Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim KARAGÜL

Saadet'in intiharı: Bırakın Önder Sav yönetsin!

23 Eylül 2010 Perşembe

Saadet Partisi Kayyum'a devredildi. Kulağa nasıl geliyor bu? Sokaklarda nasıl yankılanıyor? Nasıl bir görüntü çıkıyor ortaya? O resmi görebiliyorlar mı acaba? Durdukları yerden değil, olmaları gereken yerden bakmadıkça bu iç karartıcı, rahatsız edici kareyi görme imkanları olmayacak. Göremedikleri için böyle bir sonuca imza attılar.

Çok yazık oldu. Saadet Partisi, oy oranı ne olursa olsun, Türkiye'de çok önemli bir kesimin sempatiyle baktığı bir parti. Yüzde birlerde gezinen oylarını yüzde beşin üzerine çıkarmış bir parti. Gelecek seçimlerde barajı aşabileceği söylenen bir parti. Bilinen tabanın dışında geniş çevrelere açılmaya çalışan, bunu yaptıkça da etkisini artıran bir parti.

Yani öyleydi... Kongre'ye itiraz edip kayyum atanmasına yol açanların, Kongre'deki usulsüzlük iddialarından çok partinin yeni yüzlerini tasfiye etme girişiminden önce böyleydi. Numan Kurtulmuş ve ekibi ile aslında tükenmiş bir parti yeni bir iddia ile kamuoyu önüne çıkmış ve kabul görmüştü.

Tek çıkış yolu da buydu. Belki bir başarı hikayesine tanık olacaktık. Yeni bir dalga yakalanacaktı. O dalgayı kırdılar. Sadece dalgayı değil, Saadet'e gönül verenlerin kalplerini de kırdılar, zihinlerini bulandırdılar.

Siyasi ihtirasın, kim olursa olsun, insanın gözlerini nasıl kör ettiğinin örneğidir bu. Bir siyasi partiyi, bir aile şirketi gibi görmenin örneği.

Bu resmi ortaya çıkaranlar nasıl bir Saadet istiyorlar? Yüzde birlerde gezinen, tabanına hayaller pazarlayan, dar bir politbüronun tekelinden çıkamayan bir parti mi? Öyleyse bütün cesaretlerini toplayıp insanların karşısına geçip bunu açıkça söylesinler. Söyleyebilirler mi? Elbette hayır. Hayal satmaya devam edecekler. Ama bu son görüntüden sonra, eğer Kurtulmuş ve ekibi de parti ile yollarını ayırırsa satacak bir şeyleri kalır mı acaba?

Son Kongre'den bu yana bütün Türkiye'nin izlediği ve Milli Görüş geleneğinde tanık olmadığımız tuhaflıklardan sonra en fazla sorulan soru şu: Neyi paylaşamıyorlar? Kongre'deki kavgalar, iftar yemeklerini basıp terör estirenler, kendi partilerine karşı medya üzerinden akılalmaz saldırıları ve iftiralara girişenler gerçekten ne istiyordu? "Önce ahlak ve maneviyet" sloganı hala sokaklarda çınlarken bütün ahlaki değerleri hiçe sayan bu insanları kimler yönetiyordu?

Paylaşılamayan, vazgeçilemeyen o şey her neyse, 28 Şubat darbesinin büyük ölçüde tasfiye ettiği ama yok edemediği bir geleneği toprağa gömmek üzere. Bu ihtiras galip gelirse, geleneğin mimarları kendi elleriyle kendi çocuklarını mezara koyacaklar. Darbelerin tasfiye edemediği bir siyasi hareketi, kendileri tasfiye edecekler.

Önder Sav'ın kılavuzluğuna muhtaç bu adamlar bundan sonra kitlelere ne söyleyecek? Unutulmuş kararlar, Önder Sav'ın yardımıyla hatırlanıyor, dosyaya konuluyor ve bir mahkeme kararı çıkartılıyor. Türk siyasi hayatında ilk kez bir partinin Kayyum yönetiminde Kongre'ye hazırlanması gündeme geliyor. Davayı açanlar Kayyum oluyor.

Böyle bir siyasi parti, 2011 seçimlerine hangi güçle, hangi söylemle, hangi motivasyonla girebilecek? Ya da böyle bir dertleri var mı, oylarını artırma niyetleri var mı? Yoksa oy artırma, güçlenme onların umurunda değil de varsa yoksa küçük olsun bizim olsun anlayışı mı esas olan. Muhtemelen öyle.

Hani nerede kaldı o kimlik, adalet, erdem hareketi? Bu değerler, karşı konulmaz siyasi ihtirasla yerle bir olmuş görünüyor? Çıkın herkese "Saadet nereye gidiyor" diye sorun bakalım. Dünkü görüntüden sonra ne diyecekler. Hiçbir yere... İntihara gidiyor...

Bu yazı toplam 1912 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri