Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

AB Ülkeleri ve Türkiye'de Askeri Yargı III

09 Ocak 2013 Çarşamba

 

Bugünkü yazımda da Askeri Yargı ve Disiplin Mahkemelerinde ki hakim ve hakim olmayan üyelerin ne kadar bağımsız ve tarafsız olduklarını AİHM’in maddeleri kapsamında incelemeye devam edeceğim. Türk Askeri Yargı Organlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Değerlendirilmesinde görülmüştür ki AİHS’e uygun olmayan uygulamalarla sınıfta kalınmıştır.

Türkiye’de Askeri Mahkemeler, 1982 Anayasasının 145 inci maddesi uyarınca kurulmuşlardır. Anayasanın 145 inci maddesinde,“ Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin; askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.” denilmektedir. 145 inci maddenin son fıkrasında ise, Askeri yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askeri hakimlerin özlük işleri askeri savcılık görevlerini yapan askeri hakimlerin, mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenleneceği öngörülmektedir. (Anayasa 145/son) Türkiye’de, Askeri Yargı, Askeri Mahkemeler ve Disiplin Mahkemeleri tarafından yürütülmektedir.

Türk Askeri yargı organlarını incelediğimizde, ilk dikkati çeken nokta, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin ve askeri mahkemelerin kuruluşlarında bulunan hakim sınıfından olmayan subay üyelerin statüsünün, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin aradığı bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarına, uymaması sorunudur.

Ayrıca, hürriyeti bağlayıcı ceza verme yetkisine sahip olan, Disiplin Mahkemelerinin mevcut kuruluşu ve yargılama usulü tamamıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırılıdır.

Diğer yandan askeri mahkemelerde görev yapan, askeri hakimlere doğrudan askeri makamlar tarafından verilen subay sicil notunun da bu hakimlerin terfilerinde değerlendirmeye katılması, bağımsızlık ve tarafsızlık bakımından eleştirilebilecek bir noktayı oluşturmaktadır.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 52’nci maddesinin 3 ve 4 ncü fıkralarındaki, gizli kaydıyla sunulan belgelerin taraflara gösterilmeyeceği yolundaki hüküm, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinde öngörülen hakkaniyete uygun yargılama ilkesine aykırıdır.

Türkiye’deki askeri yargı organlarını detaylı olarak incelemeye başlamadan önce, askeri yargı organlarının yapısının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında güvence altına alınan “adil yargılanma hakkı” ile uyum içinde olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmenin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrası, “Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili nizalar, gerek cezai sahada kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni olarak dinlenmesini istemek hakkına haizdir” hükmünü içermektedir. Madde metninde de, açıkça görüldüğü gibi, herkes, “kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme” tarafından yargılanma hakkına sahiptir.

Görüldüğü gibi, adil yargılanma hakkının maddede sayılan dört koşulu taşıması gerekmektedir. Bu koşulları; yargılama bir mahkeme tarafından yapılmalı, bu mahkeme “kanuni”, “bağımsız” ve “tarafsız” olmalıdır, şeklinde sıralayabiliriz.

 

Türk Askeri Yargı Organlarının AİHS Bakımından Değerlendirilmesi

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, Adil yargılanma hakkı sadece, “medeni hak ve vecibelerle ilgili nizalar” ve “cezai sahada kendisine karşı serdedilen bir isnadın esasına” ilişkin olmak üzere güvence altına alınmıştır. Görüldüğü gibi, sözleşmede, adil yargılanma hakkı sınırlı bir şekilde tanımlanmıştır. Bu nedenle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi karşısında kişinin adil yargılanma hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği sorunuyla karşılaşılmaktadır.

Konuyu bu açıdan incelediğimizde, Avrupa İnsan Hakları Komisyonun ve Divanının geliştirdiği “otonom kavramlar” doktrini çerçevesinde 6 ncı maddede geçen “medeni hak” kavramının geniş şekilde yorumlandığı görülmektedir.

Böylece şeklen idare hukuku alanına giren pekçok uyuşmazlık özü itibarıyla “medeni hak ve vecibelerle ilgili niza” olarak görülerek madde kapsamına sokulmuştur.

Avrupa İnsan Hakları Komisyonun ve Divanının bu içtihadına göre; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülen birçok dava, özellikle tam yargı davaları, “medeni hak ve vecibelerle ilgili niza” kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasına aykırılığı sorunu ortaya çıkabilir.

Yargılamanın Bir Mahkeme Tarafından Yapılması Olmazsa Olmaz Şarttır

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “yargısal rol” ifa eden ve bir “adli fonksiyona” sahip bulunan mercileri, içinde hakim sınıfından olmayan üyeler bulunsa dahi, bir mahkeme olarak kabul etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda farklı doğrultuda içtihatları vardır. Mahkeme, bir davada, iki sivil hakim ile dört asker üyeden oluşan Hollanda Yüksek Divanını, asker üyeler siviller gibi güvenceli olmayıp görevden alınabildikleri halde, bağımsız mahkeme olarak kabul etmiştir. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, söz konusu üyeler yeminle göreve başlamakta ve kurul halinde görev yapmaktadırlar.  Doktrinde uzman hakimler olarak adlandırılan bu meslek dışı hakimler halk arasından gelişigüzel seçilmeyip, belli uzmanlıklarına göre bu makama getirilmektedirler. Birçok devlette, çocuk mahkemelerinde meslekten hakimin yanında sosyal yardım işlerinde, pedagojide, kriminolojide çocuk bakımından uzman kimselerden üyeler bulundurulmaktadır. Fransa’da, İtalya’da durum böyledir. Hatta günümüzde; büyüklere mahsus ceza mahkemeleri teşkilatında da değişiklikler yapılması ve hakimlik mesleği dışındaki uzman kimselerinde “Müeyyidenin tayini” hususunda görevlendirilmesi istenmektedir. Dolayısıyla, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Adil yargılanma hakkının birinci şartı olan, yargılamanın bir mahkeme tarafından yapılması şartına haizdir. Ancak AİHM’nin farklı doğrultuda kararları olduğu da unutulmamalıdır.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 1982 Anayasasının 157 nci maddesi ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu uyarınca kurulmuş yüksek bir yargı organıdır.73 Dolayısıyla, anayasal ve yasal dayanağı olan Askeri yüksek İdare Mahkemesi, adil yargılanma hakkının gerçekleşmesinin ikinci koşulu olan, yargılamayı yapacak olan mahkemenin kanun ile kurulmuş olması şartını da taşımaktadır.

Mahkemenin Bağımsız Olma Koşulu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir mahkemenin bağımsızlığını araştırırken, mahkeme üyelerinin atanma ve görevden alınma usulü, mahkeme üyelerinin görev süresi, herhangi bir makamın üyelere emir verme yetkisi bulunup bulunmadığı, mahkeme üyelerine etkide bulunulmaması için önlem alınıp alınmadığı ve mahkemenin genel bir değerlendirmeyle bağımsız görünümde olup olmadığı üzerinde durmaktadır. Bağımsızlık, başka bir kişi veya organdan emir almamak ve tarafların ve özellikle yürütme organının etki alanının dışında olmak demektir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesine üyelerin atanma usulü 1982 Anayasasının 157’nci ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 7-9’uncu maddelerinde düzenlenmiştir.

Anayasanın 157’nci maddesinin 2’nci fıkrası, “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri hakim sınıfından olan üyeleri, mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyeleri tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile birinci sınıf askeri hakimler arasından her boş yer için gösterilecek üç aday içinden; hakim sınıfından olmayan üyeleri, rütbe ve nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasından, Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir” hükmünü getirmektedir.

1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 7’nci maddesi hakim sınıfından üyelerin “en az yarbay rütbesinden birinci sınıf askeri hakimler” ve hakim sınıfından olmayan üyelerin ise “iki yılını doldurmuş kurmay yarbaylarla albay rütbesinde üç yılını doldurmamış kurmay subaylar” arasından seçilmesini öngörmüştür.

Bu Kanunun 8’inci maddesine göre ise, “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri hakim sınıfından olan üyeleri, bu sınıftan olan başkan ve üyeler tam sayısının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterilecek üç aday arasından, Hakim sınıfından olmayan üyeleri, Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday arasından, Devlet Başkanınca seçilir”.

Bu şekilde seçilen üyelerin atanma usulü ise bu Kanunun 9’uncu maddesinde düzenlenmiştir: “Seçilenler arasından rütbe ve kıdem sırasına göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına, Başsavcılığına, daire başkanlıklarına ve üyeliklerine, Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın imzalayacağı, Devlet Başkanının onaylayacağı Kararname ile atama yapılır. Atamalar Resmi Gazetede yayımlanır. Başkan, Başsavcı ile daire başkanlarının askeri hakim sınıfından olması şarttır”. Yasal düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde hakim sınıfından üyeler ve hakim sınıfından olmayan üyeler olmak üzere, iki çeşit üye bulunmaktadır. Bu nedenle bunların bağımsızlıkları ayrı ayrı incelenmelidir.

Hakim sınıfından üyelerin atanması usulünde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine bir aykırılık pek görülemez. Zira birinci sınıf askeri hakimler arasından her boş üyelik için Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin başkan ve üyeleri salt çoğunlukla her boş yer için üç aday göstermekte bunların arasından birisi Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Bu usulün İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine aykırı bir yanı yoktur. Hakimler esas itibarıyla yine hakimler tarafından seçilmektedir. Üyelerin atanması yürütmenin münhasıran elinde değildir. Cumhurbaşkanının yetkisi de devletin başı sıfatıyla kullandığı bir yetki olarak görülebilir. Bu şekilde atanan üyelerin görev süresi belli bir yıl ile sınırlandırılmamıştır. “Görevden çekilmeye davet” disiplin cezası (1602 sayılı AYİMK, m.28/c) dışında üyelerin görevden uzaklaştırılması mümkün değildir. Bu disiplin cezasının vermeye, Başkan, Başsavcı, daire başkanları ve mahkemenin en kıdemli hakimlerinden oluşan Yüksek Disiplin Kurulu yetkilidir (AYİMK., m.18). Bu husus da Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin hakim sınıfından üyelerin “bağımsızlık” niteliğine sahip olduğunu göstermektedir.

Gerek Anayasanın 157’nci maddesinde gerekse 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 1’inci maddesinde bu mahkemenin bağımsızlığı öngörülmüştür. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin hakim sınıfından olan üyelerini yürütmenin etkisi altına sokacak hükümler Anayasamızda veya diğer kanunlarda yoktur. Dolayısıyla, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin hakim sınıfından olan üyelerinin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6’ncı maddesinde öngörülen bağımsızlığa sahip olduğu söylenebilir.

Hakim sınıfından olmayan üyeler Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday arasından Cumhurbaşkanı seçmektedir (AY, m.157/2; AYİMK, m.8/2). Bu adaylar, iki yılını doldurmuş kurmay yarbaylarla, albay rütbesinde üç yılını doldurmamış kurmay subaylar arasından önerilir (AYİMK, m.7/2). Bunlar hukukçu değildir ve en fazla dört yıl için seçilirler (AY, m.157/3; AYİMK, m.10). Her dairenin iki üyesi bu hakim sınıfından olmayan subay üyelerden oluşmaktadır.

Yukarıda açıkladığımız gibi bir mahkemenin bütün üyelerinin hukukçu olmaları gerekmez. Aslında burada ceza muhakemesinde yapılan “meslekten hakim”, “meslekten olmayan hakim” ayrımına benzer bir ayırım söz konusudur.

Genel bir değerlendirme yapıldığında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin “hakim sınıfından olmayan üye”lerinin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin aradığı hakimlik bağımsızlığı niteliğine sahip oldukları söylenemez. Şöyle ki; bunların atanmasında öneri yetkisi bir adli makam olmayan Genelkurmay Başkanlığına verilmiştir. Dolayısıyla bunların atanması yürütme organının etki alanındadır. Şüphesiz bir hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı her şeyden önce onun manevi hayatı ve kişiliğiyle ilgilidir. Her zaman bağımsız bir kişiliğe sahip, görevinde ne olursa olsun başkalarından etkilenmeyecek “hakim sınıfından olmayan üyeler” olabilir. Ama onların tasfiyesi her zaman mümkündür. Zira “askeri hakim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır” (AY, m.157/3). Bu üyeler Askeri Yüksek İdare Mahkemesindeki görevleri bitince kendi asıl görevlerine döneceklerdir ve kendi asıl görevlerinde tayin ve terfileri tamamen kendi hiyerarşik üstlerinin takdirine bağlıdır. Bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görev yaptıkları sürece daha sonraki kendi asıl görevlerinde iyi yerlere tayin olmayı ve terfi etmeyi düşünen üyelerin hiyerarşik amirlerinin etkisi altında kalması pek muhtemeldir.

Örneğin, Morrıs v. Birleşik Krallık (Başvuru No. 38784/97) davasında, Başvuru sahibi tarafından, Mahkeme İdari Bürosu, Hukuki Yardım Bürosu ve İddia Makamının, bağımsız olmadıkları ileri sürülerek dava açılmış ve askeri mahkemelerin bağımsız olabilmeleri için, Kara Kuvvetleri sisteminden ayrık bulunmaları gerektiği ileri sürmüştür. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi R V Boyd, Hastıe Ve Spear Saunby ve Diğerleri (Lortlar Kamarası Temmuz 2002) adlı diğer bir davada ise, İngiltere’de, Askeri Mahkeme Başkanlığı yapan, Askeri mahkemenin en kıdemli üyesi olarak bilinen ve genellikle kariyerlerinin sonuna gelmiş

subaylar arasından atanan kişiler vardır. Bu subaylar hukuken yeterli olmamalarına karşın askeri mahkemelerin idaresi, işleyişi ve uygulamalarında çok deneyimlidirler. Bir hakim avukat ve diğer üyelerle birlikte görev yaparlar. Söz konusu davada, başvuru sahipleri Daimi Başkanlar tarafından yerine getirilen görevler nedeniyle askeri mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığını tartışmaya açmışlardır. Yüksek mahkeme, Lortlar Kamarası Daimi Başkanlar tarafından yerine getirilen görevlerin, askeri mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığında önemli katkısı olduğuna karar vermiş ve davayı reddetmiştir.

Mahkeme aynı zamanda mahkeme başkanının bağımsızlığını açıklamış; bu bağlamda emir komuta zinciri dışında görev yaptıklarını, emekliliklerine kadar görevde kalma garantileri olduğunu, kimseye rapor vermediklerini ve terfi olasılıklarının da olmadığına, olumlu unsurlar olarak, işaret etmiştir.

Yukarıda saydığımız örneklerden de anlaşılacağı gibi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin “hakim sınıfından olmayan üyeleri” bakımından asıl sorun, hukukçu olmamaları veya hakimlik mesleğinden gelmemeleri değil, hakimlik mesleğini icra etmeleri için gerekli bağımsızlık ve teminattan yoksun olmalarıdır. Bu üyeler, bağımsızlık esasına göre, yürütme dışında adli bir makam tarafından emekli oluncaya kadar atansaydılar ve daha sonra ait oldukları birime geri dönmeseydiler, kanaatimizce, bağımsızlık niteliğine sahip olabilirlerdi. Avrupa İnsan Hakları Divanı bir mahkemenin bağımsızlığını incelerken, üyelerin her türlü etkiden korunmasını sağlayacak önlemlerin alınıp alınmadığını ve nihayet, mahkemenin genel bir değerlendirme ile “bağımsız bir görünüm” verip vermediğini araştırmaktadır. Örneğin, Divan, Sramek/Avusturya davasında bir memurun üye olarak katıldığı bir yargı makamını “bağımsız mahkeme” olarak kabul etmemiştir. Zira bu makamın önünde bu memurun amiri davacı konumunda bulunmuştur. Dolayısıyla, bu makam, yeterli bağımsızlık görüntüsü vermemektedir Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde de “hakim sınıfından olmayan üyeler” in bulunması buna benzer görülebilir. Bu hakim sınıfından olmayan subay üyelerin amiri durumundaki makamlar, genellikle bu Mahkeme önünde “davalı” konumundadırlar; iptali istenen işlemleri yapanlar bu makamlardır. Örneğin Genelkurmay Başkanlığının bir kararının iptalinin istendiği bir davada,

Genelkurmay Başkanlığı tarafından buraya önerilen subay üyenin bağımsız ve tarafsız olması oldukça güçtür.

İnsan Hakları Avrupa Divanı tarafsızlık kavramını objektif ve sübjektif olmak üzere ikiye ayırarak incelemektedir. Sübjektif tarafsızlık mahkeme üyesi hakimin birey sıfatıyla kişisel tarafsızlığıdır. Sübjektif tarafsızlığından şüpheye düşülen yargıcın davadan çekilmesi gerekir. Objektif tarafsızlık ise kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenim, yani hak arayanlara güven veren, tarafsız bir görünüme sahip bulunması gerekir. Objektif tarafsızlık değerlendirmesi organik, yani mahkemenin kuruluş şekli ve fonksiyonel yani görevin yerine getirilme tarzı açısından yapılmaktadır. Bu açıdan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi incelenirse, yukarıda açıklanan subay üyelerin varlığından dolayı objektif tarafsızlığın organik açıdan değerlendirilmesinde mahkemenin tarafsızlığından şüphe edilebilir.

Sonuç olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, hakim sınıfından olmayan üyelerin bağımsızlığını sağlayacak teminattan yoksun olmaları nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasına aykırıdır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 52’nci maddesinin son fıkrası, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında öngörülen “hakkaniyete uygun yargılanma hakkına” aykırıdır. Zira Sözleşmeye göre, “her şahıs... Davasının... Hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir”. Hakkaniyete uygun bir yargılama için, Avrupa İnsan Hakları Divanının getirdiği bir takım şartlar vardır. Bu şartlardan en önemlisi, tarafların arasında “silahların eşitliği ilkesi”dir. Diğer bir ifadeyle, mahkeme önündeki süreçte taraflar arasında tam eşitlik olmalı ve bu eşitlik yargılama boyunca devam etmelidir. Buna göre yargılama süreci içinde yapılan her işlem (mesela delil ve karşı-delillerin sunulması, iddia ve karşı iddiada bulunma gibi) silahların eşitliği ilkesi açısından değerlendirilir. Örneğin silahların eşitliği ilkesi, Schuler-Zgragen/İsviçre davasında davacının dava dosyasını inceleyebilme ve dosyadan bazı belgelerin fotokopilerini alabilme, mahkeme kararına dayanak teşkil eden bilirkişi raporlarının kendisine gösterilmesi açısından incelenmiştir.

Yukarıda yaptığımız açıklamalar ışığında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 52’inci maddesinin son fıkrası olan, idare tarafından gönderilen “gizli” belgelerin davacıya gösterilmemesi “silahların eşitliği” ilkesinin ve dolayısıyla hakkaniyete uygun yargılanma hakkının tipik bir ihlalidir.

Uygulamada genelde Milli Savunma Bakanlığı birinci cevap dilekçesinin ekinde, söz konusu 52’nci madde kapsamında değerlendirilmek üzere, “gizli” kaydıyla bir takım belgeleri Mahkemeye sunmaktadır. İdare sunduğu bu “gizli” belgelere göre yaptığı işlemin hukuka uygun olduğunu ileri sürmekte ve bu belgelere dayanılarak davanın reddedilmesini istemektedir. Mahkeme de, bu belgeleri davacıya tebliğ etmeden, davacıdan idarenin cevabına cevap vermesini istemektedir. Doğaldır ki davacı bu gizli belge ve bilgileri incelemeden, idarenin iddialarının delillerini görmeden, idarenin cevabına cevap veremez. Burada davacı, idarenin sunduğu delilleri tartışma ve çürütme imkanına sahip değildir. Dolayısıyla hakkaniyete uygun yargılamanın diğer bir şartı olan “çelişiklik ilkesi” de ihlal edilmektedir.  Böyle bir durumda, davacının yargılama sürecine gerçek anlamda katılımı söz konusu değildir. Dolayısıyla yargılama sürecinde çelişme sağlanamaz.

Burada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin öngördüğü “alenilik” şartının da bir ihlali vardır. Zira Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununda aleniliği ihlal eden başkaca bir hüküm yoksa da, 52’nci maddenin son fıkrası aleniliğe aykırı görülebilir. Çünkü mahkemenin kararına dayanak teşkil eden belgeler gizli kalmıştır. Ne tarafların ne de kamunun bilgisi dahilindedir.

Özetle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 52’nci maddesinin son fıkrasında öngörülen “gizli belgelerin taraflara incelettirilmeyeceğine” ilişkin hüküm birçok bakımdan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında güvence altına alınan “hakkaniyete uygun yargılanma hakkına” aykırıdır.

 

İletişim İçin: incikayar01@hotmail.com

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3660 defa okunmuştur
insan harcama
muzaffer korkmaz
12 eylül referandumuyla ayim.kanunu değişikliği yetkisi alan iktidar bu işlevini yerine getirmeden 1000 civarında resen emekliye msb.komisyonunda red cevabı vererek ayim.in yetkisiz ve hukuksuz yargısına havale edilmiştir.yerindelik denetimi yapamayan bu yargı organı uüzde 99 oranında red cevabı vererek duruşmalı dava isteyenlere 2400tl ayrıca ceza vermiştir.verilen karara itiraz mercii aynı mahkeme olması ayrı bir hukuk ayıbıdır..anayasa mahkemesine dava açabilmek için burayada dava açmak gerekiyor.yine red cevabı almak kaçınılmaz oluyor..ordanda240.tl ayrıca ceza...nerde insan hakları.nerde av.insan hak.sözleşmesi...acaba biz mağdurların zor şartlarda ödiyeceği bu paralara hükümetin ihtiyacımı vardıki kaçınılmaz sona bizi sürüklediler...
11 Ocak 2013 Cuma 13:16
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
İNCİ HANIMEFENDİ;
Adnan Fuat Özdemir
İNCİ HANIMEFENDİ; BU DEĞERLİ BİLGİLENDİRME VE PAYLAŞIMLARINIZ İÇİN SİZE MİNNETTARIM. TAKDİR VE HAYRANLIKLA İZLENİYORSUNUZ. KALEMİNİZE SAĞLIK. SAYGILARIMLA.
09 Ocak 2013 Çarşamba 08:05
Beğendim (4)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri