Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İbrahim KARAGÜL

Üçüncü Dünya Savaşı'nı Türkiye mi başlatacak?

03 Eylül 2008 Çarşamba

Rusya, ABD ekonomisini ayakta tutan, ABD'nin finansörü olan ülkeler içinde sekizinci sırada yer alıyor. ABD'yi finanse edenlerin başında Japonya (583 miyar dolar) ile Çin (503) milyar dolar) geliyor. Ardından Asyalı ve petrol zengini Arap ülkeleri sıralanıyor. ABD'nin borçlanmasında, yabancıların payı 2007 itibariyle yüzde 73.9'a tırmandı.

Ekonomisi sarsılan, siyasi kredisi ciddi oranda zarar gören ABD ile son birkaç yılda kendini toparlamaya çalışan, enerji zenginliğini alabildiğini artmasıyla özgüveni muhtemelen biraz abartılı biçimde artan ancak yeryüzünün zenginliklerinin çok önemli bir kesimine sahip Rusya arasındaki gerilimi çok iyi analiz etmek gerekiyor.

Soğuk Savaş döneminden kalma Amerikancılık ya da ABD karşıtlığı veya Rus Avrasyacılığı'nın ötesine geçip, Türkiye'yi merkeze alarak bir bakış açısı geliştirmek zorundayız.

Daha dün PKK Amerikan silahlarıyla asker öldürüyordu, bugün Türkiye ABD ile PKK'ya karşı operasyon yapıyor. Daha Pakistan yönetimi ABD ile birlikte "terörle mücadele savaşı" yapıyordu. Bugün Pakistan "ABD bizi ikiye bölecek" diye dünyaya çağrılar yapıyor. ABD, müttefiki olan Pakistan'ı parçalamak için Belucistan'daki silahlı grupları destekliyor ve bunlarla kendi müttefikini vuruyor.

Daha dün Rusya Çeçenistan'da ağır insanlık suçlarına imza atıyordu. Bölgeyi Rusya federasyonunda tutmak için denemediği yol kalmadı. Çeçenistan'ın bağımsızlığı engellendi. Oysa Çeçenistan Federal cumhuriyetlerden biriyle ve Sovyet sonrası oluşturulan Federasyona katılmak istememişti. Aynı Rusya Çeçenistan'ı ezerken diğer bölgeleri bağımsız ilan etti.

Son derece kaygan, son derece ilkesiz, son derece güce ve açgözlülüğe dayanan ve hiç bir şekilde güven vermeyen ilişkilerle dünyaya şekil vermeye çalışıyorlar. Mesela şu örneği dikkatle okuyalım:

Alman Der Spiegel dergisi, Gürcistan'daki krizin başlangıcında dair ibret verici bilgilerden oluşan bir dosya hazırladı. Buna göre Gürcistan yönetimi krizin oluşması konusunda doğrudan sorumlu. Yani durduk yere bir kriz yaratılıyor. Hem de uluslararası destekle:

Kafkasya'da savaş planlarına yönelik hazırlıklara ilişkin bilgiler Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) Tiflis'teki karargahında toplandı. Alman hükümeti de bu çalışmadan haberdardı. Daha doğrusu haberdar edildi. Dosyada; Gürcistan'ın Güney Osetya'ya saldırı için yaptığı askeri hazırlıklar, Rus tankları Roki tünelinden geçmeden G. Osetya'ya nasıl gireceği, Tiflis yönetiminin Osetya'da insanlar uykudayken nasıl saldırı emri verdiğine ilişkin bilgiler yer alıyor.

Detaylar yeni yeni ortaya çıkıyor. Planlar yapılmış, Tiflis üzerinden bölgesel kriz planlaması yapılmış ve dünyaya pazarlanmış. Herkes bundan haberdar oluyor ama kimse bildiğini itiraf etmiyor. Artından kriz üzerinden yeryüzü satrancı oynanıyor. Gürcistan'ı kim harekete geçirdi!

ABD yanıp tutuştuğu Karadeniz'e kavuşmanın fırsatını yakalıyor, Rusya "yeniden Süper Güç" olduğunu ilan ediyor, AB kendi içinde bölünüyor, Batı Rus doğal gazının akışını nasıl garanti ederiz telaşına düşüyor, Moskova enerjiyi nükleer silah gibi kullanmanın hazzını yaşıyor, Türkiye; çepe çevre krizle kuşatılan ülke olarak, son derece hareketli diplomasi manevralarına girişiyor, ABD-İngiltere'nin tahriklerine rağmen Rusya ile "dengeli" olma basiretini gösteriyor.

Son derece tehlikeli bir tiyatro izliyoruz. Bu gerçekten bir oyun gibi. Hamleleri yapanlar için öyle ama bedelini ödeyenler için bambaşka bir dünya var. Oyun kuranlar; İran'da, Pakistan'da, Çeçenistan'da, Kırım'da ve "bize yakın olan her yerde" bu oyunu sürdürecekler.

Mesela;

Hollanda istihbaratı, ABD'nin bir kaç hafta içinde İran'da bazı hedeflere saldıracağını iddia ediyor. ABD istihbaratı ile birlikte çalışan Hollanda istihbaratı, vurulacak yerlerin kendi çalışma alanları olduğunu bile söyleyebiliyor. O kadar eminler ki, ABD'nin birkaç hafta içinde İran'ın nükleer tesislerine saldırısının "kaçınılmaz" olduğunu vurguluyorlar.

Mesela;

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev: "ABD'nin hakimiyeti altında bir dünya istemiyoruz. Bütün kararları tek bir ülkenin aldığı bir dünya sistemini kabul etmiyoruz. Tek kutuplu dünya kabul edilemez…" diyor.

Çekirdeğini Anglo-Amerikan ırkçılığın oluşturduğu böyle bir dünyayı hiç birimiz kabul etmemeliyiz, edemeyiz. Sadece son beş yıl bize neler öğretti görmedik mi? Tek kutuplu dünya değil, imparatorluk stratejilerinin yarıştığı bir dünya şekilleniyor. Herkes tarihine dönecek, ondan destek isteyecek… Tarihi olmayanların ise, yapacağı çok şey yok!

Türkiye ve "3. Dünya Savaşı" senaryoları, Türkiye'yi "gaza getirme"ye yönelik çıkışlar boşuna yapılmıyor. "İmparatorluk stratejileri" dedik, "tarihe dönmek" dedik…

Bu yazı toplam 3456 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri