Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

BEN TÜRK ORDUSU DENİZCİSİYİM

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Şanlı ordumuzun kıymetli ve saygıdeğer aynı zamanda bizim içimizden çıkmış, derdi sadece vatana daha iyi hizmet etmek anlayışında olan canlarımız, babalarımız, ağabeylerimiz, ablalarımız hepsi bizim gururumuz astsubaylarımıza daha faydalı olmak adına yürüdükleri bu kutsal ve şerefli yolda selam, sevgi ve saygılarımı sunarak yazıya ve dillerden dökülen bu çığlıklara bir dahaki yazılarıma kadar son veriyorum. Hiç kimse bu kelimeler benim demesin bu kelimeler bu çığlıklar haksızlığa uğramış artık bıçağın kemiğe dayandığı durumlardır. Kimse bu dökülen kelimelerden, kimse bu çığlıklardan nemalanmaya kalkmasın. Bu artık ezilmiş sıkıntı yaşamış insanca haklarını talep eden toplumun çığlıklarıdır.

Deniz Kuvvetleri ne kadar temiz ve pırıltılı dışarıdan. Bembeyaz kıyafetlerle deniz üstünde uçan martıları kıskandıracak güzellikteler. İskenderun’da bir düğüne gitmiştim. Deniz assubayı bembeyaz kıyafetler içinde güneşte parlayan kıyafetindeki işaretleri, düğmeleri ve kılıcı göz almakta bakanlar hayranlık içinde. Gelin ise bembeyaz gelinliğinde sanki bir kuğu. Dışarıdan bembeyaz bir dünya ama içi öylemi gerçekten de;

Öyle hikayeler vardır ki denizcilerin görev ve özel hayatlarıyla ilgili. Bir tanesi;

Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti. Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti. Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık, karamsar hali kocayı çok üzüyordu Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı: Ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı. Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu.Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Aksam karısına: Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi. Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu. Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu. Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, şoför: Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi. Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, neden diye sordu. Şoför: Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor, dedi..

Diğer bir hikaye;

Heybeliada’daki Deniz Okulu’ndan mezun olan İsmail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kıza kaptırır gönlünü. İki sevgili parmaklarına nişan yüzüğü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler.

İsmail Türe denizaltıda muhabere subayı olarak görevlidir çünkü. Üsteğmenin aklına harika bir fikir gelir; nişanlısına ışıklı mors alfabesini öğretecek, Çanakkale’den geçiş yapacakları geceyi planlı olduğu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleşeceklerdir!..

Boğazı yüzeyden geçmekte olan denizaltının kulesindeki denizciler sigara içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarından birinin heyecanlı olduğu her halinden belli olmaktadır. Gelibolu kıyılarına geldiklerinde, karanlık içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanıp söndüğü görülür:

“Seni seviyorum”... Arkadaşları gülümseyerek İsmail Türe’ye bakarlarken, genç aşık elindeki fenerle sevgilisine karşılık vermektedir...

Bu olaydan sonra iki sevgilinin aşkı düşmez olur denizaltıcıların dillerinden. Herkes, haberleşmek için kurulan ışık yolunu konuşur. Arkadaşları “Evlen şu kızla da, buralardan her geçişimizde selamlaşmayı bırak artık” diye takılırlar İsmail Türe’ye.

 

Denizaltının üstünün ve altının bir olduğu yağmurlu günlerde bile, Çanakkale Boğazı’ndan geçilirken, elindeki fenerle aşk nöbeti tutan yakışıklı denizci gözünü bir an olsun ayırmaz Gelibolu kıyılarından.

Yine bir gün, yirmiyedi yaşındaki Üsteğmen, Çanakkale’den geçecekleri gün ve saati, denizaltının uğradığı bir limandan telefonla haber verir nişanlısına.

Ege Denizi’nden Boğaz’a giriş yapacaklarını ve en öndeki denizaltının kulesinde olacağını bildirir. Genç kızın gözüne her zaman olduğu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabırla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kırpmadan denize bakmaktadır. Fenerine yeni pil almış olsa da, arada bir yanıp yanmadığını kontrol eder yine de...

Birden, dev bir karartı belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizaltı, penceresinin görüş sahasına girmiştir ...

Genç kız pencereyi açar ve gecenin karanlığına uzattığı elleriyle feneri yakıp söndürür.

“Seni Seviyorum...”

Kulede bulunan denizaltının komutanı Bahri Kunt işareti görünce gülümser:

“Hay Allah, bu kız denizaltıları şaşırdı. Nişanlısının denizaltısı bizim önümüzdeydi...”

Bir anlık tereddütten sonra Birinci İnönü denizaltısının komutanı Bahri Kunt, yanıt gönderilmezse genç kızın telaşlanacağını düşünerek, karşılık verilmesini emreder.

Yanındakilerin “Ne diyelim komutanım?” diye sorması üzerine de şunları söyler: “ebediyete kadar...”

O gece, Üsteğmen İsmail Türe’nin görev yaptığı Dumlupınar, Çanakkale Boğazı’na giriş yapan ilk denizaltı olmuştur. Ama, Gelibolu kıyılarına gelmeden, Nara Burnu açıklarında İsveç bandıralı “Naboland” adlı gemi tarafından çiğnenmekten kaçamamış ve yaralı bir balina gibi acı dolu sesler çıkararak, Çanakkale’nin karanlık sularında kaybolmuştur.

Her şey bir kaç dakika içinde gerçekleştiğinden, arkadan gelmekte olan Birinci İnönü denizaltısı Dumlupınar’a çarpan geminin yanından habersizce geçerek, Gelibolu’ya ulaşan ilk denizaltı olur.

Genç kız, nişanlısından haber almanın huzuru içinde başını yastığa koyduğunda, genç denizci çoktan dalmıştır “Ebediyete kadar” sürecek olan uykusuna!..

 

Bu kadar güzel hikayeler varken her birimiz insan olarak hayatlarımızı iyisiyle kötüsüyle yaşarken akılların almadığı neden ayrımcılık neden hiyerarşi adına sömürü.

 

Bu iki güzel ve anlamlı hikayeden sonra deniz kuvvetlerinde atış kontrol assubayı olarak görev yapan İzmir muhribine dair anılarının yer aldığı anlatımıyla yazıma devam ediyorum.

Her vatanını, yaşamını seven birey gibi hayat dolu, insanları seven bir insan olan bu astsubay büyüdüğünü olgunlaştığını hayatta ikinci sınıf olmanın burukluğunu yaşamanın hatta ailesinin bile yaşadığı bu durumlara neden geliyordu, soruyor herkese. İşte onun ağzından dökülenler;

Vardiya usulü çalışılan muhribe ilk girişinde vatan ve görev heyecanı, aşkı ve sevgisi ile girmiş. Belki hayallerini süsleyen bir durum değilmiş ama yine de çok sevmiş çok gurur duymuş okula girdiği andan itibaren bu mesleğe. Ama gelmiş görmüş ki hayalini kurduğu pek çok şey bambaşka. Vardiya usulü görevle başlamış gemideki seferine. Gemi komutanı ve tayfa sayısı olarak komutan binbaşı veya yarbay olup ayrıca gemide 90 er 110 assubay 23 subay bulunduğunu anlatmaktadır. Sırası gelmiş güvertenin günlük temizliği, yemek yapmak, bulaşık yıkamak vs vs. her görevde hizmet etmiş. Bu işlerin üzerine seyir esnasında tamamı assubaylardan oluşan; vardiya görevi günde 8 saat aralıksız; gözler radarda, topcu topun içinde atış kontrolcu kulede, makınecı makıne kazanlarının uzerınde gunde 8 saat vardıya kesilip, tek sandalye uzerınde sürmekte eklenmiş. Bundan asla imtina etmediğini de her seferinde beyanına ekliyor. Bu aralıksız 8 saatlik görevde tazminat konusunda aldıkları bir tutarın da olmadığını gönlü kırık ve küskün dile getirirken de yine istediğim para değil sadece hizmetimin ödülü olsun diyor, köle olmadığımı bileyim diyor utanarak. Devam ediyor; zaman zaman nedenini bilmediği ve açıklanmayan durumdan dolayı köprü üstü ayakta saatlerce vardiya cezalarına çarptırıldıklarını dile getiriyor yine hüzünlenerek. Karşısında oturan aynı gemide görev yaptığın üstün gölgede sandalye üzerinde elinde kahvesiyle otururken düşünür içinden nedir benim suçum diye. Askerler subaydan talimat alarak sana çay verir diye devam ediyor. Gemiyi seyir astsb yı götürür, subay vardıyada iken sadece shm, sonar ve seyır astsb ların attığı rotayı uygular, her sabah netebatarya taburu olur. Vardıyan ne olursa olsun sabah temızlık gorevı ıcın tum astsb ve erler tabura gecer. Bır subay gelır dıgerlerı dokuza kadar kamaralarında yatar ve kalkarlar sonrasında kamaralarında yazdıkları emırlerı gorevlı ast rutbedekı astgmene veya teğmene verırler. Teğmende polıs amırı durumundaki gemının kd lı astsb yına gelır sonrasında bunlar gunluk egıtım adı altında her bıranşa uygulanır. Ayrıca yine nedenini bilmediğin bir durumdan dolayı savunman alınır yazarsın ama yine bu savunma göz ardı edilerek; gemı seyır halındeyken amfıbı odasında ya da lımandayken gullu bahce adı verilen yerde nedenini bılmedigın gerekçe belirtilmeyen cezanı cekersın, diyor. Ayrıca subay odasında dayak yiyenlerde olduğunu mırıldanarak söylüyor. Ceza süresinde teğmen ve gemi komutanının iki dudağının arasında ceza belirlenir. Savaş talimi yapılma adıyla oda hapisleri verilir. Bunu da çözemezsin, diye ekliyor. İskele assubayların, erlerin, güverte subaylarındır. Neden çünkü denize atılma korkusu yaşarlarmış, artı denizin ani hareketlerinde rahatsız olmamaları gerekirmiş. Yemek saati sana uygulanmaz, diyor sitem edercesine. Öglen yemegı kdem esasına gore kacıncı partıde yemek sırası gelırse yersınız. Gemıde sb salonu kd lı astsb salonu kdsız assb salonu ve erat salonu vardır. Her sb ıcın savas gemılerınde guverte uzerı kamaralar vardır. Astsb lar ıcın ortak kogus dedıgımız vasat altı 30 ar 20 serlı yatakhaneler mevcuttur. Er ıcınde vasat gemının makıne ve guverte noktası yatış yeridir. Sızlerın gemıye bındıgınız guverte ogleden sonra sb lar kamaralarından cıkar oglen taburu olur, diye devam ediyor. Sb lar mesaı saatlerınde branş yerlerıne lımanda pek gelmezler. Öglen tb runda mesaı brıfıngı ve seyır hazırlıgı silah ve cephanelerın bakımı torna cark uygulanır. Tornacark cıhazların calıstırılması bu uygulamada sb lar yıne gelmezler. Bu işler kd lı assb kontrolunde yapılır assb kendı kendıne sısteme yeter. Gemının yarasavunma ve yangın talımlerı olur. Kısa peryotlarda savas talımlerı olur. Canı sıkılan sb savas talımı vurur. Gemıyı 2 saatte her assb her branşdan seyre hazırlar. Çekler yapılır.2 cı komutana branj assb ları rapor verır. Bu arada aradakı sb lar sadece seyırcıdır hıc bırseye karısmazlar sadece bilirkişi konumunda gozlemcıdır. Tum branşlar raporundan sonra gemı demır veya halatını alır.avara ederek seyrıne baslar. Ayrıca seyırden once zaman varsa alarga dedıgımız acıga demır atar bekler, su tankları cephane ve mermı stoku yapılır. Zaten gemıde en az 10000 mermı ve 100 tona yakın su ve 30 tona yakın stokta motorın mevcuttur. Yaklasık gemı seyrınde savas nobet yerlerı baslar. Tum assb lar savaş nöbet yerlerine gırerler oysa sb lar sb salonunda veya kamaralarında kıtab okur veya tv seyreder. İşte savaşa böyle hazırlanıyor denizci assubaylar.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1662 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri