Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim KARAGÜL

Moskova'yı kim vurdu?

30 Mart 2010 Salı

Uzunca bir süredir, dün sabah Moskova'da yaşanan ve dehşet veren saldırılar gibisi yaşanmadı. Bali'de, Londra'da, Madrid'de ve dünyanın başka bölgelerinde, 11 Eylül saldırılarıyla kendini gösteren güçlü, çok ölümlü terör saldırıları kesintiye uğramış, "El Kaide saldırısı" denilerek kapatılan yeni dosyalar açılmaz olmuştu.

Pakistan'da devam eden, çok sayıda sivil insanın ölümüne yol açan, iç savaş görüntüsünü andıran, Taliban'a karşı savaşan ABD'nin örtülü operasyonlarıyla ürkütücü bir hal alan çatışmaları hariç tutarsak, özellikle Barack Obama'nın ABD Başkanı olmasından sonra terör saldırılarında bir azalma olduğunu söyleyebiliriz.

Moskova Metrosu'nda, (biri tam da Rus istihbarat merkezinin altında) ardı ardına patlayan ve onlarca kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırı, Rusya'nın Çeçenistan'da kanlı bir işgal operasyonu başlatmasına zemin hazırlayan apartman bombalamaları ya da Beslan'daki trajediyi andırıyor. O zaman, Moskova'daki saldırıları, istihbarat örgütleriyle, devletlerin güvenlik politikalarıyla iç içe olan küresel terör ve terörle mücadele söylemi kadar, daha özel bir çerçevede, Kafkaslar üzerindeki etkinlik mücadelesiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Henüz sağlıklı bilgiler yok. Saldırıdan hemen sonra "olağan şüpheli" Çeçenler öne çıktı. Çeçenistan'da çatışmalar durma noktasına gelmişken, direnişçi Çeçen liderlerin büyük bölümü Rusya tarafından tasfiye edilmişken, Rusya'yı çevreleme politikası gereği Çeçenistan'a verilen destek bitmek üzereyken, dünkü saldırılarda her şeyi yeniden başlatmak isteyenler parmak izlerini görmek mümkün. "Çeçen öfkesi" ihtimalini elbette yadsımıyoruz. Ama konu Rusya olunca, istihbaratçıların rolü olduğu daha sonra ortaya çıkan ve Çeçenistan'da çok kanlı bir savaşın gerekçesi olarak kullanılan apartman bombalamaları hâlâ canlıyken, Kafkaslara yönelik geniş ilgi ortadayken, konuyu sadece kriminal incelemeyle ele almak hiçbir zaman yeterli olmayacaktır.

2008 Ağustos ayında, Güney Osetya ve Gürcistan'da olanları bir kez daha hatırlamakta yarar var. Hatırlayalım da, bu tür saldırıların nedenlerini biraz daha iyi anlamaya çalışalım.

Gürcistan'ın kendi sınırları içindeki G. Osetya'ya yönelik operasyonu, yeryüzünün fay hatlarındaki küçük sorunların bile ne denli büyük çatışmalara yol açabileceğinin yeni ve ürkütücü bir örneğini sundu. Dünyanın etnik olarak en karmaşık bölgelerinden biri olan Kafkasya'daki gerilim bir anda dünyanın en büyük krizi haline dönüşüverdi. 21. yüzyılın dünyasını şekillendiren merkez güçler, küçücük G. Osetya üzerinden karşı karşıya geldiler.

Rusya, Sovyetler'in çözülmesinden bu yana kendisine yönelen çevreleme politikasına ilk kez bu kadar sert, ani ve kararlı reaksiyon gösterdi. ABD ve NATO Moskova'nın bu kadar sertleşeceğini düşünemedi. Gelişme, hem enerji savaşlarıyla hem İran kriziyle, hem Rusya-NATO rekabetiyle hem Türkiye'nin pozisyonuyla hem Ortadoğu'da oluşturulacak statükoyu tamamlaması düşüncesiyle hem de bizim için hayati bir konu olan Karadeniz tartışmasıyla ele alınması gereken bir durumdu.

Çünkü Kafkaslarda hiçbir sorun tek başına çözülemez. Osetya, Abhazya, İnguşistan, Çeçenistan, Dağıstan, Hazar'ın altında yatan zenginlikler ve Karadeniz tartışması, Rusya ile NATO'nun bölge üzerindeki satranç oyunun parçalarıdır. Karabağ meselesi de öyle. Hatta İran-ABD ilişkilerinin bir boyutu da Kafkasya'dır, Hazar'dır, Rusya-İran stratejik ortaklığıdır.

Rusya ile Batı arasında yıllardır zımni bir kabullenme vardı. Güney Kafkaslar Batı etkisinde kaldı. Kuzey Kafkaslar'a kimse karışmıyordu. Çeçenistan'dan destek bu yüzden çekilmişti. Son G. Osetya krizi ile bu zımni anlaşma bozuldu. O dönemde; "Herkes her yere karışacak. Bu olunca da sadece Abhazya ve Güney Osetya değil, Çeçenistan, İnguşistan, Dağıstan da karışabilecek" demiştik. Bu ihtimalin ciddi olduğunu Moskova'daki son saldırılarla bir kez daha gördük.

Endişemiz; Rusya'nın Moskova saldırılarını gerekçe kullanarak Çeçenistan'da belki de son ve kalıcı operasyona başlayacak olması. Gürcistan krizi ile Kafkaslar'a eskisinden çok güçlü bir şekilde dönen Rusya, benzer bir sertlikle bölgedeki nüfuzunu güçlendirme yoluna gidecektir.

ABD ve NATO Balkanlar'ı istediği gibi dizayn etti, Rusya hiçbir şey yapamadı. Aynı güçler Hazar çevresine odaklandı. Doğu Avrupa'yı füze üsleriyle donattı. Orta Asya'ya, Afganistan'a girdi. Bölgenin güçleri hiçbir şey yapamadı. Eski Sovyet Cumhuriyetleri NATO'ya alındı ve Rusya'yı çevreleme stratejisinde garnizon ülkelere dönüştürüldü. Rusya hiçbir şey yapamadı. Ancak Soğuk Savaş'tan bu yan devam eden sürecin bir kırılma noktasına geldiği, ABD ve müttefiklerinin artık bir çok bölgede çetin dirençlerle karşılaşacağı kesinleşti. Son durumun, tıpkı Gürcistan olayındaki gibi, İran kriziyle besleneceğine, Hazar çevresinde gerginliği artıracağına, Orta Asya'da hamleleri sertleştireceğine inanabiliriz.

"Çeçen öfkesi" olsa bile, etkileri Çeçenlerin çok ötesine geçebilecek. İran-İsrail krizi patlama noktasına gelmişken Kafkaslar'ın hareketlenmesi oldukça manidar... Dar anlamda bir terör dosyası değil bu. Terörle mücadele söylemleriyle de üstesinden gelinebilecek bir durum da değil. Çeçenlerin çok daha dikkatli olmaları, imha anlamına gelen ve kendilerini küresel oyuncuların kartları haline getiren hiçbir şeyin içinde yer almamaları gerekiyor.

"Kan artık bizim şehirlerimiz ve kasabalarımızla sınırlı olmayacak. Savaş onların şehirlerine geliyor. Eğer Ruslar savaşın sadece televizyonlarında olduğuna ve Kafkasya'dan uzakta olan yerlere onlara ulaşmayacağını düşünüyorlarsa, inşaallah, savaşın onların evlerine geri döneceğini onlara göstermeyi planlıyoruz. Bu yüzden, askeri eylemlerin bölgesi bütün Rusya topraklarına kadar genişletilecektir."

Bu yazı toplam 1942 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri