Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

CESUR YÜREKLİ ASENA HANIMA...

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Hey Efendi sen kimsin der? birisi bir garibana. O da ne desin “ben emeğimle ekmeğimi kazanan bir köleyim diye cevap verir”. “Köle mi?” der diğeri “kölelik kaldı mı ki? İnsanoğlunun yaratıldığından bu yana bu zihniyetler eskilerde kalmadı mı? Bilmezler mi ki o köle diyenler o dönemlerde bile sadece Rabbime kulluk, kölelik edilir. Bilmezler mi o zihniyetler kul kula secde etmez, kul kuldan beklentide olmaz. Vahh ki vah ne günlere gelmişiz” der diğeri. “Biz köleyiz efendilerimizin köleleriyiz ben ve eşim dahi çocuklarım onların kölesiyiz.” “Onların insan haklarından haberleri yok mu” der diğeri, “Rabbimin kelamlarından haberi yok mu” diye de devam eder. “Yok ki ne yok onlar kendilerini üstün görenlerdir. Onlar bizi yıllarca zincire vurmuşlardır diye devam eder. Susturmuşlar bizi görünmeyen kırbaçlarla Hz. Yusuf misali sırtımıza her kırbacın inişiyle o kan gömleğimize değil içimize akar der” diğeri. Öbürü hemen secdeye oturur ellerini açar Rabbine “Yarabi der sen bu kullarının seslerini duyurmalarına yardım et. İlahi adaletin tecellisine artık izin ver onları sen koru der.” Yere bağdaş kurar anlat sen der anlat ki kulaklar işitsin, içinize akıttığınız o sıkıntılar topluma mal olup merhemler yetişsin der. Diğeri bazen yutkunarak bazen utanarak anlatmaya devam eder.

Canlarım böyle bir başlangıçla yazıma başlamayı uygun gördüm. Sürçü lisan ettimse affola. Zamanında sindirilmiş susturulmuş o güzel gönüllerin seslerini ele alacağım bu yazıma o güzel dillerin, o güzel gönüllerin acılarına merhem olmak adına izninizle başlıyorum.

Yazılarıma sizlerden de gelen destek ve memnuniyet üzerine devam ediyorum. Bu yazımda yaşanmışlıkları günyüzüne çıkarmaya devam etmekteyim. Bunları yaparken de asla ama asla amacımızın Mukaddes Peygamber Ocağımız olan Silahlı Kuvvetlerimizi bölmek parçalamak değil ki (bu haddimiz değildir) Peygamber Efendimizin adaletinin varlığının yaşatılması gerektiği halde bugüne kadar yapılan ve Peygamber ocağının adaletine yakışmayan, adil olmayan davranışların dışa vurumudur. Yürekler yaralı, kabuk bağlasa da zaman zaman kanayan yaralara ilaç merhem arayışıdır.

Öncelikle sınıf ayrılıklarının ve köleliğin tarihin karanlık çağlarında bırakıldığı o günlere sadece göz atarak yazıma başlıyorum.

Sınıf ayrılıkları, kölelik, oligarşik düzenler eski çağlarda hiyerarşinin her biçimde toplumu şekillendirdiğini göstermektedir. İnsanların köle olarak bir mal gibi alınıp satıldığı eski karanlık dönemlerde bireyler arası farklılık epey ciddi boyutlardaydı. Düşünün ki köle olarak bilinen insanların hakkı yok idi.

Günümüzde pet olarak alınan ev hayvanlarının bile hakları olduğunu düşünürsek ne kadar acı hayatlar çekildiğini anlarız. Hindistan’daki kast sistemi örneğini düşünecek olursak; Din adamları, soylular ve halk olmak üzere yukardan aşağı doğru bir sınıf ayrılığı gözlemleriz. Buradaki kaba düzende asla sınıflar arasında geçiş görülmemektedir. Doğumunuz, hem dünyaya doğru hem de ailenizin sınıfına doğru gerçekleşmektedir. İnsanların birbirini ezdiği ve eşitlikten fersah fersah uzak olduğu bu dönemlerde kişilerin hayatına etki eden en büyük dokunuş şans idi.

Yukarıdaki paragraflara istinaden aşağıdaki paragraflarla asla mukaddes ve kutsal ordumuz ve adaleti öncelik edinmiş kul hakkını unutmayan Peygamber ocağımızın mensupları arasında ikilik çıkarmak değildir. Amacım benimle bu hayatta yaşayan ve bunlara maruz kalan assubayların ve ailelerin yaşanmışlıklarının gün yüzüne çıkarılmasıdır.

Kendileri, eşleri ve dahi çocukları da köledirler çünkü; astsubay eşleri, kendilerine takdir edilmiş elek altı pozisyonun, yerleri olduğunun sonuna kadar farkındadırlar. Bu yüzden, bunalımlı evet bunalımlı ve insan olmanın Rabbime kul olmanın meziyetlerini bilemeyen subay hanımlarının her türlü kaprislerinin paratoneri olmaya itirazsız bir şekilde katlanacaklardır ve katlanırlar da.

Amerika’nın 1960 lı yılların öncesinde zencilere uyguladığı insanlık dışı davranışların, ötekileştirmenin uygulamanın benzeridir yapılanlar. Zencilerin ve beyazların otobüslerinin ayrıldığı yan yana gelemediği günlerden kalma bir zihniyetle; subay assubayların da otobüslerinin ayrıldığı yan yana gelemediği günler yaşanmaktadır. Ailelerin ve yaşlıların bile otobüslerde ön koltuğa oturmuşsa adet ve gelenekler dahi gözetilmeden, insana saygı gözetilmeden sadece sorunlu ruhların ve zihniyetlerin çıkışlarıyla arkaya kaldırıldığı günler. Zaman zaman denk gelinen kuaförde bile subay hanımı geldi denilerek işlemi yapılan astsubay eşi veya kızıysa kaldırılmaya çalışıldığı günler. Kalkmamakta direniyorsan aynadan tehdit ve tacizkar bakışlar, çıkarken askerin kimliğinin alınıp görevli subaya götürülüp ailede kim assubaysa tespiti ve baskıların uygulanması. Okulda astsubay çocuğu serviste yoksa ve almak için geri dönülmesi istendiğinde geri dönülmeyen günler. Oysa ki subay çocuğu yoksa kaç km de gidilirse gidilsn servisin geri subay çocuğunu almak için acilen dönmesi. Vatani hizmetini yapan pekçok asker de bilirler bu ve diğer durumları. Denize girmiş olan astsubay ailelerinin çıkartılarak subay ailelerinin gireceğinin anons edilmesi.

Bir subayın kız-erkek çocuğunun yaptığı hataların hemen ayarlama yapılarak astsubayın kız-erkek çocuğuna yüklenmesi ve babasına haksız yere baskı uygulanması. Zenci köleleri (assubayları) ve ailelerini efendilerin (subay ve eşlerinin) bir arada oturmak istememe veya olur a kız alıp verme durumu vuku bulmuşsa eğer davul dengi dengine gibi anlamsız sözlerle aşağılamaları. O davul olmuş demek ki tebrikler. Şimdi o davullara tokmaklar vurmakta ilahi adalet işte.

Eşlerinin el öptürme ve neredeyse etek öptürme bağlamında davranışları ve bunları yapmayanları dışlamaları ikna odalarında tehditler. Sayın Asena Hanımın Röportajında belirttiği gibi assybaylar iki çeşittir. Bir grup bu garip zihniyetin yanında yakın kölelerdir ama farkında değillerdir diğerleri de bunların tam zıddı olup onlara karşıdır.  

Bunlar çevremizde hep yaşandı ve yara oldu kabuk bağlayıp işledi hep içerimizdedir.

Assubayların ailelerini sevdikleri halde ezilmenin, ötekileştirmenin verdiği psikolojik yıkımlarla ailesini elinde olmadan ezmesi. Assubay aile ve çocuklarına tepeden bakılması, hakir ve basit görülmesi ki Rabbim en büyüktür onlar kimdir bu zihniyetten yoksun kişiler. Komutan eşlerinin organize ettiği çaylar, astsubay hanımlarının terbiye edildiği (onlar terbiyesiz ya) organizasyonlardır. Bu çaylara astsubay hanımlarının katılması zorunludur! Çünkü bu ortamlar, astsubay eşi olmanın ezici gerçekliğinin farkına vardırılacakları, askerin dışında hizmet edecekleri, subay eşlerinin isterik kahkahalarıyla ve dayanılmaz otoriteleriyle terbiye edilecekleri mekânlardır.

Assubay kızı oğlu veya hanımı konuşamaz cevap veremez asla. Hemen babasına döner olay. Yemeklerde ki işyerlerinde sosyal yaşamda hiçbir yerde yoktur ki hiyerarşi bakımdan büyükler gelmeden yemek veya müzik başlamaz olayı olmaz. Program başlar gelecekler sırayla gelirler ve gelirken bir iki kişi karşılamaya gider budur doğrusu da. Hayır burda tam tersidir. Olur a çocuk bile kalkmasa ya çocuk uyarılır ya da babasına annesine çocuğu ayağa kaldır denilir. Çocuk bilemez kime kalkıyoruz diye.

Subayların şımarık, küstah ve ukala veletleri, astsubay çocuklarını dünyaya geldiklerine pişman edecek kadar hiyerarşinin bilincinde yetiştirilir. Subay çocuklarının hegemonyasında assubay çocuğu olmak ne demektir artık siz tahmin edin.

Assubaylara ordu içerisinde yıllarca mobbingin en şiddetli ve yıkıcı hali uygulanmıştır. Aslında bu assubay ve ailelerinde ciddi travmalara yol açacak boyuttadır ve de kesinlikle insanlık dışıdır.

Tüm bu yaşananların daha fazlası vardır. Sevgili cesur yürekli Asena Hanım çok güzel anlatmışlar. Bu yazım kendisine ve tüm insanca yaşamak isteyenleridir.

Evet Canlarım; Hadislerimiz de bu durumların yanlış olduğunu anlatmaktadır.

İnsanlar arasında ara bozma niyeti ile laf götürüp getirmek, insanlara hakaret etmek ve sövmek, kendi ırkını üstün görüp başka milletleri aşağı görmek... İşte bu 3 davranış, cehennemdedir. Bunlar, bir mü’minin ahlakında yer alamaz. Hadis (Taberani).

İnsanlarla alay eden kimseler var ya, kıyamette onlardan birine cennetten bir kapı açılır. “Haydi gel” denilir. O kişi, kapının önüne varınca, kapı yüzüne kapanır. Sonra başka bir kapı açılır. “Haydi gel!” denilir. O kapıya da ümitle koşar. Fakat yanına varınca, o kapı da yüzüne kapanır. Ve böylece, kapı açılıp kapanma durumu sürüp gider. Nihayet, kişiye cennetten gerçek bir kapı açılır. “Haydi gel, bu sefer gir!” denilir. Ama adam, yine suratıma kapatılır endişesiyle, bu açık kapıya yanaşmaz. (Alaycılığın cezasını, bu şekilde alaya alınarak bulur.) Hadis-i Şerif (Ramuz).

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4066 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri