Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

KIZINIZ OLDU....

11 Ekim 2012 Perşembe

Uçurtma Avcısı’nda çocukların gözünden Afganistan’ı  görmek, çok zordu, acıydı fakat Bin Muhteşem Güneş daha da fena idi… Afganistan’da hatta dünyanın birçok yerinde kadın olmak daha zor du ve  bunu anlamak için bu kitabı okumak şart değildi tabiki. Her iki kitabı da yanlış zamanda okuduğumu düşünüyorum. Kadına şiddetin, cinayetlerin tavan yaptığı, rezil suçluların bile kılıf uydurularak serbest bırakıldığı bir dönemde böyle bir kitabı okumak yanlıştı bence. Hepsinin üstüne tüy dikti.

afganwoman01ug2.jpg

Khaled Hossein, ilk kitabı Uçurtma Avcısı’nda olduğu gibi Bin Muhteşem Güneş ‘te de aynı akıcı anlatımıyla insanı kitaba bağlıyor. 1950-1960′lı yıllardan Meryem’in hikayesiyle başlayan kitap, kitabın diğer kahramanı Leyla ile devam edip 2003 yılına kadar Afganistan’ın siyasi süreci altında yaşanan ve şaşırtıcı bir şekilde yolları kesişen bu iki kadının hayatını anlatıyor. Harami kelimesinin anlamını beş yaşında öğrenen ve burka giydiğinde bu sözcüğün hissetirdiklerinin yüzünden okunmayacağı için burkayı severek giyen, yıllar boyu her şeye göğüs gerip beni ağlatan Meryem. Detaylar çok acıtıyor insanı. Meryem’in hayatı boyunca attığı o iki imza beni mahvetti.

 “Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, bir kadını gösterir her zaman. Bunu hiç unutma Meryem…”

24359316mk61oy8.jpg

Meryem’i, Nana’yı, Leyla’yı okurken içim burkuldu. Çoğu sayfada elimi kitaba daldırıp o karakteri kendi dünyama çekmek istedim. Olayların akışını değiştirmeyi ve sevmediğim nefret ettiğim o karakterlere dur demeyi çok istedim. Okurken sürekli şükrettiğimi biliyorum. Hayatım fazlasıyla güzel çok şükür. Kitabı ağlamadan bitirecektim neredeyse ama bir noktadan sonra beklemediğim bir gelişmeyle kendimi tutamadım.

 fft68_mf31783.jpeg

Bu resmi ve diğerlerini ilk olarak bir dergide gördüğümde resmen midem bulanmıştı ve dindar bir insan, Müslüman bir kadın olarak isyan etmiştim. Konu Müslüman coğrafyasındaki çocuk gelinlerdi. Yazıma iliştirdiğim bu fotoğraf da o dergiden alınma, tahmin edileceği üzere Afganistan’da çekilmiş. Kızın çocuksu hali ve utanmasına o kadar içim kıyılmıştı ki, onu geceleyin bekleyenleri düşünmek bile istememiştim.

Her şeyi bir tarafa bırakın, insan o minik bedene nasıl kıyar? Biliyorum, hemen itirazlar yükselecek ‘canım vücutları çok gelişmiş olanlar da var’ diye. Ya ruhları, algılamaları, istekleri? Onlar tümüyle harika bencil Müslüman erkeklerin tekelinde . Onların ruh sağlığı, algıları ve de en önemlisi istekleri, daha doğrusu şehvetleridir belirleyici olan. Bir de utanmadan Peygamber Efendimizi kullanmaya kalkıyorlar!

Eğer Peygamber Efendimizi örnek almaya kalkışıyorlarsa, işleri çok zor. Birincisi 25 yaşındayken kendisinden 15 yaş büyük bir hanımla evlenmiş ve onu o kadar çok sevmiştir ki, o zamanın adetlerine göre çok doğal olan ve de kendisini artık yaşlı bulan eşinden gelen cariye tutma önerisini kesinkes ret etmiştir . Sonraki evliliklerine ise en çok Hz. Ayşe’yi sevmiştir. Diğer bütün hanımları dul ve yaşça çok genç değillermiş. Hatta içlerinden bir tanesini o denli yaşlıymış ki, Peygamber Efendimiz kocalık görevini yerine getirememe nedeniyle kendisinden boşanmak istemiş. O da zaten öyle bir görevi kendisinden beklemediğini, sadece eşi olarak kalmak istediğini belirtmiş.

Peki, bizim Peygamber Efendimizin özellikle de bu sünnetine pek bir düşkün olan erkeklerimiz ne yapıyorlar?

Onlar genelde kadınları stokluyorlar. Yani her nedense onlar açısından kullanma tarihi geçmiş olan hatunu lütfedip boşamıyorlar, ama şöylece bir kenara koyuyorlar. Tüm kocalık haklarını da seve seve dini nikâhla aldıkları genç eşe devrediyorlar. Canım öbürü de şükretsin haline, açta açıkta değil. Kocaysa var, başkasının koynunda da olsa en azından teorik olarak mevcut.

Türkiye’de bu da daha çok kırsal veya bölgesel olarak yaygın olan bir evlilik şekli olurken, Doğu’ya kaydıkça son derece doğal ve yaygın bir uygulama şekli haline geliyor. Zaten o minik gelinler de çoğunlukla ikinci veya üçüncü eş olma kaderini paylaşıyorlar.

Bunun en ilginç örneğini yine Der Spiegel’de okudum. Şu anda Norveç’te ilginç bir dava görülüyor. Afganistan’daki aile hayatını yakından görüp anlatmak isteyen Norveçli Asne Seierstad birkaç ay Kabil’de kitapçı dükkânı sahibi Şah Muhammed Reis’in yanında kalmış. O kadar savaş mağduru bu ülkede bu dükkanda mucizevî bir şekilde her türlü kitap satılıyormuş. Kitapçının kendisi bizzat Shakspeare okuyormuş. Norveçli gazeteci mest olmuş. Ancak aynı kitapçı evde bambaşka biriymiş, evin kadınlarına sert davranıyormuş. Bu yetmezmiş gibi 50 yaşında olmasına rağmen 17 yaşında bir genç kızla ikinci evliliğini yapmış . Kızı istemeye giderken misafirperverliği gereği Norveçli gazeteciyi de yanında götürmüş. Tabi Vikingli hemcinsimizin feleği şaşmış. Bu duruma fena içerlemiş ve Norveç’e döndüğünde tüm olup bitenleri “Kabil’li kitapçı” adlı kitabında yayınlamış. Ve de kıyamet kopmuş.

45.jpg

NOT: TAŞINANLAR KADIN

Dergi iki tarafa da hak veriyor ve kitap, özellikle misafirperverlikten yararlanılarak yazıldığı için, yayınlanmasaydı daha iyi olurdu diyor. Afganlı kitapçı dükkânını kapatmak zorunda kalmış, ailecek yurt dışına kaçmışlar. Çünkü töre gereği kitapla aile namusuna dil uzatıldığı için o Norveçli gazeteciyi öldürmesi gerekiyormuş. O ise Norveç’te dava açmayı seçmiş. İkinci ailesi oraya yerleşmiş, ama bir göz odada kalmak zorundalar. Birinci eşi Kanada’daki akrabalarının yanına sığınmış. Sadece iki oğlu Kabil’de kalabilmiş. Yani biraz perişan olmuşlar, dergi de bu yönden onlara hak veriyor. Kitapçının en çok alındığı konu ise kitapta genç kızın onunla istemeyerek evlendiğinin yazılmasıymış. Hâlbuki karısı yaşlanınca bunu oralarda herkes yaparmış. Kayınpederleri de çift eşliymiş. Norveçli gazeteci de ilk eşin aslında boşanmış kadın muamelesi gördüğü, ama onlar gibi herhangi bir hakka sahip olmadığını yazmış. Ayrıca genç kız onun anlatımına göre istemeye gittiklerinde taşlaşmış gibiymiş. Kitapçı da isteyerek evlendi diyormuş. Kim bilir, belki de ilerde işe yaramaz yaşlı eş muamelesi görmemek içindir.

Ama bu küçük hikaye bile Müslüman ülkelerde kadınların konumunu göstermek açısından yeterli. Herhalde 17 yaşındaki kızın hayalinde 50 yaşında hafif göbeklenmiş bir erkek yoktur. O da yaşıtını ister.

afkandq3.jpg

NOT: TAŞINANLAR KADIN

İslam’a göre kadınlara nizam vermeye çalışan erkekler, kadınların nasıl olması gerektiği konusunda tezler yazarlar ama dindar erkekler nasıl olmalı konusunda yapılmış tek bir çalışma ya da tez bulamazsınız. Neden bir erkek yoldan çıkmayı sadece kadınlara bağlar. Neden tam da ayetin emrettiği gibi davranmayı kendisini terbiye etmeyi birinci vazife edinmez. …”

Olayı çok güzel özetlemiş ve eğer biz kadınlar bu konuda olumlu adımların atılmasını istiyorsak bunu hep beraber yapmalıyız. Daha önceleri de yazdığım gibi ne vakit ki bu toplum giyim kuşam değil de fikir ve yaklaşım ortak paydasında buluşmayı öğrenirse, o zaman ileri gitmeyi başarırız. Ve de huzurlu bir toplum oluruz.

Aslında ilginçtir, ecdadına bu kadar sahip çıkanlar bir de son halife ve kızlarının yaşam tarzına baksınlar. Fotoğraflar mevcut. Hanedan kadınlarının boşanma hakkı olduğunu biliyor muydunuz? Aslında modern Türkiye Cumhuriyeti bir bakıma özel bir zümreye ait olan hakları tüm kadınlara açmıştır. Ve hanedanın varisleri bugünkü dindar kesimlerin değil laik kesimlerin görüntüsünü vermektedirler. Bu da araştırılmaya değer ilginç bir ayrıntıdır.

Belki günün birinde hep beraber yalnız ecdadımızı değil Atatürk’ü de yeniden ve tarafsız olarak keşfetmeyi öğreniriz. Tüm artıları ve eksileriyle. Putlaştırmadan.

Eylül 1992’de  Afganistan kadını  bütün haklarını kaybetti. Oy kullanma, devlet dairelerinde ve televizyon/radyolarda çalışma hakları ellerinden alındı. 1960’lı yıllarda mini etek giyen Afgan kadını tepeden tırnağa örtünmek zorunda bırakıldı. Hizb-i İslami örgütü militanları batılı gibi giyinen kadınların üzerine asit atıyordu.

Afganistan bebek ölümlerinde birinci, kadın ölümlerinde ise ikinci sıradadır. kadın ölümlerinin en büyük nedeni, kızların çocuk yaşta, daha hamileliğin yükünü kaldırabilecek kadar gelişmeden hamile kalmalarıdır. Regl olmaya başlayan kızlar hemen evlendirilmekte ve daha çocuk yaşta hamile kalmaktadırlar.

Afgan evlerinde erkeklerin bulunacağı odalarda el işi, dantel gibi kadın varlığını anımsatacak eşyalar bulundurulmaz. Afgan erkeği karısına evden çıkarken hoşçakal demez, nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini söylemez. İslamcı Taleban rejimi altındaki Afganistan’da tam anlamı ile "Islam Şeriatı" uygulanıyor. Bu uygulamanın Afgan kadınları üzerindeki etkisi ise, onları toplumda "tümüyle görünmez" kılmak.. Afgan kadınlar, "burka" ile baştan aşağı örtünmeden evden dışarı adım atamıyorlar. Sokağa çıkabilmeleri için, "burka" bile yeterli değil tek başına..Yiyecek, ilaç ve diğer güncel ihtiyaçlarını bile almak üzere sokağa çıkmaları gerektiğinde yanlarında mutlaka aileden bir erkeği "refakatçi" olarak almak zorunluğu var. Erkek doktorların Afgan kadınlarını muayenesi yasak. Kadın doktorun muayenesi esnasında burkayı çıkarmak yasak. Burka da kadınları tam koruyamıyor, Islam şeriatının zulmünden.. Nitekim bir su birikintisinden geçerken ıslanmamak için eteğini hafifçe kaldıran bir kadının "bacaklarını gösterdiği" gerekçesi ile iki Taleban tarafından dövülerek öldürülmesi dünya basınında yer almıştı.

kadnlarty3.jpg

NOT: DUVARDAKİ GÖRÜNTÜYE DE DİKKAT

Afganistan’da Islamcıların iktidarı ile tüm eğitim kurumları kadınlar için yasaklanmıştır. Uzun yıllar savaş gören bir ülke olan Afganistan’da dul kalan kadınların durumu bir diğer felakettir. Çalışmaları yasak olan kadınlar, hayatlarını idame ettirecek gelirden yoksundur. Taleban, yüzde 70’i kadın olan öğretmenlerin evden çıkıp çalışmalarına da izin vermediğinden, çocukların eğitimi aksamaktadır. Halbuki, Islamcılar iktidara gelmeden önce, Kabil’de 150 bin kayıtlı öğrencinin yüzde 40’ı kız öğrencilerdi. İslamcı yönetim, erkek doktorların, kadın hastalara; kadın doktorların erkek hastalara bakmasını da yasaklamıştır. kadın sağlık elemanları da çalışırken "burka" giydiklerinden, işlerini yapmalarını çok zor olmaktadır. İslam yönetimi, müzik dinlemeyi, şarkı söylemeyi, dansı, her türden oyun ve eğlenceyi yasaklamıştır. Çocuk oyunları, onları "Kuran eğitiminden" uzak tutacağı varsayımı ile yasaklanmıştır. Erkeklere sakal bırakmak mecburiyeti getirilmiştir.

Hırsızlık yapanların el ve ayakları kesilmiş, zina yapanlar taşlanarak öldürülmüştür. Fotoğraf çekmek de şeytan işi gerekçesi ile yasaklanmıştır. Diğer yasaklar da şunlardır: Oyuncaklar, terzilerdeki moda dergileri, kadınların makyaj yapması, kaş almak, saçlarını kısa kestirmek, renkli veya beyaz elbise giymek, mücevher takmak, ince çorap ve topuklu ayakkabı, ayak sesinin duyulması, yüksek sesle konuşmak ve gülmek...

Radikal islamcı terörün ve katlanarak büyüyen İslamafobi’nin kökenlerini İslamiyet’te aramak yerine dünyayı dibine kadar sömüren silah tüccarlarının, petrol şirketlerinin, sömürgeci iktidarların etkinliklerine bakmak yeterlidir sanıyorum. Bugün ancak burkayla sokağa çıkabilen Afgan kadınların büyükanneleri bundan elli yıl önce üniversitelerde tıp eğitimi alabiliyorlardı. O zaman da Müslümandılar. Şimdi ise kadınları birer yan ürün gibi algılayan Afganistan hükümeti uluslararası toplum tarafından desteklenen bir hükümettir. Batılı güçlerin “özgürlük ve refah” vaat eden operasyonları ardından Afganistan ümit ettiği geleceği asla elde edemedi. Savaş ve uyuşturucu her zaman daha kârlıydı çünkü.”

 

Günümüzün samimi dindar ve ibadetinde olan kadınları, Müslüman ülkelerden hangisinde dünyaya gelmeyi ve yaşamayı tercih ederlerdi?

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2524 defa okunmuştur
slm
adil konu
asrın karakomedisi ve aynı zamanda dramı bence...
12 Ekim 2012 Cuma 17:37
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
GERÇEKLER
M.CAN
Günaydın..inci hanım..dünyanın kadınlar üzerindeki acımasızlığını güzel dile getirmişsiniz...anlatılanlar bilinenlerdir birde bilinmeyeni bir görseniz..ben derim ki ey acımasız erkekler lütfen nefsinize hakım olun ve kadınlara kıymayın ..lütfen...tşk ler
12 Ekim 2012 Cuma 08:22
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri