Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim DANACILAR

Gönüllere Taht Kuran Bir Sultan!

29 Aralık 2010 Çarşamba

Şahsımın hayatında'da çok önemli yer alan bir zat olan, Seyda Hazretleri'ni hatırlamak hayatıdan bir kaç kesitle bahsetmek yazdığım onca makalenin benim için en anlamlısını yazmalıyım diye düşündüm.

Aciz kalemim onu nasıl anlatacağından emin değildir. Ancak yine onun himmeti ile yazmaya çalışıcam. O büyük insanı, birlikte hem hatırlıyalım tanımayanlarımızın ise tanımasına yardımcı olalım inşallah. 

 

SEYDA HZ. Namıyla bilinen Eş-Şeyh Es-Seyyid Muhammed Raşid Erol k.s. Hazretleri 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirmişlerdir. Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdülhakim Hüseyni Hazretleri olup Nakşibendi büyüklerindendir.

Dedeleri Seyyid Muhammed, Şeyh Muhammed Diyauudin Hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda Hazretleri evlad-ı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir.  hz. Hüseyin'in r.a. soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir.

İlk tahsiline babasının yanında başlayarak yedi yaşında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiştir. Sonra Baykan müftüsü Molla Muhyiddin'den ilim tahsil etmiştir. Yöresindeki kıymetli âlimlerden sarf, nahiv, mantık, belagât gibi alet ilimlerinin yanında tefsir, hadis ve fıkıh gibi dinî dersleri de almıştır. 1968 yılında Nakşibendi halifesi olmuş, babasının 1972'de vefatıyla irşad görevini devralmış bu görevi kesintisiz yirmibir yıl devam ettirmiştir.

En belirgin vasfı sabır, tevazuu ve tefrika'dan kaçmasıdır. Kendisi hiçbir zaman hiç kimseye karşı kırıcı bir harekette bulunmamış, kimseye kin duymamıştır. Binlerce kişi etrafında pervane olurken kendisinde kibir ve kabalıktan eser görülmezdi. Şeriata aykırı olmadığı takdirde kimseye şunu yap veya yapma demezdi.

Onun döneminde Menzil dergahı adeta bir sehavet, uhuvvet ve ihlas merkezi durumundaydı. Ondan etkilenen bağlıları birbirlerine kızmaz, en ufak kusurda özür ve helallik dilerlerdi. İnsanlar huzur ve kardeşlik içinde İslâm'ı öğrenmeye ve yaşamaya başlamışlardı.

16 Nisan 1991'de, Ramazan Bayramında sofilerle bayramlaştığı sırada böcek zehiri dolu şırıngayla suikasta uğrar. Orada bulunan doktorların müdahaleleriyle, Adıyaman'a kaldırılarak hayati tehlikeyi atlatır. Uzun süre ıztırap çeker ama olaydan sonra yakalanan adamdan hiçbir şekilde şikayetçi olmaz.

Kendini ümmete adamış dünya'da yaratılan herşeye rahmet gözü ile bakardı. O ''yaratılanı yaratndan ötürü sevmek'' şuurunu benimser yaşantısınıda bu ölçüde devam ettirirdi.

Hakkında yapılan resmi suçlamalar şöyle idi.. "İnsanlar akın akın gelip ziyaret edip elini öpüyorlar!"  "Herkese tevbe ettirip zikir öğretiyor!"  "Milleti içki ve uyuşturucu gibi şeylerden tevbe ettirip TEKEL satışlarının düşmesine ve devletin zarar görmesine sebep oluyor!" diye onan dava açanlar dahi oldu o ise bunlara kulak asmadan işine tüm ihlası ile devam etti.

Malsef'ki ne kadar acayip'ki bu zihniyet onu mahkum etti. Gökçe ada'ya sürgüne gönderilen seyda hz. jardama komutanına şöle diyordu; "Ne gerek vardı bu kadar masrafa, bu kadar askere? Menzil'den ta Gökçeada'ya kadar bu kadar benzin masraf ettiler. Devletin bir bekçisi bana gelip kağıt gösterseydi, ben çoluğumu çocuğumu alıp arabama biner gelirdim."

Bu mütavazılığın önderliğini hayatına bu şekilde yansıtan insan malesefki yıllarca sürgün kaldı. Yani oda 12 eylül mağduru oldu.

O okadar ince ve zarif bir zekaya sahipti'ki bir defasında Ankara'da bulunduğu bir zamanda, rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal, kendilerini Çankaya'ya davet etmiş, fakat Seyda Hazretleri; "Siz buraya gelirseniz devlet, ben oraya gelirsem İslâmiyet zarar görür." diyerek bu daveti adaba uygun olarak geri çevirmişti.

Küçücük bir köy, sırf o orada yaşıyor diye, ülkenin her tarafından gelen insanlarla dolup taşıyordu. Otobüslerle, otomobillerle gelenler, köydeki imkânlarla misafir ediliyor, doyuruluyor ve isteyen istediği kadar kalıp, istediği anda orayı terk ediyordu.

Gelenlerin içinde kötü alışkanlıkları olan, içki ve kumardan kendilerini alamayanlar, Menzil'in manevi havasını teneffüs edince, o alışkanlıklarını terk ediyorlardı... Vaktiyle meyhane iken lokantaya çevrilmiş yerler gördüm... Adlarını da "Menzil"e çevirmişlerdi... 12 Eylül askeri darbesinin en, baskıcı günlerinde, ülkeyi yöneten komutanlar Menzil'i de keşfetmişlerdi. Kimin aklına nereden  Az kişinin yaşadığı, vaktiyle Rumlar tarafından iskan edilmiş bir adayı...

İkametgâhı da, eğer yanlış bilmiyorsam, bir meyhanenin üstüydü. İnançlı bir insana yapılabilecek en büyük zulüm... Çeşitli sağlık sorunları bulunan Seyda hz. tedavisini de engelliyorlardı.

Zorunlu ikamet ve tedavisinin engellenmesi bir yana, kendisini tanıyanlarla irtibatının kesilmesi daha da büyük bir zulümdü.

Türkiye zor bir döneme girdi. Bu dönemde birlik ve beraberliğin çimentosu olacak manevi liderlere daha fazla ihtiyaç var.

Seyyid Muhammed Raşid hz, Adıyaman'ın Menzil köyünde, doğusu ve batısıyla bütün Anadolu'yu kepçeleyen böyle bir manevi önderdi. Günümüzde bu şekilde manevi önderlere okadar çok ihtiyacımız var'ki Malesef bizler bunları göremiyor, bulamıyor, bulsak'ta dikkate almıyoruz. Aslında çok şey kaybediyoruz kazandığımızı düşündüğümüz dünyamızı sonra en feci si ise ahiretimizi

Peygamberimiz s.a.v. buyuruyor; Benim ümmetimin evliyaları ben-i israilin peyagamberleri gibidir. 

Bizler peygamberin varisleri olan bu zatlarla aşır neşir olmalıyız onlardan istifade etmeliyiz. Günümüzde mevcut olan bu zatlara ulaşmak isteyen mutlaka ulaşır yeter'ki bu konuyu biraz kendimize dert edelim.

Seyda hz. 22 Ekim 1993 Cuma günü, Ankara Çankaya'da kaldığı oğlu Seyyid Fevzeddin'in hz. halen, eskişehir sivrihisar'da bilvanisi köyünde babası seyda hz.'nin görevini icra etmektedir. Şah-ı bilvanisi seyda hz. olarak bilinen bu zatın evinde Cuma namazını Pursaklar'da kendi yaptırdığı camide kılmak için abdest almaya hazırlanan seyda hz. Abdest almaya gideceği sırada, kapıda durup kısa bir süre etrafına göz gezdirerek nazarını ardında bırakıp odadan çıkar. Abdeste başladığı sırada şeker komasına girerek fenalaşır. Ambulansta oğlu Şeyh Seyyid Fevzeddin'e teselli dolu gözlerle nazar edip ağzından kısık bir "Hayy" sesi ile Cenab-ı Hakk'a ebediyen kavuşur.

Seyda hz. Ks. Hakka yürümüştür. Onu sevenler kolay kolay unutamamış ve unutmamakta mümkün değildir. Ben'de unutamayanlar'dan sadece biriyim o Türk'ü Kürt'ü lazı ve üklemizdeki tüm ırkları tek bir çatı ve şuurda toplamayı başarmıştı. Onun yolundan gitmeliyiz, davasını anlamayız ve yaşam tarzımız haline getirmeliyiz'ki iki dünyada'da huzur bulalım...

Rabbimiz kendisinin himmetini bizden eksik etmesin bizleri yolundan gitmemizi kolaylaştırsın.

Seyda hz. ve tüm dostlarının makamını, sırlarını yüceltsin...

 

Ves... Selam..

İbrahim DANACILAR

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 9000 defa okunmuştur

Etiket(ler):

REHBERSİZ BU YOLLAR AŞILMAZ
hakan balcı
İbrahim Bey Seyda Hz.lerini yazarak, kendilerinin örnek hayatından bölümleri gönüllerimize aktardınız...40 yıllık hayatımda öğrendiğim bir gerçek var.Rehberi veya Mürşidi olmayanın rehberi şeytandır.Rehbersiz yalnız olduğum dönmlerde inhiraflar gerek ameli gerekse akide de kaymalar yaşadım..Acz ve fakr içinde olan insan çoğu problemleri aşmada yetersiz kalıyor.O güzide insanların yönlendirmesi dua ve himmetleriyle hayatın anlamını öğreniyoruz.Kulluğun hayatta en önemli davranış olduğunu kavrıyoruz.. Rabbim merhametini esirgemesin..tşkkrler
29 Aralık 2010 Çarşamba 13:36
Beğendim (8)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri