Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

Dünden Bugüne OBAMA (I)

07 Kasım 2012 Çarşamba

Mevcut başkan Obama 2008’de seçimi kazanmış ve ABD’nin ilk siyahi başkanı olarak tarihe geçmişti. Obama’nın temel söylemi “değişim” üzerine kuruluydu. Çünkü ABD’de, Bush’un 2000-2008 yılları arasındaki başkanlığı döneminde içte toplumsal sorunlar dışta da Türkiye dahil dünya ülkeleriyle ilişkiler oldukça keskinleşmişti. Bu 8 yıllık sürede, sınıflar arasındaki gelir uçurumu inanılmaz ölçüde büyümüştü. 2008 yılında Amerika’da 20 milyona yakın insan işsiz ve 25 milyon kişi de geçici işlerde hiçbir sosyal güvencesi olmadan çalışıyordu. Yoksulluk sınırının altında yaşayanların sayısı 40 milyonu aşmıştı. Yine 40 milyondan fazla Amerikalı sağlık sigortası olmadan yaşamaktaydı. Bush döneminde, sadece imalat sanayiinde 2,5 milyon kişi işini kaybetmişti. Ücretler sürekli bir gerileme içinde idi. Ortalama bir işçi, geçimini sağlayabilmek için çalışma süresini her yıl dört hafta arttırmak zorunda kalıyordu. İşçi sınıfının borcu, gelirinin %110’una ulaşmış durumda olup kapitalistlerden her yıl yapılan 1-1,5 trilyon dolarlık vergi indirimi, işçi sınıfının sırtına ek yük olarak bindirildi. Devletin sosyal harcamaları ise alabildiğine kısılmış durumdaydı. Şirketler ve devlet bürokrasisi, gırtlağına kadar rüşvete ve dolandırıcılığa batmış halde idi.

Tüm bu olumsuzluklar içinde Obama’nın yıldızı elbette Amerikan emekçilerini kurtarmak için değil, büyük sermaye sahiplerini kurtarmak için parlatılmıştı. Yoksulluk, işsizlik, sosyal güvencesizlik, evsizlik, suç oranlarında artış, Afganistan ve Irak işgalleri Amerikan emperyalizminin iç ve dış çelişkilerini keskinleştiriyordu. Amerikan burjuvazisi açısından önemli olan, bütün olumsuzluklara rağmen kitlelerin kapitalist düzenden umutlarını kesmemesiydi. Zaten Amerikan seçimleri Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasında gidip gelen bir sarkaç gibidir. Seçim sistemi öyle bir biçimde dizayn edilmiştir ki, bu iki partiden başka bir partinin veya bağımsız bir adayın seçimleri kazanması neredeyse imkansızdır. ABD burjuvazisinin planına göre, Demokrat Partili siyah tenli Obama “değişim umudu” ile hem içerde Amerikan halkının öfkesini absorbe edecekti; hem de tüm dünyada gittikçe artan ABD düşmanlığını sona erdirecekti.

Değiştirebiliriz sloganıyla seçimlere giren Obama, ABD’li askerlerin Irak’tan çekilmesini, ekonomik durgunluğa son vermek için yeni bir teşvik paketi, finans sektöründe yeni düzenlemeler, gelire göre artan oranlı vergilendirme vaat ediyordu. Ayrıca sağlık, eğitim gibi Amerikan emekçilerinin sorunlar yaşadığı konularda önemli değişiklikler yapma sözü veriyordu. Bütün bu vaatler savaştan, ekonomik krizden, finans kapitalin açgözlülüğünden ve yüksek vergilerden bıkmış Amerikan halkının büyük çoğunluğunun Obama’yı bir “kurtarıcı” olarak görmesine yetti. Nitekim Obama seçmenin %52’sinin oyunu alarak başkan seçildi.

Tekrar dönelim Amerika’ya; aradan geçen dört yıl boyunca ne oldu, vaatler yerine getirildi mi? Elbette hayır! Burjuvazinin temsilcisi Obama’nın işçi ve emekçilerin derdine derman olmayacağı baştan belliydi. Bütün dünyada olduğu gibi emperyalist piramidin tepesindeki ABD’de de seçimler, toplumun kendi temsilcilerini seçtiğini sandığı bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Adaylar, iktidara gelene kadar bin bir türlü vaatte bulunurlar. Ama bir kez iktidara gelindiğinde ise sözler unutulur, ya da göstermelik birkaç reformla durum geçiştirilir. Obama da Amerikan sisteminin bu kurallarının dışına çıkmadı. Öyle bir niyeti de yoktu zaten.

Irak’tan ABD askerlerini çekeceğini vaat eden Obama, iktidara gelince bunu çeşitli şartlara bağlamaya başladı. Irak’tan çekilen askerler Pakistan ve Afganistan’a kaydırıldı. Irak’taki ABD askerlerinin “resmen çekilmesi” ancak 2011 yılının sonunda gerçekleşti. Medya Irak’tan son askerlerin de çekildiğini ilan ederken, bu askerlerin nereye gönderildiğinden pek bahsetmedi. Irak’tan çekilen bu 4500 asker Kuveyt’te konuşlandırıldı. ABD’nin yurtdışındaki askerlerinin sayısına baktığımızda askerlerin geri çekilmesi diye bir şey olmadığını açıkça görüyoruz. Savunma Bakanlığının 31 Aralık 2011 tarihli rakamlarına göre yurtdışında 196.248 ABD askeri aktif olarak görev yapıyor. Bu birçok ülkenin ordusundan daha büyük bir orduya denk düşüyor. Üstelik ABD ordusunun resmi askerleri Irak’ı terk etmiş olsalar da, Blackwater (yeni adıyla Academi) gibi şirketlerin paralı katilleri Irak’ta cirit atmaya devam ediyor.

Obama’ya barış umuduyla oy verenlerin hayal kırıklığı sadece Irak’taki askerlerin geri çekilmesiyle sınırlı kalmadı. Demokrat Obama, yıllık savaş bütçesini 680 milyar dolara çıkartarak ABD tarihinin en savaşçı başkanı oldu. Aynı Obama 2009 yılında Afganistan’a 33 bin asker göndermiş ve buna rağmen hemen ardından Nobel barış ödülüne layık görülmüştü.

2008 seçimlerinde de Amerikan halkı için en önemli mesele ekonomiydi. Seçimlere bir buçuk ay kala peşpeşe dev şirketler iflas etmiş, ekonomi çökmüştü. Bunun faturasını işsizlik, evsizlik ve yoksullukla ödeyen ABD’li emekçiler için başkan adaylarının ekonomik vaatleri büyük önem arz ediyordu. Çünkü ABD’li işçiler, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar dışında bir seçenek göremiyorlardı. Halkın içinden gelen adam portresi çizen Obama, ekonomik planlarıyla yeni işler yaratacağını ve ekonomiyi düze çıkaracağını iddia ediyordu. Obama seçimlerden sonra, daha başkanlık koltuğuna oturmadan ilk iş olarak tekellerin yöneticileriyle toplantılar yaptı ve izleyeceği ekonomik politikanın detaylarını belirledi. Bu görüşmelerin sonucunda 2009 Ocağında daha başkanlığının ilk ayında 787 milyar dolarlık teşvik paketi imzalandı. Bu paketle birlikte yeni işler yaratılacağı, işsizliğin 2012 yılında %6’ya düşeceği iddia edildi. Oysa bugün ABD’de işsizlik halen %8,1.

Dört yıllık sürede vaatlerinin tümünü yerine getiremediklerini ama bu kadar kısa sürede önemli bir mesafe kaydettiklerini ifade eden Obama, yeniden başkan seçilirse vaat ettiği “değişimi” tamamlayacağını iddia ediyor. Sağlık için daha fazla yatırım yapmayı, vergileri arttırmayı, göçmen haklarının iyileştirilmesini, Afganistan’dan askerlerin çekilmesini ve kürtaj hakkını savunuyor. Obama’nın vaatleri arasında bir tarafta Irak ve Afganistan işgalleri için ayrılan bütçenin ekonomiye aktarılması varken, diğer taraftan ordunun kuvvetlendirilmesi yer alıyor. Ayrıca, istihdamı bir milyon kişi arttırmak, ihracatı iki katına çıkarmak gibi vaatleri de var.

Romney de tıpkı Obama gibi orduyu güçlendirme, ihracatı arttırma, işsizliği azaltma, daha zengin ve daha güçlü bir Amerika vaatlerinde bulunuyor. İşsizliği azaltmak için dört yıl boyunca 12 milyon kişiye istihdam sağlayacaklarını iddia ediyor. Ancak, kürtaj, göçmen hakları, idam gibi konularda ise Obama’dan farklı olarak partisinin klasik söylemini devam ettiriyor. “Yaşam hakkı” gerekçesiyle kürtaja karşı çıkıyor, idamı savunuyor, göçmenliğin engellenmesi için sert önlemler alınmasını istiyor.

Obama adaylık konuşmasında “Eğer bu ülkenin vaat ettiklerinin yalnızca bir azınlığa ait olduğuna inanmıyorsanız bu seçimde sesinizi duyurmanız gerek. Eğer bu ülkede yönetimin en çok parayı verene sonsuza dek borçlu olduğuna inanmıyorsanız bu seçimde tepkinizi göstermeniz gerek” diyerek zengin azınlığın değil çoğunluğun çıkarlarının savunulduğu bir ABD vaadinde bulundu.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1940 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri