Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

CEZA HUKUKUNDA GEÇMİŞE YÜRÜMEZLİK KOŞULUNDA İDAM CEZASINA BAKIŞ

10 Kasım 2012 Cumartesi

Ülkemizde Anayasal değişiklikten sonra, 2002 yılında, ilgili yasalarda diğer değişiklikler yapıldı ve  ölüm cezasının yerini ağırlaştırılmış hapis cezası aldı. Ölüm cezasının mevzuatımızdan çıkarılması sürecine değinmeden fayda gördüğüm bir açıklama var ki o da; ölüm cezasına ilişkin hükümler kanunlardan çıkarılana kadar, Meclis genel olarak, verilen ölüm cezalarının infaz edilmemesi yönünde bir eğilim göstermiştir. Türk Ceza Hukuku mevzuatında, başta mülga 1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu olmak üzere, bazı yan ceza kanunlarında (örneğin, mülga 1932 tarihli ve 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibi Hakkında Kanun, 1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu) ölüm cezasına  yer verilmiş ve keza usul ve infaz kanunlarında da bunlara ilişkin hükümler sevk edilmiştir. Bunun dışında 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında da ölüm cezasına izin veren veya bununla ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Ölüm cezasının tamamen  kaldırılmasında önce, ölüm  cezası öngörülen 25 suç vardı ve 1984’ten itibaren Türkiye’de hiçbir ölüm cezası infaz edilmemiştir. Çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM, yasama organı, Türk Parlamentosu) tarafından onaylanmamıştır. Başka bir deyişle, yasalarda ölüm cezasının bulunmasından ötürü, yargılama sonucunda kişiler ölüm cezasına çarptırılabiliyordu ve bu cezanın infaz edilebilmesi için TBMM’nin onayı gerekiyordu. Ancak, 1984’ten itibaren ölüm cezası infazları TBMM tarafından onaylanmamıştır. Başka bir deyişle, ölüm cezasının infazının kaldırılması yönünde Türkiye’de de facto bir eğilim vardı. Türk Ceza Kanunu’ndaki bir diğer gelişme,  ölüm cezası öngören maddelerin sayısının yavaş yavaş azaltılması olmuştur. Örneğin, 1990 yılında, 13 maddedeki ölüm cezası ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir, daha sonra 3 maddede daha bu yapılmıştır, böylece Türk Ceza Kanunu’nda 13 maddede ölüm cezası kalmıştır. 2001 yılında, Avrupa Birliği’ne uyum süreci bağlamında, Anayasa’nın 38.maddesi de dahil olmak üzere başta belirttiğimiz pekçok yasalarımızda da değişiklikler yapılmıştır. Esasında, Anayasanın 38. maddesinde, “savaş, savaş tehdidi ve terör suçları” hariç ölüm cezası verilmeyeceğini içeren bir paragraf eklenmiştir. Belirtilmelidir ki, bu paragraf, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ölüm Cezasının Kaldırılmasına İlişkin Protokol No. 6’ya tam olarak uygun değildi, çünkü terör suçlarından da bahsediyordu. Esasında, Türkiye’nin bu Protokolü imzalayıp onaylamasının uzun sürmesinin nedeni, Türkiye’deki terör suçlarının yoğunluğuydu; ölüm cezasının terör suçları üzerinde caydırıcı bir etkisi olduğu düşünülüyordu. Ulusal hukuktaki bu düzenlemeleri takiben 2003 yılında Türkiye, “savaş zamanı ve yakın savaş tehdidi” dışında ölüm cezasını kaldıran ve 1985 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ölüm Cezasının Kaldırılmasına İliŞkin Protokol No. 6’yı imzaladı ve onayladı. Diğer taraftan, Avrupa Konseyi, ölüm cezasını tamamen kaldıran Protokol No. 13’ü 3.5.2002 tarihinde imzaya açtı ve 2003 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu durumun kamuoyunda inanıyorum ki oldukça etkisi olmuştu  şöyleki; öncelikle, insanlığın yöneldiği doğrultudan bakıldığında bu durum umut verici idi, ikinci olarak ise bir umutsuzluk hissettirmesiydi. Protokol No.6’yı imzalamak ve onaylamak çok uzun bir zaman aldı, Şimdi de Protokol No. 13 vardı. Ancak, Türkiye, Protokol No.13’ü 9 Eylül 2004 tarihinde imzaladı. Bu arada, Türk Anayasası’nda bir değişiklik daha yapıldı. Bunu takiben, yasalarda diğer değiŞiklikler yapıldı ve ölüm cezası, biri hariç tüm yasalardan kaldırıldı. 2004 yılında, yeni Türk Ceza Adaleti sisteminin temel kanunları kabul edilmiş ve bu kapsamda 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda ölüm cezasına yer verilmemiştir. Ek 6 No.lu Protokolde olduğu gibi, Türkiye, iç hukukunda ölüm cezasını her koşulda kaldırdıktan sonra, 2004 yılında imzaladığı Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına İlişkin 13 No.lu Protokol’ün onaylanma işlemlerini 2006’da tamamlamış ve yürürlüğe koymuştur. Keza 2006’da Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin, ölüm cezasının, savaş zamanında işlenen çok ciddi askeri suçlar hariç kaldırılmasını öngören İkinci Seçmeli Protokolü de uygulamaya sokulmuştur. Ancak bundan önce ölüm cezası mevzuattan çıkarıldığından, buradaki savaş zamanı istisnasının önemi yoktur.  Buna karşılık, Askeri Ceza Kanunu halen ölüm cezasını içermekte olup, henüz gerekli değişiklikler yapılmamıştır. Gerek Anayasaya gerekse 13 No.lu Protokol’e uyum açısından en kısa sürede bunun yapılması gerekmektedir. Buraya kadar anlattıklarımızın ardından dikkat çekmek istediğim başka bir nokta da var ki fazlasıyla önemlidir. Nedir peki bu nokta? 2004’de ölüm cezaları en çok, ülkede yaşanan askeri veya yarı askeri rejim dönemlerinde infaz edilmiştir.

Şimdi gelelim ceza hukukunda geriye yürüyemezlik prensibine; Kanunların zaman bakımından uygulanması sistemini üç ilke belirlemektedir. Bunlar geriye yürüme, derhal uygulanma ve ileriye yürüme ilkeleridir. Bir kanun, yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş fiillere veya ortaya çıkmış olaylara uygulanabiliyorsa, o kanununun geriye yürümesinden söz edilir. Bir kanunun yürürlüğe girdiği andan itibaren ilgili oldukları olaylara uygulanması öngörülmüşse, bu kanunun derhal uygulanmasından bahsedilir. Kanunların yürürlüğü bakımından temel prensip, derhal uygulanmadır. Eğer bir kanun yürürlükten kalkmasına rağmen, yürürlükte bulunduğu süre içerisinde meydana gelen olaylara uygulanmaya devam ediyorsa, kanunun ileriye yürümesi söz konusudur. TCK'nın 7. maddesinde, belirli koşullar altında bu ilkelerin hepsine de geçerlilik tanınmıştır. Ceza kanununun zaman bakımından uygulama alanı, bir ceza kanununun zaman dilimi  itibariyle hangi andan itibaren uygulanabileceğinin belirlenmesiyle ilgili bir durumdur. Zaman bakımından uygulama konusunda TCK, “fiilin işlendiği zaman kanununu” esas almıştır. Buna göre, işlendiği sırada yürürlükte olan kanuna göre bir fiil hakkında değerlendirmede bulunulması gerekecektir. Ceza kanunlarının geçmişe yürütülmesi yasağı, daha önce işlenen fiiller bakımından bir kanunun geçmişe etkili olacak şekilde uygulanmaması amacını taşımaktadır. Bu durumda bir fiil işlendiği zaman yürürlükte olan kanunlara göre suç teşkil ediyorsa failin cezalandırılması söz konusu olacaktır. Başka bir ifadeyle bir fiil işlendikten sonra yürürlüğe giren kanunda suç olarak tanımlanmışsa, bu kanun geçmişe yürütülerek fail cezalandırılamaz. Bu yüzden yeni suçlar yaratan veya failin durumunu ağırlaştıran ceza hukuku kuralları, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen fiiller açısından uygulama kabiliyeti bulacaktır. Fail suç işlediği zaman yürürlükte olan yasaya göre cezalandırılır. Söz konusu durumun sebebi failin suç işlendiği zamanki cezayı göze almış olduğudur. Bu yüzden suçun daha ağır olması durumunda fail suçu işlemeyebilirdi. Dolayısıyla işlendiğinde suç oluşturmayan bir fiilin suç haline getirilmesi ya da suç olsa bile sonradan daha ağır ceza öngörmesi durumunda aleyhte yapılan bu değişikliklerin geçmişe yürümesi hukuka olan güven ve saygı açısından bir sorun teşkil etmektedir. Bu bakımdan modern ceza hukukunda kural olarak maddi ceza yasaları, yani suç ve cezaları tayin ve  tespit eden yasalar geçmişe yürürlü değillerdir. Bu bağlamda daha çok derhal uygulama prensibinin kabul edildiğini söylemek mümkündür.Failin durumu geriye yürütülen aleyhe yasa veya yasalarla kötüleşmemelidir. Çünkü onun devletten kazanılmış haklarına saygı duyulmasını isteme hakkı vardır. Ceza hukukunun kişi hak ve hürriyetleri açısından güvence oluşturması amacıyla fiilin işlediği zaman yürürlükte olan kanunlara göre suç teşkil ediyorsa kişi cezalandırılabilecektir. Bu yüzden bir fiil işlendikten sonra yürürlüğe giren kanunda suç olarak tanımlanmışsa bu kanun geçmişe yürütülerek fail cezalandırılamayacaktır. Söz konusu durum aslında Özgürlük ve insan kişiliğinin korunması açısından önemlidir. Bu durum aynı zamanda hukuk devletinin esasını oluşturmaktadır. Hukuk devletinden anlaşılması gereken insan haklarını gerçekleştirmesi gerektiği, adaleti sağlaması ve hukuk güvenliğinin temin edilmesidir. Ceza hukuku açısından suç yaratan ya da mevcut suçun cezasını arttıran failin aleyhine olan yasanın geriye yürütülmesi durumunda işlenen fiilin suç haline getirilmesi “ kanunsuz suç olmaz” prensibine aykırılık teşkil etmektedir. Benzer şekilde fiilin cezasının artırılması durumunda da “kanunsuz ceza olmaz” kuralına  aykırılık teşkil edecektir. Lehe kanunun geriye yürümesi kanunilik ilkesi açısından sorun teşkil etmez. Ancak, aleyhe kanunun daha önce işlenmiş eylemlere uygulanarak cezalandırılması geçmişe yürüme yasağı kapsamında değerlendirilecektir. Yeni suçlar ihdas eden bir yasa, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen fiiller açısından uygulama kabiliyeti bulacaktır. Bu bağlamda ceza kanunlarının failin zararına olan diğer hükümlerinin yürürlüğe girmelerinden önceki eylemlere uygulanamamaları da sözü geçen yasağın bir sonucudur. Bu yüzden, ceza hukukundaki kanunilik ilkesi, yalnız suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanmasını gerektirmektedir.

Şimdi hep birlikte düşünelim ki; geçmişe verilen kararlara etkisi olmayacak, aleyhe sonuçlar olamayacağı düşünülerek idam cezası yeniden yasalardaki yerini almalı mıdır? İdam cezası gelmeli evet toplumun yaraları sarılmalı ama günümüz koşullarında oluşacak olaylara uygulanmak üzere elbette gelmelidir. Ama geçmişte verilen hükümler aleyhte bozulmayacağına göre idam bu durum düşünülerek gelmeli midir? Kamuoyunun yanlış yönlendirimemesi burada önemli bir konudur.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4882 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri