Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim KARAGÜL

Türkiye'nin 'Obama'sı kim?

12 Haziran 2008 Perşembe

Türkiye'de özellikle son bir yıldır ağırlaşan siyasi kriz, ilk bakışta, şahinleşmeye, tahammülsüz bir oligarşik iktidarın bekası için yoğun bir çabanın varlığı şeklinde tanımlanır. Kuruluşundan beri devlet iktidarını asla paylaşmayanlar, son yirmi yılı büyük bir çözülme olarak kabul edip tarihi akışı tersine çevirmek için olağandışı yöntemleri deniyor. Buradan bakılınca, krizden zaferle çıkmaları durumunda son derece sert, içe kapanmacı, refleksif Türkiye'yi geri getirmek isteyecekleri ortada.

Küresel sistemle fazla içli dışlı gördükleri AK Parti'nin kapatılması, siyasi yasakların devreye girmesi ve kamuoyunun yeniden hizaya sokulması ile bunu sağlayabilirler mi? Başarsalar da ömrünün çok kısa olacağı ortada. Çünkü uluslararası sistemin Türkiye'ye dayattığı çözüm şekli bu değil. Bazılarının sandığı gibi, süreci tersine çevirmek isteyenler hiçbir zaman bu uluslararası sistemin dışında olmadı. Ak Parti'den çok daha fazla sistemin merkezinde yer aldı, almaya da devam ediyor. Öyleyse, bugünkü krizin mimarlarının, kamuoyuna pazarladıkları Soğuk Savaş dönemi bağımsızlıkçılığını unutup küresel sistemin, güvenlik merkezlerinin, finans sisteminin kontrolünde, son derece kolay manipüle edilen bir iktidar şekillendirmeye girişeceklerinden eminiz.

Amerikan seçimlerini, Barack Obama'nın seçilme ihtimalini ve bu sonucun Türkiye ve dünyaya yansımalarını biraz bu açıdan değerlendirmekte fayda var. ABD'deki iktidar kavgasının Türkiye'nin iç siyaseti üzerinde, kabul edin veya etmeyin, tahmin edilenden çok daha fazla etkisi hatta belirleyiciliği var. Obama'nın seçilmesi ABD'nin tek yanlı hegemonya projeleri, Avrupa Birliği ile ilişkileri, Yeni Ortadoğu düzeni, Türkiye'ye yüklenen misyon, İran'ın durdurulması gibi hayati konular üzerinde çok radikal değişimlere yol açmayacak ancak şekli değişimler göreceğiz.

Bush yönetimi ABD'nin kredisini tüketti. On yıl önce dünyaya liderlik yapan ABD'nin artık bu ehliyeti büyük oranda kaybettiğini, bunu sağlayacak demokratik erdeme, siyasi güç ve ekonomik üstünlüğe sahip olmadığını artık bütün dünya biliyor. Bu yüzden de tek kutuplu dünya söylemi bitti, çok kutuplu sistem arayışları başladı. Öyle ki, Washington artık dünyaya hiçbir proje önerecek güven ve itibara sahip değil.

Kasım seçimlerinde Cumhuriyetçiler kazanırsa, bunun ABD'ye maliyeti çok yüksek olacak ve belki de telafi edilemeyecek. Bu yüzden Demokratlar'ın bu seçimi kazanması gerekiyor. Bırakın dünyayı Amerika'nın kurtarılması için bu gerekiyor. Eğer Obama kazanırsa, elbette ABD'nin merkez güç hedeflerinden hiçbir taviz verilmeyecek. Bush yönetimi giderayak İran'ı vurmak istiyor. Cheney'nin geçtiğimiz Ağustos ayında verdiği İran'ı sınırlı saldırı planı bugün tartışılıyor. Obama gelir de “İran'la diyalog” süreci başlatırsa korkusu yüzünden, iktidarı kaybetmeden cepheyi açmak istiyor. Ambargo konusunda Avrupa Birliği ile anlaştı ve AB'nin direncini nihayet kırdı. Artık bu ülkeler İran'la para ilişkilerini bile yasaklayacak. Yakında Türkiye'den de aynı şeyi isteyecekler. Bütün bunlar saldırıya yönelik hazırlıklardan sadece bir kısmı.

Şimdi büyük çöküşün eşiğinde olan uluslararası finans sistemi Obama üzerinden bir çıkış yakalamaya çalışıyor. Hem kendi çöküşünü engellemek, hem ABD'nin ekonomik çöküşünü durdurmak ve finansal hegemonyayı güvence altına almak hem de finans sisteminin öncülüğünde yeni bir dünya düzeni harekatı başlatmak için bunu yapıyor.

Küresel finans yeni bir Amerikan düzeni, yeni bir dünya düzeni istiyor. Bunun için en iyi isim Barack Obama. Bu seçim, başarılı olursa öncelikle etkisini Avrupa'da gösterecek. İngiltere, yeni sistemin merkez üssü olarak öne çıkacak. Fransa'da Nicolas Sarkozy'nin neoconlara yalakalığa dayanan politikaları kökünden etkilenecek. Yeni bir Anglo-Amerikan cephe şekillenecek ve belki de AB içinde derin bir ayrışma hissedilecek.

Son dönemde İngiltere'nin bu denli öne çıkmasının, Türkiye üzerinde bu kadar nüfuz kurmaya çalışmasının, AB'nin temellerini dinamitlemesinin sebebi bu. Klasik İngiliz emperyal geleneği finans sistemi ile beraber, neoconların ABD'ye verdiği zararı telafi edip yeni bir dünya düzeni kuruyor. Obama bu düzenin ismi.

Peki bu düzen Türkiye için ne anlama geliyor? Sorunun cevabını verdiğimiz zaman içerideki siyasi krizi anlayabileceğiz, Türkiye üzerinde oynanan güçler savaşının bedelini nasıl ödediğimizi görebileceğiz.

Böyle bir düzende, İngiliz emperyal geleneği ve finans sisteminin hegemonyası döneminde Türkiye'de nasıl bir siyasi yapı şekillenecek? Yeni sistemin temsilcileri kim olacak? Krizin Türkiye'deki biçimini bir tarafa bırakalım. Neoconların ve finans sisteminin bu ülkedeki çatışmasını, AB'nin ve ABD/İngiltere'nin nüfuz mücadelesini, bu çatışmaların yerli ortaklarını birlikte ele alalım. Ve şu iki sorunun cevabını arayalım:

1- Bu güçler Türkiye'de kimi tasfiye etmek istiyor, neden?

2- Anglo-Amerikan cephe ve küresel olarak kim var?

Bu yazı toplam 3538 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri