Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

KISSADAN HİSSE

09 Ağustos 2012 Perşembe

Anadolu’da bugün bile anlatılan eski bir aşk hikayesi vardır. Derler ki, vaktiyle Siirt Tillo’da bir tekkede mürit, tasavvufa gönül vermiş bir zat yaşarmış. Temiz, saf, güzel gönüllü bir genç adammış. Gel zaman git zaman aşık olmuş, hem de sırılsıklam. Karşılık da bulmuş. Sevdiği kız da ona sevdalanmış. Evlenmişler. Mutlu seneler geçirmişler. Ne var ki bir zaman sonra karısı dikilmiş karşısına. “Ben gitmek istiyorum” demiş. “Şu yolların ardında başka ne yollar var görmek istiyorum. Sana aşık değilim artık. Bir başkasını gördüm, ona aktı yüreğim. Onunla uzaklara gitmek istiyorum.”

Mürit öfkeden deliye dönmüş. Aklından ilk geçen şey, karısını öldürmek olmuş. “Bana yâr olmayacağına göre kimselere yâr olmasın” diye geçirmiş içinden. Kapanmış eve, planlar yapmış kendince. Kimseyle konuşmaz olmuş. Derken bir sabah şeyhini kapıda beklerken bulmuş. “Hakiki âşık” demiş şeyh, “sevdiği insanın mutluluğunu ister. Âşık kişi, sevdiğinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar. Gerçekten seven insan, özgür bırakır. Sahiplenmek, hak iddia etmek, can almak, can acıtmak, âşıkların tutacağı yol değildir… Düşün. Düşün de öyle karar ver. Ve bil ki vereceğin karar, senin gerçek sınavındır.”

İşte o zaman mürit için çetin bir iç muhasebe başlamış. Günler, haftalar boyu nefsi bir yana çekiştirmiş, yüreği bir yana. Sonunda bir sabah fırlamış yataktan. Açmış tüm pencereleri, kapıları sonuna kadar. Işık dolmuş içeri, efil efil rüzgâr. Dönmüş karısına, “Dilediğin yere git” demiş usulca. “Ben hakkımı sana helal ettim. Sen de bana helal et, öyle çık yola.”

Bu hikâyeyi ilk duyduğumda bir masal gibi dinlemiştim. Gerçek olamayacak kadar romantik… Ta ki böyle insanlar tanıyana kadar. Onların öykülerini gazeteler yazmıyor, televizyon duyurmuyor. Ama bu ülkede üçüncü sayfa haberlerinin atladığı “büyük aşk” hikâyeleri de yaşandı, yaşanıyor.

Başka bir yaşanmış hikaye de ise;

Sivas/şarkışla ilçesi'nin bir köyünde evli bir çift vardır. Koca görme engellidir. Kadında diğer köylü kadınlarına nispeten güzeldir. Ancak kadın kocasını sevmiyor ve onu aldatıyor. Sevgilisiyle her akşam evinin bahçesinde buluşuyorlar. Bu olay yaklaşık 3 yıl sürüyor ve sonunda kaçmaya karar veriyorlar. Sevgilisi yine evin bahçesine geliyor. Kadınla beraber kaçmaya başlıyorlar. Ancak köy yerinde ne araba ne de başka bir taşıma aracı var.Kadınla adam yakalanma korkusuyla töre korkusuyla koşuyorlar, koşuyorlar, koşuyorlar. Sonunda nefesleri tıkanıyor ve dinlenmek için duruyorlar, Arkaya baktıklarında kimsenin olmadığnı anlayınca iyice rahatlıyorlar. Kadın sevgilisine kaçmaya başladıklarından beri çarığının altında birşey olduğunu ve rahatsız ettiğni söylüyor. Çarığını çıkardığında gördüğüne inanamıyor.Bir tomar para. Anlıyor ki parayı kocası çarığına koymuş. Buraya kadar adam hakkında istediğiniz şeyleri düşünebilirsiniz. Ancak şimdi söyleyeceklerimi hiç bir yere çekemezsiniz. Karısına para bırakan o adam, Aşık Veysel ki kadının kaçacağnı anlayıp yolda çaresiz kalmasınlar diye. Bende bu kadının yıllarca ''emeği'' var diye Yıllarca bana baktı önüme bir tas çorba getirdi diye. Ona para bırakıyor. Kadını-erkeği herkes eşini aldatabilir, peki kaçımız zulumden kaçan eşine emeği var, sefil olmasın diye para bırakırız...

Bu yazdıklarımdan; evet kadın veya erkek ihanet etsin veya ederse de afetmelidir diye  anlaşılmasın ama günümüzde baktığımızda; ellerde teraziler, adeta gramla tartılıyor aşklar. 100 gr sevgiye karşılık 100 gr sevgi alınabilirmiş gibi herkes verdiği kadarını istiyor. Seven erkek mutlak itaat, hakarete susmak, sinmek ve korkmak, mutlak hâkimiyet bekliyor sevildiğini zanneden bayandan. Zihinlerde bir denklem var sanki. Denklem karşılanmadı mı tüm formül bozuluyor ve işte o zaman bir de bakmışsınız ki aşk bitmiş, nefret başlıyor. Hakaret başlıyor, tehditler başlıyor, nedeni anlaşılamayan sinir harpleri başlıyor. Ne çabuk geçiyoruz bir uçtan bir uca. Bu kadar mı değişkeniz veya bu kadar güzel mi oynuyoruz yazdığımız senaryoyu.

İşte biz neden böyleyiz bunu da yine bir hikaye ile anlatayım izin verirseniz. İşte bu son hikayede biz neden hemen elimize silah, bıçak alıp Rabbimin canı veren de alacak olan da benim kelamını umursamazcasına birbirimizi katletme zihniyetine bürünüyoruz. Neden?

İşte eksiklikleri anlatan çok güzel bir hikaye daha. İnanıyorum ki hepimiz eksiklerimizi bu hikayede anlatılanlarla bulacağız vakit geçmeden inşallah.

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış.

Mutluluk, Üzüntü, Kibir, Sevgi ve diğerleri...

Bir gün adanın batmakta olduğu duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi, adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. "Sevgi", adada en sona kalan "duygu" olmuş, çünkü mümkün olan , "en son ana kadar" beklemek istemiş.

Ada neredeyse battığı zaman, "Sevgi" yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.

Sevgi :

- Zenginlik, beni de yanına alır mısın ? diye sormuş.

Zenginlik:

- Hayır alamam, demiş. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok...

Sevgi, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir' den yardım istemiş.

- Kibir, lütfen bana yardım et !

- Sana yardım edemem Sevgi. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedersin, diye cevap vermiş Kibir.

 

Üzüntü, yakınlardaymış ve Sevgi yardım istemiş.

 

- Üzüntü, seninle gelebilir miyim?

- Of Sevgi, o kadar üzüntülüyüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.

 

Mutluluk da Sevgi'nin yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Sevgi'nin çağrısını duymamış bile.

Sevgi, birden başka bir ses duymuş.

 

- Gel Sevgi !.. Seni yanıma alacağım...

 

Bu Sevgi'den daha yaşlıca birisiymiş. Sevgi, o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki kendisini, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.

 

Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Sevgi'ye yardım eden, yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Sevgi, Bilgi'ye sormuş :

- Bana yardım eden kimdi ?

- O "Zaman'dı", diye cevap vermiş Bilgi.

- Zaman mı ? Neden bana yardım etti ki ? diye sormuş Sevgi.

 

Bilgi gülümsemiş.

- Çünkü, Sevgi'nin kıymetini sadece "Zaman" anlayabilir

 

Zamanlarımızın ve yanımızdakilerin değerlerini bilelim inşallah.  Selametle Efendim...

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2714 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri