Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim KARAGÜL

Bir cinayet, bir açıklama ve hesabı tersyüz olanlar

08 Eylül 2010 Çarşamba

Son beş yıldır, bu suikast üzerinden bölgesel güç haritası oluşturuluyor, ülkeler şekillendiriliyor, siyasi aktörler devreye sokuluyor, geleneksel yapılar yerle bir ediliyor, ülkeler parçalanıyordu. Terör üzerinden, cinayet üzerinden bölgesel politikalar belirleniyor, uygulanıyor ama işlenen cinayetlerden yine de hedef alınan ülkeler sorumlu tutuluyordu. Hakim söylem bu yönde oluyor, kitleler ikna ediliyor, Birleşmiş Milletler'e sahte soruşturmalar açtırılıyor, uluslararası kurumlar üzerinden bu ülkeler linç ediliyordu.

Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin önceki gün yaptığı açıklama, belki de son beş yılı tersine çevirecek sonuçlar doğurma etkisine sahip. Ne kadar dikkat ediyoruz, ilgileniyoruz bilmiyorum ama açıklamaya temel teşkil eden olayın, bütün bölgeyi derinden sarstığını hemen herkesi bir şekilde etkilediğini çok iyi biliyorum.

Oğul Hariri; babasına düzenlenen suikastle ilgili Suriye'yi suçlamakla hata ettiklerini açıkladı. "Zamanında bazı hatalar yaptık. Suriye'yi Başbakan öldürmekle suçladık. Bu, siyasi bir ithamdı ve artık gündemde değil" dedi.

Aslında bu sözler, bütün hesapları bozacak güce sahip.

Suikastten bu yana, Hariri'nin açıklaması yönünde kaç yazı yazdığımı hatırlamıyorum. Hemen her gün olayla ilgili gelişmeleri izledim ve aktardım. Çok büyük bir oyun tezgahlanıyordu ve herkes bir şekilde buna inandırılmıştı. Bu oyun, Türkiye'yi de içine alan çok geniş bir alanı kapsayan "Büyük Oyun"un aşamalarından biriydi. Aslında her gün o "Büyük Oyun"da yeni bir hamleye tanık oluyorduk.

Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri, 14 Şubat 2005'te Beyrut'ta bir ton patlayıcı ile havaya uçuruldu. ABD, İsrail ve hemen bütün batılı ülkeler suikastten Suriye'yi sorumlu tuttu. Çok büyük bir öfkeyle hareket ediyorlardı. Bir Lübnan Başbakanı'nın öldürülmesi elbette korkunç bir cinayetti ama Batılı ülkelerin bir Ortadoğu ülkesinin lideri için bu kadar kararlı ve öfkeli biçimde harekete geçmesi aslında şaşırtıcıydı.

Sonra ne oldu?

İsrali işgalinden bu yana Lübnan'ı savunan Suriye ordusu bu ülkeden çıkarıldı. Ülke İsrail saldırılarına açık hale getirildi. Sedir Devrimi adı altında, Ukrayna benzeri rejim değişikliği için düğmeye basıldı, kitleler harekete geçirildi. Lübnan, Hariri ve Hizbullah cephesi diye iki keskin kampa dönüştü. Suikastten, Suriye askerlerinin çıkarılmasından hemen sonra İsrail bu ülkeye saldırdı. Hizbullah direnmeseydi bugün Lbünan İsrail işgali altında olacaktı. Ardından uluslararası barış gücü Lübnan'a yerleştirildi.

Buraya kadar olanların hepsi İsrail'in önünü açıyordu.

Suikastle ilgili BM soruşturmasını yürüten Alman Savcı Detlev Mehlis, ilk raporunda Suriye'ye ağrı suçlamalar yöneltti. Zaten Şam'ı kıskaca alma süreci bu tür resmi suçlamalar üzerine şekilleniyordu. Hesaplar çok önceden yapılmıştı. Daha sonra Mehlis'in İsrail istihbaratı Mossad'la bağlantıları ortaya çıktı. Savcı değişti, Suriye'ye yönelik suçlamalar da değişti. En son Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın açıklamaları bazı 'yeni durum' lara işaret ediyordu. Nasrallah, ellerinde suikasti İsrail'in işlediğine dair kesin kanıtlar olduğunu duyurdu ve bu kanıtları hem BM soruşturma ekibine hem de Lübnan yönetimine verdi.

Oğul Hariri'nin, geçtiğimiz hafta sahur vakti Şam'da Beşşar Esad'la görüşmesinden sonra böyle bir açıklama yapmasının sebebi bu kanıtlar olabilir.

Aslında olay apaçık ortadaydı.

Pakistan'ın eski Başbakanı Benazir Butto'nun ve Hariri'nin dönemin ABD Başkan Yardımcısı, Dick Cheney'in emriyle öldürüldüğüne dair çok sağlam işaretler vardı. Emri Cheney veriyordu, suikastler CIA içinde kurulan 'Özel Operasyon birimi' tarafından gerçekleştiriliyordu.

Hariri ve Lübnanlı Hristiyan lider Elie Hobeika suikastlarına bizzat yetki veren isimler Bush'un danışmanlarından Karl Rove ve Bush'un Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Eliot Abrams'tı. Cheney'nin suikast timi İsrail ile birlikte çalışıyordu. Kudüs'te de benzer bir tim vardı. ABD ile İsrail'in yürüttüğü gizli operasyonlarda koordinasyonunu Abrams sağlıyordu. Abrams'ın bir işaretiyle İsrailliler harekete geçiyordu. Elie Hobeika'yı öldüren suikast timi Hariri'yi de öldürdü. Hobeika, Lahey'e gidecek ve dönemin Ariel Şaron'un Sabra ve Şatilla katliamlarından sorumlu olduğunu, insanlığa karşı suç işlediğini söyleyerek ifade verecekti.

Şimdi durum değişti. Bakalım oğul Hariri'nin açıklamasından sonra ne tür gelişmeler olacak. Endişeliyim. Soruşturma bu yönde ilerlerse, yeni kanıtlar ABD ve İsrail'i zora sokacak güçteyse, çok daha endişe verici ihtimaller gündeme gelebilir. Bellirli isimlerin ortadan kaldırılması söz konusu olabilir.

Ancak gerçek apaçık ortaya çıktı artık. İsrail ve ABD'de bir çevrenin yönettiği küresel çapta suikastler işleyen timler var. Benim, Büyük Ortadoğu Suikastleri adını koyduğum cinayetler bu merkezlerden yönetiliyor. Anlatmaya çalıştığım da bu.

Bu yazı toplam 2034 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri