Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

KISSADAN HİSSELER...

15 Aralık 2012 Cumartesi

Çöl bölgelerine uyarak uzun süre susuz yaşayabilen , geviş getiren iri cüsseli, memeli bir hayvan olan deveye Arap dilinde; cemel, ibil denir. Tüylü aygırına bahur, dişisine naka, maye ve yavrusuna buduk, kuşek, torok, çal gibi isimler verilir. Yaşıt olanlara yelek, iki yaşındakilere taylak, üç yaşındakilere huveydi denir. Genellikle Asya devesi 600, Afrika devesi 500 kg ağırlıktadır. Yaşadığı yerler: Asya, Afrika ve Amerika’nın çöllük bölgeleri . Özellikleri: Açlığa, susuzluğa günlerce dayanır. Vücuduna su depolar, hörgücünün yağını yedek besin deposu olarak kullanır. Ömrü: 40-50 yıl. Çeşitleri: Asya devesi, Afrika devesi  olarak çeşitleri mevcuttur.

Deve hakkında temel bilgi aldıktan  sonra bir de Bedevileri tanıyalım. Özellikle Arabistan, Irak, Suriye ve Ürdün olmak üzere Ortadoğu çöllerinin Arapça konuşan göçebe halkları olan Bedeviler, toplam Ortadoğu nüfusunun küçük bir kesimini oluşturmakla birlikte, toprağın büyük bölümünün kullanımını ellerinde tutarlar. Büyük çoğunluğu çobandır; yağmurlu kış mevsiminde çöle göç eder, kurak yaz aylarında ekili topraklara geri dönerler. Kendilerini yüksek sınıftan sayan Bedeviler, tarımı ve başka el emeğini geleneksel olarak küçümsemekle beraber, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra, siyasal ve ekonomik gelişmelerin de etkisiyle yerleşik yaşama geçmeye başladılar. 1950’lerde Suudi Arabistan ve Suriye, Bedevi otlaklarını kamulaştırdı; Ürdün de keçi otlatmayı büyük ölçüde sınırlandırdı. İsrail, Nasıra’daki Bedevi topraklarının bir bölümüne el koydu. Camp David Antlaşması’ndan (1978) sonra sorun Sina Yarımadası’na da sıçradı. Geleneksel Bedevi toplulukları, geçimlerinin temeli olan hayvan türüne göre sınıflandırılabilir. En saygın Bedevi grupları, Büyük Sahra, Suriye ve Arabistan çöllerindeki geniş topraklarda deve yetiştiren büyük göçebe kabilelerdir. Koyun ve keçi yetiştiren Bedeviler ise ağırlıklı olarak Ürdün, Suriye ve Irak’taki ekili alanların çevresinde yaşar. Sığır yetiştiricisi göçebelerin yoğun olarak yaşadığı yerler, Güney Arabistan ve Sudan’dır. Sudan’daki Bedeviler, Bakkarlar olarak bilinir. Bedevi kabileleri, I. Dünya Savaşı’ndan sonra, yer değiştirdikleri alanlarda kurulan ülkelerin denetimine boyun eğmek zorunda kaldılar. Böylece kabileler arasındaki çatışmalar ve uzak köylere düzenledikleri baskınlar sona erdi; çevreyle daha barışçı ticari ilişkiler kuruldu. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra askerlik hizmetine giren, hatta inşaatlarda çalışan Bedevilerin sayısı giderek arttı. Ama hem Bedevi toplumunun kabilelere dayalı yapısı, hem de babasoyluluk, kabile içi evlilik ve çokkarılılık üzerine kurulu ataerkil geni aile düzeni sürdü. Arapça konuşan kabilelerde, kabileyi oluşturan ve kademeli olarak büyüyen birimlerin reislerine de, aile reisine de şeyh adı verilir. Şeyhe, yaşlı erkeklerden oluşan resmileşmemiş bir kabile meclisi yardım eder. Bedevi toplumu, Kaysi (Kuzey Arabistanlı) ya da Yemeni (Güney Arabistanlı) kökeninden geldiğini ileri süren soylu kabilelerin yanı sıra, büyük soylu kabilelerin koruması altında barınan ve onlara nalbant, tenekeci, el işçisi olarak hizmet eden dağınık, atasız küçük kabile gruplarından oluşur.

Şimdi de Bedevi ve Deve hikayelerini okuyalım hep birlikte kıssadan hisse almak adına ...

Önce Bedeviden bir deve hikayesi dinleyelim. “Benim gibi bir Bedevi,  devesinin üstünde ve kızgın güneşin altında, Sina Çölü'nde yol almaktadır. Birden ufuk çizgisi kararır; gökyüzünde nadiren tek tük görülen kuşlar, bu kez toplu halde, karanlığın aksi istikametine doğru, telaşla kanat çırpmaktadır. Çölün mutlak sessizliği daha da yoğunlaşır  vesema korkunçlaşır sanki. Tecrübeli Bedevi  bu alametlerin, şiddetli bir kum fırtınasının habercisi olduğunu hemen anlar. Devesini çöktürür, üstünden iner. Heybeden sağlam bir kazık çıkarır,  kızgın kumlara çakar ve devesini sıkıca bu kazığa bağlar.  Sonra yine heybesinden kendisine ait küçük çadırını çıkarıp alelacele kurar ve  içine girer. Kapı örtüsünün düğümlerini bağlamaya başlar. Son düğümü henüz atmak üzere ikenkorkunç kum fırtınası ulaşır. Küçük çadır uçacakmış gibi sallanmakta, kum sağnağı neredeyse çadırı delecek hızda. Her bir kum tanesi çadıra kurşun gibi  çarpmaktadır. Cismi küçük, fakat çarpınca müthiş acı veren kum tanecikleri devenin bedenine birer  ok  gibi saplanmakta. Acıya dayanamayan deve dile gelir: “Efendi, canım çok acıyor! Hiç olmazsa başımı çadırına sokmama izin verir misin?”der. Şiddetli kum fırtınasına maruz kalmanın ne demek olduğunu iyi bilen Bedevi, zavallı devenin bu dileğini kabul eder ve  sadece başını sokacak kadar  düğmeleri açar. Durmak bir yana, fırtına giderek şiddetini artırmaktadır. Deve, sahibine tekrar yalvarır; “Efendi, derimin en ince olduğu yer boynumdur ve canım çok yanıyor, dayanamıyorum. Ne olur izin ver, boynumu da çadıra sokayım.” Biraz tereddütten sonra bu isteğe de 'Peki!' der Bedevi.  Fırtına, sanki sonsuza dek sürecek gibidir. Deve bu kez, ilk ikisinden daha acıklıve  ağlamaklı bir sesle: “Efendi, ne olur, hörgücümü de çadıra sokmama izin ver...”diye yalvarır. Bedevi  bir anlık gafletle bu son isteği de gönülsüz kabul eder. Ancak hörgücün de içeri girmesiyle küçücük çadırda artık kımıldayacak yer kalmamıştır. Bu duruma Bedevi’den önce, deve tepki gösterir: “Efendi, bu çadır ikimize dar geliyor. Sen dışarı çıkıp, başının çaresine baksana!.” diye dişini gösterir. Ne yazık ki, bu işin sonu çadırın parçalanmasına kadar gider.

Şimdi de Mevlana'nın Mesnevi'sinden, Tahir'ül Mevlevi tercümesinde Bedevi ile Filozofun hikayesini dinleyelim;

Bedevi, devesine iki çuval yükler, üstüne de kendisi biner. Bunu gören filozof, yükün ne olduğunu sorar. Çuvalın birinde buğday öbüründe denge sağlasın diye kum olduğunu söyler. Filozof, buğday çuvalındakini ikiye bölüp yükü hafifletmesi gerektiğini söyleyince bedevi, filozofun verdiği akla hayran olur ve onun mutlaka şah veya vezir olduğunu söyler. “Hayır” cevabını alınca kaç devesi kaç sığırı olduğunu sorar. Hiç bir şeyi olmadığını söyleyince dükkanlarını ve içindeki mallarını sorar. Filozof dedi ki: Ey Arap kavminin seyyidi; Vallahi bütün mülkümde bir akşam yemeğinin bedeli yoktur.” Yalın ayak ve çıplak olarak koşarım. Her kim bir ekmek verirse oraya giderim.” Bu fazilet, bu hikmet ve bu hünerden bana hâsıl olan, hayâl ile baş ağrısından başka bir şey değildir.” Bunun üzerine bedevi: Yanımdan çekil git ve uzaklaş ki senin uğursuzluğun benim başıma da yağmasın.” O uğursuz hikmetini benden uzaklaştır ki senin sözün zamane halkı için uğursuzdur.” Ya  sen o tarafa git, ben bu tarafa  koşayım, yahut  senin yolun önde ise ben geri kalayım.” Bir çuvalımın buğday, o birinin kumla dolu olması, senin hikmetinden daha iyi be hayırsız!...” Çölde bir çuvalına buğday, öbürüne kum dolduran bedevinin kendine ve devesine verdiği zarardan başka kimseye zararı yoktur.

Son bir hikaye daha dinleyelim ;

“Bir gün yaşlı bedevinin hindisi çalınır. Bedevi oğlunu çağırır: ‘Çabuk bu hindiyi çalanı bul ve cezalandır. Eğer bulamazsan başımıza büyük felaketler gelir.’

Oğlan güler: ‘Baba delirdin mi? Bir hindimiz çalındı diye başımıza ne felaket gelecek?’

Baba bedevi kızar: ‘Hindi önemli olmayabilir ama çalınmış olması önemli. Dediğimi yap, hindiyi çalanı bul.’

Bedevinin oğlu, babasını ciddiye almaz. ‘Bir hindi için uğraşmaya değmez’ diye düşünür. Aradan bir süre geçer.

Bu kez bedevinin devesi çalınır. Oğlu koşarak çadıra gelir: ‘Baba devemiz çalındı.’

Baba, ‘Sen hindiyi çalanı buldun mu?’ diye sorar.

Oğlan: ‘Baba deve gitti, sen hâlâ hindi diyorsun.’ ‘Sen hindiyi çalanı bul’ der baba.

Oğlan gider. Deveyi çalan da bulunmaz.

Aradan biraz zaman geçer. Oğlan yine heyecanla babasının çadırına dalar:

‘Baba bu kez de atımız çalındı.’

Bedevinin en değerli varlığıdır Arap atı. Ama bedevi, oğluna ‘Sen hindiyi çalanı buldun mu?’ der.

Oğlan gider. At da, çalan da bulunamaz. Ve bir süre sonra oğlan ağlayarak babasının çadırına girer: ‘Baba ablama tecavüz etmişler.’

Baba deliye döner, ‘Sana demiştim hindiyi çalanı bul diye. O gün onu bulup cezalandırsaydık bugün başımıza bu felaketlerin hiçbiri gelmeyecekti. Hindimizi çalabileceklerini görünce her şeyimizi kaybettik’ der.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5092 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri