Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

Karapara Aklama

23 Aralık 2013 Pazartesi

Karapara aklamanın tanımı üzerinde-tartışmaya geçmeden önce “karapara” ve “karapara aklama” kavramlarının ilintili fakat farklı kavramlar olduğunu izah etmek gerekmektedir. Karapara, suç sayılan fıiller sonucu elde edilen ve değeri para ile ölçülebilen her türlü ediniri ifade etmektedir.

Benzer şekilde ABD de karapara tanımı hemen hemen tüm suçlardan elde edilen gelirleri kapsayacak şekilde oldukça geniş bir şekilde düzenlenmişken, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu -diğer ülkelerde belli bazı suçlar sonucu elde edilen değerler kara-para olarak kabul edilmiştir. Bu suçlar, Türk hukukunda “öncül suçlar” olarak adlandırılmıştır. Dolayısı ile karapara aklama suçunun kapsamı ve yasal -tanımı-da ülkeden ülkeye değişebilmektedir.

Örneğin: İspanya ve Portekiz’de, uyuşturucu kaçakçılığından, İsviçre’de, en az bir yıl hürriyeti bağlayıcı suçlardan, Amerika’da da 700 yakın suçlardan; Hollanda ve İngiltere’de tüm suçlardan, Yunanistan’da, uyuşturucu, silah kaçakçılığı, fidye, hırsızlık, zimmet ve dolandırıcılık gibi suçlardan elde edilen gelirlerin aklanması, karaparanın aklanması suçu olarak tanımlanmıştır. Karapara aklama, karaparanın elde edilmesinden sonra gelen aşamadır. Genel olarak suç sonucu elde edilen değerlere meşruluk kazandırılması amacı  ile yapılan tüm faaliyetler karapara aklama olarak tanımlanabilir. Karapara aklama, yasa dışı yollardan elde edilen edinimlerin varlığı, kaynağı ve kullanımı saklanarak bu değerlerin sanki meşru işlerden ilde edilmiş gibi gösterilmesi amacı ile gerçekleştirilen bir dizi işlemden oluşmaktadır; Uluslararası organize suç örgütleri, yolsuzluklara karışmış kamu görevlileri rüşvet, zimmet, vergi kaçakçılığı, insfder trading, terörizm, uyuşturucu kaçakçılığı gibi suçlar sonucu elde ettikleri gelirlerini gizlemek için para aklama yoluna giderek bu gelirlerini piyasalarda yaptıkları yasal işlem sonucu kazanmış gibi göstermek arzusundadırlar.

Para aklama operasyonları çok değişik ve karmaşık şekillerde gerçekleşmekle birlikte tipik bir aklama operasyonu üç aşamadan oluşmaktadır.

  • İlk aşama yerleştirme veya plasman (placement) aşaması olarak adlandırılmaktadır. Bu aşama genellikle suç sonucu elde edilen paraların mali sistem içine sokulması veya yurt dışına kaçırılması şeklinde tezahür etmektedir. Paranın mali sistem içine sokulması restoran, gazino gibi yüksek meblağlarda paranın döndüğü yasal işler üzerinden paranın mali bir kuruma örneğin bir bankaya yatırılması veya elektronik bankacılık hizmetleri kullanılarak yurt dışına havalesi söz konusudur. Diğer bir alternatif götürüldüğü ülkede mali sisteme sokulmak üzere paraların nakit olarak transferidir ki bu pek tercih edilmeyen bir yoldur zira büyük meblağlarda paranın başka bir ülkeye sokulmasında yakalanma riski oldukça yüksektir.
  • İkinci aşamada çeşitli yollarla mali sisteme giren veya yurt dışına çıkarılan paralar çoğunlukla yasal düzenlemelerin gevşek ve bankacılık sırlarının sıkı olduğu karapara cenneti olarak adlandırılan ülkelerden birisinde toplanmaktadır. Bu aşama işleme ve ayırma (layering) aşaması olarak adlandırılmıştır. Zira bu aşamada genellikle paralar karapara cenneti ülkenin bankasmda birleşmiş ve artık transfer edilebilir paraya dönüşmüştür. Artık finansal sisteme girmiş olan para günümüz bankacılık teknolojisinin sunmuş olduğu servislerden de yararlanılarak kısa süre içerisinde sayısız uluslararası işlemlere tabi tutularak hesaptan hesaba aktarılabilmekte ve böylece de yetkililerin bu paraların izini sürmesi önemli oranda engellenebilmektedir. Öyle ki saniyelerle ifade edilebilecek kadar kısa bir sürede gerçekleştirilebilecek bir tek transferin takibi belki de aylarca sürecek oldukça zahmetli bir ekip çalışmasını gerektirebilmektedir. Çeşitli işlemlere tabi tutulan bu paralar kaynağından ve karapara olma sıfatından oldukça uzaklaşmış olarak gelişmiş ülkelerde özellikle Avrupa’da bulunan uluslararası saygınlığı bulunan bir bankanın şubelerine transfer edilmektedir.
  • Üçüncü aşamada bu paralar şubelerden uluslararası saygın bankanın merkez şubesine havale edilmekte ve oradan aklanmış olarak kaynaklandığı veya kullanılacağı ülkeye dönmektedir. Bu aşamaya karaparanın bütünleştirme veya entegrasyonu (entegration) aşaması denilmektedir. Bu aşamada paralar, kaynağından fiziksel ve nedensel olarak oldukça uzaklaşmış olduğu için artık onun karapara olduğunun tesbiti çok zordur. Bu aşamadan sonra yasa dışı yollardan elde edilen paraların serbestçe kullanımı mümkün olmaktadır. Görüldüğü gibi söz konusu paralar her üç aşamada en az bir defa uluslararası işleme tabi tutulmaktadır. Parayı mümkün olduğu kadar çok uluslararası işleme tabi tutmaktaki amaç denetimi ve paraların takibini mümkün olduğunca güçleştirmektir.

Karaparanın aklanmasında çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Belli başli karapara aklama yöntemlerinin içeriklerine girmeden sadece belirtmekle yetineceğiz. En yaygın olarak kullanılan “Mantarlama” (Smurfing) yöntemi ile yapılan işlemler ülkelerin bilgi verme ve kimlik tesbiti konusunda getirmiş oldukları yasal sınırların altı sağlanmaktadır.

Bunun yanısıra organize suç örgütleri finansal kuruluşların yönetimini ele geçirerek veya kuruluşun yönetimi veya çalışanları aracılığı ile yaptıkları işlemlerin bildiriminin yapılmamasını, bildirimlerin yanlış doldurulmasını veya tanınan muafiyetlere sokulmasını sağlamaktadır.

Bir diğer yöntem yapılan işlemlerde göstermelik olarak kurulmuş veya sadece kağıt üstünde mevcut olan (paravan) şirketlerden yararlanılmasıdır. Daha önce belirtildiği gibi çok rağbet edilmese de suç sonucu elde edilen paralar bir şekilde nakit olarak bankacılık alanında gizlilik prensibine sıkı sıkıya bağlı olan ve denetimin çok fazla olmadığı ülkelere götürülerek orada finans sisteminin içine sokularak yasal görüntü almaları sağlanmaktadır. Yurt dışında çalışan işçilerin kazançlarını ülkelerine getirmeleri veya ailelerine gönderdikleri paralar dikkat çekmeyeceği için karapara aklayıcıları bu tür işçiler vasıtası ile yurtdışına kaçırdıkları paraları kısım kısım aklama yoluna gidebilmektedirler. Karapara aklama olaylarında yabancı finansal kuruluşlarla, özellikle karapara cenneti olarak bilinen ülkelerin finansal kuruluşları ile işbirliği önemli rol oynamaktadır. Ithalat ve ihracat faturalarının olduklarından düşük veya yüksek meblağlar için düzenlenerek aradaki farkın karapara aklanmak amacı ile kullanılması özellikle ülkemizde oldukça yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.

Oldukça yoğun olarak kullanılan bir diğer yöntem karaparanın talih oyunları, gazino ve kumarhanelerden kazanıldığı izlenimi verilerek aklanması yoluna gidilmesidir. Bilinen klasik para aklama yollarına ek olarak teknolojideki gelişmelere paralel yeni yöntemler ortaya çıkmaktadır.

Bankaların Rolü

Bankaların ulusal ve uluslararası para akımında önemli bir yere sahip olmaları dolayısı ile karapara aklama olayları söz konusu olduğunda bankacılık ve finans sektörlerinin önemi giderek artmaktadır.

Sağlamakta oldukları hizmetler dolayısı ile bankalar karapara aklama işleminde önemli rol oynamaktadır. Teknolojideki gelişmeler ve globalleşme ile birlikte bu sektörler tüm dünya piyasalarında çok hızlı bir şekilde işlemlerini elektronik ortamda gerçekleştirmektedirler. Yasadışı yollardan elde edilen değerler karapara aklama suçunun hem konusunu hem de bu suçla ulaşılmak istenen amacı oluşturmaktadır. Suçla arzulanan amaca, paranın aklanmasına, ulaşılabilmesi için aracı kurumlara ihtiyaç vardır. Aracı kurumları çoğunlukla bankaların oluşturduğu ve karapara aklama operasyonlarının genellikle ulusal veya uluslararası alanda bankacılık işlemleri aracılığıyla yapıldığı görülmektedir. Organize suç örgütleri bu imkanları kendi amaçları için kullanılmakta hiç gecikmemiş hatta mevcut uygulamaları daha da geliştirerek Uluslararası pazarda para aklama olaylarını neredeyse hiçbir denetim ve kısıtlamayla karşılaşmadan yapabilir hale gelmişlerdir.

Bu firsatlara kolayca ulaşabilmek için bu örgütlerin veya ilişki içinde oldukları kimselerin çeşitli ülkelerin sıkı olmayan hukuki düzenlemelerinden de faydalanarak banka almak yoluna gittikleri tesbit edilmiştir. Banka sahipliği büyük miktarlarda para, aklama ve kaçırma işini oldukça kolaylaştırmaktadır. Banka sahibi olmak için aranan şartların oldukça, kolay olduğu Rusya ve Doğu Avrupa ülkelerinde, bu arada yakın zamana kadar ülkemizde, organize suç örgütleri veya bu işlere bulaşmış kötü niyetli kimselerin banka sahibi olabildikleri bilinmektedir. Örneğin, uluslararası araştırmalar sadece Rusya’da 400 den fazla banka ve aracı kurumların organize suç örgütleri tarafından kontrol edilmekte olduğunu göstermektedir. Bankaların suç oluşturan eylemlere katılması ise kamu güvenini ve bankacılık sistemini istikrarını sarsmaktadır.

Tabii ki birçok karapara aklama olayı banka sahibi olunmaksızın veya bankaların suç örgütlerince kontrolü olmaksızın, bankaların sunmuş olduğu hizmetlerin istismar edilmesi şeklinde gerçekleşmektedir.

Bankacılık sırrı ilkesi ise karaparanın gizlenmesi ve aklanması eylemlerini kolaylaştırmaktadır. Günümüzde özellikle  iletişim teknolojisindeki gelişmeler uluslararası piyasalarda paranın dolaşımım oldukça hızlandırmıştır. Öyle ki banka hesabınızdan yurt dışında yapacağınız para transferleri bankanızdaki bilgisayarın tuşuna basılması ile ayni anda tamamlanabilmektedir.

Globalleşme ile eşzamanlı olan teknolojik gelişmeler uluslararası finans piyasalarına büyük katkılar sağlamış olmakla birlikte uluslararası suç örgütleri tarafından illegal amaçlar doğrultusunda kullanılmaya başlandığı görü1mktedir. Elektronik ortamda yapılan bu transferlerin takibi mümkün olmakla birlikte çok kapsamlı ve detaylı bir çalışma gerektirmektedir. Ayrica bu paraların son adresine ulaşmadan önce çeşitli defalar uluslararası işleme tabi tutulduğu gözönüne alınırsa kaçırılan paranın ülkeler arası yardımlaşma olmaksızın takibi hemen hemen imkansızlaşmaktadır. Bu nedenlerle karapara ile mücadele amaçlı hemen hemen tüm uluslararası düzenlemelerde bankacılık sektörüne atıfta bulunularak çeşitli önlemler alınması gereği belirtilmiştir. Örneğin Avrupa Konseyi ve FATF tarafindan yapılan çalışmalarda karaparanın aklanmasında öncelikli olarak bankacılık sisteminin kullanıldığı saptanmış ve karaparanın aklanmasında mali sistemin kullanılmasını önlemek amacıyla önlemler alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu önlemler arasında finansal kurumlarca müşterilerinin kimlik tespitlerinin yapılması, buna ilişkin kayıtların aklanması ve şüphe uyandıran işlemlerin yetkililere haber verilmesi yükümlülükleri aşağıda belli başlıları incelenecek olan karapara ile mücadele amaçlı hemen hemen tüm uluslararası metinlerde yer almıştır.

Organize, suç örgütlerinin neden olduğu karapara aklama ve benzeri yolsuzlukları ulusal hukumetlerin otoritesini ve güvenilirliklerini tehdit etmesi, kamu görevlilerini yolsuzluklara sevk etmesi, yerli ve uluslararası piyasalara zarar verir hale gelmesi üzerine bu durum ile mücadele hususu çeşitli uluslararası kuruluşlarca ele alınarak konu üzerinde çeşitli tasarı ve çalışmalar yürütülmektedir.

Bu konuda özellikle Birleşmiş Milletler (BM) başı çekmektedir. Bu bağlamda BM Ekonomik ve Soya1 Konseyi tarafından Uluslararası Suç Örgütlerine Karşı Milletlerarası Konvansiyon hazırlanmaktadır; Avrupa Topluluğunun ve OECD’nin de bu konuda çalışmaları bulunmaktadır. Avrupa Konseyince hazırlanan Suç Ürünlerinin Aklanması, Araştırılması, Yakalanması ve Elkonulması Hakkında Konvansiyon 27 ülke tarafından onaylanıp 11 ülke tarafindan imzalanmıştır. Bunun yanısıra Suç Ürünlerinin İadesi Hakkında Avrupa Konvansiyonu sadece üç ülke tarafından imzalanmıştır. Bunlara ek olarak OECD tarafından hazırlanmış olan Uluslararası İş ilişkilerinde Yabancı Devlet Görevlilerine Rüşvet Verilmesine Karşı Mücadele Konvensiyonu 21 Kasım 1997 tarihinde tüm OECD üyeleri ve beş üye olmayan devlet tarafindan imzalanmış ve 15 Şubat 1999’da yürürlüğe girmiştir. Bilinmelidir ki organize suç örgütlerine karşı tüm ülkeleri kapsayacak uluslararası düzenlemelerin ve güçlü yaptırımların yokluğunda bu örgütler kendileri ile işbirliği yapacak ülkeler bulacak ve oralardan faaliyetlerine devam edeceklerdir.

 

Türk Ceza Kanunu rüşvet suçu için caydırıcı hükümler içermektedir.

OECD çatısı altında taraf olduğumuz Sözleşme’nin etkin bir şekilde uygulanmasına yönelik adımlar atılması, hem uluslararası yükümlülüklerimiz hem de ülkemizin dış pazarlardaki çıkarları bakımından büyük önem taşımaktadır. “Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi” 01.02.2000 tarih ve 4518 sayılı Kanun ile onaylanmıştır. Müteakiben, OECD düzenlemelerinin Türk hukukuna uyumlaştırılması çalışmaları çerçevesinde “yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi suçu” ilk olarak 02.01.2003 tarih ve 4782 sayılı Kanun ile iç hukukumuza girmiştir. Daha sonra, 26.09.2004 tarih ve 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nda da düzenlenmiştir. Son olarak 02.07.2012 tarih v e 6 3 5 2 s a y ı l ı K a n u n i l e O E C D d ü z e n l e m e l e r i n e p a r a l e l o l a r a k güncellenmiştir.

Rüşvet suçu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 252 ve izleyen maddelerinde düzenlenmiştir. Maddenin 9. fıkrası ile, Sözleşme hükümlerinin uygulanmasına imkan tanınarak “yabancı kamu görevlisi” ne rüşvet verilmesi suçuna dair ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. Türk Ceza Kanunu’nda, Madde 252’nin dışında da rüşvet suçuyla ilgili hükümler bulunmaktadır. Bu açıdan rüşvet suçu, kara para aklanması ile ilişkilendirilmiştir. Ülkemizde kara paranın aklanması suçu Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesinde “Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama” başlığı altında düzenlenmiştir. Maddenin 1. Fıkrasına göre, ceza alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar, aklamanın öncül suçu olarak kabul edilmiştir. Bir başka deyişle, Kanun’un 252. Maddesinin 1. fıkrası uyarınca 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasını gerektiren kamu görevlisine rüşvet verilmesi suçu, aklamanın öncül suçudur.

Öte yandan, özelleştirme kapsam ve programında olan kuruluşların özelleştirilmesine ilişkin ihalelerle ilgili olarak da bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Bu çerçevede, ihale şartnamelerinin “İhaleye Katılamayacak Olanlar” başlıklı maddesi altında “OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi kapsamında Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verme suçundan mahkum olan gerçek ve tüzel kişiler” şeklinde bir bent ilave edilmiştir. Ayrıca, ihaleye iştirak edecek tüm yatırımcılardan rüşvet verme suçundan hüküm giymediklerine dair bir taahhütname alınmaktadır.

Türk Ceza Kanunu | Madde 252

 (1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.

(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

... ... ...

(9) Bu madde hükümleri;

a) Yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış olan kamu görevlilerine,

b) Uluslararası veya uluslarüstü mahkemelerde ya da yabancı devlet mahkemelerinde görev yapan hâkimlere, jüri üyelerine veya diğer görevlilere,

c) Uluslararası veya uluslarüstü parlamento üyelerine,

d) Kamu kurumu ya da kamu işletmeleri de dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamusal bir faaliyet yürüten kişilere,

e) Bir hukuki uyuşmazlığın çözümü amacıyla başvurulan tahkim usulü çerçevesinde görevlendirilen vatandaş veya yabancı hakemlere,

f) Uluslararası bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan uluslararası veya uluslarüstü örgütlerin görevlilerine veya temsilcilerine, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ya da uluslararası ticari işlemler nedeniyle bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi yahut muhafazası amacıyla; doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi ya da bunlar tarafından talep veya kabul edilmesi halinde de uygulanır.

Türk Ceza Kanunu | Madde 253

 (1) Rüşvet suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

Türk Ceza Kanunu | Madde 254

(1) Rüşvet alan kişinin, soruşturma başlamadan önce, rüşvet konusu şeyi soruşturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi hâlinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Rüşvet alma konusunda başkasıyla

anlaşan kamu görevlisinin soruşturma başlamadan önce durumu yetkili makamlara haber vermesi hâlinde de hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(2) Rüşvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle anlaşmaya varan kişinin, soruşturma başlamadan önce, pişmanlık duyarak durumdan soruşturma makamlarını haberdar etmesi hâlinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya

hükmolunmaz; verdiği rüşvet de kamu görevlisinden alınarak kendisine iade edilir.

(3) Rüşvet suçuna iştirak eden diğer kişilerin, soruşturma başlamadan önce, pişmanlık duyarak durumdan soruşturma makamlarını haberdar etmesi hâlinde, hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(4) Bu madde hükümleri, yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişilere uygulanmaz.

Türk Ceza Kanunu | Madde 60

(1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet hâlinde, iznin iptaline karar verilir.

(2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.

(3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen ile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hâkim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.

(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hâllerde uygulanır.

Kabahatler Kanunu | Madde 43/A

(1) Daha ağır idarî para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından;

a) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun;

... ... ...

4) 252 nci maddesinde tanımlanan rüşvet suçunun, tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye onbin Türk Lirasından ikimilyon Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

(2) Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.

K a m u g ö r e v l i l e r i n i n g ö r e v l e r iesnasında, gerek rüşvet gerek yolsuzlukla ilgili bir işlemi öğrenmeleri durumunda, ilgili mercileri haberdar etmeleri yasal bir zorunluluktur.

T ü r k C e z a K a n u n u ‘ n u n k a m u görevlisininsuçu bildirmemesi kenar başlıklı 279. Maddesinin 1. fıkrasında, kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisinin, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı, aynı maddenin 2. fıkrasında da, suçun adli kolluk görevini yapan kişi tarafından işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı hüküm altına alınmıştır.

Ayrıca, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 17. Maddesinde irtikap ve rüşvet suçlarından veya bu suçlara iştirak etmekten sanık olanlar hakkında 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı, 18. Maddesinde de bu suçlardan dolayı müfettiş ve muhakkiklerin de soruşturma neticesinde delil veya emare elde ettikleri taktirde, işi yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbar ve evrakı tevdi edecekleri, 17. Maddede yazılı suçlardan dolayı delil veya emare elde eden müfettiş ve muhakkiklerin durumu yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbar ve evrakı tevdi etmedikleri taktirde bunlar hakkında da yapılacak takibattan dolayı Memurun Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat Rüşvet veya Yolsuzluk Olaylarını Yetkili Makamlara Bildirme Yükümlülüğü hükümlerinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Kamu görevlisi olmayan kişilerin suçu bildirme yükümlülüklerinin ise 5237 sayılı TCK’nın 278. Maddesinde düzenlendiği görülmektedir.

Öte yandan, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında 5549 sayılı Kanunun 4. Maddesi gereğince, anılan Kanunun 2/d Maddesinde sayılan yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen işlemler e konu malvarlığının yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanıldığına dair herhangi bir bilgi veya şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması halinde, bu işlemlerin yükümlüler tarafından Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’na (MASAK) bildirilmesi zorunludur. MASAK’ın görev ve yetkilerinin sayıldığı 5549 sayılı Kanuna göre MASAK, yabancı kamu görevlisine r ü ş v e t v e r i l m e s i s u ç u n u n soruşturulması ile değil, diğer bütün öncül suçlarda olduğu gibi, bu suçtan elde edilen gelirlerin aklanması halinde aklama suçunun tespitine ilişkin araştırma ve incelemeleri yürütmekle görevlidir.

Türk Ceza Kanunu Madde 278 Suçu Bildirmeme Ceza Muhakemesi Kanunu

Madde 158 İhbar ve Şikayet

Suç Bildirmeme  İhbar Ve Şikayet Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi

(1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Mağdurun onbeşyaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.

(4) Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz. Ancak, suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.

Kamu görevlisinin veya diğer kişilerin suçtan haberdar olduktan sonra bildirimi hangi makam veya makamlara yapacağı hususu ise; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiştir.

Buna göre, suça ilişkin ihbar ve şikayetlerin Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarına yazılı veya tutanağa geçirilmek

kaydıyla sözlü olarak yapılması gerekir.

(1) Suça ilişkin ihbar veya şikayet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.

(2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikayet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

(3) Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikayette bulunulabilir.

(4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikayet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

(5) İhbar veya şikayet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir.

(6) Yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturma evresine geçildikten sonra suçun şikayete bağlı olduğunun anlaşılması halinde; mağdur açıkça şikayetten vazgeçmediği takdirde, yargılamaya devam olunur.

ÖRNEK OLAY:

“A” ŞİRKETİ “B” ÜLKESİNDE

Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme suçunun Türk hukuku bakımından oluşumunu aşağıdaki örnekle somutlaştırabiliriz.

Buna göre, merkezi Ankara’da bulunan ve yurt dışında ticari işlemler gerçekleştiren A Türk Şirketi, B ülkesinde açılan bir ihaleye müracaat ediyor; ihale süreci devam ederken o ülkedeki temsilcisi tarafından, ihaleyi yapan kurumun bağlı bulunduğu Bakana ya da diğer herhangi bir üst düzey yetkiliye, şirket olarak ihale ilanında belirlenen koşulları taşımadığı halde ihalenin kendisine verilmesini temin etmek üzere 200.000 ABD Doları rüşvet veriyor. Teklif veren ve gerekli şartları taşıyan başka şirketler bulunmasına rağmen, alınan rüşvet karşılığında ihaleyi A Şirketi kazanıyor ve sözleşme imzalanıyor.

Rüşvet iddiaları B ülkesinin ulusal basınında geniş bir şekilde haber konusu oluyor. İddialar, B ülkesi medyasında habere konu olmasından 2 ay sonra Türk

basınında da habere konu oluyor.

Ankara Cumhuriyet Savcısı ulusal basında çıkan haberleri ihbar kabul ederek doğrudan ilgili şirket yetkilileri hakkında yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme suçundan soruşturma başlatıyor. Zira, bu suç re’sen takibi zorunlu olan bir suç niteliği taşımaktadır. Soruşturma makamlarımız rüşvetin verildiği B ülkesinde söz konusu olayla ilgili bir soruşturma ya da yargılama yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın rüşvet veren şirkete yönelik olarak re’sen harekete geçecektir. Bu durumda, rüşvet alan B ülkesi kamu görevlileri açısından rüşvet alma suçunu soruşturma yetkisi, doğal olarak B ülkesi adli makamlarına aittir.

Diğer yandan, TCK’nın 279. Maddesindeki yasal yükümlülüklerine uygun olarak, B ülkesindeki Dışişleri Bakanlığı görevlileri ve ilgili kamu kurumları yetkilileri, B ülkesi ulusal basınında çıkan haberleri titizlikle derleyip, görevleri sırasında yaptıkları resmi işlemlerde edinebildikleri diğer ilave bilgilerle birlikte

Dışişleri Bakanlığı ve DTM’ye zamanında iletmekle yükümlüdürler. Zira, TCK’nın 279. Maddesi, kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenen kamu görevlilerine bu suçu yetkili makamlara bildirimde bulunma yükümlülüğü öngörmekte; bu ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeyi ihmal eden veya bu hususta geciken kamu görevlisinin, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağını hükme bağlamaktadır.

Belirtmek gerekir ki, yurt dışı teşkilatlarında görev yapan kamu g ö r e v l i l e r i n i n, y a b a n c ı k a m u görevlilerine rüşvet verme suçları açısından ihbar yükümlülüklerini yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Zira, bu ihbarlar sayesinde ülkemiz adli makamları, yabancı bir ülkede işlenen ancak yargılama yetkimize giren bu suçları etkin ve hızlı bir şekilde soruşturabilecektir.

Yukarıdaki örnek ülkemiz mevzuatı açısından değerlendirildiğinde;

- Yargılama sonucunda şirket yetkililerinin cezai sorumluluğu doğmakta olup, suçlu bulundukları takdirde dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları söz konusu olabilecektir. Bahse konu şirket hakkında ise TCK’nın 60. maddesinde öngörülen güvenlik tedbirlerine hükmedilecek; elde edilen yararlar da müsadere edilecektir.

- Suça konu 200.000 ABD Doları rüşvetin doğrudan yabancı kamu görevlisine sağlanması ile onun yararına yakınlarına, hatta onun gösterdiği bir hayır kuruluşuna sağlanmasında suçun oluşması açısından bir fark bulunmamaktadır.

- Yine suçun oluşumu açısından, teklif veya vaad edilen ya da sağlanan yararın yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama, idari veya adli bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının, yapılanma şekli ve görev alanı ne olursa olsun, devletler, hükümetler veya diğer uluslararası kamusal örgütler tarafından kurulan Birleşmiş Milletler (BM), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) gibi uluslararası kuruluşların görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere sağlanmasının bir farkı bulunmamaktadır.

- Söz konusu suça ilişkin olarak, gerek sözleşme, gerek 3568 sayılı Serbest, Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 43. maddesi ile serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler ve bunların yanlarında çalışanlar, işleri dolayısıyla öğrendikleri suç teşkil eden halleri yetkili mercilere duyurmakla yükümlü kılınmışlardır. Bu şekilde A şirketinin defterlerini tutan anılan meslek şirket hakkında ise TCK’nın 60. maddesinde öngörülen güvenlik tedbirlerine hükmedilecek; elde edilen yararlar da müsadere edilecektir.

- Suça konu 200.000 ABD Doları rüşvetin doğrudan yabancı kamu görevlisine sağlanması ile onun yararına yakınlarına, hatta onun gösterdiği bir hayır kuruluşuna sağlanmasında suçun oluşması açısından bir fark bulunmamaktadır.

- Yine suçun oluşumu açısından, teklif veya vaad edilen ya da sağlanan yararın yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama, idari veya adli bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının, yapılanma şekli ve görev alanı ne olursa olsun, devletler, hükümetler veya diğer uluslararası kamusal örgütler tarafından kurulan Birleşmiş Milletler (BM), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) gibi uluslararası kuruluşların görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere sağlanmasının bir farkı bulunmamaktadır.

- Söz konusu suça ilişkin olarak, gerek sözleşme, gerek 3568 sayılı Serbest, Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 43. maddesi ile serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler ve bunların yanlarında çalışanlar, işleri dolayısıyla öğrendikleri suç teşkil eden halleri yetkili mercilere duyurmakla yükümlü kılınmışlardır. Bu şekilde A şirketinin defterlerini tutan anılan meslek mensuplarının da söz konusu rüşvet miktarı ile ilgili kanuna aykırılık ya da usulsüzlük saptadıklarında bildirim yükümlülüğü bulunmaktadır.

-Yukarıda belirtilen olayda, A şirketi ihaleye başvurma koşullarını taşımadığı halde ihaleyi kazanmak üzere yabancı kamu görevlisine rüşvet vermek yoluyla kendi şirketine yarar sağlamıştır. Söz konusu şirket ihaleye başvuru koşullarını taşısa ve yapılan hukuka uygun ihale sürecinde haklı olarak ihaleyi kazandıktan sonra, salt bürokratik işlemlerin hızlandırılması için bir menfaat temin etmiş olsa dahi, yabancı kamu görevlisine rüşvet verme suçu oluşacaktır.

Şirketin işlerini bilen ya da suçu öğrenenler de, sorumludur

Yabancı kamu görevlisine temin edilen her türlü menfaat rüşvet suçunun unsuru olabilir

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3256 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri