Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

KADİR GECESİNE YAKLAŞIRKEN

08 Ağustos 2012 Çarşamba

 BİSMİLLAHİ'R-RAHMANİ'R-RAHîM

اَلْحَمْدُِللهِرَبِّالْعَالمَِينَ. وَالصَّلاَةُوَالسَّلاَمُعَلىَسَيِّدِنَامُحَمَّدٍوَعَلىَآلِهِوَصَحْبِهِأَجْمَعِينَ

Ramazan ayının mübarek nur  ve bereket dolu günlerini, yavaş yavaş tüketmeye başladığımız bugünlerde mübarek Kadir gecemiz yaklaşıyor inşallah. Rabbim hepimizi kavuştursun Rabbim her kulunu kendisine dua etmesi mağfiret dilemesi için o mübarek güne ulaştırsın inşallah. Şimdiden Kadir Gecemizi huşu içinde yaşamak nasip olsun inşallah

Ben bu yazımda Kadir gecesinin feyzi veya bu gecede yapılacak ibadetleri anlatmak yerine hani ölüm anı gelmiş ama dünyadaki sınavlarını yerine getirmemiş kulların Rabbimin karşısına çıkacakları zaman bize biraz daha zaman ver diye yakarışları var ya işte bu konu üzerinde duracağım. Bunları anlatırken de okuduğum güzel hikayeleri sizinle paylaşmak isterim. İnanıyorum ki bu şekilde bir anlatım o günün önemini anlatmada çok daha faydalı olacaktır.

Malumumuz üzere her canlının, her insanın mutlaka ölümü tadacağı kaçınılmaz bir gerçektir ve bu nedenle de öncelikle ölüm nedir sorusunu ele aldığımızda bu hususta Ayet-i Kerimede: “ Her nefis (can) ölümü tadacaktır. Sonunda da bize döndürüleceksiniz” (Ankebut Süresi. Ayet:57) buyurulmaktadır.

Cüneyt Suavi'yi kimimiz tanırız ve yapıtlarının takipçisiyizdir belki de çoğumuz da bu da kim diyebiliriz. Ben hem Kadir gecesinde biraz daha düşünerek dualarımızı edelim biraz daha Rabbimin karşısındaki sınav günümüzde kolaylıkla sınavı verelim ümidiyle Cüneyd Suavi’nin, (Hayatın İçinden-I,  Zafer Yayınları, 35. Baskı,  İstanbul, 2002, s. 184-187)’de okuduğum hikayesini paylaşmak istiyorum. Ben de öncesinde dar ve kapalı mekanlardan çok rahatsız olan biriydim sanki ruhum daralırdı o durumlarda ama bu yazıyı okuyunca inanın gerçeği gördüm ve bu takıntı evet takıntımdan soyutlamaya başladım kendimi. “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir.” Dünya hayatı, ahireti kazanmak için bize verilmiş olan bir imtihan sahasıdır. Öyle bir imtihan ki, her insan bir defa bu imtihana giriyor. Rüyasında ölüp de:

 “Yâ Rabbi! Bir fırsat daha yok mu? Senin istediğin gibi bir kul olayım. Bir fırsat ver Yâ Rabbi!” diye yalvarmanın da bir faydası olmayacağı bir gün gelmeden önce kendimizi daima ölüme hazırlamalıyız.

Zararın neresinden dönersek kârdı. Yaşım daha 20 gencim, yaşım daha 30-40, hele bir 50 olsun, ondan sonra döneriz, namaza başlarız demeyelim. Daha zamanı var demeyelim.

Bizler Allah’a ve Rasülüne iman etmiş olarak; her hareketimizin hesabının sorulacağını ve dünyada bulunuş gayemizin imtihan maksadıyla olduğunu biliyoruz. Hal böyle olduğuna göre, hatırlanıldığında pek hoşa gitmeyen ölüm hadisesini sık sık anmamız gerekiyor. Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

 “Ağız tadını bozan ölümü çokça hatırlayınız.” (Fatiha 1/3-7.)

 

Gerçekten ölümü çokça hatırlamamız gerekiyor. Çünkü ölümü düşünmek insana ahireti hatırlatır. Ananın evladından, kardeşin kardeşten kaçtığı o dehşetli hesap gününü hatırlatır. “Yarın Rabbimin huzuruna hangi yüzle çıkacağım. Vaadimi unuttum mu? Yalnız O’na ibadet ederim” demiştim. “Beni gazaba uğramayanların, sapıtmışların yoluna dahil etme. Bana nimete erdirdiklerinin yolunu nasib et Yâ Rabbi! Demiştim. Tuttum mu sözümü acaba? Bu sözleri söyletir ölüm insana...

Ölümü hatırlamak bu nokta-i nazardan bakıldığında, bizler için mühim hususiyetler arz ediyor. Yaşadığımız ânı gayet kıymetli kılıyor.

Bilelim ki, bizler şu anda iki gün arasında bulunuyoruz: Biri geçmiş diğeri gelecek gün... Geçmiş olarak gün, hatasıyla sevabıyla bitmiştir. Gelecek gün ise bizlerin yetişip yetişemeyeceği meçhul bir gün olarak duruyor. Öyleyse tek sermayemiz bugünümüz. Her ne varsa bugünde var.

Peygamberimiz:

 “Yarın yaparım diyenler helâk oldu.”

Bugünden azığımızı hazırlamamız gerekmekte... Zira, sefer yakındır, yol meşekkatli ve uzundur. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

 “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın (kıyamet günü için) ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdârdır.” (Haşr 59/18.)

Bizler de bu ayet-i kerimenin ışığında yarın için ne hazırladığımıza bakalım. Allah’a kul olduğumuzu hatırlayalım ve lezzetleri kesen ölümü de sık sık hatırlayalım. Ve hiçbir zaman unutmayalım ki: ölüm saati geldiğinde imdat edeceğimiz tek varlık Allah’tır. O’ndan geldik. O’na döneceğiz.

Sizlerden istirhamım lütfen bu hikayeyi okurken hkayeyi yaşayın işte o zaman Kadir Gecesinin feyzinin ve yapacaklarımızın inşallah idrakine varacağız ve dünyaya geliş gayemizi anlayacağız.

İşte hikaye;

Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların seslerini gayet iyi duyuyor ve gözlerim kapalı olmasına rağmen, her nasılsa onları görebiliyordum.

- Genç yaşta öldü zavallı, diyorlardı. Halbuki yapacak ne kadar çok işi vardı.

Gerçekten de birçok işim yarım kalmıştı. Meselâ oğluma iyi bir işyeri açamamış, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henüz bitirememiştim.

Büyük bir firma kurup dostlarımı orada toplamak da artık hayâl olmuştu. Üstelik kış çok yaklaştığı halde odun kömür işini halledememiş ve çatının akan yerlerini aktaramamıştım. Yarıda kalan işlerimi arka arkaya sıralarken,  kulaklarımı çınlatan bir sesle irkildim. Sanki mikrofonla söylenen bu ses beynimin en ücra köşelerinde yankılanıyor ve:

- "Geçti artık geçti", diyordu. İçimden "keşke geçmemiş olsaydı" diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza bilmem ki? Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.

Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi sardığını ve içinde bulunduğum tabutun kapağını örtmeye çalıştıklarını fark ettim. Onları engellemek için avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir karanlıkta kalmış ve gözlerimi, tabutun tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde:

- Aman Allahım.. dedim. Ne olacak şimdi hâlim? Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara kaldırılmış ve sallana sallana götürülmeye başlanmıştım. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve su damlacıklarının sesi, tabutumun gıcırtısına karışıyordu.

Cenâze namazı için câmiye gidiyor olmalıydık. Câmi deyince aklıma gelmişti. Çok yakınımızda olmasına ve her gün beş defa davet edilmeme rağmen, bir türlü vakit bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi elli yaşına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikâyet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Evet evet, şu kaza olmasaydı, ileride ne iyi bir insan olacaktım. Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini kestiremediğim ses :

- Geçti artık geçti, diye tekrarladı. "Bitti artık."

Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara kaldırılmıştım. Mahallemizdeki kahvehanenin önünden geçerken, her gün iskambil oynadığımız arkadaşlarımın neşeli kahkahalarını işitiyor ve "herhalde ölüm haberimi duymamış olacaklar" diye düşünüyordum. Sesler iyice uzaklaştığında, eğik bir şekilde taşındığımı hissederek mezarlığa çıkan yokuşu tırmandığımızı anladım. Şiddetle yağan yağmurun tabuttaki çatlaklardan sızarak kefenimi yer yer ıslattığının da farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak verdim. Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kısmı da milli takımın son oyununu methediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biri ise, yanındakinin kulağına fısıldayarak:

- Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli, diyordu. Sırılsıklam olduk birader. Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar, uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım değil miydi? Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu yakalayan kollar, beni dibinde su toplanmış olan bir çukura doğru indirdi. Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım. Aman Allah'ıml.. Bu kabir değil miydi? O ana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim? Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın, üzerimi örtmek için yarıştığını hissediyordum. Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün âcizliğimle dua etmeye başlamıştım.

- Yârabbi, diyordum. Bir fırsat daha yok mu, senin istediğin gibi bir kul olayım. Ve kabrimi, cennet bahçelerinden bir bahçeye çevireyim. Aynı ses, her zamankinden daha şiddetli olarak:

- Geçti artık geçti, diye tekrarladı. "Her şey bitti artık." Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarsıyordu. Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kâbus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor arkadaşım beni ayıltmaya çalışarak:

- Geçti artık geçti, diye bağırıp duruyordu.

"Geçti bak, hiçbir şeyin kalmadı." Yattığım yerden yavaşça doğruldum. Terden sırılsıklam olmuş ve sanki yirmi kilo birden vermiştim. Dışarıda sağanak hâlinde yağmur yağıyor, şimşek ve gök gürültüsünden bütün ev sarsılıyordu. Etrafımdakilerin şaşkın bakışları arasında kendimi toparlamaya çalışırken

- Yârabbi, sana zerrelerim adedince şükürler olsun, diyordum. İyi bir kul olmak için ya bir fırsat daha vermeseydin?

Evet bu satırlar şu anda bir rüya belki de bize uzak diyebiliriz. Gaybı bilen sadece Rabbimken biz kullar bu hükme nasıl varabiliriz?

 

Allah Selamı ve Rahmeti ile Selametle

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1870 defa okunmuştur
Kabus
UĞUR CANBOLAT
Harika bir bağlantı olmuş Cüneyd Suavi'nin Kabus isimli hikayesi... Bir dönem çok sık okuduğum bir hikaye olmuştu. Kadir gecesi bağlamında tekrar okumak iyi oldu. İyi kandiller size ve okuyucularınıza
09 Ağustos 2012 Perşembe 12:15
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri