Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

DARBELER TOPLUM İÇİN Mİ?

20 Ağustos 2013 Salı

Derin devletin ağlarını ülkenin üzerine ördüğü yüzyıllarda toplumsal gelişme kaygısından daha fazla savunma gücünün geliştirilmesi çabaları öne çıkmıştır. Her ne kadar 1762'de Jean-Jacques Rousseau tarafından hazırlanan Toplum Sözleşmesinde ki amaç; siyasi bir sistemin kurulabilmesi için en iyi yöntemin toplumsal sözleşme olduğu açıklanmakta ise de çağlar boyunca buna riayet edilmemiş ve tamamı yazı üzerine kalmıştır. Neydi Toplum sözleşmesinin ana teması; hükümdar, hukukun çerçevesindeki yasama gücünden başka bir güce sahip değildir. Hukuk, bağımsız ve genel kanaati yansıtır. İnsanlar tarafından onaylanmamış her yasa hükümsüzdür ve geçersizdir, aslında bu yasa (hukuk) dahi değildir. Yasama gücü halka aittir ve yalnızca ona ait olabilir.

Toplum Sözleşmesi ilerlemeci bir çalışmadır. Avrupa'da ve özellikle Fransa'da siyasi reformlar veya devrimlerin yapılabilmesi için teşvik edici bir nitelik taşımıştır. Monarşik düzene karşı muhalif bir yapı taşıyan Toplum Sözleşmesi yasal düzeni hakim kılmayı amaçlamaktadır.

Özetle; Toplumsal Sözleşme fikrinin merkezinde basitçe şu yer alır: Genel kanaatin yönlendirmesi ile belirlenen otorite ve bireylerin konumları, bütünün bölünmez parçaları ve bireylerin grupla ortaklığı temelinde birleşir.

1762 lerde yapılan Toplum Sözleşmesi’nden sonra neler olmuştur: Derin devlet adı altında devlet içinde devlet yapılanmaları, sözde halkın çıkarlarını gözetiyoruz diyen ama aslında kendi ekonomilerini geliştirmeye çalışan kapitalist ülkelerin silah ve dolaylı olarak besin ve tohumlar yoluyla halkı yok etme çalışmaları başlamıştır. Derin devlet sözde devletin ulaşamadığı yerlerde hak ve hukuk getirecektir. Sonuç ne oldu, faili meçhuller ve kara para transferleri aldı başını gitti. Mafya tuzağına düşürülen ülkede böylece fuhuş, kara para, uyuşturucu ve faili meçhuller arttı. Bunun en yakın örneği İtalya olmuştur. Sivil itaate ve derin devlet yapılanmasına karşın durum temizeller operasyonu adı altında ele alınmış ve derin devletin temeline yani Cumhurbaşkanına kadar olay indirgenmiştir. Ülkemizde derin devlet yapılanmasının başlangıç noktası neresiydi ya da kimlerdi diye bir soru olacak olursak 1762’lerdeki Toplum Sözleşmesine kadar inerek toplumu düşünmeyen zihniyetlerin sözde düşünür rolü yapanların ama sivil itaate baş kaldıran düşüncenin ortaya çıktığı ve orada kök salmaya çalıştığı çalışmalardır. H Türkiye sürekli terör örgütleriyle  savaşmıştır. Terör örgütü nedir devlet yönetimine yani sivil itaate halka karşı silahlı olarak başkaldırı biçimidir. PKKda terör örgütü idi Ergenekon’da terör örgütü idi. İkisinin de ortak amacı sivil itaate başkaldırı silahların eşitsizliğinde sözde demokrasi sanrılarıyla bazı ülkelerin silahlarını kullanmaları ve kapitalizme yardım eden hem de en derin devletin terör örgütleriydi. Hem de kolları sadece ülkemiz değil batı ve doğu ülkelerine kadar da ray sistemi ile ulaşılmaktaydı. Bazen ray sistemi bazen deniz aşırı yollarla bu bağlantılar sağlanıyordu. Rant kurulmuştu. Gümrüklerden doğal ihtiyaçlara kadar herşey sözde ülkeyi koruma görevi verilen aslında dışarının maşaları olan gruplardaydı. Her terör örgütünün amacı asla vatan millet değildir hem de hiç değildir. Onların tek görevi şeytanın uşaklığını yapmak ben ne yaparım da nasıl yaranırımın küçük hesapları peşinde koşmaktır.  Bu durumlar sürekli tespit edilmiş ama nasıl oluyorsa sürekli ordu göreve talimatlarıyla  sivil itaate karşı darbeler yapmıştır. Sözde terör bitecek umuduyla sözde sizi biz koruyacağız umuduyla aslında bu gelişmelerde sivil itaatinde yanlış hesaplarından olmuştur. Ne olmuştur sıkışınca ordu göreve diyen zihniyetten kurulu sivil temsilciler orduya kapitalist ülkelerden aldıkları ya da diğer terör örgütlerine finanse ettikleri para ve silahlarla kendi halkını vurdurmuş kendi halkını bölmüş kendi halkı arasında ayrımcılık yaptırmıştır. Söz geçirememiş adeta birini birinin sırtına asalak yapmıştır. Kaçak elektrik kullanımına göz yummak, sağlıkta ihtiyaç olan vatandaşını görmeyip sadece silah alacağı ya da borç alacağı ülkelerin emri altına girerek halkı düşünmeden terör örgütlerine desteğini çekmemiştir. Yani başaramamıştır görevini onca akan kanın içinde boğulmaktadırlar aslında ama pişkinlikle hayat devam ediyor zihniyetiyle de saygı görmektedirler. Halbuki ülkeye halka yaptıkları bunlardan başkası olmamıştır.

Türkiye’de Cumhuriyet döneminde; ’27 Mayıs 1960’, ’12 Mart 1971’, ’12 Eylül 1980’ ve ’28 Şubat 1997’ olmak üzere askeri darbeler olmuştur. Bu darbeler ülkeye ne vermiştir ya da ne kaybettirmiştir. Darbelerin ve muhtıraların ülkemizde yol açtığı ekonomik, sosyal, hukuki ve siyasi tahribatın günümüze de sirayet eden görünür ve görünmez etkilerinin araştırılarak, alınması gerekli tedbirlerin tespiti yapıldığında; 17 bin faili meçhul, 23 bin 234 şehit, 10 bin 983 gazi ve bir o kadar da maddi olarak bir gecede kayba uğramış vatandaşlardır. Şimdi bu darbeler halk için mi yapılmıştır sorumuz budur cevaplarda sizlerdedir.

İşte darbelerin yapılma sebebi ortamların oluşturulmasıdır aslında sivil itaate başkaldırı gibi olsa da madem ki orduyu göreve çağıran yürütme ve yasamadır o halde demek ki darbeler sadece ne askeri darbe idi ne de sivil darbe idi.

Askeri darbe; Devletin emrindeki resmi askerî kurumlara mensup kişi ya da kişilerce yapılır. Hükümet darbesi ya da kısaca Darbe, devletin emrindeki resmi askerî kurumlara mensup kişi ya da kişilerin ani olarak anayasal olmayan yollarla mevcut hükûmeti devirmesi ve iktidara el koymasıdır. Yönetim biçimine yöneltilen radikal değişiklikleri önlemek amacıyla her zaman olmasa da çoğunlukla tanımı gereği şiddet içerir. Geniş halk kitlelerinin desteği olmadan yapılması ve köklü bir değişim hareketi olmaması sebebiyle devrimden ayrılır.

Hükûmetlerin, ekonomik ve sosyal sorunları çözmekte başarısız oldukları gerekçesi belirtilerek askeri darbe yapılır. Bu iddaalar Cuntacılar tarafından ortaya atılır. Askeri darbeler aynı zamanda güçlü devletlerin zayıf devletler üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmeleri için tercih edilen bir yol olarak da karşımıza çıkar. Örneğin CIA’in Şili darbesine destek vermesi gibi. Ayrıca, NATO’nun askerî kanadından 1974′te çıkan Yunanistan’ın, karşılığında Türkiye’ye hiçbir taviz verilmeden 1981′de veto edilmeden tekrar NATO’ya kabulü de ancak 12 Eylül 1980 darbesinden sonra mümkün olabilmiştir.

Günümüze Gelindiğinde;

Balyoz Davası “darbeye eksik teşebbüs”, Ergenekon Davası’ysa “darbeye teşebbüs” eylemlerini içeriyordu. Daha sırada yargılanan darbeler var.

28 Şubat 1997 Darbesi “Postmodern Darbe” olarak siyaset bilimi alanında dünya literatürüne geçti.

27 Nisan 2007 Muhtırası da (Darbesi) “E-Darbe” olarak literatüre geçme potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin 1945’ten bugüne uzanan çok partili parlamenter demokrasi tarihi, demokrasi yolunda iki adım ileri, bir adım geri giden, bazen de geri adımın çok uzadığı bir tarih.

Demokrasi tarihimiz 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlayan bir darbeler tarihidir . Darbelerin Cumhuriyet rejimini “koruma” adına yapıldığı, darbe yapanların kendilerini anayasa yoluyla yargısal güvence altına aldığı ve parlamenter demokrasinin sürekli askeri (ve de yargısal) gözetim altında olduğu bir “vesayet rejimi” tarihi de.

Darbeler ve askeri (ve de yargısal) vesayet rejimi, Türkiye’de demokrasinin pekişmesinin ve ilerlemesinin önündeki temel engellerdi. Dahası, Kürt sorunu gibi, her alanda, çok ciddi istikrarsızlıklar, travmalar ve büyük bir insan trajedisi yaratmış bir sorunun çözümünün önündeki de temel engeldi.

Ünlü hukukçu Ronald Dworkin, “demokrasinin pekişmesi için, toplumun hukuku sorunlarını çözen temel alan olarak görmesi ve bu bağlamda, hukuka güveninin yüksek olması gerekir” der.

Vesayet rejiminden demokratik hukuk rejimine geçemiyoruz. 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1658 defa okunmuştur
MEMUR SİCİL AF YASASI VE UNUTULAN 6191 SAYILI YASA HAKLARI
AHMET GÜNDÜZ
Memur sicil affı ile beraber mecliste bekleyen 6191 ek yasa mağduru larının hakları verilmeliydi.Üvey evlat olmanın acısını çekiyoruz.Devlet MEMURU YASASI 657 -EK 926 tsk.PERSONEL KANUNU PEKİ BU YASAYA TABİ OLANLAR DEVLETİN MEMURU DEĞİLMİY Dİ KİME HİZMET ETTİLER.HAKLARINDA YARGI KARARI YOK,MAHKEME KARARI YOK ,SUÇLARI NEYDİ KİMSE BİLMİYOR.YUMURTAYI TAŞIRKEN KIRMAMIŞLAR ,KIRMIŞ OLSALARDI SUÇLARI OLURDU SAYGILARIMLA BEN DEDE/ESKİŞEHİR
21 Ağustos 2013 Çarşamba 16:02
Beğendim (3)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri