Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

AKADEMİK KARİYER YAŞAM BİÇİMİDİR

01 Kasım 2012 Perşembe

Akademik kariyer yapmak yaşam biçimi olup; uzun ve meşakkatli bir yoldur. Hele ki günümüz şartlarında iş bulamama riskinin ağırlıklı olması nedeniyle üniversitelerde lisans eğitimleri sırasında dersleri iyi olan öğrenciler için tek çare akademik alanda kariyer yapmayı tercih etmeleri olmaktadır. Bu konuda her geçen gün istekli sayısında artış olunca da adaylar farklılıklarını ortaya koymak için uğraşıyor, başarılı olma, rakiplerini geçme yollarını arıyorlar. Akademik kariyer amaçlı yüksek lisansa başlamak için mezun olmanın yanı sıra bir takım şartların gerekliliğinden ki bu meşakkatli yol daha da zor, engelli bazen de çukurların olduğu yola dönmektedir. Öncelikle ALES’e (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı) girip başvurulan lisansüstü programın puan türünde en az 55 puan almanız şart. Lisans diplomasıyla doktora veya sanatta yeterlilik programlarına başvuracaksanız en az 70 alınacak; çünkü, yükseköğrenim kurumları seçme işleminde sadece bu puanlardan yararlanabiliyor. ALES’in yanı sıra yüksek lisansa başlamak için yabancı dil sınavına da girmek zorunlu. Bunların dışında öğrenciyi başka sınavlar da bekliyor. ÜDS (Üniversitelerarası Dil Sınavı), KPDS gibi sınavlar üniversitede kadro için gerekli. KPDS’de (Kamu Personeli Yabancı Dil Sınavı) 100 soruyu 180 dakika, ÜDS’de ise 80 soruyu 180 dakikada cevaplamanız bekleniyor. ÜDS’de fen bilimleri, sosyal bilimler, sağlık bilimleri olmak üzere üç alan sorularını yanıtlamanızı söylemeye gerek yok. Evet bilim alanları olarak yabancı dil sınavları mevcut fakat bu seneki (2012) ÜDS’lere baktığımda Sosyal Bilimler Alanındaki sorular ağırlıklı olarak kimyasal reaksiyonlar, uzak doğu da petrol bulunma imkanı gibi fen bilimleri ağırlıklı sorulardan oluşmaktadır. Sınava sosyal bilimler alanından girenler ilk etapta bu durumun şaşkınlığını atmakla uğraşırken zaten dikkatlerde tamamen dağılmış durumda sınava devam etmişlerdir sonuçta tabiki alanlarına bağlı olmayan soruların ağırlık oranında kendi alanlarının az sorularını çözebildiklerini (zira diğer sorulara da zaman ayırdıkları için zamanla yarış da sözkonusu oluduğundan çözmeye gayret etmişlerdir.) Sonrasında; girilecek olan bölümün hocalarından oluşan jüri tarafından sözlü sınavı (mülakat) aşılma şartı ise üniversitede çalışmanın bir diğer ön koşulu. Bu sınavda da hangi alandan sınava giriliyorsa o alandan sorular soruluyor. Mezuniyet notu da hesaplamaya katılıyor. Bütün bu zorlu yolculuk sonrası işiniz daha bitmiyor. Asıl zorlu kısım şimdi başlıyor. Lisans eğitiminizden sonra öğrencilik tam bitti derken, öğrenciliğe geri dönüyorsunuz. (Unutmayın, ALES’in, Yabancı Dil Sınavı’nın, Mülakat Sınavı’nın, mezuniyet notunun ne oranda hesaplamaya katılacağı ise okuldan okula değişiklik gösteriyor). Şimdi gelelim akademik kariyer yolunda geçiş duraklarına; asistanlık akademik kariyerin ilk halkası. 35 yaşından gün almamış olması gereken asistanlar yüksek lisans ya da doktora yapmak için ve “bursiyer” ya da “araştırma görevlisi” olarak alınıyor. Araştırma görevlisi asistanlar kadrolu oluyor. Bursiyer asistanlar ise, yüksek lisans ya da doktora yaparken okul işlerine yardımcı oluyorlar ama kadro garantileri olmuyor. Yardımcı doçentlik doktoradan sonraki ilk aşama. Bundan sonra öğretim görevlisi, yaptığı araştırma ve yayınları yeterli görürse, YÖK’e başvuruyor. YÖK eserleri inceler, beğenirse mülakata çağırır. Bu aşamayı da geçen doçent oluyor. Lisans eğitiminden sonra doğrudan doktoraya başlayanların yüksek lisans derslerini de alması şart. Birleştirilmiş doktora (yüksek lisanslar beraber yapılan doktora) için istenen notlar daha yüksek. Doktor (Dr.), Yardımcı Doçent Doktor (Yard.Doç.Dr), Doçent Doktor (Doç.Dr), Profesör Doktor (Prof.Dr) gibi unvanları almak için ise doktora mezunu olmak gerekiyor. Doçentlikten sonraki aşama ise profesörlük. Ancak doçent olduktan sonra profesörlüğe başvurmak için 5 yıl bekleme süresi var. Bu arada yayınlarını sürdüren öğretim üyesi, 5 yılı doldurduktan sonra kadro açığı olduğunda profesörlük için başvurabilir. Profesörlük kadrodur. Her üniversitenin ayrı puanı vardır. O puanı topladığı takdirde önce dekanlığa sonra rektörlüğe başvurur. Senato oluşturulur. Senatonun tamam demesi halinde profesörlük ünvanı verilir. Sonra bu karar YÖK’e bildirilir. 2547 ve 2914 sayılı Kanunlara göre, profesör ve doçentlerle aynı grup ve aynı sınıf içerisinde yer alan yardımcı doçentler, Kanunun çıktığı günden itibaren  ayırıma tabi tutularak haksızlığa uğratılmış ve mağdur edilmişlerdir. Ayırımın temel konularından birisi, özlük haklarıyla ilgili olanlarıdır. Kanunlara göre (2547 ve 2914 3. maddeler), yardımcı doçentlerle aynı grup ve aynı sınıf içerisinde yer alan profesör ve doçentler, daimi statü ile üniversitelerin kadrolarına atanırlarken; 2547 sayılı Kanunun 23. maddesi a bendinin ikinci paragrafına göre, yardımcı doçentler, her seferinde ikişer veya üçer yıllık süreler için en fazla on iki yıla kadar atanabilirler hükmüyle, kadrolarına sınırlama getirilmiş ve diğer öğretim üyelerine göre ayırıma tabi tutulmuştur. Kanunun çıktığı ilk yıllarda (6.11.1981), atamalara getirilen süre sınırlandırmaları, yardımcı doçentlerle ilgili olanları hariç, diğer öğretim üyeleri (profesör ve doçent) için kaldırılmıştır. O tarihlerde, öğretim üyeleri için kanunla öngörülen süreli çalıştırma anlayışı, günlük basın tarafından da sıkça dile getirildiği gibi rotasyon zorunluluğu olarak değerlendirilmiş ve oldukça tartışmalara yol açmıştı. Mesela 2547 sayılı Kanunun 26. maddesi, profesörlük kadrosuna atanabilmek için, “bir başka üniversitede en az üç yıl hizmet etmiş” olma şartınının yanı sıra, “bir üniversitede açık bulunan profesörlüğe aynı üniversitede son üç yıl zarfında doçentlik görevinde bulunanlar müracaat edemez”lerdi. Doçentlerle ilgili getirilen sınırlama ise, 25. maddenin b bendinin 2. fıkrasında yer almıştı. Buna göre bir üniversitede doçent kadrosuna atanabilmek için en az üç yıl bir yüksek öğretim kurumunda yardımcı doçentlik kadrosunda çalışmış olmak şartı aranıyordu. Aynı üniversitede son üç yıl doçent kadrosunda çalışmış olanlar, açık bulunan profesörlük kadrosuna müracaat edemezlerdi. (Resmi Gazete; 06.11.1981; 25,26. maddeler; s.13,14). Bu sınırlamaların tamamı giderilmiş, profesör ve doçentler üniversitelerde daimi kadrolara atanmışlardır. Yardımcı doçentlerin bu problemleri, 4584 sayılı Kanunun Geçici 47. maddesine eklenen, yardımcı doçentlik kadrosunda görev yapan öğretim elemanlarının çalışma sürelerindeki sınırlama kaldırılmıştır hükmüyle ortadan kaldırılmak istenmiş fakat Danıştay Birinci Dairesi, 09.02.2001 tarih ve Esas 2000/202 Karar 2001/16’  sayılı kararıyla, 4584 sayılı Kanunu, af Kanunu olarak değerlendirmiş ve çıkan Kanundan sadece bir defaya mahsus-istifade edebilmek için, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren iki ay içerisinde müracaat etme şartını ön görmüştür. Böylece  çıkarılan Kanun, bu konudaki problemleri giderememiştir. Problemin giderilmesi ve yıllardan beri sürüp gelen tartışma, istismar ve mağduriyetlerin ortadan kaldırılabilmesi için; 2547 sayılı Kanunda, süre sınırlandırılmasını ön gören 23. maddenin a bendi ikinci paragrafının yürürlükten kaldırılması kaçınılmaz olmuştur. Özlük haklarıyla ilgili olarak yardımcı doçentlerin uğradığı diğer bir haksızlık, kadrolarının üçüncü dereceyle sınırlı bırakılmasıdır. Derece sınırlaması, başlangıçta (Kanunun çıktığı ilk yıllarda) akademik hiyerarşiye göre düşünülmüş ve üniversitelere tahsis edilen kadrolar bu anlayış çerçevesinde unvanların özelliğine göre tanzim edilmişti. Buna göre profesörler için birinci derece, doçentler için ikinci derece, yardımcı doçentler için de üçüncü dereceye kadar yükselme imkanı getirilmişti. Fakat bu hiyerarşik yapı düşünüldüğü gibi gerçekleşemedi. Eleştiriler üzerine doçent kadrolarına birinci dereceler ilave edildi fakat yardımcı doçentlerin kadroları üçüncü dereceyle sınırlı bırakıldı. Günümüzde ön lisans ve lisans mezunu öğrencilerinin bile rahatlıkla yükseldiği bir ve ikinci derece kadrolarının yardımcı doçentlerden esirgenmesinin gerçek anlamda bir izahı olabilir mi? Bu, hem çok büyük bir haksızlık, hem de çok önemli bir mağduriyettir. Ayrıca, üniversitelerde; akademik ünvana sahip olsun veya olmasın, yardımcı doçentler hariç diğer öğretim elemanları; 2914 Sayılı Üniversite Personel Kanunu ve 78 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin üniversitelere tahsis ettiği kadro cetvellerine göre birinci dereceye kadar terfi etmelerine herhangi bir sınırlama getirilmezken, yardımcı doçentlerin üçüncü dereceden yukarıya terfi etmeleri imkansız hale getirilmiştir. Burada da yardımcı doçentlere ayırım yapılmakla kalınmamış, haksızlık ve mağduriyetlerin yanında, derece konusu istismara açık bir alan haline getirilmiş, maaş ve ücret artışlarında bile sıkıntılarla karşı karşıya bırakılmışlardır. 2008’de 2547 SK. m.23’de eklenen yeni maddesi de; c. (Mülga: 12/8/1986 - KHK 260/7 md.; Yeniden düzenleme: 18/6/2008-5772/3 md.) Üniversiteler, yardımcı doçentlik kadrosuna atama için bu maddede aranan asgari koşulların yanında, Yükseköğretim Kurulunun onayını almak suretiyle, münhasıran bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik olarak, bilim disiplinleri arasındaki farklılıkları da göz önünde bulundurarak, objektif ve denetlenebilir nitelikte ek koşullar belirleyebilirler.

Sorunlara Çözüm Önerileri

2547 sayılı Kanunun 23. Maddesi (a) bendi ikinci paragrafında yardımcı doçentler için öngörülen süre sınırlandırılması ortadan kaldırılmalı; yardımcı doçentler de, diğer öğretim üyeleri (doçent ve profesörler) gibi daimi statü ile atanmalı ve bu konuda eşitlik sağlanmalıdır. Süre sınırlamaları zaten 4584 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Ancak madde hükmü farklı yorumlanmış, Danıştay’ın istişare görüşü ile işlemez hale sokulmuştur. Yardımcı doçentlerin 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve diğer mevzuatlardan kaynaklanan özlük haklarındaki tıkanmalar giderilmelidir. Aksi durum, yani şimdiki durum müktesep haklarla saygı ve Anayasanın eşitlik hükümlerine aykırıdır. Yani, üniversitede görev yapan bütün öğretim elemanları; mesela öğretim görevlisi, okutman, uzman vb. 1.,2.,3., derecelere kadar yükselebilirken; aynı kişi yardımcı doçent unvanını alınca 3. dereceden yukarıya terfi edemiyor. Üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışan Yardımcı Doçentler, 3600 ek göstergeyle çalışmaktadır. Ancak bu insanlar Yüksek Lisans ve Doktora yaparak girmiş oldukları sınavlarda başarı kazanarak Yardımcı Doçent olarak atanmışlardır. Yardımcı Doçentlerde, Doçentlerin aldığı 4800 ek göstergeden veya ona yakın bir rakamlardan hakları olarak faydalanmak istiyorlar. Ayrıca Yardımcı Doçentler Öğretim üyesi sınıfında kabul edilmesine rağmen ek gösterge olarak öğretim görevlisi ve okutmanlarda aynı kategoride yer almakta ve emekli olunca da mağdur olmaktadırlar. Hâlbuki bu insanlar yıllarca Yardımcı Doçent olarak emek vermiş ve çalışmışlardır. Bu insanların emeklilikle ilgili haksızlıkları da mutlaka giderilmelidir. Kanunun özüne aykırı olan uygulamaya son verilmelidir. Eğitim durumları, konumları göz önünde bulundurulacak yeni bir düzenleme yapılmalıdır. Hazırlamış olduğumuz kanunla bu adaletsizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır.  Bu meslek grubuna 1/ 4 kademenin ek göstergesini 3600 – 4800 arasında bir rakam tespit edilerek mağduriyetlerinin bir an önce önlenmesi elzemdir. Bu düzenleme ve uygulama Anayasanın ve müktesep haklarla ilgili ilkelere aykırıdır. Bütün gelişmiş medeni dünyada olduğu gibi, akademisyenlik unvanını doktora ile sınırlı tutmak, ara unvanların ortadan kaldırılmasını sağlayacak kanuni düzenlemelerin yapılması lazımdır. Doçentlik unvanı Almanya’nın, Yardımcı doçentlik unvanı da 2547 Sayılı Kanunun ile Türkiye’nin eseridir. Doktoradan sonra, objektif ölçüler, bilimsel çalışmalar değerlendirilmeli, adayın hizmet süresi de dikkate alınarak profesörlük unvanı verilmelidir. Unvan verilirken insanı insanla denetleyen sübjektif ölçülerden ve tek taraflı atama yetkilerinden mümkün olduğu kadar kaçınılmalıdır. Mevcut durumun devamı düşünülüyorsa, o zaman ara unvan olan doçentliğe getirilen sınav şartları, profesörlük unvanına taşınmalıdır. Böyle olması halinde, aradaki tıkanmalar ortadan kalkacağı gibi, öğretim üyelerinin oranları; rakamlarda görüldüğünün aksine, küçük olan unvandan büyük olana doğru bir sıra takip ederek bilimsel özelliğine kavuşmuş olacağını düşünüyorum. Yabancı dili, gereklilikten çıkarıp zorunluluğa dönüştüren anlayışlardan kurtarmak, Türkçe’yi, Anayasada da ön görüldüğü gibi, bilim dili olarak esas alan anlayışları geliştirmek gerekmektedir. Bu amaçla, Ankara’da, Mütercim-Tercümanlık Bürosu adıyla yasal bir kurum oluşturulmalıdır. Bu kurum, başta gelişmiş ülkelerin periyodik eserleri olmak üzere, çeşitli dillerden ilim adamlarının ve araştırıcıların ihtiyaç duydukları eserleri tercüme etmelidir. Günümüz teknolojisiyle gittikçe kolaylaşan bu durum, yabancı dil bilen elemanların yerinde kullanmasını da sağlamış olacaktır. Yabancı dil, ilim adamlarının ilerlemesini engelleyen bir unsur olmaktan çıkarılmalı, dil öğrenmenin gerekliliği öne çıkarılmalıdır. Bu amaçla her kademedeki ilim adamlarının, yaşına bakılmaksızın, kısa ve uzun sürelerle yurt dışına çıkışları yasal bir zorunluluk haline getirilmelidir. Doçentlik dil barajının, 70’ten 65’e indirilmesi geçici bir çözüm sağlar, büyük bir rahatlama getirmez. Rahatlama ve kalıcı çözüm, bir ara Kamu Personeli Dil Sınavı (KPDS), şimdi ise Üniversitelerarası Dil Sınavı (ÜDS) anlayışındaki dil sınavlarını ortadan kaldırmakla mümkün olabilecektir. Yardımcı doçent oluncaya kadar, her bir aday en az iki veya üç sefer yabancı dil sınavına girmiş ve başarılı olmuştur. Yabancı dil sınavında başarılı olmuş birisini, “olmadı bir daha” mantığıyla, tamamen farklı bir şekilde hazırlanan; bir zamanlar Doçentlik Dil Sınavı, sonra Kamu Personeli Dil Sınavı, şimdi ise Üniversitelerarası Dil Sınavı’yla akademisyenlerin enerjileri boşa tüketilmektedir. 64 alanı başarısız, 65 alanı başarılı sayan bir sınav anlayışı, insanların ruhsal durumunu bozmaktan öteye pratik bir yarar getirmemiştir. Şu anda sürdürülen yabancı dil sınavlarının, öğretim elemanları için, gittikçe yılgınlık ve karamsarlık meydana getirmenin dışında; teorik veya pratik faydası olmamıştır. İlim adamları, yabancı dil bilgileriyle değil, ilmi çalışmalarıyla, objektif olarak değerlendirilmelidirler. Bu açıdan, araştırma görevlileri için yapılanların dışında, yabancı dil sınavları kaldırılmalıdır.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3716 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri