Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

DÜNYA’DA Ki AN…

09 Temmuz 2012 Pazartesi

Dünya bir imtihan yeri olup biz aciz kullara sadece bir an’dır. Bunu anlamamakta ısrar eden biz kullar ne acı bir sonuçla karşılaşırız bunu bilsek idrak etsek sanırım daha farklı olurduk.

Dünya boş bir amaç uğruna yaratılmamıştır : Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık (ENBİYA/16-17)

Dünya bir imtihan yeridir : Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık. (İNSAN/2)O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. (MÜLK/2)Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. (ENBİYA/35)Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim. (KEHF/7)Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah’ın yardımı yakındır. (BAKARA/214)Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! (BAKARA/155)Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz. (MUHAMMED/31)Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan size eziyet verici birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir. (AL-İ İMRAN/186)İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır. (ANKEBUT/2-3)

Dünya hayatı bir aldanıştır :Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah’ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın. (FATIR/5)Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma. (KEHF/28)Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın. (LOKMAN/33)

Dünya hayatı kısa ve geçicidir : Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. (RUM/8)Kendilerine, “Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?” derler. Onlara de ki: “Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez.” (NİSA/77)Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir. (KEHF/45)Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız. (YUNUS/24)

Dünya hayatı bir oyun, tutkulu bir oyalanmadır : Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı. (ANKEBUT/64)Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. (HADİD/20)Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah’tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur’ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır. (EN’AM/70)Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez. (MUHAMMED/36)İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır. (AL-İ İMRAN/14)

İnkar edenler dünyayı ahirete tercih ederler Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da, Ahireti bırakıyorsunuz. (KIYAMET/20-21) Bu (azab) şundan dolayıdır ki, onlar, dünya hayatını sevmiş ve onu ahirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez. (NAHL/107) Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak. (YUNUS/7)

Tüm bu ayetleri okuyup yüreğimizle ikna olup kabul ettikten sonra 1970’li yılları anlatan Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü romanındaki yaşamın gereklerinden hırs, tutku ve kulların kulluktan çıktığı dünya hevesine kendilerine kaptırmaları beni ziyadesiyle üzmüştür.  

Roman’da geçen zaman 1970’li Türkiye olup; ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel bir dizi çalkantıyla yüklüydü. Batılı kapitalist tekellerin (otomotiv, elektronik vd.) ürünlerini montaj üzerine kurulu bir sanayileşme, askeri müdahalenin ardından geçilen aksak “demokrasi” sürecinde koalisyonlarla parçalanmış bir siyasi arena ve yerellikten küreselliğe, küresellikten yerelliğe doğru uzanan, kırılan kültürel yaşantılar… Bir yandan karanlıktan çıkış için umut ışıltıları gözükmekte, öte yandan insanı ve insani değerleri kuşatan yabancılaşmanın boğuculuğu yayılmaktaydı.

Bütünüyle ele alındığında Fikrimin İnce Gülü bir gencin meta  kültürünün girdabında kendini ve tüm hümaniter değerlerini yitirişini anlatır ki yukarda ki ayetlerle de çelişen bir durum olan kulun bu durumuna ek olarak bir de akrabalarından, dostlarından, sevdiklerinden bir bir kopan Bayram tüm hayatını Mercedes’e sahip olabilmeye yani dünya zevkine endeksler. Oysa bu Mercedes onun çıkışı olmayan tuzağıdır.

Adalet Ağaoğlu’nun burada yarattığı tip, kelimenin tam anlamıyla bir anti-kahraman olup onu örnek alamıyor, bundan da öte eylemlerinden rahatsız dahi olabiliyoruz. Fakat yüzümüzü dönüp gerçek dünyaya baktığımızda Bayram’a benzeyen, değerlerini, ayetlerde belirtilen kul ve ahret-dünya bilincinden yoksun ve temel insani duygularını yitirmiş, yabancılaşmış bireylerin yüzlercesiyle karşılaşabiliyoruz. Ağaoğlu’nun yarattığı karakter bir ayna gibi bizleri, kapitalist toplumun küçük, “rasyonel” hesaplar içinde kaybolmuş ve dünyaya gelme gayesini tamamen unutan insanlarını yansıtmaktadır.

Fikrimin İnce Gülü 1975 yılının bir yaz günü, yedi saatlik zaman içinde geçer. Bayram Almanya’da BMW fabrikasında işçidir. Montaj hattında çalışır. Üç yılını verip, dişinden tırnağından artırdıklarıyla aldığı Mercedes’i ile (onun deyimi ile Balkız) memlekete dönmektedir. Bir günün sabahından akşamına süren yolculuğunda, geriye dönüşlerle geçmişi anımsamaktadır. Roman boyunca, bir metaya sahip olmak üzere harcanan bir hayatın hüzünlü tükenişine tanık oluruz.

Bayram’ın çocukluğu sefalet içinde geçmiştir. Öksüzdür. Amcası ona sahip çıkmış, babalık etmiştir. Daha çocukluk yıllarında Bayram, Eskişehir’in Ballıhisar Köyü’ndeki halkın bir Ford otomobille gelen gösterdiği abartılı saygıyı gördüğünde, onun gözünde adam olmak ile araba sahibi olmak eşanlam kazanır. Ki ne kadar acı bir düşüncedir. Hayatın anlamını, sefaletten çıkış kapısını bulmuştur. Onun da bir otomobili olacak, yoksulluktan kurtulacak ve insanlar artık Bayram’ı  “deloğlan”  diye çağıramayacaklardır. Bu onun için öyle büyük, yüce bir amaç haline gelmiştir ki, sevdiği kız olan Kezban’ın da üzerinde bir anlamı vardır. Bayram amcasına olan vefa borcunu ve aşkını hiçe sayarak önce Polatlı’ya sonra Ankara’ya kaçar. Benzin pompacılığından oto tamirciliğine ve dolmuş şoförlüğüne kadar bir dizi işte çalışır. Sonunda Almanya’ya işçi olarak kabul edilip  gider.  Bayram Bulgaristan-Türkiye sınırından girmek üzereyken Franz Lehar yazılı gömleği, yeşil şapkasıyla müthiş bir özgüvene sahiptir. O bir Mercedes sahibidir ve çevresinden bu nedenle bir saygı bekler. Ama gümrük görevlileri için o her gün binlercesi geçen gurbetçilerden biridir, sıradandır. Bunu kanıksayamaz, kanıksamak istemez. Bu arada Münih’ten arkadaşı Veli ve ailesi de eski Ford Taunus’ları ile ülkeye girmek üzeredirler. Arabaları abartılı yükün altında ezilmektedir. Bir televizyonu Bayram’dan arabasına almasını rica etmişlerdir, ama o bunu reddetmiştir. Balkız’ını gereksiz yüklerle yıpratmak istemez. Hatta Almanya’dayken yakınlaştığı Solmaz adlı kadını dahi Türkiye’ye gelirken arabasına almak istemez. Hiçbir yakınına, yük olmasın diye armağan dahi götürmemektedir. Veligil, gümrükte yaşadıkları sorunu küçük miktarda bir rüşvetle çözer. Genç ve idealist bir memur dışında herkes, değişik boyutlarda rüşvet batağına saplanmıştır. Bayram yol boyunca, üzerinde Güldenhouse yazılı bir kamyonetle uğraşıp durur. Kamyonet sürekli üzerine gelir, onu sıkıştırır yada yol vermez. Sınırı geçince Bayram kamyoneti polislere şikayet eder. Geçerli bir suçlama yapamayınca ceza ödemek zorunda kalır. Bu onu çok rahatsız eder. Almanya’da bir yabancı olarak o nasıl bir uygulamaya maruz kalıyorsa, burada da o bir benzerini kamyonet sürücüsüne yaşatmak ister ama başaramaz. Bir de Mercedes’inin yıldızının çalınması ve stop lambasının camının düşmesi iyice sinirlerini bozar. Bu küçük hasarlar içinde derin yaralar açmaktadır. Askerlik anıları onu rahat bırakmamaktadır. Diyarbakır-Siirt Sıkıyönetim Komutanlığı’nda jip şoförlüğü yaptığında siyasilere yapılan baskılara tanık olmuş, hatta üstleri emretmediği halde keyfi olarak kimilerine vurmuştur. Geçmiş günlerin bu kara gölgeleri sürekli üzerine vurmaktadır. Askerlik günlerinde giderek vicdanını teslim etmiştir ve bunun etkisini ömrü boyunca üzerinde hisseder. Hızla karayolunda ilerlerken Veligil’in Taunus’unu yolun dışına savrulmuş, parçalanmışken görür. Münih’te karşılıksızca ona yardım eden, sıcak davranan yegane insan Veli’dir ve o, şimdi bu arabadan ya yaralı ya ölü çıkmıştır. Yavaşlamaz, durmaz. Kazanın sonucunda ne olduğunu arayıp kimseye sormaz. Onun akşam saatlerinde Ballıhisar’a yetişmesi ve kahvenin önünde oturan köylülere hava atması gerekmektedir. Bu her şeyden daha önemlidir. Kezban’ı yıllarca ümit vererek peşinden koşturmuş, ama onunla nişanlanmamıştır. Almanya’dayken amcasının hasta olduğunu, Kezban’ın ise Beyşehirli bir balıkçıya varmak üzere olduğunu duymuştur. Buna ihtimal vermez. Nasıl olsa Mercedes’ini gördüğünde Kezban ona bir kez daha vurulacaktır. Bayram Ankara’da oto tamirciliği yaparken Kezban da onun peşinden gelmiştir. Ağabeyi İsmail’in yanında kalır, evlere temizliğe gider. Arada Bayram’ın çalıştığı atölyeye de gider. Bayram ona bir çay yada simit ısmarlamayı dahi çok görür. Bir otomobil satın alma hayaline onu uzaklaştıran her türlü harcamayı gereksiz bir lüks olarak görmektedir. Yalova’ya giden feribota biner orada çarptığı ve üzerine çay dökülmesine neden olduğu kadından özür diler, onu Balkız’ına davet eder, Bursa’ya kadar bırakmayı önerir. Ayfer önce naza çeker ama sonra öneriyi kabul eder. Bu biraz da barbar olan Alamanyacı onun için iyi bir kısmet gibi görünür. Bayram vapurdan inmeyi beklemeden, Ayfer daha yanındaki koltuğa oturur oturmaz yılların açlığıyla saldırır. Tacize uğrayan kadın çığlıklarla kaçar. Bayram tüm vapura rezil olur. Bursa’ya giderken Balkız’a iyice yabancılaşmıştır. Arabanın susturucusu patlar, Bir kamyon taş sıçratır ve ön camı kırılır. Kamyoncuyla kavga eder ve yaralanır. Şimdi tam bir ikilem yaşar. Balkız birkaç saat önce, Ballıhisarlıları nasıl büyüleyeceğini hayal ettiği görünümünden çok uzaktır. “Acaba köyüme gitmekten vazgeçip Bursa’nın kaplıcalarında paramın yettiğince bir tatil yapmalı mıyım?” diye düşünür. Sonra, son bir güçle köyüne doğru yoluna devam etmeye karar verir. Kezban’ı ve  ölmeden önce amcasını görecektir. Üç yıl öncesinden boğuk bir anı peşini bırakmamaktadır. Kezban’ın akrabası olan İbrahim ile Ankara’da karşılaşmıştır. İbrahim ona Almanya’ya gitmek üzere olduğundan, tüm işleri hallettiğinden, sadece birkaç gün sonra alacağı sağlık raporunun kaldığından bahsetmiştir. Bayram onu çok kıskanır. Yine de yardımcı olabileceğini, sağlık raporunu kendisinin alıp yollayabileceğini söyler. Bir laboranta rüşvet vererek İbrahim’i çürüğe çıkarır ve onun sırasını kaparak Almanya’ya gider. Tüm acımasızlığına rağmen bu eylemini kendi içinde haklı çıkarmaktadır. Ve köye döner dönmez İbrahim’i kuzu çevirme yemeye götürecektir. Böylelikle (bu cimri Bayram için büyük bir harcamadır) günahının kefaretini ödemeyi planlamaktadır. Sivrihisar’a çok yaklaşmışken, karşısına çıkan biçerdövere çarpmamak için şarampole yuvarlanır. Artık Mercedes’i iyice bozulmuş, ön tampon göçmüştür. Adeta Bayram’ın üzerinde yol boyunca dolanan lanet ya da İbrahim’in ahı- son sözünü söylemiştir. Her şeye rağmen yola tekrar çıkar. Köyünün girişinde Pesinnus yazılı bir tabela görür, anlam veremez. Yollar genişlemiş, çiftçilik ve hayvancılık yerini küçük mozaik, tuğla, çimento, kireç fabrikalarına bırakmıştır. Traktörler görür. Bunlar en az bir Mercedes kadar pahalı araçlardır. Ballıhisar’a yaklaştıkça yüreğinde tüm ümitsizlik tortularına rağmen küçük bir ışıma belirir. Belki, oraya varınca her şey düzelebilir. Köyün girişindeki yeni yapılmış çeşmeden su içer. Bu arada, bir koyun sürüsü su içmeye gelir. Başlarında genç bir çoban vardır. Bayram çobanla konuşmaya başlar. Genç çoban Kezban’ın yeğenidir. Kendisini Afyonlu olarak tanıtan yabancıya korkunç haberler verir. İbrahim iki yıl sonra Bayram’ın ihanetini öğrenmiş ve büyük bir acıyla çökmüştür. Kardeşi bildiği insanın kalleşliği ona dayanılmaz gelir. Bundan bankada hademe olarak çalışan Kezban’a bahseder. Kezban bankanın orta yerinde bir küfür savurur ve bu nedenle işten atılır. Amcasının oğlu Remzi ile birlikte Bayram’ı “deyyus” olarak adlandırır. Amcası da ölmüştür. Geride sadece onu aşağılık bir yaratık olarak gören insanlar vardır. Kezban Beyşehirli balıkçıyla evlenmiştir.  Artık, yedi sekiz saat önce yeni olan Mercedes’i bir hurdaya dönmüştür. Bu hurda anca onu Münih’e geri götürmeye yeter. Ballıhisar’dan geri döner, dörtyol ağzına gelir. Kararsızdır, hangi yönü seçeceğini bilmeden dörtyol ayrımında bekler.  Hiçbir yöne sapmayı gözü tutmaz, canı çekmez. Çünkü, hiçbir yolun ucunda kimse Bayram’ı beklememektedir.

Biz aciz kullar dünyada mal edinme hırsı ve bir yerlere gelmek uğruna yaptıklarımızla hangi sona doğru gidiyoruz?

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1916 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri