Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

BAŞBAKANLARIMIZ VE TÜRKİYE'DE SİYASET

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Suat Hayri Ürgüplü dönemini ve masonluğu ve karanlık tarihimize ışık tutmaya çalıştığım bu seri yazılarımda Türkiye'miz de neler oldu hafızalarımızda yinelemeye, Masonluk ve Yahudilik arasında akıl almaz bağlantılara ve çeşitli oyunları anlatmaya başlaıdığım yazı dizimde Yahudilerin bu oluşumları nasıl korkusuzca ve hangi şartların oluşmasıyla rahatlıkla bu oyunda rol aldıklarını incelemeye devam ediyorum...

Bir önceki yazımda da değindiğim gibi;

XVIII. Asır boyunca, Yahudiler, gizliliğe mümkün olduğu kadar dikkat göstermekle beraber, bütün zarurî gördükleri hallerde kendi hıristiyan cephelerini harekete geçirmekten geri kalmadılar. Farmasonluğun kuruluşundan sonra, dikkate değer bir teşkilat kazanmış oluyorlardı. Böylece faaliyetleri elbette ki, daha çok ağır basacak bir genişleme elde edecekti. XVIII. Asır Yahudilerinin faaliyetleri hakkında, evvelce Yahudi iken sonradan hıristiyan olan bir muharririn iki eserinde son derece değerli bilgi vardır. Bahsi geçen Meclis’den dönen Kont de Virieux şunları söylüyordu: «Size sahip bulunduğum sırlar hakkında bir şey söyleyecek değilim.» Fransız Martincilerinin murahhası olarak Wilhelmsbad Meclisine katılan kont, şöyle devam ediyordu: «Ama sizlere şu kadarım söyleyebilirim ki, olup bitenler sandığınızdan da daha büyük bir ehemmiyet taşımaktadır. Öyle şeyler hazırlanmaktadır ki; bunların karşısında dinlerin ve hükümetlerin ayakta kalmaları imkansız denebilecek kadar güç olacaktır.»

Wilhelmsbad Meclisi üzerinde Yahudilerin son derece büyük bir tesirleri görüldü. Meclisi, tam mason hüviyeti taşıyan diğer iki cemiyetlerinin doğrudan doğruya iştiraki ve «İleri Yahudiler» adlı gruplarının gizli çalışmaları ile tesir altına aldılar, ingiliz mason Locaları ise, takındıkları tavırla, Yahudilerin maksatlı çalışmalarını kolaylastırdılar. Bu Locaların ruhu, daha öncede bahsettiğimiz gibi, Allah’sızdı. Pantheisticon’u bu bakımdan kaleme almış bulunan muharrir Toland, ayni zamanda Yahudiler lehinde iki hatırat yazmıştır ki, bunlarda, Büyük Britanya Yahudilerine diğer vatandaşlar gibi, şehir içinde istedikleri yerlerde oturmaları hakkının tanınmasını istemiştir.

Şimdi Yahudi faaliyetleri hakkında Hessen’in verdiği bilgiye gelelim: «Bazı deliller gösteriyor ki, XVII. Asırdan itibaren yalnız Fransız mason localarına girmekle kalmamışlar, başka memleketlerde de localar kurmak üzere müsaadeler almışlardı. Bu cümleden olmak üzere Parisli bir Yahudi olan Etienne Morin, 1761’de, «Şarkın ve Garbın İmparatorları Meclisimden, mebusluk ve Amerika için büyük müfettişlik payesi aldı. 25 masonluk derecesinin Atlantik’in öteki kıyısında yayılması için tam selahiyete sahipti. SaintDominıque’i ve Jamalque’i ziyaret ederek kendisine verilen vazifeyi yerine getirdi. Umumiyetle, Yahudilerin birlik içine çekilmesinde Fransız masonluğunun büyük ölçüde yardımı oldu...»

Yine ayni muharririn müşahedelerini takibe devam edelim: XVIII. Asır Avrupacı zihni faaliyetinin başlıca çizgilerinden biri, ilmi sahada kazanılan ilerlemeler yanında esrarlı bilgilere karşı gösterilen temayüldür; Böylece, kimya üe ilmi simya (kimya yoluyla sun’i olarak altın elde etme ilmi) astronomi ile ilmi nücumu, fizik üe büyüyü yanyana görürüz. Bütün bunlar, zamanın en iyi zekalarında bile garip bir ahenk meydana getirmek için birbirine karışmış vaziyettedir, içlerinde devrin en bilgili insanlarını toplamış bulunan mason locaları da bu cereyandan kurtulamadılar. Masonluğun yüksek derecelerinde bulunanları bildiklerine inandıkları esrarlı bilgileri araştırmaya ihtirasla koyuldular. Bu zaaftan faydalanan şüpheli kimseler, ihtiyaç ve temayüle göre, masonluğun İngiliz Localarına aid ilk üç derecesini satmaya başladılar. Böylece, talebe, birader, üstad olarak bilinen üç derecede otuz üçe kadar bile çıktı...»

Bu şüpheli kimselerin arasında dikkati çekenler yine Yahudilerden başkaları değildi. Muharrir Hesser. şöyle devam ediyor: «Portekiz asıllı bir Yahudi olan. ve ilk asırlarda sadece şekil bakımından Hıristiyanlığı kabul etmiş bulunan Martiez Pasqualis, zamanında Fransız masonluğunda belirli bir rol oynadı. 1754’de Lyon’da «Seçkin Yahudi Rahipleri» adı ile esrarlı bir cemiyet meydana getirdi. Bu cemiyet oldukça geniş ölçüde Fransa’ya yayıldı. Pasqualis’in gizli cemiyetinin program ve düşünceleri. «Kabbale»den bölümleri de ihtiva eden bir bilgiçlik ve Yahudilik karması görüşlerden ibaretti. Pasqualis, sırlarını altın karşılığında satan şarlatanlardan değildi. Kendi esrarlı doktrinine ciddiyetle bağlı, samimi bir insandı...»

Şurasını söyliyelim ki, Hıristiyanların Yahudiliğe çekilmesi içindi. Nowograd’l Yahudi rahipler de, Ortodoks din müessesesiyle, XV. asrın sonunda işbirliği yapmışlardı.

Martinez Pasqualis, gölgede kalmasını biliyordu. Kurduğu ve bugüne kadar kalan cemiyet Martinezcilik adiyle büyük bir genişleme kaydetti. Martinezci localar içlerine Yahudileri alıyorlardı ve bunlar Rusya’ya kadar bir genişleme halinde bulunuyorlardı.

XVIII. Asırda Martinez Pasqualis’den ayrı olarak, iki kont «Kabbale» ye ve sihre dayanarak şöhret sahibi oldular. Bunlardan biri Saint Germain, diğeri ise, ihtilalden önce Kraliçe Marie Antoinette’in iyi şöhretini ortadan kaldırmak için gerdanlık hadisesini tertipleyen ve tatbike koyan Kont Cagliostro’ydu. Bu iki adam yakından tetkik edilince Yahudi olduklarından hiç şüphe edilmiyecek delillere rastlanıyordu. Kont Saint Germain, Portekiz’de doğmuştu ve Yahudi aslındandı. Cagliostro ise, zahiren hıristiyan olmuş İtalyan ana babadan olma bir Yahudiydi. Asıl adı Joseph Baisamo’ydu.

Wiihelsbad Meclisi zamanında, farmasonluğun yüksek seviyedeki mensupları arasında Doktor Falc adında esrarlı bir Yahudi büyük bir saygı uyandırıyordu: «Bu adama karşı herkes saygılı davranıyordu. Onun bütün Yahudilerin şefi olduğuna inanılıyor, kendisinin sadece siyasi projeleri bulunduğundan bahsediliyordu. Bu adamın yanına sokulmak aşağı yukarı imkansızdı. Gizli ilimler yayan ve ilim adamları tarafından kurulmuş bütün gizli cemiyetlerde, üstün bir adam sayılıyordu.»

Yukarıda adı geçen Kont Cagliostro, kendi adamlanndan birine işte bu Doktor Palc hakkında bu bilgileri verdikten sonra şöyle devam ediyordu: «Doktor halen ingiltere’dedir. Baron Gleichen bu hususta size daha fazla bilgi verebilir. Onu tekrar Francfort’a getirmeye çalışınız...»

XVIII. Asırda, Yahudiler İngiliz ve Fransız masonluğunda son derece elverişli ve tesirli bir vaziyet elde etmekte gecikmedilerse de, Almanya’da hadiseler bambaşka bir şekilde cereyan etti. Bu hususta, muharrir Hessen «Farmasonlukta Yahudiler» adlı kitabında aşağıdaki bilgiyi veriyor: «Alman Yahudileri farmasonluğa daha sonra ve çok ağır bir tempoda girdiler. Bu hal arzusuzluklarından gelmiyordu Aksine içlerinden çoğu, bu umumi ha rekette rol sahibi olmak istiyordu. Hatta, Berlin’de bir Yahudi locası kurulması teşebbüslerine geçildiğine dair işaretler de vardı. Bununla beraber, bu locaya şehirde kurulmak hakkı elde edemediler. Ayrıca, Alman yahudilerinin gayretleri, kendi dindaşlarının taassupları ile de çatışıyordu. Alman locaları da bu çatışmada mutaassıpların safında yer almaktaydı. Bu menfi vaziyet, Alman localarının farmasonluğun esasını, yani hürriyet, müsavat ve kardeşlik fikirleri ile, insanlar arasında birlik ve tesanüd fikirlerini unutulmaya mahkum etmelerinden geliyordu. Alman masonluğunu asıl yoluna oturtması dolayısıyla Yahudi meselesini halletmesi gereken bir adama ihtiyaç vardı.»

Muharrir Hessen’in bu beyanlarından anlaşılıyor ki, farmasonluğun hakiki gayesi, Yahudi mes’elesini Yahudilerin arzu ettikleri şekilde halledilmesi, Hıristiyanlığın ve onun ahlaki temelleri üzerine kurulmuş cemiyetin ortadan kaldırılmasıdır.

Muharrir Hessen, aranan adamın G.E. Lessing’in şahsında bulunduğunu haber veriyor. Daha doğrusu, karanlıklar içinde bulunan Alman farmasonluğu Lessing birliğiyle esasa ve aydınlığa kavuşacaktır.

Lessing adı, bizi, yukarıda adı geçen «ileri Yahudiler» grupları ile temasa getirmektedir.

Rahip Leemann, bu hususta esaslı tetkiklerde bulunmuştur. Bu tetkiklerde vardığı neticeler dikkate değer: «Bu cemiyettekiler felsefeye meraklıdırlar. Ayni zamanda kendilerini insanlık sevgisine vermiş görünürler. Bununla beraber, bozucu ve bozguncu Yahudilikle ayni zemin üzerinde hareket etmekten geri kalmazlar. Öte yandan, bu grubun içinde bulunanların davranışları aşağı yukarı diğer gizli Yahudi cemiyetlerinde bulunanların davranışlarından farksızdır. İlerleyişlerinin bir sınırı vardır. Ama herşeyin arkasında eski Yahudilik ideali gizlidir. Dünyevi sağlam mevkilerini asla terk etmezler ve bunun muhafazası için de her türlü ihtiyat ve temkini elden bırakmazlar.

«İleri Yahudiler» her yere ve herşeye hakim olabilmek için, görünüşte an’anelerini ve ırki bağlarını terketmek hususunda tereddüt göstermezler. Yani, hıristiyanların tam aksine hareket ederler.

«Bunun için Dünya hakimiyetine inanırlar. Bir gün gelecek, Dünya hakimiyetini ellerine geçireceklerdir. Bütün inanışları onlara bir kuvvet verir ve bu kuvvetle cemiyet içinde hareket ederler.

«İleri Yahudiler Cemiyetinin başında o sıralarda Moses Mendelssohn bulunuyordu. Bu adam kambur, ufak tefek bir Yahudiydi. Talmud bilgisine olan derin vukufu ile tanınıyordu. Bundan ayrı olarak da, tam bir Avrupalı terbiyesi almıştı. Çarpık çurpuk olmasına rağmen, kendisini övenlerin sayesinde, meşhur zengin Yahudi Hugenheim’in kızını kendisine aşık etmeye muvaffak oldu. Daha önce bahsedilen «İleri Yahudiler» Cemiyetini kurduktan sonra, bunun bir kolu olan ve «Hascala» adını taşıyan Cemiyeti Rusya’da teşkilatlandırdı ve bu Cemiyet 1917 yılına kadar faaliyetine devam etti.

Bu Cemiyet, Yahudilerin Avrupa Cemiyetine girmelerini zorlaştıran bazı hususiyetlerini ortadan kaıdırmak yolunda çalışmak üzere kurulmuştur. Bununla beraber, bu ortadan kaldırma işini yaparken, Yahudilik esaslarının zedelenmemesine büyük bir dikkat gösteriliyordu. Kambur Yahudi Mendelssohn, bu hususta inceliklere sahipti. Nitekim, onun inceliğini göstermek için, zengin Yahudi Hugenheim’in kızıyla evlenmeden önce aralarında geçen şu konuşma sık sık zikredilir:

«Hugenheim’in genç kızı, genç Yahudi alimi ile buluşmayı oldukça uzun zaman hayal etti. Nihayet karşılaştılar. Genç kız, onun çirkinliğinin tesiri altında kaldı. Mendelssohn da bunun farkındaydı. Genç kız büyük bir heyecan içinde ona sordu: Evlenmelerin bir alın yazısı olduğuna, eşlerin önceden birbirleri için seçildiklerine inanır mısınız? Mendelssohn: Hiç şüphesiz böyledir, diye cevap verdi. Tahnud kitabımızın bildirdiğine göre, gökten yere bir ruh gönderildiği zaman, dünyada ona eş olacak kimsenin adı da bildirilir. Benim doğuşumda da böyle oldu. Ayni zamanda bana şunu da bildirdiler ki, kanm bir kambur yüzünden son derece şekilsiz olacaktı. Bunun üzerine: Allahım, benim kanm olacak insanı bırak da boylu boslu olsun ve ona musallat olacak kamburu bana musallat eyle! diye haykırdım. Bunun üzerine genç kız, bakışlarını Mendelsohn’un gözlerine doğru çevirdi. Böylece evlenmeye karar verilmişti.»

Rahip Lemann’ın kitabından aldığımız bu parçada yalnız bu Yahudinin gayeye erişmek için nasıl diller döküp yalanlar söylediği hadisesiyle karşılaştıklarını sananlar elbette aklanacaklardır. Bu hareket tarzı, bütün Yahudilere hastır. Ama, bunda bazıları az, bazıları çok muvaffak olurlar. Bu konuşmada dikkate değer olan taraf, Yahudinin bir yandan kadını avlamaya çalışırken, bir yandan da kendi çirkinliğinin onun korunmasından geldiğini inandırmaya çalışmasıdır. Böylece, kendi çirkinliğinin, o kadının güzel kalması pahasına olduğu iddiasını’ortaya atacak ve yaptığı telkin, karşısındakinin iyi kalpliliği ölçüsünde hedefine varacaktır. Mendelssohn’un bu konuşmada kullandığı taktik, aşkta da, evlilikte de, ticarette de Yahudilerin kullandıkları hileli taktik’in dikkate değer bir örneğidir.

Mendelssohn’un Rusya’da kurduğu «İleri Yahudiler» kolu ve kurucusu üzerinde «Siyasi Siyonizm ve Kurucusun adı ile bir kitap yazmış olan Baruch Haganı, şunları söylemektedir:«Avrupa Cemiyetine uygunluk hareketi İhtilal için gerekliydi. Böylece, eski Yahudi an’aneleri ile modern hayat arasında bir uygunluk kurulmuş oluyordu. Hayat bunu zaruri kılmaktaydı. Bununla beraber, eski Yahudilik an’aneleri birşey kaybetmiş olmuyorlardı. Yahudi, bu an’anelerle zırhlı bir halde, Avrupa Cemiyetine dalıyordu.»

Mendelssohn’un Rusya’da kurduğu «Hascala» adlı ve ihtilale giriş mahiyetinde olan cemiyetin adı hakkında «Yahudi Ansiklopedisi) nde şu satırları okuyoruz: «18. asrın sonunda doğan cemiyeti isimlendiren «Hascala» kelimesi hikmet, anlayış manalarına geldiği gibi, serbestiyetçilik ve terbiye manalarına da gelir.

«Hascato» cemiyeti mensupları «Maskilinı» adını almışlardır.»

«Moses Mendelssohn’un bir halk ilim ve felsefe adamı olarak kazandığı fevkalade muvaffakiyet, o zamana kadar bilinmeyen bir imkanlar dünyasının kapılarını ardına kadar açtı. Böylece, bilgili Yahudiler bu imkanlar dünyasında tesirlerini sonuna kadar götürebilirlerdi... «ffascata» hareketi, Onsekizinci Asrın sonunda Almanya’da gelişmeye başladı. Friedlander gibi zengin ve Daniel itzik gibi hem zengin hem nüfuzlu Yahudiler, tabii Mendelssohn başta olmak üzere Yahudilerin şehirlerde serbestliği üzerinde giriştikleri mücadeleyi kazandılar...»

İşte, Yahudi Ansiklopedisi, «HascoZa» hareketini meydana getiren Yahudilerden bu şekilde bahsetmektedir. Bu harekete, Alman Yahudi gençlerinin oldukça mühim bir kısmı katılmakta gecikmediler. Yahudi tarihçisi Graetz’e göre, bu gençler kendilerini yeni fikir ve kötü zevklere verdiler.

«İleri Yahudiler» Cemiyetinin idareci topluluğu arasına diğer memleketlerden bazı Yahudiler de katılıyorlardı. Bunlardan en mühimi, Fransız Yahudisi Banker Cerfber’di. Bu adamın şaşılacak bir enerjisi ve üstün zekası vardı. Devlet tahhüd işlerinde çalışarak muazzam bir servetin sahibi olmakla kalmamış, Fransa kralı Onaltıncı Louis’nin yakınları arasına da girmişti.

«İleri Yahudiler» Cemiyetinin bir de «hıristiyan cephesi» diye anılan kolu vardı. Bunun da idarecileri arasında kudretli şahsiyetler bulunmaktaydı.

«İleri Yahudiler» Cemiyetinin başında dört şef bulunduğunu söyleyen rahip Lemann, bu dört kişiden iki Yahudi olarak Mendelssohn ve Cerfber’in, iki hıristiyan olarak da Dohn ve Lessing’in isimlerini vermektedir. Dohn, Prusya kralının hizmetinde arşivci olarakçalışıyordu. Wilhelmebad Meclisinde, Yahudilerin siyasi yayılmalarını düzenleyen programını ortaya koydu ve Jacobins’lerin Mason Locaları bu programı, Paris’te 1791’de harfi harfine tatbike koyuldular. Bu «İleri Yahudiler» gurubunda Dohn kadar mühim bir rol oynamış olan Gothold Ephraim Lessing’dir.

Rahip Lemann, Lessing’den şöyle bahsetmektedir. Lessing Yahudi olarak doğmuş değildi. Fakat, bütün silahlan ve eşyaları ile İsrail cadın altına geçmiş olduğu söylenebilir. Bunun sebebi, Mendelssohn’a ve büyük Yahudi ailesine duyduğu sevgiydi. Yazdığı eserler arasında «Hakim Natham» hala şöhretini muhafaza etmektedir. Bu isimle, Lessing, eski talebesi Mendelssohn’u anlatmakta ve İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik olarak üç dini kıyaslamakta taraf tutarak, Yahudiliğin üstünlüğünü belirtmektedir.»

Daha önce de bahsettiğimiz Hessen, Lessing’den «Alman farmasonluğunu hakikat yolu üzerine oturtan ve dolayısıyle Yahudi meselesini halleden, karanlık Alman masonluğuna aydınlığı gösteren adam...» diye söz etmektedir. Yine aynı muharrire göre, bu adamın «Mason için Koauşmalar» adlı kitabı da meşhurdur. Yine ayni muharrir, Lessing için Findel’e dayanarak görüşlerini şu şekilde açıklamaktadır.

«Lessing, eseriyle farmansonluğun esaslarının daha iyi anlaşılmasına hizmet etmiştir. Yazdığı kitap, Alman mason localarının istihalelerini hızlandirdı/O Alman masonluğu içinde Yahudi meselesinin ehemmiyet kazanmasına büyük ölçüde yardım etmiştir. Ayrıca, Yahudileri de birliğe girmeleri bakımından harekete getirdiğinden şüphe yoktur. Böylece, bir müddet sonra, Yahudiler «Asyalı Kardeşler» tarikatına girmeğe muvaffak oldular.»

Muharrir Hessen verdiği uzun izahatın sonunda belirttiğine göre, Lessing’in eserinin neşrinden sonra yahudiler «Asyah Kardeşlen tarikatına sadece girmekle kalmamışlar, bu tarikati kendileri kurmadıkları halde, onun için de son derece ehemmiyetli roller oynamışlardır.

Bu hususta tam bir fikir edinmek için yine muharririn satırları üzerine eğilelim: «Asyalı Kardeşler tarikatının Avrupa’daki tarihi karanlıklar içinde kalmaktadır. Yalnız, Asyalı Kardeşlerin 1750’de mevcut bulundukları oldukça meçhul hususlarla bilinmektedir. O tarihte, gayesi Avrupa’daki kardeşleri daha yakından biraraya getirmek olan bir plan hazırlamışlardı. Bu plan oldukça uzun yıllar sonra tahakkuk ettirildi. Daha sonraki yıllarda, 1780’ler civarına ait olmak üzere son derece açık bilgilere sahip bulunmaktayız. Bu bilgiler, Saksonya kırallık müşaviri Baron Hans Heirch Eckhofen, Viyana’da bu tarikati kurduğu, daha doğrusu meydana getirdiği devreye aittir. Eckhofen önceleri Haç Gülleri tarikatına mensuptu, fakat 1780’e doğru, inaç, disiplin ve anlaşma noksanı yüzünden buradan atılmıştı. Bunun üzerine intikam duygusuyla Abraham Tarikatı adı altındaki Asyalı Kardeşler topluluğuna girdi. Bir çok Asya kolonilerini teşkil etti, kendi düşüncesine bir çok dostlarını çekti. Brunswick Dükü Ferdinand, İsch Zadik (Doğu insan) adı altında Asyalı Kardeşler tarikatına alındı. Prens Charles de Hesse de ayrı bir isimle ayni tarikate alındı. Hesse, o zaman meşhur ilmi simyacısı kont do Saint Germain’i yanına getirtti ve ölümüne kadar bu sun’i şekilde altın elde etme işiyle uğraştı. Saint Germain Portekizli bir Yahudiydi. Bazı işaretler yakından incelenince, Asyalı Kardeşler gizli cemiyeti Gül Haç’ın bir kolundan başka bir şey değildi. Eckert de başka sistemleri tanımıyordu. Yüksek dereceler, altın araştırmaları, ruhların çağırılması gibi hususlar, iyi tahsil gömüş kimseleri buraya çekiyordu...»

«Şu nokta üzerinde hiç şüphe yoktur ki, tarikatın faaliyeti, Yahudilerin girmesiyle genişlik kazanmıştır ve bu da 1784’de olmuştur. Yine şurası da bir hakikattir ki, Eckert, tarikatını Yahudi Hırchmann’ın yardımı ile kurabilmiştir..»

«Yahudiler bu tarikata geniş ölçüde giriyorlardı. Ve teker teker değil, bir seferinde bir çok kişi olmak üzere tarikatta görünüyorlardı. Sanki Sckert’le aralarında gizli bir anlaşma vardı ve böylece, onun meydana getirdiği esere devamlılık, uzun ömür sağlamak istiyorlardı. Bu tarikata giren Yahudiler Alman mason localarında yer bulamıyan kimselerdi. Tarikatın gayelerinden biri de hıristiyanlarla Yahudileri yaklaştırmaktı. Hiç şüphesiz bu gaye, tarikatın hayatında hakim bir rol oynadı. Yahudilerin çoğu, hıristiyan cemiyetiyle bu yakınlaşmadan bazı fikirler edindiler. Bu fikir ve düşünceler, bilhassa «Kabbale» mevzuunda kendisini göstermiştir denebilir. Bazı Yahudiler bu kitabı Localarda bulunan Yahudileri tarikata çekmek için bir cazibe vesikası sayarlarken, hıristiyanlarla temasları fazla olanlar, böyle bir teşebbüsün hıristiyanlar üzerinde ürkütücü bir tesiri olabileceğine dikkati çekiyorlardı. Fakat, birincilerin görüşü doğru çıktı ve Alman Localarında bulunan bir çok kimseler Asyalı Kardeşler Tarikatına geçmekte gecikmediler. Bu geçişin başlıca sebebi, orada ihtirasla araştırılacak gizli ilimlerin gözde olduğuna inanmalarıydı. Yahudi kısmının temsilcileri, hiç şüphesiz Eckert’ın ve Hirschmannln işbirliği yaptıkları kimselerdi. Tarikat içinde bunlar «Marcus Ben Mira» unvanını taşıyorlardı. Diğer Yahudilere gelince, bunlardan ancak başlıca üstadın, «itzik» in adını bilmekteyiz.»

Muharrir Hessen’in «Farmasonlukta Yahudiler» adı kitabında Asyalı Kardeşler tarikatı hakkında verdiği malumat bu kadardır.

Tarikatın Sanhedrin azasının Isch Zadik adı anıldığını hatırlıyalım. Bu aza, Dünya farmasonluğunun şefi ve meşhur 1782 Wilehlmsbad Meclisi tanınmış reisi Brunswick Dükü Ferdinand’dan başkası değildi. Daha sonra, onu Paris’i almak, Fransız İhtilalim bastırmak için 1792’de harekete geçirilen Prusya birliklerinin meşhur Başkumandanı olarak görüyoruz. Ama bu Başkumandan Fransız İhtilalinin bastırıcısı değil, aksine kurtarıcısı olacaktır. Çünkü, en küçük baskı karsısında geri çekilmektedir. Bu da İhtilal ile Yahudiler arasında münasebet kuran görüşleri doğrulamaktadır. Zira, topçu ateşi karşısında, karşı tarafa ağır zararlar verdirmek mum künken Ric’at hareketine başlamanın başka hiçbir manası olamazdı. Yahudilerle ihtilal arasındaki münasebetler, daha doğrusu Yahudilerin bu ihtilali hazırlamaları, ancak kendilerinin tesiri altındaki «hıristiyan cephesi» niri maskeleme hareketleri ile mümkün olabilmiştir.

Deschamps bu hususta, daha doğrusu Bruwick Dükünün hareketini izah için «Gizli Cemiyetler ve Cemiyet» adlı eserinin ikinci cildinin 166. sayfasında şunları kaydediyor: «O tarihe kadar borçlar altında ezilmiş bulunan Brunswick Dükü, 1792 yılında borçlarından kurtuldu ve bu borçların sekiz milyondan fazla olduğunu bütün Almanya öğrendi.

Yahudi tesiri gizlenmiş olmasına rağmen Onsekizinci Asırda gizli cemiyetlerin en fazla ihtilalcisi olan cemiyetin faaliyeti üzerinde görülmüştür. Bu cemiyet, Bavyera’da 1775’de Weisshaupt Spartacus tarafından kurulan Aydınlar Tarikatı» dir. Rahip Lemann Weisha^ upt için Wilhelmsbad Meclisi’nin «İlham edMsi» demekte ve onu Yahudi tesirinin belli başlı amillerinden biri saymaktadır. Kont Joseph de Maistre de, Yahudilerin «Aydınlar» üzerindeki kuvvetli tesirlerinden bahsediyordu. Yahudilik üzerinde son artışmaları yapanlardan biri olan Madam Fry, Welshaupt’un, Naphtali Hirsch wesseli’den doğrudan doğruya talimat aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Nihayet Ondokuzuncu Asır Yahudi muharrirlerinden Bernard Lazare’in şahadetime büyük bir ehemmiyet vermek uygun olur ki, bu muhamrir de weishaupt’un etrafında Yahudiler bulunduğunu» ileri sürmektedir.

Bilindiği gibi, Weishaupt, tahsilini Jestates’ler nezdinde yapmış ve sonra hıristiyanlığa karşı zalimcesine kin duymuştu. Peşinden Fransız felsefesini! tetkike koyulmuş ve Manicheisme doktirinlerini de öğrenmişti. Madam Nesta Webster «Dünya İhtilali» adlı kitabında şöyle demektedir.

«Weishaupt, Mısır gizli ilimlerini, adı Kolmer olan, fakat milliyeti bilinmeyen Jutlad’lı bir tacirden öğrenmiştir. Kolmer 1771’de Avrupa’da dolaşıyor ve müridler topluyordu.»

Hiç şüphesiz bu adam de Rus rahiplerini Yahudilik .çılgınlığı içine sokan Scharia tarzındaki ortaçağ Kabbalisleri gibi hareket ediyordu.

Rahip Barruel bu mevzuda dikkate «diğer sözler söylemektedir: «Açıklamam gereken ihanet, Allah tanımıyan aydınlar ile alakalı olandır... Bunlar istisnasız bütün dinlere, bütün cumhuriyetlere karşı idiler. Bütün medeni cemiyetleri ve mülkiyenin her türlüsünün amansız düşmanları idiler. Kendisine isim olarak «Ayflm» ı seçmiş olan bu gizli cemiyet, prensiplerinde ve vasıtalarında en yıkıcı olandı. Bu aydına ilk yalancı bağlılığı gösterenler Manes ve müritleri oldu.»

Birer kaynak değerindeki bu eserlerin verdiği bilgilerle Weisshaupt’un şahsiyeti iyice aydınlanmaktadır. Bu şahsiyet, hiç şüphesiz, bu kadar bilinen tarafiyle bile marazidir ve ihanetle doludur. Yıkıcılığı ise aşikardır. Bu şahsiyetin, bilhassa mülkiyet hakkında davranışı ve anlayışı, Fransız ihtilalinden sonrası için de dikkate şayan tesirler saçmış olmaktan uzak kalamazdı.

Wilhelmbad Meclisinin, Wesshaupt’un tesiriyle vardığı neticelerden birini iyice anlamak için yine «Dünya İhtilali» adı eserin muharriri Madam Nesta Webster’in kitabına gelelim: «Hiç şüphesiz Lessing ve diğer Yahudiler, belirli maksatlarla Yahudilerin Alman mason Localarına girmeleri hususundaki engelleri ortadan kaldırmaktaki mak şadları bu suretle daha iyi anlaşılıyordu. Ayni zamanda «Aydın» farmasonluğu genel karargahının Francfort’a nakledilmesine karar verildi. Bu şehir, Yahudilerin mali kalesiydi ve başta kendi ırklarından Mayer Amshel Rothschild ve sonradan Rothschild kadar kudretli olacak idareci azalar vardı. Bu diğer şahsiyetler arasında Oppenheimer, wertheimer, Schuster, Speier, Stern gibi tanınmışlar sayılabilir. Bu yüksek locada dünya ihtilali bütün teferruatiyle tetkik edildi. Yine burada büyük mason kongresinde, 1786’da sonradan iki Fransız masonunun da itiraf ettikleri gibi Onaltıncı Louis ile İsveç kralı Üçüncü Güstav’ın ölüm karan verildi.»

Yine orada, Francfort yakınlarındaki bir mahzende, Cagliostro «Aydınlar» tarafına girdi. Bunu, Louis Blanc’ın Fransız İhtilali Tarihi» adlı eserinde zikrettiği, 1790 yılında Kamadaki davada kendi ifadesinden öğreniyoruz: ... içi vesikalarla dolu demir bir kasa açıldı. Beni tarikata dahil edecek olanlar kasadan el yazması bir kitap çıkardılar: Kitabın birinci sayıfasında şu satır vardı: Biz, Mabed Tarikati büyük üstadları. Bundan sonra, kanla yazılmış bir yemin formülü geliyordu. Bunun altında on bir imza vardı. Kitap Frasızca yazılmıştı. Aydınlıkçılığın tahtlara karşı girişilmiş bir ihanet olduğu belirtiliyordu: İlk darbe Fransa’ya indirilecekti Fransız krallığının düşmesinden sonra, Roma’ya karşı hücuma geçilecekti. Cagliostro, kendisini tarikata alanların ağzından bundan böyle azası olacağı gizli cemiyetin geçmişte derin kökleri olduğunu, Amsterdam, Rotterdam, ve Geneve bankalarına dağıtılmış hadsiz hesapsız para bulunduğunu öğrendi; bu para, yıllık aidat olarak sandıklar tarafından toplanan meblağlardan meydana geliyordu. Kendisine büyük bir miktarda para verildi ve bunun propaganda işi için olduğu söylendi. Cagliostro aldığı talimatla Strasbourg üzerine yola çıktı ve oraya varınca Kardinal de Röhan ile münasebet kurdu. Böylece meşhur Gerdanlık meselesini gerçekleştirme teşebbüsüne geçti.»

Cagliostro’nun Louis Blanc tarafından anlatılan bu şahadetinin hiç şüphesiz büyük bir ehemmiyeti vardır. Zira, böylece sadece Fransız İhtilalinin suikasçılan ortaya çıkmakla kalmamakta, bu iş için harcanan paranın kaynağı öğrenilmektedir. Gizlenmek istenmesine rağmen, bu iş için Yahudilerin nasıl ve nerden idare edildikleri de gün ışığına çıkmaktadır...

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1532 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri