Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

Büyük Ermenistan Coğrafyası Yalanı

14 Eylül 2012 Cuma

Kürtler Ermenilere neden “Fille” der? Kürtlerin Müslümanlaştırıp Kürtleştirdiği Ermeniler kim? Ermeni asıllı Kürtler neden PKK’dan yana oldular?

Osmanlı döneminde binlerce Ermeni köyü İslam dinine geçerek Kürtleşmiştir. Ermenilerin anayurdu Filistin’ olup Romalılar tarafından Anadolu’ya sürülen Ermenilere Kürtler, Filistinli anlamında Fille derlerdi. Daha sonraki dönemlerde Ermeni tehciriyle Fille’ler geldikleri yerlere yani anavatanlarına geri gönderildiler. Kürtler’in, doğu ve güneydoğuda yaşayan Ermenilere Filistinli anlamında Fille dediğini anlatan Abdülilah Fırat, Ermeniler ve Türklerin düz ovalarda, Kürtlerin ise dağlarda yerleştiğini söyledi. Ermeniler, iç içe yaşadıkları Türkleri kırmaya başlayınca Kürtlerin de Müslüman kardeşlerini korumak için şehirlere silahlı birlikler gönderdiğini savundu. Olayları Ermenilerin başlattığına dikkat çeken Fırat, Hamidiye alaylarının da Müslümanları Ermenilere karşı korumak için kurulduğunu kaydetti.

Ermeniler, ciddi anlamda tarihin başından beri seçtikleri coğrafyanın azizliğini yaşamış olup; aynı özellik Gürcüler ve bir sıra Kafkas toplulukları için de söz konusu olduğu halde bunlardan hiçbiri Ermeniler gibi toprağı psikolojik olarak kendi insani varlıklarının içsel bir güdüsü yapmamışlardır. Sürekli olarak dış devletlerin siyasi idaresi altında kalan Ermeni toplumu kendi varlığını korumak ve muhafaza etmek için kaybedilmiş bir geçmişi hayal olarak yaşatmayı seçmiştir. Bu düşünceye diğer etkenler de eşlik edince Ermeni toplumunun klasik anlamda kemikleşmiş yapısı ortaya çıkmıştır. Ermeni tarihçiliğinde ve genel anlamda Ermeni toplumunun tarih şuurunda yanlış bir düşünce hakimdir: Ermenistan’ın coğrafi konumu denildiği zaman, temel bütün görüşler Büyük Ermenistan üzerinde odaklanmaktadır. Sanki, tarih öncesinden beri Ermeni toplumu Doğu Anadolu, Kuzey Irak, Batı ve Güney Batı Kafkasya sahasını içine alan bu denli geniş bir ülkenin hakimi konumundayken, 428 yılında bu hakları gasp edilmiş ve o zamandan bu yana ardı arkası kesilmeyen tehditlerin hedef tahtası haline gelmişlerdir. Bunun da en büyük kanıtı olarak kendilerine uygulanan soykırım gösterilmektedir. Yani günümüzdeki Ermenistan coğrafyası, Büyük Ermenistan’ın sadece küçük bir parçasını teşkil etmektedir. Oysa başta Ermeni kaynakları olmak üzere, bütün kaynaklar bu durumun tam aksini söylemekteler. XIX. yüzyılın sonları ile XX. yüzyılın ilk yirmi yılında ve son 15-20 yıl süresinde konuya ilişkin yapılan Ermeni tarihçilerinin çalışmalarının büyük bir kısmını dışarıda tutarsak, gerçek anlamda Büyük Ermenistan gerçeğini anlamamız mümkündür. Aslında, bu konunun bu kadar gündemde tutulmasının altında başka nedenler de aranmaktadır. Ancak, tarih kaynakları ve tarihsel bağlamda konuya baktığımızda, Büyük Ermenistan coğrafyası aslında dönemin şartları gereği oluşmuş siyasal bir oluşumdur. XVIII. yüzyılda Ermeni tarihçi ve araştırmacısı, M. Çamçyan, Avrupa’daki toplumsal ve nasyonalist duyguların etkisinde kalarak ve Rusya’nın bölgeye olan ilgisini de hesaba katarak üç ciltten oluşan ‘Ermenistan Tarihi’ isimli bir kitap yazdı. Bu eser, yazıldığı günden bu yana Ermeni entelektüellerinin ve onların teşviki ile de toplumunun Manifesto’su durumuna geldi. Eser, eski dönemlerden XVIII. yüzyıla kadar Ermeni tarihini Büyük Ermenistan hayalleri, düşlemeleri esasında oluşturmayı temel almaktadır. Kendi konusunda, Batı tarihçiliğinde yapılan ilk denemelerden biri olduğu için de, Avrupa tarihçileri arasında büyük ilgi görmüştür. Çamçyan’ın ortaya attığı görüşlerin hiçbir tarihsel gerçekliğinin bulunmadığı bilinmektedir. Ne var ki Çamçyan iddiaları ve tarih anlayışı ile Ermeni tarihçiliğinde bir ekol halini almıştır. İşte, o günden beri bu iddialar ve tarih anlayışı, Ermeni tarih metodunun temeli olarak devam ettirilmektedir. Büyük Ermenistan tezi de konumundan ve anlamından uzak farklı bir biçimde Çamçyan tarafından ortaya atılarak, o günden beri Ermenistan’ın ve Ermenistan’la birlikte dünyanın gündemine oturtulmuştur. M. Ö. II. yüzyılda ortaya çıkan Büyük Ermenistan sahası, M. Horenli’nin aktardığına bakılırsa 15 eyaletten müteşekkildi. Bu eyaletler, siyasal bakımdan Ermeni Çarlığı’nın en güçlü dönemlerinde, yani M. Ö. 189-66 yılları arasında Büyük Ermenistan denilen coğrafyayı teşkil etmekteydi. Bundan önceki dönemlerde Ermenilerin yaşadıkları ve efsanevi Hayestan Krallığı’nın mevcut olduğu topraklar Ararat sahasının sınırları içinde kalmaktaydı.  Gerek Ermeni kaynakları, gerekse de konuya ilişkin yapılmış çalışmalar, bazı Ermeni tarihçilerinin iddia ettiklerinin aksine, eskiden beri Büyük Ermenistan denilen sahanın Ermeni Çarları’nın elinde olmadığını ortaya koymakta ve buradaki nüfusun da, Ermeni Çarları’nın burayı işgal ettikten uzun bir süre sonra geçmesine rağmen Ermenilerden oluşmadığını göstermektedir. Horenli, Büyük Ermenistan coğrafyası içinde Artsak, Paytakaran, Vti, Sünik, şimdiki Nahçivan, Taron (Muş bölgesi) ve Sasun çevresinin de yer aldığından söz etmektedir. Adları geçen bütün bu sahalar gerçek anlamda hiçbir zaman Ermenistan’ın birer parçası olmamış, M.Ö. II. yüzyıldan itibaren askeri güçle elde edilmişse de, M.Ö. 66. yılından sonra da Ermenilerin insiyatifi dışında Roma, Part, Sasani yöneticilerle değiştirilmiş, bazen büyütülürken, bazen de küçültülmüştür. Bizzat Ermenistan’ın eyaletlere ayrılması politikası dış devletler aracılığıyla gerçekleştirilmiş inzibat-ı idari bir siyasettir. Bütün bu hususları göz önüne alan Yeremyan, M.Ö. II - M.S. VI. yüzyıllar arasında sözü edilen Büyük Ermenistan coğrafyasının gerçek anlamda ancak 9 eyaletten oluşabileceğini ortaya koymuştur. 10, 11 ve 12 numaralı nahanglar (eyaletler) olan Arsak/Artsak, Vti ve Paytakaran, Albanya Devleti’nin toprakları olmuş, ancak belli dönemlerde Ermeni Çarları’nın yönetimine geçmiştir; 13 numaralı nahang Gugark eski Gürcü devleti İberiya’nın toprakları dahilinde idi. 8 ile 9 numaralı nahanglardan Sünik ve Divin İran’ın idaresi altında olmuştur. Bizzat Ermeni araştırmacılardan A. G. Abramyan ve G. B. Petrosyan, Ananiyan Şirakatsi’nin eserine sonradan yapılan ilaveleri tespit edip çıkarttıktan sonra vardıkları sonuca dayanarak: Ermenistan’ın 15 eyalete bölünmesi, M Ö. II ile miladi V yüzyıllar arasını, yani Ermenistan Devlet oluşumunun mevcut olduğu dönemleri yansıtmamakta, VI. yüzyılda bölgenin İran ile Bizans arasında ikiye bölündüğü dönemi kapsamaktadır. Dolayısıyla bu eyaletler, Ermeni siyasi ve coğrafi yapısının bir sonucu değil, bölgedeki dış güçler tarafından yapılan coğrafi bölge politikasının doğurduğu bir anlayıştır.

Horenli’nin Büyük Ermenistan’ın birer parçası olarak tanıttığı Doğu ve Güney Doğu Anadolu’nun tamamı ile Arsak, Vti, Paytakaran ve şimdiki Nahcivan bölgeleri de gerek nüfus, gerekse coğrafi bakımdan Ermenistan’ın ana coğrafyası içinde yer almamış, sonradan buraya dahil edilmiştir. Horenli’nin sözünü ettiği Asurya sınırındaki Mog, Sünik bölgesi sınırları içinde kalan Erincek ve Gohtanga VIII. yüzyıl Sünikli müellif Stepannos Orbeliyan’a göre, Ermeni yönetiminden bağımsız yönetilmekteydiler. Sünik halkının gerek etnik, gerekse de dil bakımından Ermenilerden ayrıldıkları kaynaklarca belirtilmektedir. Orbeliyan, Sünik ve Arsak’ta Sünik ve Arsak dillerinde konuşulduğundan söz etmektedir. N. Adons’ a göre, “Sünik ‘in halkı komşu dağlık bölgelerden akıp gelen göçebe grupların bölgede yerleşmesi sonucu buranın toplumu, Ermenistan’ın merkezinde bulunan toplumdan ayrılmaktadır”. R. A. Açaryan, VIII. yüzyılda Sünik’in kendi dilini koruduğundan bahsetmektedir. Ayrıca, Pers yazıtları, Arap kaynakları ve Ermeni eserleri III. yüzyıldan itibaren bağımsız olarak parlayan Sünik krallığının varlığından söz etmekteler. Horenli dahil bir çok Ermeni kaynağı, Sünik’le Albanya arasındaki ilişkilere dikkat çekerek Alban hükümdarlarının Sünik kökenli olduğundan söz etmekteler. Sünik, Arşakiler dönemi İran Sasani Devleti içinde önemli bir merkezdi. Bu dönemde, Sünik yöneticilerinin emrinde 20 bin kişilik ordu bulunmaktaydı, Sasani kralları bu ordudan kuzeyden gelen Türk ve gayri- Türk göçebelere karşı faydalanmaktaydılar. Ermeni araştırmacılarının, özellikle Horenli’ye dayanarak verdikleri bilgiye göre, Arsak veya Artsak’ın Ermenistan topraklarının bir parçası olduğu görüşüne gelince, bu sadece bir anlamda doğrudur. Arsak, gerçekten de M.Ö. 11- M.S. 1. yüzyıllar arasında Ermeni Çarları’nın idaresinde bulunmuştur. Ancak etnik ve coğrafi bakımdan burası Ermenistan toprağı olarak kabul edilemez. Bizzat Ermeni kaynakları, Arsak’ın 12 kısma ayrıldığını ve burada sırasıyla Sakların (Arsak adı da buradan gelmektedir), Utilerin, Hunların, Hazarlar’ın ve Basillerin yaşadığını söylemekteler. Bunlardan Hun, Hazar ve Basiller Türk olup bölgeye Miladi 1. yüzyıldan itibaren gelmişlerdir. Bu durumda Utiler ise Albanlar gibi İskit kökenli olsa gerek.

Horenli’nin Ermenistan toprağı dediği Paytakaran veya Balasakan eyaleti ise kısa bir süreliğine Ermeni Çarlığı tarafından işgal edilmesine karşılık, bölge önce İskit, ardından Alban devletlerinin idaresi altında olmuş ve etnik bakımdan da burada hiçbir Ermeni unsuru oturmamıştır. Nahcivan’a gelince bu bölgede Marlar; Gohtan ve Vaspurakan’ın bazı kısımlarında ise Utiler, Gardmanlar ve Çodeyler gibi etnik kimlikleri tam belirlenememiş ve Ermeni olmadıkları da kesin olan topluluklar oturmaktaydılar. Hatta, kaynaklarımız bu bölgelerin kendine özgü bağımsız yönetiminin olduğunu ve bunların Ermeni krallarına karşı mücadele ettiğini belirtmekteler. Bunlara en iyi örnek, I. yüzyılda Nahçıvan bölgesinin hakimi Murasan kabilesinin Ajdahaka soyundan Arğam/Erkan’ın Ermenistan tahtı için başlattığı savaşlardır. Gohtan’daki yöneticilerin ise Sisakan soyundan oldukları belirtilmektedir. Muş veya Taron, Sasun bölgelerine gelince Ermenilerin buralara sonradan geldikleri anlaşılmaktadır. Böylece, Ermeniler’in ana yurdunun Ararat eyaleti ve Ararat yaylası olduğu açığa çıkmaktadır. Tarihsel olarak Ermenileri ortaya çıktıkları ve siyasal birliklerini oluşturdukları coğrafya burasıdır. ‘Büyük Ermenistan’ coğrafi tabiri, Ermenilerin ve Ermeni krallarının kendi istemleri dışında Selefkos hükümdarları tarafından ortaya atılmış ve bu coğrafi tabir uzun yıllar Part, Roma, Sasani ve Araplar döneminde bölgeyi ifade etmek için kullanılmıştır. Ciddi anlamda Ermeni krallarının bu coğrafya üzerinde siyasal olarak varlıklarını gösterdikleri tarih ancak M.Ö. 189-66 yılları arasında denk gelmektedir. Başta Ermeni kaynakları olmak üzere, Ermenistan’ın en güçlü dönemlerinde dahi Ermeni nüfusunun Ararat ve çevresi dışına pek yayılmadığını göstermektedir. Bu durumda, Ermeni tarihçilerinin yaptıkları gibi, çok eski dönemlerden itibaren günümüze kadar Büyük Ermenistan coğrafyasını Ermeniler’in ana yurdu olarak tanıtmak yanlıştır. Siyasal ve nüfus anlamında Ermeniler’in en etkin oldukları bölgeler sırasıyla önce ana toprakları Ararat, VII -VIII. yüzyıllardan sonra Vaspurakan ve Selçuklular’dan sonra ise Kilikya sahası olmuştur. Bunlar arasında sadece M.Ö. 189-66 yılları arasında Ermeniler bağımsız olarak varlıklarını idare ettirebilmişlerdir.

Bu anlamda Ermeni toplumunun ana kitlesinin, tarih içinde belli belirsiz azalmalar göstermesine rağmen, etkin olduğu alanın Ararat çevresi olduğu anlaşılmaktadır. Ararat çevresini kapsar bir biçimde Ermeniler adına gerçek bir coğrafi birlikten söz edilebilir ancak. Bu saha, Ermenistan’ın bir nevi varlık noktası olmuş, XIX. yüzyılda Rusya tarafından bir ülke olarak onarıldıktan sonra kendi coğrafi sınırlarıyla bütünleşebilmiştir. Yani, Ararat bölgesinden biraz içeriye doğru kaymakla şimdiki Ermenistan coğrafyası ortaya çıkmıştır. Bu yeni saha da Azerbaycan toprakları hesabına genişletilerek siyasal ve coğrafi anlamda Ermenilerin toprak bütünlüğünü oluşturmuştur. Ermeniler Din olarak Hıristiyanlığın Grigoryan mezhebini temsil etmekteler. Grigoryanlık adı üzerinde ismini ilk Ermeni din adamı Grigor’dan almaktadır. Grigor, aslen Pers kökenli ve Ermeni Çarı Hüsrev’in katili Amak’ın oğludur. Amak ve onun soyu Çarın katli üzerine öldürüldüğünde kaçırılarak Yunanistan’a götürülmüş ve orada sıkı bir Hıristiyan olmuştur. Hüsrev’in oğlu Tırtad’la birlikte Roma’nın desteği ile Ermenistan’a gelmiş, burada Amak’ın oğlu olduğu ve Hıristiyan propagandası yaptığı anlaşılınca azap çektirilerek boyun eğdirilmeye çalışılmışsa da bir netice hasıl olmayınca ‘Artaşat şehrinde yılanlarla dolu bir kuyuya’ hapsedilmiştir. Horenli’ye göre 15 yıl, Kalankaytuklu’ya göre ise 30 yıl burada kaldıktan sonra Tırtad’ın hastalanması, kız kardeşinin de onu sürekli rüyasında görmesi üzerine hapisten kurtarılmış, gösterdiği birtakım mucizeler sonucunda Hıristiyanlık Ermenilerin dini olarak benimsendiği gibi, kendisi de Ermenilerin ilk dini lideri olmuştur. Grigor Hıristiyanlığı İsa’nın talebesi Yelisey’in öğrencisinin öğrencisinden öğrenmiştir. Bu bakımdan Ermeni Hıristiyanlığının havariye (apostol) bağlanmadığı için Grigoryan adını aldığı belirtilmektedir. Hıristiyan inançları Ermenistan’ da büyük tepki görmüştür. Başta Çar Tırtad’ın eşi olmak üzere bazı saray çevreleri ve halktan birtakım kimseler ilk başta bu dine karşı büyük direniş sergilemişlerdir. Grigor’un oğlu Vrtanes bir defasında Çar’ın eşinin suikastına dahi hedef olmuşsa da bundan kurtulmayı başarmıştır. Ama bütün bu girişimler pek fazla sürmemiş, Ermeniler kısa sürede Grigoryanlığı benimsemekle kalmamış, onun en aşırı savunucuları haline gelmişlerdir. Bunda dış baskıların, işgallerin, topluma yapılan zulümlerin karşısında kilisenin halktan yana tavır almasının büyük rolü olmuştur. Ancak Sasani İran’ın Ermenistan’ın tamamını ele geçirmesinden sonra bu ülkede Hıristiyanlık amansız takibe maruz bırakılmıştır. Başlangıçta, Roma’nın Hıristiyan karşıtı politikası karşısında Hıristiyan aziz ve savunucularına kucak açan İran, Roma’nın Hıristiyanlığı resmi din ilan etmesi üzerine bu defa başta Ermenistan ve Albanya olmak üzere bu dine mensup kimseleri ağır vergilere tabi tutmuş, kiliseleri kapattırarak yerine Zerdüşt tapınakları açtırtmıştır. Ama Sasaniler’in Araplar karşısındaki hezimeti, Ermeni Grigoryanlığının altın dönemini yaşamasına neden oldu. Azerbaycan’a yapılan Türk göçleri karşısında Hıristiyan inançlarını temsil eden yerel Albanya yönetimi ve kilisesi gerek siyasi, gerekse nüfus bakımından azınlığa hitap etmeye başlayınca Ermeni kilisesinin etkisi altına düştü. İslam’ın bölgede yapılması, 705 yılında yaşanan aforoz olayları Alban kilisesinin bütün gücünün kaybolmasını sağlarken bölgede Grigoryanlıkla Müslümanlık arasında kıyasıya bir mücadele baş gösterdi. Ermeni katalikosu İlya (katalikosluk dönemi 703-717), Arapların ehli-kitap mensubu topluluklara uyguladıkları ılımlı davranıştan yararlanarak Alban kilisesini Bizans’la ittifakla suçlayıp Hilafetin gönlünü kazanması Grigoryanlığın bölgede etkin bir güç olmasını sağladı. Bu dönemde Ermeni kilisesi dinsel yetkilerini sonuna kadar kullanarak siyasal anlamda kendisine de hak kazandırmaya çalışmaktaydı. Bölgedeki bütün edebi literatür Ermeni Graparca’sına aktarılarak orijinalleri yakılmaktaydı. Ancak, Alban toplumunun ağır vergilerin de etkisiyle İslam’ı benimsemeye yanaşması, Hazarlar’ın bölgedeki siyasal güçlere indirdikleri darbeler Grigoryanlığın Ermenistan dışına çıkmasını engelledi. Yazınsal anlamda Ermeni dilinin oluşum süreci IV -V. yüzyıllara rastlamaktadır. VIII-X. yüzyıllar arasında Ermenice yazılan Alban kaynağı M. Kalankaytuklu’nın eserinde Ermeniler, Yahudi, Yunan, Roma, Med ve Albanlarla birlikte yazıya (alfabeye) sahip halklar arasında gösterilmektedir. Yine aynı kaynakta ve ilk Ermeni müelliflerinden Koryun’un eserinde maarifçi Maştos’un Ermenistan’daki eğitimle ilgili faaliyetlerine değinilmektedir. Koryun’ a göre, ‘o, Mukaddes Ruhun yardımıyla Ermeni ve Gürcülere bir alfabe hazırladı’ ve daha sonra Arsvagen’in (422-444) Albanya’daki hakimiyeti döneminde buraya davet edilerek ‘gırtlak, kaba, barbar ve çetin seslere sahip Gargar dilinin alfabesini hazırladı’. Bazı tarihçiler, Koryun’un eserinde yer alan Maştos’un alfabe hazırladığına dair 14-18 arası bölümlerin uydurma olduğunu vurgulayarak, Ermeni alfabesinin Amhar (Habeş) alfabesinin bir versiyonu olduğunu söylemekteler. Ermeni toplumunun kiliseyle sağladığı bütünlük Ortaçağların sonuna kadar Ermeni eğitim tarzının ve anlayışının kilise çevresinde şekillenmesine ve gelişmesine neden olmuştur. Ortaçağ Ermeni kaynakları Ermeniler arasında yegane eğitim merkezinin Manastır Mektepleri olduğunu açıkça belirmekteler. Bu okullarda yapılan eğitim, klasik usul anlayışının bir yansımasıydı. Ermeni çocukları 8-10 yaşından itibaren bu mekteplere alınmaya başlanılır, sırasıyla alfabe, din eğitiminden sonra Ermeni yazarlarından seçilmiş parçalar okumaktaydılar. Arzu edenler okulu devam ettirerek kilise ruhani kademesinde aşamalı olarak piskoposluğa kadar yükselmekteydiler. Bu tarz eğitim Ermeniler’in etnik anlamda içe kapanmasını ve kökten bir milli şuurla beslenmesini sağlamaktaydı. Bütün Ortaçağ boyunca çevrelerinin Müslüman ve Türk unsurlarıyla yoğun olması, bu güçlerin de kendi içlerinde sürekli savaş ve mücadele halinde bulunması, Ermeniler’in kendi benzerleri ile kolay ilişkiler sağlamasını engellemiştir. XVIII. yüzyıl sonrasında Osmanlı başkentindeki Ermeni kesimle Ermenistan ve Doğu Anadolu’daki Ermeni toplum arasında bariz olarak fark edilen birtakım anlaşmazlıkların nedeni de buna bağlanmalıdır. Ancak bu Ermenilerin dil, edebiyat ve eğitim alanında birleşmesinde en büyük etken olmuştur.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3136 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri