Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim KARAGÜL

Meğer büyük bir savaş son anda engellenmiş!

20 Mayıs 2008 Salı

İttifak Holding'in 20. kuruluş yılı dolayısıyla düzenlenen "Anadolu'da Girişim Kültürü" sempozyumuna milyarlarca dolarlık somut projelerle gelen Enerji Bakanı Hilmi Güler'in; "Enerji'de Türkiye'siz oyun kurulamıyor" sözü, benim için milyarlarca dolarlık yatırım projeleri kadar önemliydi. Daha önce Başbakan Tayyip Erdoğan da; "Artık kimse bu bölgede Türkiye'siz oyun kuramaz" demişti. Ben her iki cümlenin de, Türkiye'de yeteri kadar anlaşılamadığını ancak yalın bir gerçeği içerdiğini düşünüyorum. Bu iki cümle ile, aslında pek de farkına varamadığımız o gerçeği, Türkiye'nin bölgesel pozisyonunu, geleceğe yönelik hedeflerini, siyasi ve ekonomik açıdan küresel eğilimlerin bize yansımalarını görebilme imkanını elde ediyoruz.

21. yüzyılı şekillendiren enerji stratejilerinin Türkiye'nin artılarını nasıl ortaya çıkardığını, küresel ekonomik sarsıntının bizi ne tür arayışlara yönelttiğini, Hazar-Basra Körfezi eksenli enerji kaynakları ile batı pazarları arasında kalan Türkiye'nin kendine nasıl bir siyasi rol aradığını, dünyanın ve Türkiye'nin bu arayışlarının bölgesel ve uluslararası düzeyde ne tür çatışma ve ortaklıklara kapı araladığını dikkatle bakan herkes görecektir.

Afganistan'dan Lübnan'a kadar, bütün çatışma ve gerilimlerin arkasında ya bir kaynak savaşı, ya bir boru hattı kavgası, ya da zenginlikler üzerindeki çatışmanın yol açtığı siyasi kamplaşmalar var. Irak'ı, Afganistan'ı, Kuzey Irak'taki gerilimi, Türkiye'nin Güneydoğu sorununu, Kafkaslar ve Kosova krizini ve daha nicelerinin sebeplerini, 21. yüzyıla dönük siyasi ve ekonomik kamplaşma haritası içinde rahatlıkla bulabiliriz. Tabii bu gözle bakmayı öğrendiğimiz, Türkiye'yi Anadolu'ya hapseden zihniyeti terkettiğimiz zaman.

Mesela: ABD'nin neden Karadeniz'e çıkmak için Rusya ve Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya çalıştığını, bunun yeni bir Kırım Savaşı'nı andırıp andırmayacağını dikkatle sorgulamalıyız. Eğer ABD, Karadeniz'de yer alırsa, Türkiye'nin bölgesel pozisyonunun, komşularıyla ilişkilerinin kökünden sarsılacağını, ekonomik ve siyasi pozisyonunun ciddi oranda etkileneceğini, Türkiye'nin enerjisini tüketecek çatışmalara yol açacağını, kısa zaman içinde Boğazlar'ı tartışmaya açacağını bilmeliyiz. Osmanlı'nın bağımsızlığı nasıl Kırım Savaşı'yla yitirilmişse, koca devlet o savaşla nasıl da Avrupa'nın iç çatışma aracı haline gelmişse, benzer bir durumun Türkiye için de olacağını görebilmeliyiz.

Irak ve K. Irak'ın geleceğine bakışımızla, Lübnan-Suriye hattına bakışımız, Akdeniz ve Karadeniz'de varoluşumuzla, Hazar ve Ortadoğu enerji projelerinde varlığımız benzer bir bakışla ele alınmalı. Bir boru hattı için bir ülkenin işgal edilebildiği, birkaç varil petrol için etnik çatışmaların çıkarılabildiği dönemlerde yaşıyoruz. Bankaları kurtarmak için, yüz milyarlarca dolarlık vergi gelirlerinin finans baronlarına aktarılabildiği, kaynaklara ve gıda maddelerine milyonları açlığa mahkum etme pahasına el konulabildiği dönemlerdeyiz. Bizim terör kavramıyla algıladığımız krizlerin arkasında dev çıkar hesaplarının bulunabildiği dönemlerde…

Bir örnek verelim ve hep birlikte anlayalım:

Geçtiğimiz günlerde Lübnan'da bir kriz yaşandı. Hizbullah, Beyrut'un önemli bölümünü kontrol altına aldı. Batı yanlısı liderler ev hapsine alındı. Çatışmalar yaşandı. Hizbullah, İran ve Suriye kontrolünde bir güç. Batı'nın düşmanı. Lübnan da iki ayrı kampa bölünmüş durumda. Türkiye de bu kamplar arasında etkin bir ülke.

İki yıl önce bu bölgede 34 günlük korkunç bir savaş yaşandı. Hizbullah, bu çatışmadan güçlenerek çıktı. Son krizin, bu kamplaşmanın ve çatışmanın sonucu olduğu bir gerçek. Peki bu kadar mı?

İsrail medyasında yer alan bir iddiayı aktaralım: ABD yönetimi, özellikle de şahinler, İsrail'den 10 Mayıs'ta Hizbullah'a saldırmasını ister. Planlara göre Lübnan içindeki Batı yanlıları Tire, Sidon, Damuor ve Beyrut sahil şeridini ele geçirecek. Doğudan da Nebatiye, Jezzine hattını denetim altına alacak. Bu arada İsrail, güneyden girip Beyrut'a yürüyecekti.

Talep kabul edilseydi, İsrail Lübnan'a saldırırken 14 Mayıs'ta George Bush'un İsrail ziyareti yapılacaktı. Bush Kudüs'ten Lübnan'ın bombalanmasını izleyecek, zafer nutukları atacaktı.

Talep; Ehud Olmert, Ehud Barak ve Dışişleri Bakanı Tzipi Livni arasında tartışılır. Ardından güvenlik çevrelerince ele alınır ancak kabul edilmez. Olmert kararı müttefikleri Başbakan Fuat Sinyora'ya, Velid Canbolat'a ve Saad Hariri'ye bildirir. Önceki savaşta, Hizbullah'tan kurtulmak için İsrail'e "Gelin Lübnan'ı işgal edin" çağrısı yapan Canbolat büyük hayal kırıklığına uğramış olmalı.

Bu talep gereğince Beyrut yönetimi, havaalanı sorumlusu Hizbullah yanlısı subayı görevden alır. Ardından Hizbullah'ın iletişim şebekesi deşifre edilir. Bunun üzerine Hizbullah harekete geçer ve Beyrut'u denetim altına alır. İsrail'in destek vermemesi yüzünden Lübnan'da hem darbe, hem iç savaş planı uygulanamaz. Hizbullah'a karşı içeriden ve dışarıdan başlatılacak savaş, Suriye'yi ve İran'ı vurmaya kadar götürülecektir.

ABD yönetimi, durup dururken bir savaş çıkarmaya çalışıyor. Bir örgüt üzerinden iki devleti hedef alıyor. Başarsa bölgesel bir savaş çıkacak. Bu sizce sadece terörle mücadele miydi? Bütün hesapları birlikte düşünelim. Ancak Bush'un Türkiye'yi yerleştirdiği kategoriyi asla kabul etmeyelim: Türkiye, Irak, Yemen, Afganistan…

"Bu bölgede kimse Türkiye'siz oyun kuramaz" sözü ile, "Enerjide Türkiye'siz oyun kurulamıyor" cümlesinin içeriğini kendimiz belirlediğimiz zaman Anadolu sınırlarını aşabileceğiz…

Bu yazı toplam 3568 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri