Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

Etnik Sorunun Kökeni

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Soy ve soy bağı  gerçek tarihsel kanıtlardır. İnsanlık, kendisini bir soyla tanımlar ve genellikle soylar da kendisini devam ettirir.

Ama bu soyların da, ne genetik, ne ırki, ne de başka tür otomatik bileşeni yoktur. Soy, milletin unsurundan biridir, Kültürün, geleneğin, değerlerin taşınmasını ifade eder.

Bu bakımdan bir Türk soyundan bahsetmek doğrudur ama bir Türk ırkından bahsetmek yanlıştır.

 

Etnik Sorunların Başlangıç Noktası

“Avrupalı” ya da “Batılı” dediğimiz “Beyaz” insan türü Doğu coğrafyasını sömürgeleştirirken bilimsel bazı gerçeklere ihtiyaç duymuş ve ihtiyacı olan bilimi de kendisi yaratmış, daha doğrusu da uydurmuştur. Beyaz adamın kurguladığı Antropoloji, 1800’lü yılların ırk teorisini ortaya koymuştur.

Bugün “çok ırklılığı” ve “çok etniliği” öneren Batı antropolojisi ve onun bir türevi olarak gelişen Batı sosyolojisi 1800’lü yıllarda tüm dünya halklarını Beyaz adam ve üç aşağı ırka ayırmıştı.

Bu durumda; Batı sömürgeciliğinin ihtiyaçlarına göre değişen bir bilimsel teori ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu teori üç aşama içinde gelişerek bugüne gelmiştir.

1- 1800’lü yılların “safari tarzı” sömürgeciliği doğrudan ırkçı teorinin bir uygulamasıdır.

2- 1900’lü yıllarda emperyalizm adını alan sömürgeci sistem, yeni imparator ABD tarafından “ulusların kaderini tayin ilkesi”ne dönüştürülmüştür. Burada ırkçılıktan “self determinasyon”a geçiş sözkonusudur.

Fakat gerek 1800’lerin gerek 1900’lerin sömürgeci saldırısına, Ulusal Kurtuluş Savaşları ve Ulus Devletler kurarak yanıt veren Doğu toplumları dünyaya yeni bir biçim verdiler. Daha doğrusu Beyaz Adamın dünya tablosunu değiştirdiler.

3- 2000’li yıllara girdiğimizde ise Beyaz adam ırkçı bilimini etnik sosyolojiye çevirmiş durumdadır. Bugünün bilimsel teorisi olarak sunulan ve toplumların, milletlerin etnik kökenlerini ortaya koyarak o etnik kökenlerin diriltilmesi ve yeni etnik topluluklar yaratılması üzerine inşa edilen bir teoriyle karşı karşıyayız.

Türkiye özelinde baktığımızda, etnik meselenin Wilson İlkeleri ile birlikte bir başka temeli daha olduğunu tespit etmeliyiz; o da Kürt-İslam çizgisidir. Özellikle Said-i Kürdi tarafından formülize edilen “ulus karşıtlığı” her ne kadar İslam ülküsü gibi sunulsa da, Ortadoğu’da ve Osmanlı coğrafyasında Wilson İlkeleri’nin en önemli destekçisidir.

Nedir bu Sağcılık ve Solculuk?

Literatürlerde; Solculuk: Vatan Savunuculuğu (Birleştirici, Milliyetçi)
Sağcılık: Vatan Satıcılığı (Bölücülük, Dinci-Etnikçidir) olarak geçmektedir.

Yine literatürlerde;

Sol, sömürgecilik çağının ürünüdür. Sömürgecilik çağı ise, bir yanda sömürgecilerle diğer yanda ezilen uluslar arasındaki mücadele çağıdır. Bu açıdan bakıldığında ezilen ulusların sömürgecilere karşı mücadelesini solcular yürütür ki; bunların istisnasız hepsi ulusal kurtuluşçudur. Dolayısıyla ulusal kurtuluşçuluğun yolu olan solculuk, aslında sömürgecilere karşı ulusu savunmanın ve kurtarmanın yoludur. Bunun ise temel ideolojisi milliyetçiliktir. Bu bakımdan milliyetçilik ve solculuk ancak birlikte varolan kavramlardır. Fakat milliyetçilik ve solculuğu bir araya getiren ve ortaya çıkaran temel eksen antiemperyalizmdir.

Burada sağın programı da hemen ortaya çıkar. Solcular kendi vatanlarını ve milletlerini emperyalistlere karşı savunurlarken, sağcılar emperyalizme ülke içinde işbirlikçilik yaparlar. Yine dünyada hiçbir ulusal kurtuluş hareketinin sağcı olmaması elbette tesadüf değildir! İstisnasız biçimde tüm dünyada solculuk vatan savunuculuğu, sağcılıksa vatan satıcılığıdır.

Yine; burada solculuk yoksul, topraksız kesimleri savunurken, sağcılık toprak ve para babalarının ideolojisi olarak oluşur.

Solculuk, yoksul halkın, halkçı bir ekonomik program temelinde, ülkenin kendi kaynaklarına sahip çıkması programıdır. Bu ise yoksullar şahsında tüm ulusun birleştirilmesidir. Emperyalizm toplumu ikiye bölerken solculuk, yoksulları birleştirerek aslında toplumu da birleştirir.

Sağcılık ise burada da bölücü bir misyondadır. Sağcılık, kapitalist temelde ulusu bölerken, metropolle acenteleri birleştirir. Böylelikle komprador bir sistem kurulur.

Geçmiş ve Günümüzde Sağcılık ve Solculuk ise;

Eski sağ güçler, dinci temelde örgütlenmişti. Osmanlı’nın sağcı egemenleri hilafetçi, solcu ulusal kurtuluşçuları ise ulusçudur. Dinciliğin kisvesi ümmetçiliktir. Ümmet kavramı ise, çok birleştirici bir kavram gibi sunulsa da, tarihin her döneminde bölücü rol oynamıştır.

Yine eski sağ güçlerin dinciliğinin gizli bir etnik özü vardır. Örneğin Osmanlı’daki dinci akım, tıpkı bugünkü gibi, ümmeti kavimler koalisyonu olarak görür. Böyle olduğu için birleştirici olduğunu iddia eder ama aslında ulusu kavimlere bölmektedir.

Osmanlı dinciliği ve ümmetçiliği bu bakımdan açık dincilik, gizli etnikçilik yapmaktadır. Osmanlı’nın hilafetçilerinin aynı zamanda Kürtçü olması boşuna değildir!

Günümüzde yeni sağ güçler ise etnik temelde dincilik yapmaktadırlar. Yani gizli dinci, açık etnikçidirler. Böylesi bir dönüşüm ise Wilson İlkeleri’nden Pentagon sosyolojisine geçişi doğrulamaktadır. 100 yıl önce kendi kaderlerini dinsel bir programla elde edemeyenler bugün etnik temelde elde etmeye çalışmaktadırlar.

Türk Kimliği Oluşumu ve Anadolu’nun  Gerçek Sahipleri

Sağcı güçlerin tarifine göre Türk milliyetçiliği Osmanlı İmparatorluğu çözülürken oluşmuştur. Böyle bir saptamanın elbette çok önemli sonuçları olacaktır.

Eğer Osmanlı çözülene kadar bir Türk milliyetçiliği gelişmediyse bir Türk milli kimliğinden de bahsedilemeyecektir. Bu ise Türk milli kimliğinin Osmanlı’ya karşı bir çıkış olması anlamına gelir ki dincilerin tezi de budur. Kemalist milliyetçilik Osmanlı’yı yıkmak için ortaya çıkarılmış bir akımdır.

Halbuki tarihsel belgelerle biliyoruz ki Türklük, Osmanlı’dan çok önce vardı. Değil Osmanlı’nın yıkılışı daha Orta Asya’da iken Türkler imparatorluklar kurmuş bir “milli kimliğe” dayanıyorlardı. O dönemin milli kimliği ya da Türklük duygusu, elbette günümüzün modern milliyetçiliği ile bir tutulamaz ama kimse Türklerin bir Türk yurdu, Türk atası, Türk töresi ve Türk milleti değerlerini yaratmadığını da iddia edemez.

O halde Türklük, bir milli kimlik olarak Orta Asya’dan Anadolu’ya, hatta Avrupa içlerine kadar Türklerin kendilerine yurt edindikleri tüm coğrafyayı kapsayan bir kimliktir.

Türk milli kimliğinin Osmanlı’nın çözülüşü ile ortaya çıktığı iddiasının bir diğer siyasal sonucu ise bu toprakların asıl sahibinin Türkler olmadığıdır. Böylelikle Anadolu bir milliyetler konfederasyonu şekline sokulur ve Türkler de bu topraklarda sıradan bir millet haline geliverir.

Oysa en az bin yıldır Anadolu, her bir karışı ile, toprağı suyu, havası kokusu ile, insanı töresi ile Türktür. Osmanlı’nın yıkılışı dönemine kadar Türklerin milliyetçilikle ortaya çıkmaması vatanı tehlikede görmemelerindendir.

Türk milliyetçiliğinden önce diğer azınlık milliyetçiliklerinin çıkması da son derece doğaldır. Emperyalizm yıkılırken etnik sosyolojiyi kullanmış ve azınlıkları ayaklandırmıştır.

Türk milli kimliği zaten Osmanlı tarafından da bastırılıyordu diyen tez ise, istemeden de olsa Anadolu’da Türklerin azınlık olduğu sonucunu besler.

Osmanlı bir Türk imparatorluğu olarak kurulmuştu. Ancak bir imparatorluk olarak ulus devlet çağına uygun bir devlet yapısı yoktu. Çağ değişirken de bu nedenle yıkıldı, yerine yine bir Türk devleti kuruldu.

 

Tüm bu anlatılanları özetlersek;

Bugün Türk soyu, hem Anadolu’daki Türkleri, hem de Orta Asya’daki çeşitli adlardaki ulusları birleştiren bir bağdır. Ama tüm bu halkları birleştiren bir ulusal bağ yoktur.

Bu nedenle yüzyılın başındaki ulusal kurtuluş hareketleri, hiçbir şekilde ırksal bir iddiada bulunmamışlardır.

Örneğin Türk Ulusal Kurtuluş Mücadelesi, Türklerin emperyalizmden kurtuluşu için verilmiştir. Boyunduruk altında olan Türklerdir. Türkün düşmanları ise işgalci emperyalistlerdir.

Kurtuluş Savaşı’na Türkiye’de yaşayan tüm halk katılır, sadece Ermeni, Rum, Yahudi azınlık katılmaz. Bunun anlamı gayet açıktır, bu azınlıkların dışında bu coğrafyada yaşayan herkes Türktür.

 

Esen Kalın … 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1480 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri