Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

KİŞİSEL BÜTÜNLÜĞE MÜDAHALE UYGULAMALARI

07 Nisan 2013 Pazar

Kamu kuruluşlarında kameralı takip sisteminin zorunluluğu bugüne kadar tartışılmaktadır. Özellikle kamu kuruluşlarında giriş ve çıkışlardaki kameraların varlığı güvenlik açısından önem arzederken ki; aslında kameraların varlığı sadece personelin takibi amacına dayanmakta iken zira olağanüstü bir olay yaşandığında asla o kayıtlara ulaşılamazken lakin personelin geliş saatlerinin kontrol edildiği şifai ya da yazılı olarak uyarılarla da anlaşılmaktadır ki kameraların amacının sadece personel izlemek olduğu ortaya çıkmaktadır. Kapıda güvenlik noktasının olmaması sonucu kamera dahi olsa tanınmayan şahışların en üst katlara kadar çıkabilmesi ve bunların sonra kameralarda kayıtlarına her ne hikmetse rastlanmaması kurumlardaki kameraların sadece çalışanlarını fişleme amacıyla kuruldukları amacını güçlendirmektedir. Gizli amaçlı yüz tanıma kontrolü için kullanılan bu  sistemin hukuki dayanağı yoktur. Savunmada ise kuruma gelecek olağanüstü sorunda ellerinde delil olması için kamera sistemini kurdurdukları olsa da tamamen çalışanlarını fişleme amaçlı bir uygulamadan öteye bir savunma kabul edilemez. Kamu kuruluşunda çalışmak nedir? 657 olsun 2547 olsun ya da başka kanunlara dayalı çalışılsın devletin belirlediği kademelerde verilen görevin bilinciyle aksatmadan yerine getirilmesidir. Sen memursun sen işçisin sen akademisyensin gibi ayrımcı uygulamalar devletin birliğini bozacağı gibi işyerindeki çalışma ortamını da onulmaz darbelere maruz bırakır. Mesai saati nedir? Tamamen amirin insiyatifinde çalışanını fişlemesi adına konulmuş köle efendi zihniyeti uygulamasının hiçbir yasl dayanağa bağlanamayan insan hakları bazında da hataları defalarca kanıtlanmış fişleme uygulamasıdır. Giriş çıkışların saatlere bağlanması o da yetmez imza sisteminin varlığı (paraf dahi atılmayan imzaların olacağı bir imza sisteminde) şahısların özeli olan ıslak imzalarının gönüllü olarak toplanmasından başka bir özelliği olmayan uygulamalardır. Benim mesai kontrolü altında ya da duyurular adıyla yapılan uygulamada alınan ıslak imzamın nerede ve ne şekilde karşıma çıkacağının garantisini bana kim verebilir? Hapishane uygulaması misali giriş çıkışta imza at, kameralardan yüz ve fiziksel özelliklerimin kontrolü ile bireysel bütünlüğüme el konulmasının hukuki dayanağı nedir?

Hiçbir dayanağı bulunmamaktdır. Zira; imza olsun, paraf olsun , kameradan görünen ben olsun bireyin fiziksel olarak tanınma yollarıdır. Kişilerin iradeleri dışında başka uygulamalar altında fişlenmesidir. Ceza Muhakemesi Kanununda kişisel verinin tanımı yapılmamış. Şu ana kadar Türkiye’de kişisel verilerin korunması konusunda bir kanun da çıkarılamamış. Bu yüzden de, herkes her türlü veriyi fütursuzca kaydedebilmektedir. Toplum olarak her ne kadar “polis hepimizi fişliyor” diye feryat etsek de, aslında ülkemizde bu yasal boşluk nedeniyle şu anda bazı işverenler, çalışanlarını fişliyor.

Peki işverenin böyle bir yetkisi var mı, bu durum yasal mı?

Öncelikle bu ve benzeri sorunların yaşanmasında en önemli faktör, ülkemizde hala daha “Kişisel Verileri Koruma Kanunu”nun çıkarılmamış olmasıdır. Nitekim Türkiye’de veri koruması alanında kanunlaştırma hareketi, Avrupa Uyum Mevzuatı çerçevesinde Adalet Bakanlığı tarafından kişisel verilerin korunması ile ilgili bir kanun tasarısı ile başlamış. Tasarı Bakanlar Kurulunca 07.04.2008 tarihinde kabul edilerek TBMM Başkanlığı’na gönderilmiş. Ekim 2008 tarihinden itibaren de mecliste kanunlaşma sırasını bekliyor. Tasarıya genel olarak bakıldığında, 108 no’lu Avrupa Konseyi Konvansiyonu ve Avrupa Birliği Veri Koruma Direktifi temel alınmış. Tasarı öz olarak; kişisel verilerin işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesini amaçlıyor.

Yani; 2005 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmeyi, başkasına vermeyi suç olarak kabul eden; ama aynı zamanda kişisel verilerin gizliliğinin korunması hakkındaki kanun tasarısını 2008 yılından beri kanunlaştıramayan; öte yandan 2010 yılında, kişisel verilerin gizliliğini Anayasa teklifi içinde "anayasal bir hak" olarak düzenleyen ve bu maddeyi "referandum"a götüren bir ülkeyiz.

Özel yaşamın gizliliğinin korunması bireyin temel haklarından olması nedeniyle, anayasalarda ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Anayasanın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiş, “Özel Hayatın Gizliliği” başlıklı 20. maddesinde ise, herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsayacağı, kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.

Uluslararası sözleşmelerin Türk iç hukukunda geçerliliği ve “Özel Hayatın Gizliliği” hakkı ile ilgili yapılacak değerlendirmelere gelince; 22.05.2004 günü ve 25449 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5170 sayılı Yasanın 7. maddesiyle Anayasanın 90. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Anılan Kanun ile Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasına, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” cümlesi eklenmiştir.

Uluslararası Sözleşmelerin Türk hukukundaki yerini doğrudan doğruya düzenleyen hüküm; Anayasanın 90. maddesinin yukarıda yer verilen son fıkrasıdır. Fıkranın birinci cümlesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslar arası sözleşmeler kanun hükmündedir. Uluslar arası sözleşmenin kanun hükmünde olması nedeniyle, Türk Hukuk düzeninde doğrudan hüküm doğurucudur. Fıkranın ikinci cümlesine göre, antlaşmalar hakkında Anayasa Mahkemesine başvurulamayacaktır. Buna göre Uluslararası sözleşmelerin Anayasaya aykırı olduğunun ileri sürülememesi, uluslar arası hukukun üstünlüğünün teyidi olduğu, uluslar arası sözleşmeler ile kanunlar arasında bir uyuşmazlık olması durumunda uluslar arası sözleşmelerin üstünlüğü doktrinde de kabul görmüştür.

Yapılan bu açıklamalar ışığında Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun temel belgelerinden olan ve Türkiye tarafından da kabul edilerek onaylanan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Özel Yaşamın Gizliliği” hakkına ilişkin hükümlerinin de dikkate alınması gereklidir.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalanan ve 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM’ de onaylanan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi, 4868 sayılı Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunun 18 Haziran 2003 günlü ve 25142 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmasıyla yürürlüğe girmiştir.

Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin 17. maddesinde; hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemeyeceği, hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunamayacağı, herkesin bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı, yasalarca korunma hakkının bulunduğu belirtilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması” başlıklı 8. maddesinde, her şahsın hususi ve ailevi hayatına, meskenine ve muhaberatına hürmet edilmesi hakkına malik olduğu, bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesinin demokratik bir cemiyette ancak milli güvenlik, amme emniyeti, memleketin iktisadi refahı, nizamın muhafazası, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ve başkasının hak ve hürriyetlerinin korunması için zaruri bulunduğu derecede ve kanunla derpiş edilmesi şartıyla vuku bulabileceği öngörülmüştür. Anayasamızın 20. maddesine göre “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.”

AB Temel Haklar Şartı madde 8 uyarınca “Herkes kendisi hakkındaki kişisel verilerin korunması hakkına sahiptir.”

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi madde 12 çerçevesinde “Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.”

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 8 kapsamında “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.”

Bu konuda Ceza Muhakemesi Kanunu madde 81 uyarınca “ Üst sınırı iki yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı şüpheli veya sanığın, kimliğinin teşhisi için gerekli olması halinde, Cumhuriyet savcısının emriyle ıslak imzası, fotoğrafı, beden ölçüleri, parmak ve avuç içi izi, bedeninde yer almış olup teşhisini kolaylaştıracak diğer özellikleri ile sesi ve görüntüleri kayda alınarak, soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin dosyaya konulur. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde söz konusu kayıtlar Cumhuriyet savcısının huzurunda derhal yok edilir ve bu husus tutanağa geçirilir.”

Yazı ve imzanın dahi kişiler verilere ulaşma imkanı verebilen bir uygulama olması ile hele ki kameralarla geliş gidişlerin kontrolü ile fiziki bütünlüğe müdahale içeren bu durumların; kişilik haklarının ihlal edildiği belirtilerek "Kişilerin rızasına dayanmaksızın alınan bu veriler, (ıslak imza, fotoğraf,video, oluşturulan yüz modülü) personellerin maddi ve manevi kişiliğine ait kişisel hak niteliğindedir. Bireylerin maddi ve manevi varlığına ilişkin hakları Anayasamızın 17 nci maddesi ile güvence altına alınmıştır. Ancak söz konusu uygulama ile çalışanların Anayasal hakları da ihlal edildiğinden, dava konusu işlemin iptali gerekmektedir." denildi.

Kameralarla; örtülü uygualama olarak; yüz tanıma sistemi ile elde edilen veriler de bireyin fiziksel olarak belirlenmesini sağlayan bir bilgi olması sebebiyle kişisel bilgiler arasında yer almaktadır. Kişisel bilgilerin korunmasının ise gerek evrensel gerek bölgesel insan hakları sözleşmelerinde özel yaşamın gizliliği ve korunması çerçevesinde değerlendirilmekte olup insan hakları ihlali sayılmaktadır.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3770 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri