Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim DANACILAR

İslam-i Muhafazakarlığın Atatürkçülüğe dönüştürülme projesi…

14 Kasım 2017 Salı

 

Oldukça düşündürü bir 10 Kasım’ı geride bıraktık. Başlık oldukça ilginç değil mi, evet bana da bazı ilginçlikler, ilginç geldi ve böylece ilginçlikleri sorgulamak vacip oldu…
İslam-i Muhafazakarlığın Atatürkçülüğe dönüştürülmesi, kabul edilir birşey olmadığını, asla olamayacağını anlatmak ve bu arzuda farklı bir sinsi proje yattığını vurgulamak isterim.

Açık bir gerçektir ki,
Atatürk’ün iki farklı duruşu vardır:
1-) 07.02.1923 tarihinde Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde; “Ey millet! Allah birdir, şânı büyüktür. Allah’ın selâmeti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve rasûl olmuştur” diyen Gazi Mustafa Kemal vardır.
2-) 1937’de TBMM’nin 3. yasama yılı açılışında yaptığı konuşmada; “Bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz” diyen Ulu önder Atatürk vardır.

Evet,
Bir Müslümanlara hutbe veren hakikattan bahseden iyi bir komutan Gazi Mustafa Kemal vardır, birde “Din körü körüne bağlanmaktır. Gerçekte din denilen şey bilinmeyen inanç dizgelerine kör bağlılıktan başka bir şey değildir.” Diyen Ulu önder Atatürk vardır.
Mesela; Bir kesim tarafından daimi ve ebedi müthiş fikir adamı, yazar olarak kabul edilen Aziz Nesin, bu iklemi kısaca şöyle açıklamıştır;
“Gerçek Müslüman Atatürk’ü sevemez. Seviyorsa ya ahmâktır, ya da sahtekâr”

Meseleye dönecek olursak;
İslam-i muhafazakarlıkta vatan, bayrak milliyetçiliği, inançları istikametinde zaten vardır. Bu sebebten kurtuluş savaşında, bir çok tarikat şeyhi ve cemaatler müridleri ile birlikte işgalci ittifaklara karşı adeta destan yazmıştır.
Bakınız;
Bugün devlet, beka sorunu yaşıyor ve bazı tehditkâr koşulların aşılmasının ancak “milli mücadele” şekliyle olabileceğine inanıyor. Aziz devletimiz ister istemez kendisini 1915-1923-dönemleriyle senkronize olurken bulabiliyor…
Bugün verilen milli mücadele ile o günlerde verilen milli mücadele arasında oldukça benzerlikler vardır .
Mesela; O günlerde güçlü liderliğe, iktidarın tek bir şahısta toplaması gerektiğini gerektiren şartlar neyse bugün de aynı şartlar oluşmasından ötürü, devlet siyasetini güncellemiş gözüküyor.
Siyaset arenası da, derhal kendini güncelleyip, biraz aşırı dozda Atatürk sevgisi ile kendilerini yenilemesi, birilerinde yaşam ve inanç biçimine şık olmadığı ve bu yeni kıyafetin adeta ironik durduğuda oldukça aşikar…

Oysa,
Müslüman Muhafazakarların bu doğrultuda kendilerini güncellemeye ihtiyacı yoktur.
Zira; Kurtuluş savaşında Milli mücadele’yi necip milletimiz, inançları istikametinde aşkla yapmış, o dönemlerde lider seçilen Gazi Mustafa Kemal’in duruşu ise islam-i argümanlar ile olmuştur. Bu sebeblerle milletimiz zaferi elde etmiştir.
Kurtuluş savaşı sonrası, Atatürk tarafından yapılan bazı inkilaplar, hangi himayede gerçekleşmişse, milli mücadele veren necip milletimiz ve en derunları tarafından uygun görülmemiş, buna karşı çıkanların ise milli mücadele kahramanı olmasına rağmen, İstiklal mahkemelerince adeta hukuksuzca yargılanıp, idam edilmiştir. Ve büyük bir korku hegemonyası yaratılmış, millet köklerinden uzaklaştırılmıştır. Burası yeni kurulan cumhuriyetin belkide en çok sorgulanması gereken noktasıdır.
Zira; bu sorgulama sonrası, hakikate ulaşacağımız, ayrı bir hakikattır.

Velhasıl;
İslam-i muhafazakarlığın Atatürkçülüğe dönüşmesi, sinsi bir projedir. Bu projenin sinsiliğinde başka gerçekler yatmaktadır. Bu ilginç projenin başarılı olamacağını zaten devlet bilmektedir.
Belki de Devlet, toplumun gerçek köklerine, milli mücadele döneminde ki gibi o islam-i duruşa dönmesini istiyordur.
Zaten bu duruş içerisinde şartşız vatan ve millet sevgisi vardır.
Aslında görülüyor ki; birileri devletin bu isteğini aşırı Atatürk’çülük projesi ile soyutlamaya çalışıyor ve hangi Atatürk’ü bile sorgulatmadan…

Bu 10 Kasım, oldukça ilginçlikleri içinde barındırırken, bu sinsi plan gözümüzden hiç kaçmazken;
İslam-i muhafazakarların, uzlaşma değil “üstünlük” isteyen irrasyonel Kemalistlerin ve sözde ulusalcı, özde ne yediğü belli olmayan komiklerin tapınma eğilimlerini onaylamaya ve çoğaltmaya kalkmalarınada katkı sağlamalarının bir âlemi olmadığını düşünüyorum.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 482 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri