Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

KELİMELERİN ANLAMINA TAKILMAMAK...

26 Mart 2013 Salı

Türk olmak utanç duyulacak bir durum mudur ki bu kadar rahatsızlık duyuluyor ben dahil pek çok kişi de anlayamamıştır inanıyorum ki.

Türk adına ilk kez Orhun Yazıtlarında rastlanır ki yapılan bilimsel araştırmalar sonucuna göre de pek çok anlamı ortaya çıkarılmıştır.

Törü fiil kökenli olan Türk kelimesi kanun ve nizam sahibi anlamlarında kullanılan bir kelime olmuştur.

Ayrıca Divan’ı Lügat-ı Türk’de “olgunluk çağı” anlamında olduğu yine Ziya Gökalp’e göre töre, anane, gelenek sahibi anlamına geldiği, Wambery ise Türk adını Türemek anlamına geldiğini beyan etmişlerdir.

Bu anlamlara bakıldığında ne etnisite kavramı, ne de alt veya üst kimlik kavramlarını çağrıştırmadığı açıktır.

Anlamları toparlayacak olursak; bir milletin kanun ve nizam sahibi olduğu, anane, gelenek ve göreneklerine bağlı  ve o vatanda yaşamlarını devam ettirmek için türeyen bir toplum olduğu anlamı çıkacaktır.

Durum böyle iken Türk adından korkmak ve rahatsızlık duymak sonucu yapılan tüm davranış ve söylenen tüm söylemler geçerliliğini yitirmektedir. Yani eğer ki bundan korkuluyorsa demek oluyor ki vatan üzerinde yaşayan ve kutsal anlamları bulunan bir yaşam tarzının yok sayılması ve bitirilmeye çalışılması amacı vardır gizliden gizliye. Parçalamak vardır bu anlamların yüklediği değerler örgüsünü.

Türk adı keşke her vatanında olana nasip olsa. Keşke dünya üzerindeki her ülkenin isimleri böyle anlamları içerse. Türk evet Türk olmak bir vatanda insanca yaşamak, bir vatanda çekirdek aileden gelen terbiyenin, adaletin yaşanması, geleneklerine bağlı olmak, bütünleştirici olmak anlamlarını hisseden ruhların bileşkesidir. O halde korkulan da Türk adından soyutlanmaya çalışılan da bu değerlerin varlığıdır bu değerlerin bazı beyinlere uygunsuzluğu olsa gerek. Bazı beyinlerden kastım dış ülkelerdir. Hiçbir dış ülkede Türk adının anlamını taşıyan bir toplum yoktur. Deniyor ki 1921 Anayasası Toplum Sözleşmesiyle eşdeğerdir. Sonrakiler asla toplum sözleşmesi olamaz. Toplum Sözleşmesi sadece vatandaşa haklar veren sözleşmeyse Türk kelimesinin anlamının içeriği de zaten bunda vardır. Atatürk 1921 Anayasasının özünde Türk kelimesinin anlamını vurgulamak adına yapmıştır. Gelelim 24, 60 ve 80 anayasalarına. Türk olmanın büyüklüğünden korkan hastalıklı beyinlerin yönlendirmesiyle tarihte Türk kelimesine yakışmayan ama bize uygun görülen karanlık sayfalarımız vardır. Dikkatinizi çekerim yine Türk olmaktan utanılan zamanlarda Başbakan asılmıştır bu ülkede. Yine Türk’ün anlamından korkan ülkelerden kaynaklı karışmıştır vatanımız ve pek çok anayasaya gerek duyulmuştur. ABD yasasına baktığımızda yıllardır aynı yasadır bu yasa. Türk kelimesinin anlamından korkan dünya sürekli karışıklık çıkararak anayasamıza kadar müdahale etmiştir. Dünya ya eşitliği, Toplum Sözleşmesini ve pek çok yeniliği tanıtan bir Türk adından ve onun anlamından elbette ki korkulacaktır. Korkulan vatandaşın Türk kelimesinin anlamlarını yüreğine işlemesidir. 

Şimdi gelelim gündemin konusu olması itibariyle bir de Kürt kelimesinin çıkış noktasına bakalım. Üzülüyoruz kelimelerle, anlamlarıyla boğuşan dış ülkelerin oyun konusu olmaktan. Türk kelimesi gibi Kürt kelimesine de Orhun Kitabelerinde de  rastlanmaktadır.; Gerçekten, elegeş Yazıtı’nda şunları okuyoruz: «Kürt el kan (Kürt elinin hanı Alp Urungu altunlu okluğumu bağladım belde. Ülkem otuz dokuz yaşımda». Bunu Macar bilginleri ele almışlardır. Bu hususu, Hüseyin Namık Orkun şöyle açıklar: «Kürt el kan ibaresini Németh de bahis mevzuu etmektedir. El kan sözü sonradan İlhan şeklini almıştır, İran’daki Moğolların daha doğrusu Moğol hükümdarlarının bu unvanı taşıdığı malumdur. Burada Kürt adlı bir kabileden de söz edildiği göze çarpar. Kürt sözü Türkçede çığ, kar yığını anlamlarındadır.  Macar alimleri eski Macar kabilelerinden Kürtgyarmat kabilesinin ismini buradaki Kürt kabile adı ile birleştirmektedirler. Hatta bu Macar kabilesinin içinde Yenisey havalindeki bu Kürt kabilesinin bulunduğunu dahi kabul eylemektedirler»

Ziya Gökalp’ın aşağıdaki ibretli açıklamaları, tersine işleyen bir asimilasyon hadisesine ışık tutması bakımından, üzerinde uzun boylu düşünmeye değecek mahiyettedir. Gökalp diyor ki: «İstanbullular kendilerine ‘şehri’ namını veriyor, taşralılara ise, coğrafi yakınlığa göre Arnavut, Arap, Kürt, Laz diyorlardı. Rumeli ahalisi, umumiyetle Arnavut’tu, Karadeniz sahili yalnız Lazlarla, Şarkı Anadolu yalnız Kürtlerle meskundu. Böyle bir coğrafi kavmiyet unvanı bulamayanlar da, mefahirini daha parlak gördüğü kavimlerden birine gönüllü yazılıyordu. Bu suretle aslen Türk olan birçok gençler Arnavutlukla, yahut Kürtlükle iftihar ediyorlardı. Türklükle mübahat eden tek bir fert yoktu. «Türk» kelimesini ayıplı unvanlar gibi, kimse üzerine almıyordu. «Türk», «Şarki Anadolu’da «Kızılbaş», İstanbul’da «kaba ve köylü» manalarına idi. Naim Beyin en hararetli arkadaşlarından ikisi nisbeten Türk oğlu Türktü, Bunların telkini ile Türk olduklarına asla şüphe olmayan bazı Diyarbakırlı ve Harputlu doktorlar da kendilerini Kürt “sanıyorlardı. Tarihte bu acıklı hale bir ikinci misal gösterilemez» .

Osmanlı’yı yıkma planlarının işleyişinin sadece bir perdesidir yukarda anlatılan. Bölmek parçalamak ile bitirmek.

Türkler ve Kürtlerin ve daha diğer Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak hepsi hakkında en derin bilgileri almak için başvurulacak belgeler incelendiğinde yapılanların gerçek anlamı ortaya çıkacaktır.

Aşağıda birkaç kaynak sunuyorum sizlere

Mehmet Öz, Atatürk Milliyetçilik Doğu Anadolu, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını: 24, İstanbul 1987, sh. 132

Hüseyin Namık Orkun, Eski Tsrk Yazıtları, c. III, İstanbul, 1940, s. 183.

Prof. Dr. L Rasonyi, Tarihte Türklük, H. Z. Koşay tere., Ankara, 1971, s. 114, 121, 128.

Yusuf Blaxoviç (Kumanoğlu),  Çekoslovakya Topraklarında Eski Türklerin İzleri, Reşid Rahmeti Arat İçin, Ankara, 1967, s. 346.

A. Zeki Velidi, «Kert mi, Kürt mü? Türk Mecmuası, c. M, İstanbul, (1926-1928, s. 393-394.

G. J. Edmonds, Kurds, Turks And Arabs, s. 141.

V. V. Barthold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, Hazırlayan: Hakkı Dursun Yıldız, İstanbul, 1981, s. 190.

Ebü’J-gazi Bahadir Han, Şecere-i Terakime, Muharrem Ergin Yayını, s. 93.

Ahmet Refik,  Anadolu’da Türk Aşiretleri, ist. 1930. s. 86, 96, 107, 191.

Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İs­tanbul, 1979, s. 635-636.

http://www.elitte.8m.com/turklerin_kurtlesmesi.htm

 

Tarih tekerrürden ibaret olmasın. Kelimelere ve anlamlarına takılan dünya ülkelerinin senaryolarının kurbanları olmayalım….

  

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2350 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri