Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

AB Ülkeleri ve Türkiye'de Askeri Yargı VII

10 Ocak 2013 Perşembe

Aslında disiplin mahkemelerinin bu kuruluş tarzı Türk Anayasasına da aykırıdır. Anayasamızın 138-140’ıncı maddelerinde hakimin kim olduğu, ne gibi teminatlara sahip olduğu ve özellikle resmi ve özel hiçbir görev alamayacakları anayasamızda açıkça belirtilmiştir.

Dolayısıyla, disiplin mahkemesine katılan subaylar anayasamızın anladığı anlamda birer “hakim” değildirler. Bunların kararıyla bir kimsenin dokunulmazlığı ve hürriyetinin kısıtlanması Anayasamızın 17 ve 19’uncu maddelerine aykırı olur.

Diğer Devletlerin uygulamaları da dikkate alınarak, olasılıkları daha da çeşitlendirmek imkan dahilinde bulunmakla birlikte, üç farklı yol izlenebileceğini değerlendirmekteyiz.

o İlk seçenek Askeri Yargıtay’ın tümden kaldırılması ve ilk derece askeri mahkemelerin kararlarının kurulacak olan bölge adliye (istinaf) mahkemeleri ve (sivil) Yargıtay eliyle temyiz incelemesine tabii tutulması şeklinde olabilir. Bu durumda, temyiz muhakemesi bakımından yargı birliğinin bulunmadığına yönelik tüm eleştirel düşünceler karşılanmış ve yargı birliği sağlanmış olacaktır.

o •Bir diğer yöntem, Askeri Yargıtay’ın bağımsız yapısı kaldırılarak, sivil Yargıtay bünyesinde bir veya birkaç daire şeklinde teşkil edilmesi, ayrıca birkaç yerde bölge askeri (istinaf) mahkemesi kurulması düşünülebilir. Bu durumda hem adli yargı sisteminin üç kademeli yapısına uyum sağlanmış olacak, hem de yargı birliğinin sağlanmasına yönelik doktrindeki eleştiri ve görüşler karşılanmış olacak, bir diğer deyişle temyiz muhakemesi bakımından görünüşte ve uygulamada yargı birliği sağlanmış olacaktır.

o •Diğer bir seçenek ise, ilk derece askeri mahkemelerin yanı sıra bölge askeri (istinaf) mahkemeleri kurularak, Askeri Yargıtay’ın yüksek mahkeme alarak (mevcut şekilde) varlığının korunmasıdır. Böylece, öncelikle, bölge askeri (istinaf) mahkemelerinin kurulmuş olması ile askeri yargı sistemi bakımından da adli yargı sisteminin üç kademeli yapısına uyum sağlanmış olacaktır. Ancak, bu üçüncü yöntem uygulandığında, “askeri Yargıtay’ın varlığının ‘yargılama birliği ilkesi’ ile bağdaşmadığı” yönündeki eleştiriler giderilememiş olacak; hatta bölge askeri mahkemelerinin kurulması nedeniyle tümden “yargılama birliği” ilkesinden uzaklaşılmış olduğu iddia edilebilecektir.

Bu nedenlerle, Askeri Yargıtay’ın kapatılarak Yargıtay içerisinde birkaç daire şeklinde teşkilatlanması veya Askeri Yargıtay’ın tümden kaldırılması ve ilk derece askeri mahkemelerin kararlarının temyiz işlemlerinin Bölge adliye mahkemeleri ve (sivil) Yargıtay tarafından yürütülmesi yönünde ortaya çıkan düşüncelere katılmamak mümkün değildir. Askeri mahkemelerin bağımsız olarak görev yapmaları büyük oranda askeri hakimlerin sahip oldukları güvencelere bağlıdır. Bu meyanda, askeri hakimlerin bağımsızlığını ve güvencesini sağlamak açısından, mesleğe kabul, atama, meslekte yükselme gibi özlük işlerinin idareden bağımsız olarak askeri hakimlerden oluşturulacak bir kurul tarafından yapılması; bu kurula seçilecek askeri hakimlerin de bu görevden kendileri istemedikçe (feragat etmedikçe) alınamamaları (azledilememeleri) yönünde yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği kanaatindeyiz. “Kollektif yargılama ilkesi” olarak da ifade edilen bu düşünceye göre, mahkeme üyelerinin hukuk kuralları dışında yaşamda edinmiş oldukları kişisel görgü, bilgi ve tecrübelerini bilakis yargılama faaliyetlerine karıştırmamaları, bu tür bilgi ve uzmanlık gerektiren hususlarda bilirkişi dinlenilmesi yoluna gidilmesi gerekecektir. Bu nedenle, subay üyelerin mesleki tecrübelerini yargılama faaliyetlerine yansıtmalarını beklemek, yargılama faaliyetlerinin sübjektif değerlendirmelerle beslenmesine yol açacak olması nedeniyle savunulamaz ve kabul edilemez. Tüm bu nedenlerle bütün askeri mahkemelerden subay üyelerin çıkartılması yerinde olacaktır.

Nitekim askeri mahkemede “hakim” olarak görev yapan herkesin hukuk eğitimini almış, özel prosedürler kapsamında mesleğe kabul edilmiş, hakimlik teminatlarına sahip olan “askeri hakimlerden” oluşması nedeniyle, askeri mahkemelerin “bağımsız olmadığı” yönündeki eleştirel düşüncelerin zayıflamasına ve hatta zihinlerden silinmesine katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Askeri savcılık ve askeri mahkemeler kurumsal olarak bir birlerinden soyutlanmalı; meslekte askeri hakimlerin olağanüstü koşullar bulunmadıkça her zaman askeri savcı veya her zaman askeri mahkeme hakimi olarak görev yapmaları yönünde gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı ve bu yönde uygulamaya geçilmelidir. Böylece, askeri mahkeme hakimlerinin çevrelerine karşı da bağımsızlıklarının ve tarafsızlıklarının kuvvetlendirilmiş olacağı kanısındayız. Yargılama birliği ilkesine uyulması için, usul kanunları bakımından da birliğin sağlanması gerektiğini; bu nedenle, ayrı bir As. MKYUK’nun bulunmasının gereksiz ve sakıncalı olduğunu değerlendirmekteyiz. Askerliğin özgün yapısı nedeniyle, idari makamı temsil eden kıt’a komutanı veya askeri kurum amirine usul hukuku bakımından tanınacak bir takım yetkiler ve askeri mahkemelerin uygulamalarına ilişkin farklılık arz eden usul hükümlerine ise, genel muhakeme kanunlarının belli bir kısmında yer verilmesi halinde, hem yasal değişikliklerin askeri yargıda süratle uygulanabilmesi ve unutulmaların önüne geçilmesi

bakımından, hem de hukuk eğitimi ve uygulama birliği bakımından birçok faydalar sağlanacağı kanaatindeyiz.

Halen yürürlükte bulunan 353 sayılı As.MKYUK’un, 5530 s.K. ile birçok maddesi ilga edilmiş ve yine birçok maddesinde değişiklik yapılmıştır. Ayrıca, 5530 s.K. ile 353 s.K’un Ek 1’inci maddesi değiştirilerek, CMK’na genel atıf yapılması yoluna gidilmiştir.

Söz konusu değişikliklerle her ne kadar usul kuralları bakımından büyük oranda birliktelik sağlanmış olsa da; aynı zamanda, 353 s.K. adeta yamalı bir bohçaya dönüşmüştür.

Adli yargıdan farklı olarak askeri mahkemelerde görülecek davaların ve askeri makamlar itibariyle uygulanacak cezaların giderlerinin Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden ödeneceği düzenlenmiştir (353 s.K. md.256). Bu düzenleme nedeniyle, askeri mahkemede yargılanan ücretli çalışanlarla (subay, astsubay, devlet memuru, uzman erbaş, ... vb.), adliye mahkemelerinde yargılananlar arasında farklılık yaratılmıştır. Vatani görevini yerine getiren erbaş ve erler bakımından, askerlik süresince herhangi bir gelirlerinin bulunmaması ve her türlü ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanmakta olması nedeniyle yargılama giderlerinin bu şahıslara yüklenmesi hakkaniyete aykırı düşecektir; bu nedenle, erbaş ve erler bakımından düzenleme yerinde olmuştur. Ancak, askeri mahkemelerde yargılananlardan erbaş ve erler dışındaki tüm şahıslar bakımından, cezalandırılmaları halinde ve kusurları oranında yargılama giderlerine katılmalarının sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılarak, adliye mahkemelerinde yargılananlarla askeri mahkemelerde yargılananlar arasındaki yargılanma giderlerinden sorumluluk bakımından mevcut eşitsizlik giderilmeli; usul ve uygulama birliği sağlanmalıdır.

Ayrı bir askeri ceza kanununun varlığının ise, bir tercih sorunu olduğu gibi, sakıncalı da olmadığı ve yargı birliği prensibi ile çelişmediği kanaatindeyiz. Ancak, halen yürürlükte bulunan As. C.K’nun, 5237 sayılı TCK’nun ceza-adalet sistemiyle çelişen yönleri (ölüm cezası, ağır hapis cezası, tekerrür hükümleri, ... vb.) ivedilikle düzeltilmelidir. Bu hususta, TCK’nun 5’inci maddesi hükmünü boşa çıkarmayacak bir yol seçilerek, genel hükümler bakımından mümkün mertebe (asker kişilerin belirlenmesi, özgün tanımlar-düşman karşısı, toplu asker karşısı, silahlı eşkıya, hizmet, askeri eşya ... v.b.-, askeri Fer’i cezalar ve uygulama şekli... Vb. hariç) TCK’nın sistemine uygun düzenlemeler yapılmalıdır.

Disiplin hukuku, ilgili bulunduğu kurumun iç işleyişine ilişkin sınırlı bir alan oluşturmaktadır. Bu haliyle, askeri disiplin hukuku ve disiplin mahkemelerini genel ceza adalet sistemi içerisinde herhangi bir yere oturtma imkanı yoktur. Askeri disiplin hukuku kapsamında disiplin mahkemeleri tarafından hürriyeti bağlayıcı cezalar da verilebilmekte olmasına rağmen, disiplin mahkemelerinin fonksiyonunu, genel ceza adalet sistemi içerisinde düşünebilmek mümkün değildir. Zira bu alanda yapılan tüm düzenlemelerin askeri disiplinin mutlak ve kesintisiz varlığını, devamlılığını sağlamak için düşünülmüş zaruri hususlarla sınırlı olduğu görülmektedir. Bu nedenlerle askeri disiplin hukuku ve disiplin mahkemelerinin varlığının yargılama birliği ilkesine aykırı olduğu söylenemeyecektir. Ülkemizde askeri disiplin hukukunun mevcut yapısı ve işleyişinin bir takım sorunlar içerdiği de gözden kaçırılmamalıdır. Bu sorunların giderilmesi bakımından, öncelikle AİHM’nin yaklaşımları ve kararları (İrfan Bayrak- Türkiye davası) da göz önünde bulundurularak; AİHM’nin, hürriyeti bağlayıcı cezaların ancak bağımsız ve tarafsız hakimlerin görevli bulunduğu mahkemelerce verilebileceğine dair kararları dikkate alınarak, idarenin ajanı konumunda bulunan disiplin amirlerinin oda hapsi cezası verme yetkileri kaldırılmalıdır. Ancak, zorunlu askerlik sistemi devam ettiği sürece amirlerin yaptırım gücünün korunması bakımından incelenen diğer cezalandırma yetkileri muhafaza edilmelidir. Bunun yanı sıra, keyfiyeti önleyecek açıklıkta ve somut olarak yapılacak bir düzenlemeyle, disiplin amirlerine yasayla belirlenen süreyle sınırlı olarak, askerlik yükümlülerini erken terhis etmek hususunda verilen takdir yetkisinin sınırları genişletilmek suretiyle, cezalandırma AİHM’nin 03.05.2007 tarihli ve İrfan Bayrak-Türkiye Kararı (Başvuru no.:39429/98) yetkisine yönelik olarak, yukarıda belirttiğimiz sınırlandırma düşüncesine bir orantılı denge getirilmelidir. Disiplin mahkemeleri, her ne kadar Anayasal ve yasal düzenlemeler itibariyle bir mahkeme görünümünde iseler de, pratikte bir disiplin kurulu niteliğinde oldukları daha ağır basmaktadır. Nitekim disiplin mahkemesi üyeleri hukukçu olmadığı gibi, birlik komutanı veya kurum amiri tarafından seçilmekte (görevlendirilmekte), disiplin mahkemesi üyesi olarak görevli olmalarına karşın, sicil, ceza ve ödül, meslekte yükselme gibi konularda komutanlığa veya askeri kurum amirliğine bağlı kalmakta; kısaca, özlük hakları bakımından hiçbir güvenceleri de (teminatları) bulunmamaktadır.

Bu nedenlerle bu mahkemelerin bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları hususunda endişeler oluşmaktadır. Bu sorunu gidermek için, disiplin mahkemelerince verilebilecek cezalar içerisinde hürriyeti bağlayıcı cezaların mevcudiyeti de göz önünde bulundurularak, bu mahkemelerin yapısı değiştirilmek suretiyle, yeterince güvenceye kavuşturulmuş askeri hakimlerin görev yaptığı tek hakimli mahkemeler şeklinde teşkilata kavuşturulmalarının daha uygun olacağı kanaati hasıldır.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1368 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri