Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

KABURGA KEMİĞİNDEN İNSANLIĞA

27 Temmuz 2012 Cuma

Ramazan nedeniyle bir sohbette kayıda alıp yazıya aktardığım o güzel, o inanılmaz o içimi ürperterek dinlediğim bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yüce Allah kıyamete kadar yaratacağı insanların önce ruhlarını yaratmış olup Hz Adem zahiri anlamda ilk yaratılan insan olarak bilinir; ancak batini anlamda ruhu ilk yaratılan, insanların en şereflisi Hz Muhammet efendimizdir. Allahü Teala, kendi varlığını bilsin, ibadette bulunsun ve yeryüzünü de imar etsin diye insan varlığını yaratmayı murad ettiği zaman, Meleklerine:

 “Ben yeryüzünde muhakkak bir halife yapacağım, bir halife tayin edeceğim ki kendi irademden kudret ve sıfatımdan ona bazı selahiyetler vereceğim ki, o bana vekaleten mahlukatım üzerinde bir takım tasarruflara sahip olacak, benim namıma hükümler icra edecek, benim vekilim olarak benim emirlerimi, benim kanunlarımı tatbike memur bulunacak. Sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak yani vazifeyi icra edecekler bulunacaktır,” (Bakara, 2/30) buyurdu.

Melekler bir taraftan bundaki şerefi takdir ettiler diğer taraftan da yeryüzündeki bir mahluka böyle yüksek bir irade selahiyeti bahşedilmesinde bir şer ihtimalinden de korktular. Allahü Teala bundaki gizli hikmetlerini de bildirmediği için:

“Ey Rabbimiz! Yeryüzünde onu fesada verecek, onda fesadlar çıkaracak ve kanlar dökecek bir mahluk mu yaratacaksın? Halbuki biz hep sana hamdederek, daima seni tesbih ve takdis edip dururken,” dediler.

Bu suretle maksatları haşa itiraz olmayıp hikmetini sormak olduğunu bildirdiler, mamafih bununla hilafete zımnan bir rağbet de gösterdiler. Allahü Teala cevaben:

 “Her halde ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim,” buyurdu. Melekler bu cevap karşısında sustular ve birbirlerine:

 “Elbette rabbımız her şeyi bilir, faydası olmayan bir mahluk yaratmaz,” dediler.

Allahü Teala, Meleklere: 

“Muhakkak ben, kuru çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım, binaenaleyh ben, onu tam bir insan kıvamına koyup içine ilahi bir emrim olan ruhtan feyiz verdiğim vakit, onun için secdeye kapanın” dedi

Bunun üzerine Melekler, hepsi toptan secde ettiler, ancak iblis dayattı, kibrine yediremedi ve secdeden kaçındı. Çünkü o kendisini en üstün mahluk kabul ediyordu.

Allahü Teala:

 “Ya iblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?” dedi iblis de:

 “Benim bir kuru çamurdan, bir suretlenmiş balçıktan yarattığın bir beşere secde etmem mümkün değildir. Zira ben ateşten yaratıldım, ateş ise topraktan üstündür,” dedi ve bu batıl kıyasıyla itaat dairesinden çıkarak fiilen kafir oldu.

Allahü Teala: 

 “O halde, çık oradan, çünkü sen tard olundun Ve bu lanet ceza gününe kadar üzerindedir” Şeytan:

“Rabbim! öyle ise bana onların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver,” dedi.

Allahü Teala da ba’s gününe kadar değil, ecel günü yani birinci sürün üfürülmesine kadar mühlet verdiğini bildirdi.

Bunun üzerine şeytan:

 “Ya rabbi! benim azgın ve asiliğime hükmetmekliğin vesilesiyle yemin ederim ki, ben, o insanlar için yer yüzünde ziynetler yapıp onları kandırarak hepsini yoldan çıkaracağım, ancak içlerinden mıhlasın Kulların müstesna Yani halis taatın için seçilmiş lekesiz has kulların aklanmazlar,” dedi.

Allahü Teala, Şeytanın beşerin ilk maddesine bakarak onlara mutlak tahakküm edebileceğine kaail olmasına rağmen, muhlas kullar için hakkı teslim etmesi üzerine buyurdu ki:

 “İşte bu dediğin, sahiplerini azıtamayacağını itiraf ettiğin o ihlas ve tevhid, bana kavuşturan dosdoğru bir yol, hak bir kanundur. Hakikaten kullarım üzerine ne sözle ilzam edecek bir delilim, ne fiilen musallat olacak bu kudretin yoktur. Ancak sana uyan azgınlar müstesna yani ancak onları sürükleyebilirsin. Fakat o da senin hükmün ile değil, onların iradelerini kötüye kullanarak sana uymaları ve arkana düşmeleri sebebiyledir. Yoksa muhlaslara tasallut edemediğin gibi, diğerlerine de edemezsin Şüphesiz Cehennem de o sana uyan azgınların vaad olunan yerleridir”

Allahü Teala, insanın şerefli, itibarlı ve kendisine halife olmaya layık bir mahluk olduğunu göstermek üzere Hz Adem’e bütün esmayı talim ederek ilim ve kelam sıfatlarına mazhar kıldı, sonra da o alemini Meleklere işaret ederek:

Haydin, siz iman ile ifade etmek istediğiniz hilafete layık olma davanızda isabetli iseniz; işte bunların isimlerini bana güzelce haber veriniz, buyurarak onları, acziyetlerini izhar ve isbat için imtihan etti.

Bu imtihana karşı Melekler:

Subhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka bizim hiç bir ilmimiz yoktur, her şeyi bilen ve daima bilen alim, her şeyde hakim, hakikaten Sensin ve ancak Sensin, diyerek acziyetlerini izharla tesbih eylediler.

Melekler acziyetlerini izhar ve hikmet ilmini teslim edince, Allahü Teala: 

Ya Adem! Meleklere şunların isimlerini güzelce haber ver, dedi, Bu hitabı ile halifenin kim olacağına da işaret buyurdu ve böylece Meleklerden sonra Hz Adem’i de bu emir ile imtihan etti. Bunun üzerine Hz Adem o arz olunan şeyleri isimleriyle haber verince, Allahü Teala, Meleklere:

Ben size, Ben bütün arz ve semanın gaybını bilirim, demedim mi? Ve siz ne açıklıyorsunuz ve ne gizliyorsunuz, onu da biliyorum, buyurdu.

Allahü Teala Hz Adem’e eş olarak kendi kaburga kemiğinden Havva validemizi yarattı ve:

Ya Adem, sen ve zevcen şu Cennette rahat yaşayınız Nimetlerimden bol bol yiyiniz. Ancak şu bur ağaca yaklaşmayınız, meyvesinden yemeye kalkışmayınız ki haddini aşanlardan olursunuz, buyurdu ve şeytanın kendilerine düşman olduğunu bildirerek onun sözüne kanmamalarını istedi.

Allahü Teala onlara yalnız bir ağacın meyvesinden yemelerini yasaklamıştı ki, bu suretle insana, iradesini kullanmayı ve nefsine hakim olmayı öğreterek mükellefiyetten azade olmadığını hatırlatıyordu

Onlara verilen bu nimetler üzerine ilahi huzurdan kovulan ve insanoğluna ebedi düşmanlığını ilan eden şeytan, ilk olarak kendilerinde örtülüp gizlenen kötü yerlerini meydana çıkarmak; avret mahallerini açmak için ikisine de vesvese vermeye başladı. Hz Adem ve Havva bu ana kadar yaratılışlarında kendilerini utandıracak ve tiksindirecek çirkin pis şeylere mahal olacak kötü yerlerini ne kendilerinde ve ne de birbirlerinde görmüyorlar ve hatta bilmiyorlardı. Settarul’ uyub olan Halik Teala evvel emirde onu örtmüş ve kendilerinden gizlemişti

Şeytan nihayet bir fırsatını bulup onlara yaklaştı ve:

Ey Adem! Sana, seni burada ebedi kılacak bir devleti haber vereyim mi? Diyerek, Allahü Tealanın yaklaşmamalarını emrettiği ağacı gösterdi.

Hz Adem, Şeytanın bu sözlerine aldırış etmedi, ancak şeytan da vesvesesinde yılgınlık göstermedi ve:

Rabbimiz sizi bu ağaçtan başka bir sebeple değil, ancak iki Melek olacağınız veya bu Cennette ebedi kalacağınızdan dolayı nehyetti. Yani bundan yerseniz ya Melekler gibi yemek, içmek ihtiyacından müstağni olursunuz, yahut ölüm yüzü görmez burada ebedi kalırsınız, dedi. Kendisine inanmaları için de yemin ederek, “ben sizin nasihatçınız ve hayrınızı isteyicinizim” diye emin olmalarını istedi

Hz Adem ve Havva hiç bir kimsenin yalan yere Allah’a yemin etmeyeceğini düşünerek yanıldılar ve bu ağaca meylettiler. Hz. Adem burada içtihadında isabet edemeyerek, o nehyedilen ağacın cinsinden olan başka bir ağacın meyvesinden yemekte bir mahzur olmayacağına hükmetti ve beraberce Allahü Teala’nın yasak kıldığı ağacın meyvesinden tattıkları vakit örtülü ve gizli olan avret mahalleri açılıverdi. Bunun üzerine hayalarından derhal üzerlerine Cennetin incir yaprağından yamalar yamamağa başladılar Allahü Teala da kendilerine şöyle nida etti:

Ben sizi o ağaçtan nehyetmedim mi idi? Şeytan size açık bir düşmandır demedim mi idi?

Hz Adem ile Havva cevaben:

Ey Bizim rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer sen bize rahmet ve mağfiret etmezsen, en büyük zarar ve felaketin içinde kalanlardan olacağız, diye tevbe ve niyazda bulundular.

Allahü Teala, Hz Adem, Havva ve Şeytan’a hitap etti:

Haydi, bazınız bazınıza düşman olarak yer yüzüne ininiz. Size orada bir müddet için karar edip nasiplenmek ve geçinmek vardır. Orada yaşayıp orada ölecek ve yine ondan çıkarılacaksınız.

Hz Adem ve zevcesi, dolayısıyla insan nevi yer yüzünde böylece mekan tuttu ve Şeytanla mücadele ederek, Rabbından telakki ettiği kelimelerle tevbe ve istiğfarda bulundu. Allahü Teala’nın emirleri ile amel etti ve tevbeleri de kabul olundu. Çünkü Allahü Teala esirgeyici ve bağışlayıcıdır

Hz Adem beş şeyi ile bahtiyar olmuştur:

Hatasını itiraf, pişmanlık, nefsini kötülemek, tevbeye devam ve rahmetten ümidi kesmemek.

iblis de beş şey ile bedbaht olmuştur:

Günahını ikrar etmemek, pişmanlık duymamak, kendini kötülemeyip azgınlığını Allahü Teala’ya niubet etmek ve rahmetten ümidini kesmek.

Ahnef ibni Kays, Medine’de Müminlerin Emiri Hz Ömer’i görmek ister, bir de bakar ki büyük bir kalabalık halka halinde toplanmış, Ka’bül’ahbar onlara vaaz veriyor ve şunları anlatıyor:

Adem aleyhisselama vefat emri geldiği zaman; “Ya Rab, düşmanım iblis, beni meyyit halinde görünce kendisi kıyamet gününe kadar mühlete kavuşmakla sevinecek, bana şamata edecek,” dedi cevap verildi ki:

 “Ya Adem, sen Cennete iade olunacaksın, o mel’un ise evvelkilerin ve sonrakilerin adedi kadar ölüm acısını tatmak için tehu olunacak”

Sonra Hz Adem, Melekül’mevt Azraile:

 “Ona ölümü nasıl tattıracaksın? Vasfını bana anlat,” dedi

Onun ölümünün vasıfları anlatıldığı zaman, Hz Adem:

 “Ya Rabbi Kafi” dedi

Bunun üzerine orada vaazı dinleyen insanlar, heyecana gelerek; “Ya Eba İshak. O nasıldır? bize anlat” dediler

Ka’b’ın anlatmak istememesi üzerine çok İsrar ettiler, bunun üzerine dedi ki:

Allahü Teala, birinci sur’un üfürülmesi akabinde Azrail’e diyecek ki:

 “Sana yedi Sema ve yedi Arz ahalisinin kuvvetini verdim ve bugün sana bütün gadap kisvelerini giydirdim Şiddetli gadabımla in, o tard olunmuş İblis’e artık ölüm acısını tattır, sakaleynden evvel ve ahirlerin acılarını hep birden ihtiva etmek üzerine bütün illet ve hastalıkları yüklet Beraberinde gayz ve gadapla dolu yetmiş bin zebani, her biriyle de Cehennem zincirlerinden zincirler, tomruklarından tomruklar bulunsun Cehennem kancalarından yetmiş bin kanca ile o mel’unun kokmuş canını çıkarın Malik’i de çağırın Cehennem kapılarını açsın” Bunun üzerine Azrail öyle bir suret ile inecek ki ona Sema’ların ve Arz’ların ahalisi baksa korku ve dehşetlerinden derhal ölürlerdi, inecek, Iblis’e varıp “dur, ya habis. Artık sana ölümü tattıracağım, çok ömür sürdün Nice nesilleri azdırdın, yoldan çıkardın Ancak işte malum vakit geldi” diyecek Mel’un Şeytan Doğuya kaçacak, bakacak Melekül’mevt gözleri önünde, Batıya kaçacak bakacak yine gözlerinin önünde, denizlere dalacak denizler kabul etmeyecek, hasılı yer yüzünün her tarafına kaçacak, sığınacak kurtulacak hiç bir yer bulamayacak, sonra Dünyanın ortasında, Hz Adem’in kabri yanında duracak veya Doğudan Batıya Batıdan Doğuya topraklarda sürünecek, nihayet Adem aleyhisselam’ın yer yüzüne indiği mevziye varınca Arz, bir kor gibi olacak Zebaniler kancaları takıp didikleyecekler de didikleyecekler Allahü Teala’nın dilediği zamana kadar can çekişip azap içinde kalacak O böyle can çekişirken Hz Adem ve Havva’ya’da:

 “Kalkınız düşmanınız ölümü nasıl tadıyor, bakınız” denecek Kalkacaklar, onun çektiği azabın şiddetine bakacaklar da:

 “Ya Rab, bize nimetini tamamladın” diyecekler.

Ayet-i kerime de “Sizi bir tek nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah’tır.”(el-A’raf, 7/189) “Ey İnsanlar! Sizi tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden pek çok erkek ve kadın türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının.” (en-Nisa, 4/1.)”  Ayrıca; (Bakara 35, Araf, 19) Kur’an’ın ifadesine göre zaman tahdidi konulmaksızın, Adem eşi ile birlikte cennete yerleştirilmiş, istedikleri gibi hareket edebilecekleri, diledikleri yerde, arzuladıkları şeyi yiyebilecekleri, kendilerine bildirilmiştir. Ancak bu serbesti, dünya hayatına hazırlanan bir insanın, istikbalde karşılaşacağı bazı zorluklar ve kısıtlamaları göğüsleyebilmesi için “yasak ağaç” ile sınırlandırılmıştır. (Bakara, 35, Araf, 19) Böylece dünyada başıboş bırakılmayan insan (Kıyame, 36), orada da aynı şekilde kontrol altında tutulmuş, bir başka ifade ile, ilk insan Hz. Adem’e, dünya hayatının kontrollü yaşantısının küçük bir tecrübesi, cennette yaptırılmıştır. Buna rağmen, Hz. Adem ve Havva, orada dünyevi ihtiyaçlarından kurtulmuş olarak yaşamışlardır. (Taha, 117, 118) Hz. Adem ve Havva’nın her batında (doğumda), biri erkek biri kız olmak üzere, yirmi batında, kırk çocuklarının olduğu ve bunlardan birinci batında doğan ile, ikinci batında doğan karşı cinslerin evlendikleri belirtilmektedir. Hz. Adem ve Havva’nın ilk çocukları olarak Kabil ve Habil gösterilmekte, onların karşılaştıkları olaylara, kaynaklarda uzun bir şekilde yer verilmektedir. Kur’an-ı Kerim’in bir kıssa olarak temas ettiği bu olayda, Kabil kıskanarak kardeşi Habil’i öldürmektedir. (Maide, 27,31)

Hz. Adem 1000 yıl yaşadıktan sonra, hastalanmış ve ölmüştür. Melekler, çocukları ile birlikte onun cenaze namazını kılmış, defin işleminin nasıl olacağı, insanlara örnek olmak üzere onlara gösterilmiştir. Hz. Havva’nın da Hz. Adem’den bir yıl sonra öldüğü ve yanına gömüldüğü, kabirlerinin nerede olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, Serendib adasında veya Mekke-i Mükerreme’de Ebu Kubeys dağında olduğu rivayet edilir.

Gelelim insanlığın tek ana-babadan çoğalmasına;

İnsanlar Hz. Adem ile Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır. Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Adem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu.

Hz. Adem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmelerinin dindeki yerine gelince; Hz. Adem’den Peygamber Efendimize gelinceye kadar bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan îman esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Adem’den Peygamberimize kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Maide Sûresinin 48. ayetinde bu hususta şöyle buyurulur:“Sizin her biriniz için biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik.” Hz. Adem ise ilk insan ve ilk peygamberdir. Allah ona da bir din ve bir şeriat göndermiş ve öğretmişti. O da Allah’ın kendisine gösterdiği şekilde hareket ediyordu. Cenab-ı Hak, Hz. Adem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmesini de bir zaruretten dolayı helal kılmıştı. Çünkü insan neslinin artması gerekiyordu. Başka insan da olmadığına göre, bir zaruret olarak kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi gerekiyordu. Bu adet bir süre devam etti, fakat insanlar çoğalınca böyle bir evliliğe ihtiyaç ve zaruret kalmadı ve bu tatbikat da kalkmış oldu.

Ya ırklar nasıl oldu?Allah-ü Teala Hz Adem’in genlerine her ırk ve renkteki insanların özelliklerini yerleştirmiştir. Evlatlarında bu özellikler ortaya çıkmıştır. Malumdur ki genlerde bulunan özellikler değişik şekillerde evlatta ortaya çıkabilmektedir. Hatta ne annede ne de babanın fiziğinde bulunmayan bir özellik genlerde bulunduğu için evlatta ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla değişik genetik özellikleri alan evlatlar değişik coğrafyalara giderek yerleşmişlerdir. Şimdiye kadarki toplumlarda iletişim ve etkileşimin az olması ile gruplar kapalı kalmış ve bir özellik o grubun karakteristik özelliği haline gelmiştir. Böylece tipik ırklar oluşmuştur. İklimin ise genler üzerinde değil canlıların fiziksel yapısı üzerinde nispi bir etkisi olmuştur

Bir hadis-i şerifte;

“Allah Teala hazretleri, Adem’i, yeryüzünün bütün (cüzler) inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı Adem’in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahdır Bunlar arasında orta (renkliler) de var Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir”

Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir.” (Al-i İmran, 3/34)

 “Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.” (Al-i İmran, 3/59)

 “O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah’a dua ettiler: “Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız.” (A’raf, 7/189)

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2282 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri