Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

AVUKATLAR HAFTASI

09.04.2015 09:44

Adana Barosu tarafından Avukatlar Haftası kapsamında düzenlenen etkinlikler içinde yer alan programlarda yer alarak panellerde çok kıymetli hocalarımızdan hukukta yeniliklerle ilgili bilgi dağarcığımızı genişletme imkanı buldum. 

Adana Barosu ile Çukurova Üniversitesi İşbirliği le düzenlenen "Türkiye Avrupa Birliği İlişkilerine Güncel Bakış " konulu konferans Çukuova Üniversitesi Yerleşkesindeki İ. Akif Kansu Toplantı Salon'unda  geçekleştirildi.

 

Oturum başkanlığını Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nafi Baytorun yaptığı konferansa konuşmacı olarak katılan Çukurova Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof.Dr. Harun Arıkan, 'Avrupa Birliği Komşuluk Politikası', Dr. F.H. Burak Erdenir, 'Avrupa'da Yükselen Aşırı Sağ ve İslamofobi" konularında bilgi verdi.

Konferansın açılış konuşmalarını ÇÜSAMER Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Günal Kurşun ve Adana Barosu Başkanı Av. Mengücek Gazi Çıtırık gerçekleştirdi. Kurşun, konuşmasında avukatlık mesleğinin önemine değinip Avukatlar Haftasını kutladı. Av. Çıtırık, geçmiş yıllardan bu yana Türkiye’nin yenileşme hareketleri içinde olduğunu ve Türkiye’nin batı medeniyetine yüzünü döndüğünü, cumhuriyet ile gelişen sürecin halen devam ettiğini belirtti.  Standartlar topluluğu olan AB’nin, aday olmak isteyen ülkeleri de siyasi ve ekonomik bir standartlara getirmek istediğini vurgulayan Çıtırık, hukukun üstünlüğünün ve temel hak ve özgürlüklerin öneminin vazgeçilmez olduğunu ve bu bağlamda Avrupa Birliği’nin Türkiye için kaçınılmaz olduğunu belirtti.

Adana Baro Başkanımız Avukat Mengücek Gazi Çıtırık, Avrupa Birliğinin Türkiye'nin aslında bitmeyen bir macerası olduğunu niteledi. 175 yıllık Tanzimat ile başlayan bir aydınlanma, çağdaşlaşma ve batılılaşma sürecinin tamamlanamamış ve devam etmekte olan bir öyküsü olduğuna vurgu yapan Çıtırık, "Bu süreç içerisinde kişilerin, sermayenin ve hizmetin dolaşımı buradan alt birimlerden birini oluşturmakta. Türkiye daha 1993  Kopenhag Kriterleri olarak açıklanan, yani ülkede kural ve kurumlarıyla işleyen bir demokrasi, üstünlerin değil, hukukun üstünlüğünün çalıştığı, insan haklarına dayanan ve aynı zamanda varsa eğer ülkedeki azınlık haklarını da  koruma ve güvence altına alabilecek olan bu siyasi kıstasın yanına işlerliliğini kazanmış, istikrarlı bir piyasa ekonomisinin varlığı ve dış rekabete dayanan serbest piyasa ekonomisi anlayışını yaşama geçirmek ve AB'ye uyum müktesebatını da gerçekleştirmek zorundadır. Bu halde Türkiye, AB'ye üye olabilecektir. Uzun yıllar kan ve gözyaşları ile dolmuş onunla yaşamış olan Avrupa'nın, birinci ve ikinci paylaşım savaşlarından sonra iç huzur ve barışın sağlanabilmesi için, savaşın temel hammaddeleri olan kömür ve çelik'in üretiminde bir kısıtlanmaya yani bunu ulusüstü bir kuruma devretmeyi amaçlayan devletlerin 1951 de Paris'te imzalanan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu'ndan 1957 Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET)  dönüşmüştür. AET ile amaçlanan malların, iş gücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımıyla ortak pazarın oluşturulması ve sonuçta siyasi bütünlüğün sağlanmasıdır.1993 yılında imzalanan Maastricht anlaşması ile 1999 yılına kadar parasal birliğin sağlanması, Avrupa vatandaşlığının oluşturulması, ortak dış ve güvenlik politikalarının yaşama geçirilmesine karar verilmiştir"dedi

Ülkemizin ilk başvurusu 1959 yılında Menderes Hükümeti tarafından yapılmıştır. AB'nin gelişim sürecinden bahsederek Türkiye için AB'nin önemli olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin tarihsel sürecini de değerlendiren Avukat Çıtırık, 1964 yılında yürürlüğe giren Ankara Anlaşması'nın ilişkilerin çerçevesini çizen temel belge olma niteliğini koruduğunu söyleyerek, 1995 yılında gecikmeli de olsa gerçekleştirilen Gümrük Birliği'nin, Ankara Anlaşması'nda öngörülen sürecin doğal bir parçası olduğunu kaydetti.

Avukat Çıtırık, konuşması şöyle sürdürdü:

"Aslında standartlar topluluğu ve ekonomik ayağı hizmetlerin, sermayenin, malların ve kişilerin serbest dolaşımı olan AB'nin, kural ve kurumlarıyla işleyen demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarını esas alan evrensel bir örgütlenme olduğu kabul edilmelidir.

Ülkemizden uzun bir sure sonra başvuruda bulunan ülkeler tam üyeliğe kabul edilmiş hatta Afrika'da küçük bir ada devleti olan 180 bin nüfuslu Mayotte bile üyelik kazanmıştır. 

1960'lı yıllarda dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler karşısında "onlar ortak, biz Pazar" anlayışı ile hareket edilmiş, AB'nin amblemindeki 12 yıldız nedeniyle Hz. İsa'nın havarilerine çağrışım yaptırılarak "hıristiyan kulübü" olduğu da belirtilmektedir. 

Ayrıca, ülkemizin bütçe açığı, dış borcu, işsizlik oranı, nüfus artış oranı, kültürel ve tarihsel kimliği dikkate alındığı zaman ülkemizin AB üyeliği risk altındadır. "

Açılış konuşmalarının akabinde Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nafi Baytorun’unmoderatörlüğünde başlayan oturumda sırasıyla, Ç.Ü. Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve ÇÜSAMER Müdürü Prof. Dr. Harun Arıkan ve Avrupa Birliği Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Burak Erdenir konuşmalarını gerçekleştirdi. Prof. Dr. Arıkan, AB ile olan ilk ilişkilerdeki temel faktörlerin; Yunanistan ile yaşanan gerilimler, kimlik unsuru, ekonomik sebepler ve bu bağlamda daha fazla işçi alışverişi ile istihdam oluşumunu sağlamak olduğunu belirtti. İlişkilerin bu denli meşakkatli sürmesinin tek sebebinin iki tarafın da birbirinden beklentilerinin farklı olduğunu ve bu ilişkiliyi farklı tanımlamaları olduğunu belirten Prof. Dr. Arıkan; AB’ye üye olalım ya da olmayalım Türkiye’nin dışarı yaptığı iktisadi yatırımların %70’den fazlasının Avrupa’ya olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Arıkan Gümrük Birliği ve Avrupa Konseyi içinde bulunduğumuzu, bu bağlamda Avrupa’nın bir parçası olduğumuzu ve bu ilişkileri nasıl ileriye taşımamız gerektiğine değindi. AB Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Edenir’in konuşması ile devam eden oturumda; “AB ilişkileri, bir cumhuriyet projesidir çünkü tüm cumhuriyet hükümetleri bu süreci devam ettirmiştir ve şuanda da devam etmektedir.”diyen Dr. Erdenir; Türkiye’nin modernleşmesi ve çağdaşlaşmasına hizmet ettiği için bu sürecin devam ettirilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında yükselen aşırı sağ ile beraber Avrupa‘da Müslüman toplumun ötekileştirilmesinin dini değerlerden dolayı değil Avrupa’da yaşayan Müslümanların kültürel değerlerinden kaynaklandığını belirtti. Oturum sonunda dinleyicilerden sorular alınarak konferans sona erdi.

Katılımcıların konuşmacılara soru yöneltmesi ve bu soruların cevap bulmasının ardından konferans sonunda konuşmacılara baromuz tarafından plaket sunuldu.

İç Güvenlik Yasası Türkiye'ye Ne Getiriyor?

Adana Barosu tarafından Avukatlar Haftası etkinlikleri kapsamında Şirin Park Otel'de düzenlenen "İç Güvenlik Yasası Türkiye'ye Ne Getiriyor?' konulu konferansımız yapıldı. Adana Baro Başkanımız Avukat Mengücek Gazi Çıtırık,  İç Güvenlik Yasası ile Türkiye'de her bireyin 'makul şüpheli' haline geldiğini söyledi. 21. Yüzyılın Türkiye'sinde siyasi iktidarın 'ileri demokrasi' adı altında 'tek parti' dönemi uygulamalarını hayata geçirdiğini dikkat çeken Baro Başkanımız Avukat Çıtırık, "1923-1950 Türkiye'de tek parti dönemidir; doğrudur. Bu dönemde çeşitli ifratta kaçan uygulamalar da olmuştur. Dünyada öyle çok kurallarıyla işleyen demokrasi bulunmamaktadır. Ama bugün Türkiye 2015 yılında kendisini 'ileri demokrasi' diye adlandıran bir siyasi iktidar döneminde 'tek parti' ve 'parti devleti' uygulamaları, yasal faaliyet ve yasamayı görmekteyiz." dedi.

Avukat Çıtırık, "Bugün parmak çoğunluğuna dayalı ve Türkiye'nin mevzuatını da allak bullak etmiş torba yasalar üzerinden memleketimizin kanunlaşma süreci devam etmekte. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan kişi hak ve güvenliği ciddi bir tehdit eden bir yasalaşma süreciyle başlamıştır. Suç ve suçluların belirlenmesinde yargıya ait olan yetkiler artık mülkü idari amirleri olan vali ve kaymakamlara verilmiştir." diye konuştu.

Baro Başkanımız Av. Çıtırık, açılış konuşmalarının ardından konferansın moderatörlüğünü üstlendi. Oturumun konuşmacıları olarak; Bilken Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Dr.Tuğrul Katoğlu ve Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç.Dr. Günal Kurşun, bilgilerini katılımcılarla paylaştı.

 

Konferansımıza avukat, savcı, stajyer avukat ve sivil toplum temsilcileri de katıldı. Program sonunda konuşmacılara baromuz adına teşekkür plaketi takdim edildi ve anı fotoğrafı çekildi.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2904 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri