Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

Başkanlık Sistemi I

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Sevgili Okurlarım Dünya'da global değişimin önüne geçemediğimiz ve ülkemizin de bu küresel değişimlerde güç yarışında en iyiyi arama isteğinde olduğumuz ve ülkemiz için dönemeç olan bir dönemde yaşıyoruz. Vatandaş, bilim adamı ve tarihçiler olarak tarihe tanıklık ederken değişim rüzgarında bilinçlenmek adına ne yapacağız nasıl yapacağız gibi soruların cevaplarını aramak bulmak ve sağlam temelli oluşumlarda bilinçlenmek zorunluluğumuz vardır. Çünkü bizler tüm olarak ülkemizi idare edenlerimizle ortak akıl ve fikir doğrultusunda bu yolda ilerliyoruz. Herbir bireyin söz hakkının olduğu ülkemizde her değişimde alt yapı çalışmalarından ileri seviyelere kadar bilgilenmek ve söz sahibi olurken de ne istediğimizi bilerek vereceğimiz her karar bizden sonraki neslimize ışık tutacaktır. Sorumluluk bilinciyle atacağımız adımlarımız bugün bize yarın neslimize ve ülkemizin diğer dünya ülkeleri üzerinde saygınlığımızı ve gücümüzü korumaya yönelik olmalıdır

Hassas konulardan biri olan; Başkanlık Sistemi’ni ele almaya başladığım bu yazı dizimin ilk aşamasında; kavramsal olarak, uygulamanın uygunluğu bakımından Dünya üzerindeki ülkelerde uygulanması ki özellikle ABD’de uygulanan Federal Sisteme daha uygun düşen Başkanlık Sisteminin Uygulanabilirliği ve ülkemiz açısından değerlendirilecek temel noktalara değindim.

Başkanlık Sistemi’ni kısaca özetleyelim...

Başkanlık sistemi, Başkanlık hükümeti sistemi olarak da adlandırılabilen Başkanlık Sistemi Yasama, Yürütme ve Yargı organları arasında kesin bir ayrıma ve dengeye dayanan, yasama ve yargı organlarının demokratik denetimi içinde, yürütmenin iktidar olanaklarını genişleten bir hükümet sistemidir.

Başkanlık Sistemi’ne geçilirse neler değişebilir ?

Bizlere sistemin en güzel işlediği ülke olarak gösterilen ABD’den örnek verelim;

Başkanlık Sisteminin ABD’de Yargı Erkine Etkileri

1787 Anayasasıyla kurulan ve 1789 tarihli adliye yasasıyla görev ve yetkileri belirlenen yüksek mahkeme ABD’de en yüksek yargı organıdır. Yüksek Mahkeme dışında ABD’de dört çeşit federal mahkeme bulunmaktadır.

Başkanlar çoğu zaman, Yüksek Mahkeme hakimlerinin atamalarını yaparken kendi görüşlerini destekleyecek kişileri seçmektedirler. Ancak atamalardan sonra, kendilerini seçen başkanla farklı kararlar veren hakimlere çok sık rastlanmaktadır. Hakimlerin böyle davranabilmelerinin ardında yatan önemli gerekçelerden birinin ömür boyu seçilmeleri olduğu belirtilmektedir.

ABD’de hakimlerin büyük bir yargı hatta siyasi gücü vardır. Hükümlerini verirken yasalardan ziyade anayasaya dayanmakta, yani anayasaya aykırı buldukları yasaları tatbik etmeme hakları vardır.

Yüksek Mahkeme aynı zamanda temyiz organıdır. Mahkemenin Anayasaya aykırılık konusunda son merci oluşu anayasa değil daha çok teamüllere dayanmaktadır. Yüksek Mahkeme hakimlerinden Huges “Yüksek Mahkeme nasıl anlarsa anayasa odur” diyerek yetkisinin büyüklüğünü ortaya koymuştur. Kimi hukukçular bu nedenle ABD’yi “hakimler hükümeti” diye nitelendirmişlerdir. Ancak Maurice Duverger bu nitelemeyi abartılı bulmaktadır: “Yüksek mahkeme yargıçları bir karara karşı çıkabilirler, ama karar alamazlar, denetlerler ama yönetemezler”

Kısaca hakimler bağımsızlığını kaybedip siyasi bir organ haline geliyorlar.

Başkanlık Sistemi’nin Tartışılan Yönleri

Başkanlık Sistemi’nin yapı taşları ABD dışında tam anlamıyla yerine oturmamıştır.

Temel eleştiriler:

- Eleştirilerin bir kısmı, başkanlık sisteminin işleyişine ve sonuçlarına göre biçimlenmektedir. Başkanlık sisteminin daha çok iki partili sistemlerde yaşadığı, çok partili sistemlerde siyasal istikrarsızlığa yol açarak, yürütme ve yasama arasında çatışma yarattığı söylenmektedir.

- Başkan ve parlamento (Kongre) arasında farklı siyasal eğilimlerin çoğunluğu oluşturduğu durumlarda halk adına konuşmada meşruiyet ve temsil krizine yol açabileceği ileri sürülmektedir.

- Siyasal iktidarın tek elde toplanması demokratik geleneklerin olmadığı ülkelerde tek adamlık, diktatörlük sonuçları doğurabilir.

- Kazanan her şeyi kazanır kaybeden her şeyi kaybeder ilkesi nedeniyle seçildikten sonra asla müdahale edilmez durumunda olan bir kişi ülkede muhalefeti birçok konuda uzlaşmazlığa ve yasadışı yollara itebilir.

- Yürütmenin mutlak hakimiyeti oluşabilir ve demokratik teamüllere sahip olmayan bir ülkede başkanın partisinin çoğunluğundan oluşan yasama, yürütmeye tabi olarak hareket edebilir.

Başkanlık Sistemi’nin ABD örneğinde Kongre vardır, peki Kongre Nedir ?

ABD’de yürütme organı Başkan, yasama organı iki meclisli Kongredir (Temsilciler Meclisi ve Senato). Başkan Kongreyi feshedemediği gibi Kongre de başkanı istifaya zorlayamaz..

ABD’de başkanlık sisteminin en önemli temellerinden birisi de Kongredir. Kongre, 438 temsilciyi içeren Temsilciler Meclisi ve 100 Senatörü içeren Senato’dan oluşur.

Kongrenin Yetkileri:

Kongre kişilerin ve federe devletlerin anayasa ile tanınmış hak ve yetkilerine dokunmamak koşuluyla tekelinde olan yasa yapma gücünü anayasa sınırları içinde serbestçe kullanabilmektedir. Yasa yapma gücü daima iki meclisin anlaşması ile uygulama bulabilmektedir.

Bütçenin kabulü, federal hazinenin çıkış ve girişlerini düzenleyen mali yasaların yapılması tamamıyla kongreye aittir. Kongre başkana hedef ve politikalarını gerçekleştirmesi için gereken mali olanakları sağlamayarak engel olabilir. Örneğin Jefferson’a yaptığı gibi yeni topraklar almak istediğinde gereken parayı vermeyebilir.

Gerektiğinde komisyonlarıyla her hangi bir faaliyet hakkında soruşturma yaparak bir mahkeme görüntüsü bile kazanabilir.

Temsilciler Meclisi, mali insiyatife sahiptir. Mali yönü olan yasaların önerisi Temsilciler Meclisince yapılmaktadır. Senato kendine gelen mali yasayı kabul edip etmemekte serbesttir.

Senato uluslararası andlaşmaları onaylar ve bazen bu hakkını onaylamama yönünde kullanmaktadır. Birinci Dünya Savaşandan sonra Başkan Wilson’un imzaladığı Versay Barış andlaşması Kongre tarafından reddedilmiştir.

Kongre başkan üzerinde impeachment (suçlandırma) yetkisini kullanabilir. Başkan, vatana ihanet, zimmetine para geçirme veya diğer cürüm ya da ağır suçlar nedeniyle itham edilip, yargılanabilir. Bu suçların tespiti ve suçlunun cezalandırılması yetkisi Kongreye aittir. Temsilciler Meclisi hazırlık araştırmasını yapar. Senato da mahkeme vazifesini görür, ancak bu durumda senatonun başkanlığını Yüksek Mahkeme başkanı yapar. Suçluluğa karar verilebilmesi için 2/3 çoğunluğun sağlanması gerekir. En ağır karar başkanın görevine son verilmesidir.

Başkanlık Sistemi’nde Başkan’ın Seçimi

Başkan 4 yıllık bir süre için başkan yardımcısı ile birlikte seçilir. Ülkede koşullar ne olursa olsun bu süre değiştirilemez. Başkan sadece iki devre (4+4) seçilebilir.

Başkan olmak için dört anayasal koşul vardır: ABD’de doğmuş olmak, ABD vatandaşı olmak, 35 yaşında veya üstünde ve 14 yıldır ABD’de ikamet ediyor olmak.

Başkanlık Sistemi’nde Başkan’ın Yetkileri

ABD Başkanının, Duverger’in deyimiyle “seçilmiş kralın” geniş yetkileri vardır:

- Hükümet üyelerini atar. Bu üyeler için ABD’de bakan sıfatı yerine “sekreter” sıfatı kullanılmaktadır. Senato bu üyeleri onaylar. Bakanlar Kongreye karşı sorumlu değildir. Sadece başkana karşı sorumludur. Başkan istediği bakanı azledebilir.

- Hükümet toplantılarında son ve kesin söz Başkana aittir. Bu konuda verilen en güzel örnek Lincoln’nün bir sözüdür: “Yedi hayır, bir evet, evetler kazandı”

- Kongre tarafından kabul edilen yasaları iki biçimde veto edebilir: Açık veto, Kongre’ye kabul ettiği yasayı geri göndererek hem Senato’da, hem de Temsilciler Meclisi’nde ayrı ayrı 2/3 çoğunlukla kabul edilmesini isteyebilir. ABD’de bugüne kadar başkanlar veto haklarını 2800 kez kullanmışlardır. Kennedy’nin veto ettiği hiçbir yasa Kongre tarafından tekrar kabul edilmemiştir. İkinci Veto biçimi ise “packet veto” olarak adlandırılan 10 günlük inceleme hakkını kongrenin tatile girme döneminde kullanarak, imzalamadığı yasayı bir dahaki dönemde tekrar görüşülmek zorunda bırakmasıdır.

- “Spoil System” olarak adlandırılan yaklaşımla Başkan kendi politikalarını uygulayacak kadroları bürokratik kademelere atayabilir. Yüksek dereceli memurların atamalarında senatonun onayı aranır, ancak Senato genellikle bu atamaları onaylar.

- Başkan anayasaya göre silahlı kuvvetlerin başkomutanıdır. Silahlı kuvvetlerin nasıl nerede ne zaman hangi biçimde kullanılacağına karar verir. En küçük rütbeli subaydan en yüksek rütbelisine kadar hepsini başkan atayabilir. Başkan Truman, General Mac Arthur ile arasında çıkan ihtilafı generali emekli ederek çözmüştür.

- Yüksek Mahkeme Yargıçları Başkan tarafından atanır, senato tarafından onaylanması gerekir.

- Dış politikada Başkan önemli kararları bizzat kendisi alır. Kimi devletleri tanıyabildiği gibi ikili antlaşmalarla ilişkileri geliştirebilir. ABD anayasasına göre başkanların yabancı devletlerle imzaladığı anlaşmaların yürürlüğe girmesi için Senato’nun 2/3 çoğunluğu gereklidir. Senatonun onayıyla büyükelçileri atama yetkisine sahiptir.

- Başkan, Federal yasalara karşı gelmekten hüküm giymiş olanları şartlı olarak veya tamamen affetme yetkisine sahiptir.

Başkanlık Sistemi’nin bizim ülkemize hiç bir şey katmayacağı hatta elimizde olan Ana Yasal hakları götürebileceği gözler önündedir, Osmanlı’nın 600 yıllık tarihi Başkanlık Sistemi için yeterli bir birikim olarak görenler unutmamalıdırlar ki Osmanlı diye bir imparatorluk şuan dünya üstünde bulunmamaktadır, demokrasi geleneğimiz başkanlık sistemini kaldıracak nitelikte değildir. Bu sistem demokratik gelişmesini henüz tamamlamamıştır. Ülkemizde yürütme ile yasamanın birbirine karışmasına ve böylece yürütmenin fiilen üstünlüğüne sebep olacaktır.

Unutulmamalıdır ki Başkanlık Sistemi parti disiplininin olduğu ülkelerde çalışmaz:Kıta Avrupası ve Türkiye gibi ülkelerden farklı olarak, ABD’de Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler, disiplinli bir yapıda değildirler. Hatta bir anlamda “no party no system” ABD siyasi sisteminin belirleyici özelliğidir. Kıta Avrupası’ndaki tüm parti sistemlerinden farklı olarak, ABD partileri arasında ideolojik ayrılık yoktur, tek bir liberal partinin içindeki eğilimler olarak nitelendirilebilir. Bu ülkede partili parlamenter parti grup kararları ile bağlı olmadıkları için, Başkanlar ve kongre çoğunluğu farklı partilerden olsalar da yasama-yürütme arasında işbirliği sağlanabiliyor. Bu da iki güç arasında denge kurulmasını kolaylaştırmaktadır. Onun içindir ki, disiplinli partilere dayalı bir siyasi hayatta, ABD tipi Başkanlık rejiminin uygulanması daima askeri darbelere yol açmıştır.

Başkanlık Sistemi’nin ABD dışında sürekli bir uygulaması yoktur. Bu sistem, tamamen ABD gibi pek çok dengelerin bir arada bulunduğu federal yapılı bir devlette, üstelik ekonomik açıdan hayli güçlü liberal bir ülkede uygulanma zemini bulabilmektedir. Diğer ülkelerdeki başkanlık sistemi örneklerinin hepsi kesintiye uğramaktadır ve demokratik niteliklerden kopuktur.

Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler, başkanlık sistemiyle yönetilen ülke, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkeler, Başkanlık Sistemi Nedir Ülkemizde Başkanlık Sistemi Uygulanabilir mi, Başkanlık sistemi nedir ne değildir, başkanlık sistemi hangi ülkelerde uygulanıyor, başkanlık sistemi nedir.

Başkanlık Sistemi Nedir Ülkemizde Başkanlık Sistemi Uygulanabilir mi

Dünyada Başkanlık Sistemi’ni uygulayan ülkelerin başında ABD gelmektedir, bizlere de bu örnek sunularak Başkanlık Sistemi bakın ne kadar cici ne kadar güzel bir şey ABD bile bu sistemle yönetiliyor diye sunulmaktadır, peki ABD dışında Başkanlık Sistemi uygulayan diğer ülkeler hangileridir ?

Filipinler ve Endonezya gibi demokratik geleneklerin yerleşmediği ülkeler Başkanlık Sistemi ile yönetilmektedirler, peki diğer örnekler Kolombiya, Peru, Tanzanya, Uganda, Afganistan, Liberya, İran, Güney Kıbrıs, Ermenistan, Kosta Rika, Venezuela...

Başkanlık Sistemi ile yönetilen Nikaragau, Kenya, Haiti, Tanzanya, Uganda, Afganistan, Sienna Leone ve Liberya’da kişi başı yıllık milli gelir 1.000 doların altındadır...

Ülkemizde Başkan Ve Yarıbaşkanlık Yaklaşımı

Ülkemizde zaman zaman politikacılar Türkiye’de uygulanmakta olan parlamenter sistemi eleştirerek başkanlık veya yarıbaşkanlık sisteminin benimsenmesinin daha doğru olacağını savunmaktadırlar. Bu yapılan tartışmaların ne zaman ciddi bir tartışma amacı taşıdığı, ne zaman ise başka amaçlarla veya siyasal gündemi değiştirmek için yapıldığı her zaman anlaşılmamakla birlikte, bu konuda ilk olarak söylenmesi gereken ikiyüz yıldır Türkiye’nin çağdaşlaşma çabası içinde olduğu ve bu çabanın özünü özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi düşüncesinin oluşturduğudur. Yani amaçlanan bir yandan bireyler ve toplumun çeşitli kesimleri için çağdaş özgürlük düzeninin sağlanması, öbür yandan da bireylerin ve toplumun çeşitli kesimlerinin ülke yönetiminde ağırlıklarını koymalarına olanak yaratmak olan demokrasinin gerçekleştirilmesidir. Bu nedenle, hangi sistem savunulursa savunulsun bu sistemde siyasal iktidar düzenli aralarla yapılan serbest seçimlerle oluşturulmalı, insan haklan güvenceye bağlanmalı, yargı bağımsızlığı sağlanmalı, keyfi yönetim engellenmeli, yerel yönetimlere yaşama hakkı tanınmalı, devlet yönetiminde yetki sahipliği ile sorumluluk arasında bağlantı kurulmalıdır. Kısaca, demokratik hukuk devletinin çağdaş ölçülere göre asgari gereklerini yerine getirmeyen bir yapı kurulmamalıdır.

Hemen belirtelim ki, hem parlamenter sistem hem de başkanlık sistemi özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi anlayışına bağlı sistemlerdir.

Parlamenter ve başkanlık sistemleri çok kısa bir biçimde şöyle tanımlanabilir.Saf parlamenter sistem yasama ve yürütmenin karşılıklı bağımlılığına dayanan sistemdir.

Ayırt edici özellikleri iki tanedir:

Anayasa Mahkemesi Raportörü

a. Yürütme iktidarı yasamadaki çoğunluğun güvenine sahip olmalı ve eğer bu güveni yitirirse iktidarda kalmamalıdır.

b. Yürütme iktidarı (normal olarak devletin başı ile birlikte hareket ederek) yasama organını fesh edebilmeli ve seçimlere gidebilmelidir.

Saf başkanlık sistemi ise yürütme ve yasamanın ayrılığına, birbirlerinden bağımsız olmalarına, dayanır.

Bu sistemin de ayırt edici özelliği iki tanedir:

a. Yasama iktidarı kendi meşruluk kaynağını oluşturan belirli bir seçim dönemi için seçilir. Yürütme yasamayı fesh edip seçimlere gidemez.

b. Yürütmenin başı (başkan) kendi meşruluk kaynağını oluşturan belirli bir seçim dönemi için seçilir. İktidarda kalabilmesi yasamanın güvenine bağlı değildir.

Eski demokrasilerin hepsi, İsviçre dışında, ya parlamenter ya da başkanlık sistemine sahiptir. Eski demokrasilerde bir de bu iki sistemin yanında, Fransa, Portekiz ve Finlandiya’da olduğu gibi, başkanın doğrudan halk tarafından seçildiği ve önemli yürütme yetkilerine sahip olduğu ve ayrıca başbakan ve kabinesinin yasama organında çoğunluğa sahip olması gerektiği karma bir sistem olan yan başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Saf parlamenter sistem II. Dünya Savaşı’ndan sonra demokratik ülkelerde en çok uygulanan sistem olmuştur. Bu durum 1980’ler ve 1990’larda değişmiştir. Latin Amerika’da demokrasiye geçen ülkelerin hepsi ve Asya’da Kore ve Filipinler saf başkanlık sistemine geçmişlerdir. Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliği, Macaristan, Çekoslovakya Cumhuriyetleri dışında, saf parlamenter sistemi benimsememiştir.

Vurgulanması gereken bir nokta da hem başkanlık sisteminin hem de parlamenter sistemin kendi içlerinde bir çok türe ayrılabileceğidir. Örneğin, İngiltere ve İngiliz Uluslar Topluluğu’na bağlı ülkelerde uygulanan parlamenter sistem, Kıta Avrupası’nda uygulanan parlamenter sistemden farklıdır. Bu nedenle de İngiltere ve İngiltere’den etkilenmiş sistemlere Westminister modeli denmektedir. Aynı şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki başkanlık sistemi Latin Amerika ülkelerinde uygulanan başkanlık sistemlerinden farklıdır.

Bunun yanında bir ülkede uygulanan hükümet sistemi zaman içinde bu konuyu düzenleyen hukuk kurallarında hiçbir değişiklik olmasa bile değişebilmektedir. Hükümet sisteminde zaman içinde oluşan değişiklikler iktidardaki partinin muhalefet partileri ile olan ilişkilerinde ve partilerin kendi içlerindeki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkar. Bu nedenle hukuksal metinlere fazlasıyla bağlı kalma, anayasal teamülleri göz önüne almamak ve gerçekte sistemin nasıl işlediğine bakmamak bizi yanıltıcı sonuçlara götürür. Sanıyorum ki, Alexander Pope’un “Hükümet sistemleriyle bırakınız aptallar uğraşsın; hangi sistem iyi yönetiliyorsa o sistem iyidir” biçimindeki sözlerinde gerçek payı bulunmaktadır.

Ülkemizdeki hükümet sistemleri tartışmalarında çoğunlukla daha sağda ve otorite-özgürlü dengesinde otoriteye ağırlık verenlerin başkanlık ve yarı-başkanlık sistemlerini; buna karşılık daha solda ve özgürlüklerden yana olanların ise parlamenter sistemi savunmalarıdır. Akademisyenler arasında yapılan tartışmalarda da aynı olgu gözlenmektedir. Bunun yanında kişi hangi sistemi daha fazla incelediyse, o sisteme psikolojik olarak da bağlanmaktadır. Söylenmek istenen hükümet sistemleriyle ilgili tartışmalarda objektif ve bilimsel olabilmenin güçlüğüdür.

Tartışmalarda dikkat edilmesi gereken bir husus da gerek parlamenter sistemin gerek başkanlık sisteminin kendine özgü bir mantığının bulunduğudur. Bu nedenle hangi sistem olursa olsun sistemde değişiklik önerilirken o sistemin mantığıyla çelişmemeye özen göstermek gerekir. Aksi takdirde, karma bir sistem yaratacağım diye uygulamada sürekli sorunlar yaratacak olan “karmaşık” bir sistem yaratılmış olur.

Parlamenter ve başkanlık sistemlerinden hangisinin daha iyi olduğu ve daha iyi işlediği sorusunun tam, objektif ve bilimsel bir yanıtı yoktur. Bunun nedeni, parlamenter ve başkanlık sistemlerinin birçok değişik tipleri içermesi ve bunun sonucunda da karşılaştırma yapmanın güçleşmesidir.

Örneğin, İngiltere’de uygulanan disiplinli ve tutarlı iki partiye dayalı parlamenter sistem, İtalya ve İsrail’de uygulanan çok partili ve kısa ömürlü koalisyon hükümetlerine dayalı parlamenter sistemlerle karşılaştırmak pek uygun bir şey olmayacaktır. Yine, Amerika Birleşik Devletleri’nde oldukça güçlü bir yasama organının yer aldığı başkanlık sistemini, Meksika gibi Kongre’nin son derece güçsüz olduğu ve siyasal sistemde her şeyin başkan olduğu bir sistemle karşılaştırmak bize fazla bir şey kazandırmaz.

Yürütmenin yasamadan kaynaklandığı ve ona karşı siyasal açıdan sorumlu olduğu, diğer bir deyişle, yasama ve yürütme otoritelerinin birleştiği parlamenter sistemlerle, Amerika Birleşik Devletleri’nde kuvvetler ayrılığına dayanan başkanlık sistemi birbirinden farklı konumlarda yer almakla birlikte, bütün demokratik sistemler esasta iki sorunla karşı karşıyadır; İlk sorun seçimlerin “bölünmemiş bir hükümet” veya hiç olmazsa yönetebilme yeteneğine sahip bir koalisyon hükümeti çıkarabilip çıkaramayacağı olmaktadır. İkinci sorun ise, hükümetlerin program ve yasalarını parlamentodan geçirebilip geçiremeyeceği olmaktadır. Düşük parti disiplini başkanlık sistemlerinin “bölünmüş hükümet” koşullarında işleyebilmelerini sağlar. Fakat başkanlık sistemi hiçbir zaman parlamenter sistem kadar etkin ve güçlü işleyemez. Başkanlık sistemleri bölünmemiş hükümet koşullarında da parlamenter sisteme göre zayıftır. Çünkü parti disiplininin olmaması başkanların Kongre’deki çoğunluklarından tam emin olmalarını engellemektedir. Bu nedenle güçlü hükümeti Amerika Birleşik Devletleri’ndeki başkanlık sistemi değil, İngiltere’de uygulanan parlamenter sistem ortaya çıkarabilir. İngiltere’de güçlü parti disiplinine dayalı bölünmemiş tek parti hükümetleri ortaya çıkabildiğinden hükümetler de güçlüdür. Acaba çok partili parlamenter sistemlerde durum nasıldır? Bu parlamentodaki partilerin sayısına ve parti disiplinin az veya çok olmasına bağlı olarak değişecektir. Eğer parti sayısı az ve partiler disiplinli ve tutarlı partilerse hükümetler de güçlü olacaktır. Demek ki, parlamenter veya başkanlık sistemlerinin etkin işleyebilmesi partilerin disiplinli ve tutarlı olup olmamalarına ve hangi ölçüde partilerin ülkeyi yöneten çoğunluğu sağlayabilip sağlayamamasına bağlı kalacaktır.

Başkanlık sisteminde yürütme yetkisinin devlet başkanına ait olması, başkanın halk tarafından seçilmesinin hem nedeni hem de sonucudur. Demokrasi dediğimizde egemenliğin ulusa ait olduğunu anladığımızdan gücünü doğrudan halkın oylarından alan bir makamın yetkisiz kalması olanaksızdır. Bu ilke yürütme konusunda nihai yetkilerle donatılacak bir makamın da halk tarafından seçilmesini zorunlu kılar. Demokratik rejimin mantığı bunu gerektirir. Seçilmek için halkın önüne çıkan bir başkan adayı ister istemez bir siyasal düşüncenin veya bir partinin temsilcisi hatta lideri olmak durumundadır. Bu nedenle hem başkanlık rejimini istemek hem de devlet başkanının yansız olmasını ve partiler-üstü bir konumda bulunmasını savunmak bir tutarsızlıktır. Bir başka deyişle demokrasilerde hem “güçlü” hem de “partiler-üstü” olmak olanağı yoktur.

Başkanlık sisteminin en göze batar ve en önemli sakıncası yasama-yürütme arasındaki ilişkilerde ortaya çıkmaktadır. Başkanlık sisteminde hem yasama hem de başkan genel oydan çıkmakta ve bu iki güç birbirinden ayrı bulunmaktadır. Başkanlık sisteminde “kuvvetler ayrılığı” söz konusudur. Sistemin zor işlemesinin nedeni budur. Sistemin iyi işleyebilmesi için yasama ve yürütme organlarında benzer ve birbirleriyle uyuşabilir siyasal eğilimlerin egemen olması gerekmektedir. Yani hem başkanın hem de yasamanın çoğunluğunun aynı partiden olması sistemin nispeten iyi işlemesini sağlar. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki başkanlık sisteminin en büyük özelliği devletle ilgili işlerin yapılabilmesinin son derece güç olmasıdır. Başkan, Senato ve Temsilciler Meclisi hem kuramsal hem de uygulamada birbirinden bağımsızdır. Bu makamların bir noktada anlaşabilmelerini sağlamak çok büyük bir gayret ister. Bunun aksine, parlamenter sistemde yasama ve yürütme otomatik bir biçimde birleşmiş durumdadır. Bir işin yapılabilmesi için kabinenin karar vermesi yeterlidir. Eğer ülkede işlerin hızlı yapılması ve gerçekleştirilmesi isteniyorsa hiç kuşkusuz Westminister modeli parlamenter sistem çok daha üstündür. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1947-1993 arasındaki 46 yıldan 28’inde başkan Kongre’nin ya bir meclisinde, çoğunlukla da her iki mecliste gerekli çoğunluğa sahip olamamıştır. 1947’den önce ise başkan ile yasama organı genellikle aynı partiden olmakla birlikte, başkanlar ara seçimlerinde sahip oldukları çoğunlukları yitirmişlerdir. Başkanlık sisteminin işlemesindeki güçlük de işte buradan kaynaklanmaktadır.

Burada şu soru akla gelmektedir : Başkanlık sistemi neden Amerika Birleşik Devletleri’nde oldukça başarılı işleyebilmiştir? Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık sisteminin nispeten tatminkar bir biçimde işlemesinin birçok nedeni bulunmaktadır. Herşeyden önce bu ülkede ideolojileri birbirine çok benzer iki büyük parti bulunmaktadır. Bu iki büyük parti de tutarlı ve disiplinli partiler değillerdir. Bu nedenle de, başkan zaman zaman kendi partisinin yanında muhalefetteki partiden de Kongre’de destek görebilmektedir. Yine Amerika Birleşik Devletleri’nde federal bir yapının bulunması yapılması gereken birçok kamu hizmetinin eyaletlerce yapılması sonucunu doğurmakta ve federal devletin yükü böylece azalmaktadır. Hiç kuşkusuz bunlara ek olarak başka ülkelerde kolay kolay rastlanmayacak bir demokrasi geleneği ve kültürünün bu ülkede bulunması sistemin işlemesini sağlamaktadır.

Parlamenter sistemin dünyada en çok hayranlık uyandıran türü İngiltere’de uygulanan Westminister türüdür. Westminister modelinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde söz konusu olan kuvvetler ayrılığının tersine, yasama ve yürütme otoritelerinin birleşmesine tanık olmaktayız. İngiltere’de hemen hemen herşeye gücü yeten parlamentoda sandalyelerin çoğunluğuna sahip tek ve tutarlı bir partinin liderliğindeki güçlü ve istikrarlı hükümetler Amerikalı siyasal bilimcilerin de hayranlığını kazanmıştır. Parlamenter sistemin bu türü Kıta Avrupası’ndaki ülkelerde uygulanmamaktadır. Kıta Avrupası’ndaki çok-particilik koalisyon hükümetlerini normal bir uygulama durumuna getirmiştir. Avrupa’da uygulanan koalisyon hükümetlerinin çoğu, Almanya’da olduğu gibi, bir seçimden diğerine iktidarda kalabilmektedir.

Yalnız bunlar İngiliz sisteminin üstünlüğünden bir ölçüde yoksundurlar : Tek bir partinin hükümetin politikasından tam sorumluluğu. Westminister modelinin en beğenilen özelliği bu sorumlulukta yatmaktadır. Avam Kamarası’ndaki parti çoğunlukla, Walter Bagehot’un döneminden daha dayanıklı bir duruma geldiğinden, günümüzde hükümetler genellikle bir seçim dönemi iktidarda kalabilmekte, bu da hükümetin doğrudan seçmene karşı sorumluluğunu sağlamaktadır.

Parlamentoya karşı siyasal açıdan sorumlu hükümet yanında halk tarafından doğrudan seçilmiş bir cumhurbaşkanına geniş yetkiler vererek, parlamenter sistem ile başkanlık sistemi arasında yer alan Fransa’daki yarı-başkanlık sistemi seçim sonuçlan yasama ve yürütmede aynı partiyi egemen kıldığında başarılı bir biçimde işleyebilmiştir. I. Dünya Savaşı sonrasındaki Weimar Anayasası ile yarı-başkanlık sistemi denemiş olan Almanya’nın kısa bir demokrasi deneyiminden sonra, sistemin yardımıyla, Hitler nazizmine itildiği bilinmektedir. Yarı-başkanlık sistemleri ya parlamenter sistem gibi ya da başkanlık sistemi gibi işlemektedir.

Parlamenter sistemin başkanlık sisteminden farklı ve üstün bir yanı da yürütmenin iki başlı olmasından kaynaklanmaktadır. Parlamenter sistemde iki baştan biri devletin başı olup sorumsuz ve bu nedenle de, kural olarak, yetkisiz olan, yani parlamento tarafından görevine son verilemeyen devlet başkanıdır. Yürütmenin ikinci başı ise başbakandır. Parlamenter sistemde devlet başkanının bütün işlemleri, yine kural olarak, başbakan ve ilgili bakanlar tarafından imzalanır. İşin doğrusu uygulamada yürütmenin aktif ve sorumlu unsuru olan başbakan ve bakanlardan kaynaklanan bir işlemin devlet başkanı tarafından imzalanması söz konusudur. Başkanlık sistemlerinde ise devletin başı ile hükümetin başı aynı kişide birleşmektedir. Başkan hem hükümetin başı hem de devletin başıdır. Yine parlamenter sistemde yürütme organı, her ne kadar başbakanın önemi ve yetkileri artmışsa da, bir kural olarak düzenlenmişken, başkanlık sisteminde yürütme organı bir tek başkandan oluşmaktadır.

İşte başkanlık sisteminin önemli sakıncalarından biri de, bu sistemde uzlaştırıcı, gerilimleri azaltıcı ya da yatıştırıcı bir gücün bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Parlamenter sistemlerde bu uzlaştırıcı güç, ülke krallık ise monarşi cumhuriyet ise yansız ve partisiz cumhurbaşkanıdır. Parlamenter sistemlerde devlet başkanları ülkenin ve ulusun birliğini temsil ettiklerinden siyasal kriz durumlarında demokrasinin yaşaması açısından önemli fonksiyonlara sahip olabilirler.

Başkanlık sistemlerinde seçimler ya hep ya hiç biçiminde oynanan bir oyunu andırmaktadır. Bu sistemde seçimi kazanan kişi, belirli bir süre için, yürütme organını ele geçirmekte ve önemli siyasal kararlan tek başına alabilmektedir. Böyle bir durumda muhalefette kalan (bazen parlamentoda çoğunluğa sahip) parti kendini güçsüz hissedebilecek ve rejime karşı güvensizlik duyabilecektir. Başkanlık sisteminde bir parti parlamentoda çoğunluğa sahip de olsa başkanı değiştirebilme olanağına sahip değildir. Yani başkanlık sisteminde başkan kendi isteğiyle görevinden ayrılmadığı sürece süresi bitmeden değiştirilebilmesi, ancak onun demokratik yoldan seçilmesini sağlayan kuralların çiğnenmesiyle mümkündür. Hükümet bunalımı başkanlık sisteminde tanım gereği bir rejim bunalımına dönüşmektedir.

Alfred Stepan ve Cindy Stach ampirik bir araştırmaya dayanan makalelerinde parlamentarizm ile demokrasinin sağlamlaştırılması konusunda şu sonuca varmışlardır:

“Bu verilerin incelenmesinden sonra şu soruyu yanıtlamaya çalışalım : Neden saf parlamentarizm saf başkanlık sisteminden daha iyi bir biçimde demokrasinin sağlamlaştırılmasında evrimsel bir çerçeve ortaya çıkarmaktadır? Sanıyorum ki artık demokrasinin yerleşmesi bakımından parlamentarizmin daha destekleyici bir çerçeve kurmasında kuramsal olarak kestirilebilir ve amipirik olarak da gözlemlenebilir şu eğilimlerin bunu açıklayabileceğini söyleyebilecek duruma geldik: Parlamenter sistemde hükümetlerin programlarını uygulamada gerekli çoğunluklara sahip olma olasılıkları daha fazladır. Çok-partili durumlarda ülkeyi yönetebilme olanağı parlamenter sistemlerde daha iyidir. Parlamenter sistemlerde yürütmenin anayasal sınırları aşma eğilimi daha az ve gereğinde yürütmenin başını değiştirebilme olanağı bulunmaktadır. Parlamenter sistemler askeri darbelere karşı daha mukavimdir. Parlamenter sistemler politikacılara siyasal topluma karşı bağlılık sağlayan ve deneyim kazanmalarına neden olan parti-hükümet bağlantılı uzun bir meslek yaşamı sağlamaktadır” Analitik olarak birbirinden ayrılabilen parlamenter sistemin bu eğilimleri birbirlerini etkileme yoluyla karşılıklı olarak birbirini destekleyen bir sistem yaratmaktadır. Bu nedenle parlamenter sistem politikacıların demokratikleşmeyi yerleştirme çabalarında omlara özgürlük getirmektedir. Oysa, başkanlık sisteminin eğilimleri demokrasinin yerleşmesine engeller çıkarıcı niteliktedir.

Başkanlık sisteminin demokrasi açısından sakıncalar taşıması konusunda başka ülkelerin deneyimlerinden ve kuramsal düzeyde konunun ele alınmasından çıkarılabilecek dersler olmakla birlikte, bu konuda doğru bir kanıya varabilmek için Türkiye’nin geleneklerine ve deneyimlerine de bakmak gerekir.

Bu açıdan konu ele alındığında ilk olarak gözlemlenebilecek olan husus şudur :Anayasal düzenlemelerimiz ulusal Kurtuluş Savaşı dönemindeki meclis hükümeti sistemiyle başlamış ve günümüze parlamenter sistem olarak ulaşmıştır. O halde, Türkiye’nin anayasa düzenlemeleri konusunda çizdiği çizgi ile başkanlık sistemi arasındaki zıtlık ortadadır. Yürütme iktidarının başında bulunan kişiyi doğrudan halkın oylarıyla işbaşına getirmek, yürütmenin başı ile yasama arasında tam bir çatışma veya bütünleşme değil, “mesafeli bir uyum” arayan Türk Anayasa Hukuku geleneğine ters düşer.

Türkiye açısından başkanlık sisteminin elverişsizliğinin en önemli nedeni, Türkiye’nin uzun yıllar mutlak yetkilere sahip bir tek kişinin, yani padişahın yönetiminde yaşamış olması ve siyasal iktidarın kendi kendini sınırlaması diye bir geleneğinin bulunmamasıdır. Bu koşullarda Türkiye’de hem başkan hem de parlamento genel oydan çıktığında ve başkana önemli yürütme yetkileri tanındığında şu iki durumdan biriyle karşılaşılacaktır: Başkan ve parlamento aynı partinin eline geçtiğinde yönetilenlerin temel güvenceleri, hak ve özgürlükleri tehlikeye girecektir. Hem yasama organının hem de başkanın gücünü doğrudan halktan aldığı ancak her ikisinin farklı farklı partilerin eline geçtiği durumlarda da, ülkemizde siyasal uzlaşma geleneği bulunmadığından bu “kavga”nın ne boyutlara varacağını tahmin etmek herhalde çok zor bir şey değildir.

Bunlara ek olarak şu da belirtilebilir: Başkanlık sisteminde başkan halk tarafından seçileceğinden ister istemez seçim kampanyalarında, yapacağı konuşmalarda ve parti çekişmelerinde yıpranacaktır. Yıpranmış bir kişinin devletin başında yer alması cumhurbaşkanında az zedelenmiş bir devlet adamı niteliği arayan Türk toplumunun benimseyebileceği bir şey olmayacaktır.

Şurasını da belirtmek gerekir ki, sisteme verilecek ad parlamenter sistem de olsa ve hükümet ile parlamento arasında sorumluluk mekanizması kurulsa bile, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi esası kabul edilecek olursa, sistem ister istemez “yarı-başkanlık sistemi” özellikleri göstermeye başlayacaktır. Doğrudan halk tarafından seçim esası kabul edildiğinde, cumhurbaşkanı meşruluğunu halkın oylarından almış olacağından zaman içinde başkana yürütmeye ilişkin önemli yetkiler vermek gerekecektir. Hukuksal olarak önemli yetkiler verilmese de, böyle bir “karma sistem”de cumhurbaşkanına “devleti ve anayasayı koruma ve kollama” etiketi altında tanınmış olan sembolik yetkiler yürütme yetkilerine dönüşecektir. Bu sistemin ise ülkemiz açısından taşıyacağı tehlikeler ortadadır. Bu nedenle, Türkiye açısından hem özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yaşatabilecek hem de bugüne dek yapılmış olan anayasal düzenlemelere ve geleneklerimize ters düşmeyecek olan sistem “cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini içermeyen” bir parlamenter sistemdir.

Ülkemiz açısından yepyeni sayılabilecek ve hiç denenmemiş olan başkanlık veya yarıbaşkanlık modelleri arayışlarına kalkışılmamasını söylemek parlamenter sistemin ülkemizdeki uygulamasından ortaya çıkan bir takım aksaklıkları ve olumsuzlukları değiştirmeyelim demek de değildir. Türkiye’deki parlamenter sistem uygulamasını toplumumuzu rahatsız edici ve zaman zaman da krizlere neden olan olumsuz yanlarını edinilen deneyimlerin ve geçmiş uygulamaların ışığı altında çoğulcu ve özgürlükçü demokrasi istekleri doğrultusunda düzeltmek mümkündür. Yalnız şunu da belirtelim ki, ülkemizdeki bireysel ve toplumsal beklentiler, özlemler ve umutlar çoğu kez parlamenter sistemi “rasyonelleştirme” çabasını aşan ve Türkiye’nin siyasal kültürü ve demokratikleşme düzeyi ile ilgili sorunlardır. Bu sorunların sistemde yapılacak değişikliklerle ya da sistem değişikliğiyle çözümlenebileceğini sanmak biraz saflık olacaktır.

Son olarak hükümet sistemleri açısından önemi büyük olan seçim sistemine değinmek istiyoruz. Parlamenter sistemin sağlıklı işlemesi için kanımca öyle bir seçim sistemi benimsenmelidir ki, hem açık seçik bir çoğunluk parlamentoda oluşabilmeli ve bu yolla güçlü ve istikrarlı bir hükümet kurulabilmeli hem de küçük ve aşırı partilerin gerçek güçlerinin üstünde bir rol oynayabilmeleri önlenebilmelidir.

Sevgili Okurlarım;

Bu seçim sisteminin nasıl olacağı ise bu kısa yazıyı aşan bir konudur. Bundan sonraki yazımda bu konuyu ele alacağım.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1968 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri