Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

ARAPÇA VE TÜRKÇE

13 Mart 2013 Çarşamba
Geçtiğimiz haftalarda ülkemizi Ürdün (Arap ülkesi) kralı ziyaret ettiler. Atanın huzurundaki Anıtkabir'de ki o gözyaşları tüm kamuoyunu günlerce meşgul etti. Bunun üzerine kral bir açıklama yaptı. “Biz eğer ki İngilizlere kanmasaydık Osmanlı bitmezdi” dedi. Gerçekten de cesur bir itiraftı bu. Birinci ağızdan tarih sayfalarında Arapların Osmanlı’ya yaptığı ihanet tescillenmiş oldu.
İngilizlerin arkasında olmalarının ve Osmanlının bitirilme nedenlerini hepimiz de biliriz. Hasta adam damgası yenen bir başın toplumun İngiliz hatta diğer başka güçlerin egemenliği altına alınması düşüncesiydi. O zamanları düşününce tüm yapılanların haklılığını idrak edecek kadar dimağımız olduğunu sanıyorum. Tüm bu gerçekler bilindiği halde Atatürk’ü, ülkemizde bazı kesimlerin sevmediği ve bunu asla gizlemedikleri aşikardır.  Bazıları da Atatürkçü görüneyim diye çaba sarf etseler de onlar da “Rozet Atatürkçülüğü’nden” ileriye gidemezler. Ülkemize de Rozet Atatürkçüler değil, gerçek Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kişilerin varlığını mumla arar olduk.
Şimdi hep birlikte fikir fırtınası yapalım. Bir Arap kral bile geçmişle böylesine cesurane bir şekilde yüzleşiyorsa amaç Osmanlı’yı bir ırkı bitirmekti, asimile etmekti diyorsa Atatürk burada hatamı yapmıştır. Atatürk sizce hangi ülke ile bir olup küllenen asimile olacak bir milletten yeni doğuş yapmıştır. Hiçbir ülkenin katkısı olmadan yapmıştır. Sadece kalan vatanseverle yapmıştır. Efendim Atatürk içki içermiş Allah aşkına kim içki içmiyor en içmeyeni bile içkiyi ya meyva suyunda ya da başka bir karışım içinde mutlaka alıyor. Nargilelerde alkol sıfır mı? Lütfen daha mantıklı olalım. Osmanlı’da içki yok muydu? İçki sunan sakiler sumu sunuyorlardı acaba.
Atatürk devrimler yaptı o zamanın şartlarında elbette ki yapacaktı. Siz kendinizi düşünün evinize bir zarar gelecek diyelim siz tüm bu yolları kapatmaz mısınız? Her gelecek kötülüğün önlemini almaz mısınız? Zamanın şartlarında ki kralında söylediklerinden bu anlam vardır. Kötü bir oyunun içindeydi Osmanlının son dönemleri. İngiliz’in aklındaki sadece bir sömürge daha almak isteyen bir ejderha vardı. O ejderha ağzından salyalar akarcasına ülkenin üzerine çöreklenmişti. O ülkeyi de alsak da çan seslerimiz orda da çalsa diye. O büyük pastanın parçalarını sapıklıkla bölmek için en yakın gördüğümüz Araplardan bile faydalanılıyordu. Arapların şu anda bile kendi kendilerine mi yönetildiğini sanıyorsunuz? Şaşarım böyle düşünüyorsanız.
Eğer ki o zamanlar ülkeyi bitirmek için Araplar kullanılıyorsa idi ki bunu Atatürk sezdi ve delilleriyle de orta çıkardı. O zaman biz Arap kültürünü neden benimseyelim oldu kararı. Yine empati yapınız farklı düşüncede olanlar. Siz karşınızdaki sizi tahakküm altına aldığında ilk yapacağınız direnmedir. Kendi düşüncelerinizin kabulü için karşı tarafın benimsemediğiniz yaşam tarız ve düşüncelerine direnirsiniz ve asla ona boyun eğmezsiniz. Kaldı ki anlattığımız devir bir ülkenin yok oluş devri. Kendi ayağının üstünde durması için direnme hakkını kullanacak tabi ki. Bir öndere ihtiyaç varken Atatürk’ün taşın altına elini koyması sadece dua ve şükürler edilerek anılmalıdır.
Atatürk çarşafı kaldırdı. Yine zamanın koşulları bunu gerektiriyordu. Bir ülke kalkınacaksa yeniden doğacaksa gizli kapaklı oyunlara zemin hazırlayacak her şeye son verilmelidir. Eğer ki yanımdakinin kim olduğunu bilirsem yüzünü görürsem gözlerini görürsem ben daha rahat olurum. Ama çarşaf giymiş bir zatı gördüğümde içinde kim var bilemem. Ne saklar bilemem. E biz böyle düşünürken zamanın koşullarının hassaslığında bu durumların kaldırılması gayet normaldir. Ben şu anda bile başörtülü biriyle başörtüsüz biri arasında fark görmüyorum. Çünkü her şey kalpteki niyette başlar ve biter. Başörtülü olursun kalbindeki niyet iyi değildir, örtüsüz olursun kalbindeki niyet iyi olabilir. İşte bu aradaki ince çizgiyi yakalamayanlar halen örtüsüzlere dinsiz gibi, Atamıza da şeytan gözüyle bakmaktadırlar. Ve bunu kullanan bazı kesimler halkı yanlış yönlendirmektedirler. Bir ömür boyunca namaz kılarsın, bir gün gelir kalp kırarsın, o zaman da Kabe yıkmış kadar günaha erişebilirsin.
 Başka bir sebep ise Saltanatı ve hilafeti kaldırmasıdır. Görüyorsunuz ki hep belli kesimden bazılarını ilgilendiren konular. Herkes Osmanlı padişahlarını dini bütün insanlar olarak bilir ki zaten amaçları da İslamı yaymaktır. Ama içlerinden en az yarısı gizli gizli içkisini içmiştir. Atamız ise halkının önünde gizlemeden içkisini içmiştir. İşte aralarındaki fark budur. Hatta içkiyi yasaklayan 4.murat dahi içki hayranı kişidir. Ama devletin bekası için yasaklamışlardır. İşte Atatürk de devletinin bekası için saltanatı ve hilafeti kaldırmıştır.
Dil meselesine gelince; Zamanında Arap alfabesini değiştirip, Cuma gününü tatilden çıkarıp cumartesiye almasına bile kızan gruplar olmuştu. Çok yazık o insanlara. Eğer Atatürk olmasaydı şimdi durumumuz Arabistan gibi olurdu. Yani gizli köle sistemi. Krala bağlı kalma sistemi. Zamanında bu Araplar bizi İngilizlere satmadı mı? Müslüman olarak Müslüman yani bize saldırmadılar mı? Arapların tek bir şeyi mükemmeldir. O da peygamberimiz Hz. Muhammed’in(S.A.V) Arap olmasıdır. Başka hiçbir özellikleri yoktur.
Her iki kültürel değişim döneminde de Türk halkı, dil ve yazı alanında temelli değişimler yaşamıştır. Birincisinde dilini neredeyse yitirecek ölçüde Arap ve İran kültürünün boyunduruğuna girmiş, Uygur abecesi olan yazısını da bırakarak Arap yazısını almışken, Cumhuriyet devrimleri döneminde hem Arap-İran, hem de Avrupa boyunduruğuna başkaldırıp kendi diline en uygun yazıyı özgürce arayıp bulmuş ve dilini yabancı diller boyunduruğundan kurtarmıştır. Böylece Türkçenin bir bilim, sanat ve uygulayım (teknik) dili olma gücü değerlendirilerek Türk ulusunun bağımsız varlığı güvenceye alınmıştır. Gerçekten de yazı ve dil devrimleri, Türk ulusal bilincinin kaynaklarını tam gelişme olanaklarına kavuşturma hareketlerinin başlıcalarındandır.
Türklerin kitleler halinde İslamiyet’e geçtikleri dönemi kapsayan Selçuklu İmparatorluğu’nda, Uygur yazısı bırakılıp, Fars dilindekine benzer kimi eklemelerle de olsa Arap yazısı benimsenmiş, böylece merkezi yönetim görevlileri, medreseliler, bilim adamları ve genellikle aydın sayılan kesim arasında Arapça ve Farsça konuşulup yazılmıştır. Sonuç olarak da toplumda yönetim, hukuk, bilim, sanat ve din dili ile geniş yığınların konuştuğu dil arasında giderek aşılması olanaksız bir uçurum açılmıştır. O dönemden başlayarak Cumhuriyet’e gelinceye değin bu uçurum süregitmiştir.
XV. yüzyılda Osmanlı yönetim, bilim ve düşün dilinin, Türk halkının anlama olanağının ne denli dışında bulunduğunu göstermeye yeter.
Türkçe Neden Arapça ve Farsçanın Saldırısına Uğrama Nedenleri
Bu durumun temel nedenlerinden biri, kuşkusuz Arapçanın Kur’an dili olması, dinin o dönem insanlığının hem bilimi, hem felsefesi, hem hukuku durumunda bulunması, devletin de din devleti olmasıydı. Ancak Türklerin kitleler halinde İslamiyet’e geçmeye başladığı dönemde İslam dünyasının özgür düşünce ve özgür yorumlama anlayışından uzaklaşmış olmasının ve İslam öncesi gelenek ve âdetlerle daha başka türlü yozlukların İslam dünyasında yaygınlaşmasının da büyük payı olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzdendir ki, Kur-an’ın dili Arapçadır diye sanki Arap dilinin kendisi kutsalmış ya da onda büyülü bir güç varmış, anlamadan da Kur-an’ı ya da hadisi Arapça olarak söylemek din sahibi olmaya yetermiş gibi dine de, akla da aykırı bir tutum yüzyıllarca sürdürülmüştür. Böylece Türk halkının inancını bilerek oluşturup kendi dilinde tapınması, bilim ve felsefe üretmesi, dolayısıyla Türkçenin gelişmesi de önlenmiştir. Ayrıca baskıcı yönetimler altında edebiyatın sultanlara, vezirlere abartılı övgülere dönüşmesi, bunun için de bol bol Arapça, Farsça sözcükler ve deyimler kullanmanın zorunlu sayılması, yazı dilinin Türkçe sayılmayacak bir nitelik almasına yol açmıştır.
Ancak Türkçenin yoğun biçimde Arapça ve Farsçanın salgınına uğramasına yol açan bir üçüncü temel neden de Arap yazısının Türk diline hiç uygun düşmemesiydi. Bu yüzden de birçok sözcüğün Arapçası yeğlenmiş, Türkçeleri ise yazı dilinde kullanılmaz olmuştur.
Osmanlı Devleti yıkıldığında Türk halkının yalnızca % 9 kadarının, kadın nüfusun ise, binde dördünün okuma-yazmayı bilmesi, Arap yazısının Türkçeye uygun bir yazı olmamasının, yazı dilinin de yoğun biçimde Arapça ve Farsçanın baskısı altına girmiş olmasının da sonucudur.
Osmanlı yazısında, hele Arapçadan alınmış ve klişe olarak gözle tanınmış, bellenmiş kimi sözcüklerin nasıl okunacağını kestirmek kimileri için hiç kolay değildi. Bir yabancı sözcüğü düzgün okuyabilmek için kökenini, nasıl türediğini, türeyişin kattığı anlamı iyice bilmek gerekirdi. Yanlış okumalar gibi, çarpık anlamalar da bu yüzden çok sık rastlanan durumlardandı. Osmanlı aydınının bile hata yapabildiği böyle durumlarda, okuma-yazma öğrenmeye çalışan halktan birinin nasıl zorlanabileceği gayet açıktır.
Harf devrimi neden yapıldı sorusunun yanıtını bugün rahatlıkla verebiliyor, faydalarını görebiliyoruz. Latin alfabesine geçiş, Türk insanını yanlış okumalardan, anlamalardan kurtarmış, ulusu öğrenme kolaylığına kavuşturmuştur. Bugün ilköğretime başlayan bir çocuk yalnızca iki-üç içinde gazetede yazılanları okuyabiliyor, söylenenleri yazabiliyor. Oysa Latin alfabesine geçmeden önce, yani harf devriminden önce, bazen yılları bulan alın teri dökmeleriyle bu başarıya ancak erişilebiliyordu. Bu yüzden 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında Türkiye’deki yetişkin nüfusun, yani 7 yaş ve üzerinin ancak % 10.5’i okuryazardı: Erkeklerin % 17,4′ü kadınların ise ancak % 4,6’sı… Oysa Latin alfabesine geçişten yalnızca 20 yıl sonra, 1950′de, okuryazar oranı %33.6′ya yükseldi.
 
Bu yazdığım yazı Atamızı sevmeyen kişiler tarafından eleştirilecektir. Ama gerçekler bunlardır.
 
Yazımın belli kısımlarında ki Kaynaklar:
Özer Ozankaya, Cumhuriyet Çınarı
Tahir Nejat Gencan, Ulusal Kültür dergisi, sayı:2
faydalanılmıştır.
 
 
Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2020 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri