hamit SEVEN

“Yüceler ve Cüceler”

15 Haziran 2009 Pazartesi

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB), İLESAM Üyesi, SAYDER Başkanı ve Kültür Memur-Sen Genel Teşkilatlanma Sekreteri Araştırmacı-Yazar Ahmet SEVEN ile

“Vurdumduymazlık” üzerine “harici” bir röportaj: -1-                                        10/06/2009

 

Samsun Yazarlar Derneği (SAYDER) Başkanı Ahmet Seven, geçtiğimiz günlerde köşesinde bir yazı yazdı ki, yazdıkları,  millet adına sorumluluk alıp inisiyatif üstlenenlerin, o hani hep yakındığımız bizi içten içe çürüten “nemelazımcı” mantığına vurguydu adeta!…

 

“Cümlelerinde yan yana dizilen kelimeler”, hiç kuşku yok ki, “Sevgili vatandaşlarım, sizlere vefa, huzur ve güven vaat ediyorum” diyenlerin, düşen “takkelerinin” altında ortaya çıkan “kelleriydi”!

 

İşte, “O” yazıdan yola çıkarak, “Tekrar etmekte fayda vardır, velev ki 180 kere olsa da” kabilinden, yazıya “röportaj” formatına çevirme “maharetiyle”  “ince” bir “ayar” çekerek, sizlerle yeniden paylaşmak istedim…

 

Ve ayrıca, daha önce de birkaç defa “denediğim” bu tarzı sevdim de… Bundan sonra da hangi yazar ve hangi konu olursa olsun ilginç gördüğüm bu tür “yazıları” “röportaj” formatında sizlerle paylaşmaya da devam edeceğim…

 

Bu röportaj da, “yücelirken alçalmasını bilmeyen cücelere” ve dahi “takkeleri” düşüp “kelleri” görünenlere ithaf olsun…

 

***

*Efendim, son yazınızı “vurdumduymazlık” üzerine kaleme almışsınız. Sizi bu yazıyı yazmaya iten sebep neydi kısaca anlatır mısınız bize?

 

---Eskiden bırakın yazılanları konuşulanlar bile dinlenir oradan ders çıkartılırdı.
Hele bir gazetede haber ya da yazımı yayınlanmış o alınır gereği yerine getirilirdi. Haberi yapan ya da yazana dönülür konu hakkında mütalaa yapılırdı.

 

*Peki, şimdi?

 

---Kimsenin ne yazanı ne de konuşanı tınladığı yok. Sanki sözünüz ağaç kütüğüne. Ona bile söyleseniz kalkar kendine bir çeki düzen verirdi. Ne günlere kaldık. Herkesin her şeyi bildiğini sandığı bir kentte yaşıyoruz. Görmesek bilmesek biz de inanacağız.

 

*Acaba insanlar, “her şeyi ben bilirim” diye mi düşünüyorlar dersiniz?

 

---Biliyor musunuz? Bilmediğini bilen cahil değildir. Asıl cahil bilmediğini bilmeyendir. Yani bunun farkında olmayandır. Zavallılar bilmediğini bilmedikleri halde biliyorum havasından kurtulamıyorlar. Gülünç olmanın ötesinde alay konusu bile oluyorlar.  Hem kendilerine hem de sorumlu olduklarına yazık ediyorlar.

 

*Dünden bugüne ne değişti?

 

---Basın milletin gözü kulağı denilirdi. Yine öyle biliniyor ya. Fakat onu görecek göz, işitecek kulak kalmadı ki. Bu yüzden göremiyorlar. Bu yüzden işitemiyorlar.

 

*Göremiyorlar, işitemiyorlar derken?

 

 ---Anlayacağınız görmesi gerekenlerin “gözleri kör”, işitmesi gerekenleri “kulakları sağır” olmuş. Ya da görmeme ve işitmeme taklidi yapıyorlar.

 

*İnsanlar, bu tipleri tanımakta güçlük mü çekiyor dersiniz?

 

---Çoğumuzun hoşuna giden bir söz vardır. “Ağır ol molla desinler.” Cehaletlerini bu sahte ağırlığın altına gizleyip kendilerini molla havasına sokanlara acıyorum. Ne de çok şey bilirlermiş de haberimiz yokmuş. Bir düşünür, “Uzaktan büyük gördüğüm çoğu insanların yanına varınca cüce olduklarını anladım” diyor.

 

*Yani şimdi cüceler iş başında öyle mi? 

 

 ---Bitmedi… Bir başkası da, bazı büyük adamlar biz omuzlarımızda taşıdığımız için büyük görünüyorlar. Fırlatıp atınca yerlerde sürünürler. Böyle diyor işte.

 

*İyi niyetler istismar mı ediliyor? Burada bir istismar mı söz konusu ne dersiniz?

 

---Niye yazıyorum bunları? Şeffaf olmalı diyerek şeffaf gönülleri “istismar” edenlerin vatandaş ile aralarına duvar ördüklerini görünce dayanamıyorum işte. Ben başında bulunduğum Sivil Toplum Kuruluşunun sorumluluğunu bu şartlarda yerine getiremediğime ve vebal aldığıma inanıyorum.

 

*Ne yapılmalı, ne yapmalıyız o halde?

 

---Sivil toplum kuruluşu olmanın gereğini yerine getirmek gerek. Bu yüzden kendime susacaksan git evinde sus diyorum. Ne yapabilirim ki başka. Elimde bir kalem var işte. Bir gün o da kırılır mı kırılmaz mı bilmem. Hiç de olmazsa kırılıncaya kadar yazmaya devam.

 

*Peki, nereye kadar bu vurdumduymazlık?

 

---Yalnız tekrar söyleyeyim. Bu şehirdeki bu vurdumduymazlığı bencilliği hayra alamet olarak görmüyorum. Başta Sivil toplum kuruluşları olmak üzere biraz silkelenmek gerek. Yoksa bırakın silkelemeyi silinip gideceğiz de kimsenin haberi olmayacak.

 

***

 

*Efendim, umarız, “yücelirken alçalmasını bilmeyen cüceler” ve dahi “takkeleri” düşüp “kelleri” görünenler üzerlerine düşenleri alıp, topluma faydalı olmak adına üstlendikleri “görevlerini” yeniden hatırlarlar da “gereğini” yerine getirirler… Yoksa bu gidişle, ne eli kalem tutan duyarlı kalemler “yazmaktan”, ne de inatla cücelikten kurtulmak istemeyenler, “cücelikten” kurtulacaklar!…

 

 

 

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3386 defa okunmuştur
AYNEN ÖYLE
FARUK SEDEN
AYNEN ÖYLE! “yücelirken alçalmasını bilmeyen cüceler” ve dahi “takkeleri” düşüp “kelleri” görünenler üzerlerine düşenleri alıp, topluma faydalı olmak adına üstlendikleri “görevlerini” yeniden hatırlarlar da “gereğini” yerine getirirler… Yoksa bu gidişle, ne eli kalem tutan duyarlı kalemler “yazmaktan”, ne de inatla cücelikten kurtulmak istemeyenler, “cücelikten” kurtulacaklar!…AYNEN ÖYLE!!!!!
16 Haziran 2009 Salı 17:59
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
uçurum
saffet Çağrıcı
Vurdumduymazlığa düçar olmuş bireylerin ve toplumların, bir ayağı uçurumda demektir.
16 Haziran 2009 Salı 16:08
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri