Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

MAHKEMELERDE TERCÜMAN GÖREVLENDİRİLEBİLECEK HALLER

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Anadilde eğitim, ana dilde savunma taleplerini AİHS, CMK bazında ele alacağım yazımda özellikle Mütekabili hukukta Tercüman görevlendirilme hakları ve bu konudaki kararları ele alacağım iki bölümden oluşan yazılarımda.

Bulunulan ülkenin mahkemelerinde resmi dilde savunma verme zorunluluğu hep tartışıla gelmektedir.

Çok hassas ama bir o kadar da zaten kanunlarda bunlara getirilen açıklıkların uygulamada ortaya çıkardığı sorunların yersiz olduğuna dair kanaatimle; bu konuyu (ana dil ve resmi dilde savunma) kanun bazında işleyerek ele alacağım bu yazımda mütekabil hukuktan da örneklerle anadilde değil de resmi dilde savunma neden gereklidir bunu açıklamaya yer vereceğim.


-Tercüman görevlendirilecek haller-

Gerekçede, 5271 sayılı CMK ile zorunlu müdafilik sisteminin genişletildiği, buna göre avukatı bulunmayan sanığın çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır, dilsiz olması, suçun cezasının alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi gibi hallerde sanığın istemi bulunmasa hatta istemediğini beyan etse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunduğu vurgulandı.

Her sanığın duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde tercüman yardımından faydalanma hakkının bulunduğunun AİHS’in 6. maddesinde yer aldığı belirtilen gerekçede, CMK’da da sanığın meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmemesi halinde tercüman atanacağı yönünde düzenlemeler olduğu hatırlatıldı.

-’’Meramını anlatabilecek derecede Türkçe bilmemek’’-

AİHS ve CMK’daki bu düzenlemelerin, tercüman görevlendirilmesi konusunu savunma hakkı çerçevesinde ele aldığına dikkat çekilen gerekçede, tercüman görevlendirilmesi için AİHS’in, kişinin yargılamanın yapıldığı ülkenin vatandaşı veya yabancı olmasını değil duruşmada kullanılan dili anlamaması veya konuşamamasını esas aldığı vurgulandı.

CMK’nın da aynı yaklaşımla tercüman görevlendirmek için kişinin meramını anlatabilecek derecede Türkçe bilmemesini gerekli gördüğü ifade edilen gerekçede, şu tespitler yapıldı:

‘‘Bunun sonucu olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte meramını anlatacak ölçüde Türkçe bilmeyen şüpheli veya sanıklara tercüman görevlendirilmesi savunma hakkının kullanılması açısından zorunluyken, ülkemiz vatandaşı olmasa bile savunmasını yapabilecek derecede ve yeterlilikte Türkçe bilen şüpheli veya sanıklara tercüman görevlendirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.

Soruşturma ve kovuşturma sırasında çeşitli adli makamlar önünde yapılan işlemlerde, Türkçe bildiği hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde anlaşılan şüpheli veya sanıkların, sonradan Türkçe bilmediğini ileri sürerek tercüman görevlendirilmesini istemeleri halinde bu kişilerin AİHS ve CMK bağlamında tercüman yardımından yararlanma hakları bulunmadığı gibi bu tür davranışların, savunma hakkının kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Yargıtay özel dairelerinin uygulamaları da bu doğrultudadır. Gerek CMK gerekse diğer yasalarımızda Türkçe bilmediği gerekçesiyle tercüman görevlendirilen sanığa ayrıca müdafi görevlendirilmesi zorunluluğu bulunduğuna ilişkin bir düzenleme de yer almamaktadır.’’

-’’Avukatın görevini yerine getirmediği söylenemez’’-

Davada sanığın savunmasını, isteği üzerine görevlendirilen avukat huzurunda yaptığı, iki oturuma katılan avukatın bütün oturumlara katılma mecburiyeti bulunmadığı belirtilen gerekçede, avukatın görevini yerine getirmediğinin söylenemeyeceği kaydedildi.

Gerekçede, ‘‘Soruşturma aşamasında gözaltı raporunun alınması sırasında doktor, ifadesinin alınması sırasında kolluk ve en önemlisi sorgusu için sevk edildiği hakim huzurunda yapılan işlemlerde, Türkçe’yi savunmasını yapabilecek ölçüde ve iyi derecede konuşabildiği ve anlayabildiği açıkça anlaşılan sanığa, yargılama aşamasında AİHS’in ve CMK’nın ilgili maddeleri uyarınca tercüman görevlendirilmesi de zorunlu değildir’’ ifadeleri kullanıldı.

Bu konularda AİHM deki uygulamalar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve 14. maddelerinde açıktır. Kaldı ki CMUK ta vardı bu ki Ayrıca; 5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 276 Gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık

(1) Yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip bulunan kişi veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Birinci fıkrada belirtilen kişi veya kurullar tarafından görevlendirilen tercümanın ifade veya belgeleri gerçeğe aykırı olarak tercüme etmesi halinde, birinci fıkra hükmü uygulanır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde bu güvenceler “dürüst yargılama” ya da “adil yargılama” başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddede öngörülen muhakeme hukukuna ilişkin temel güvencelerden biri de, “ücretsiz olarak tercümandan yararlanma hakkı”dır. Bu husus 6. maddenin “3_ e” bendinde şu şekilde ifade edilmiştir: “

Her sanık ezcümle : e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak hakkına sahiptir.” Yargılamada kullanılan dili anlamama veya konuşamama nedeniyle yargılananlar arasında dil sorununa dayalı olarak doğabilecek eşitsizliği ortadan kaldırmayı hedefleyen 6/3-e maddesindeki bu kural, Sözleşmenin 14. maddesinde düzenlenen ayrım yasağının etkinliğini de güçlendirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu gibi, Almanya’ya karşı açılan Luedicke, Belkacem ve Koç davasında, Almanya’da üzerine atılı suçtan suçlu bulunan bir kimsenin tercüman masraflarını da ödemeye mahkum edilmesinin Sözleşmenin 6. ve 14. maddelerinin birlikte ihlali anlamına geleceği sonucuna varmıştı. Divana göre, kişinin suçlu olduğunun hüküm altına a1ınmasının, tercüme masraflarına da mahkum edilmesini gerektirmemesi, anılan masrafların sadece yargılamada eşitliği sağlamaya dönük olmasından kaynaklanmaktadır. Ücretsiz tercümandan yararlanma hakki, kapsamı ve uygulanacağı alan bakımından Sözleşme’de asgari düzeyde düzenlenmiş olmakla birlikte, Komisyon ve Divan’ın içtihatlarıyla belli bir açıklık kazanırken, kimi ülkeler bu konuda sözleşmeden de ileri bir uygulama içine girmişlerdir. Örneğin Fransa’da 10 Temmuz 1991 tarihli 91- 647 sayılı Adli Yardım Kanunu’nun 3. maddesinin 3. fıkrası, adli yardımın yabancılara, hiçbir ikamet koşuluna bağlı olmaksızın küçüklere, yardım gerektiren tanıklara, zanlılara, sanıklara, hükümlülere ya da müştekilere ve ayrıca Fransa’da Yabancıların Giriş ve İkamet şartlarına ılişkin 6.7.1992 tarihli Kanunla değişik 2 Kasım 1945 tarihli Kanun’a göre işleme tabi tutulanlara sağlanacağını hüküm altına almıştır. Böylece Fransa’da, yabancılara sağlanan adli yardım, sözleşmede öngörüldüğü şekliyle sadece ücretsiz tercümandan yararlanma hakkı düzeyinde kalmayan çok daha kapsamlı bir yardıma dönüştürülmüştür. Komisyon ve Divan’ın içtihatlarına göre, tercümandan yararlanma hakkı, yargılamada kullanılan dili anlamama veya konuşamama nedeniyle yargılama eşitliğini sağlamaya dönük bir koşul olup, bunun dışındaki bir amaca hizmet etmez. Bu doğrultuda örneğin yargılama dilini anlayıp, konuşabilen bir kimsenin, anadilinin duruşmadaki dil olmadığı gerekçesiyle ücretsiz tercümandan yararlanma hakkına sahip olması mümkün değildir. Türkiye’de, resmi dil Türkçe olduğundan, yargılama dili de Anayasa gereği Türkçe olmaktadır. Bu yüzden Türkçeyi anlayamayan ya da konuşamayan kişiler sözkonusu olduğunda tercümenin, Türkçeye veya Türkçe’den yabancı dile ya da sağır dilsizin anlayacağı şekle çevrilmesi gerekir. Yargıtay’ımız da 12.3.1996 tarih ve 1996/6-2 Es., ı996/33 K. sayılı oldukça yeni bir Ceza Genel Kurulu kararında, ücretsiz tercümandan yararlanma hakkını çok açık bir şekilde vurgulamış ve bu karar, Adalet Bakanlığı’nın 24.12.1996 tarih ve B.03.0.ulG.o.oo.OO.OO.O.3.3.2. 105.1996 sayılı genelgesinde şu şekilde yer almıştır : “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi, TBMM tarafından 6366 sayılı yasa ile onaylanarak yürürlüğe konulmuş ve Anayasamızın90 ıncı maddesi uyarınca yasa niteliği kazanmıştır. TCY’nın 30’uncu CMUY’nın 406 vd maddelerinde, yargı/ama gider/erinin kime yükletileceği ve ne şekilde tahsil edileceği gösterilmiştir. Duruşmada kullanılan dili bilmeyen sanığın bir çevirmeninin yardımından ücretsiz yararlanacağına ilişkin “Insan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi”nin 613-e maddesi genel kuralı düzenleyen Ceza-Yasası ve CMUY’nın yanında istisnai bir hükümdür. Adil yargılamayı gerçekleştirmek, sanığın duruşmada kullanılan dili bilmemesi nedeniyle kendini etkili şekilde savunmaktan yoksun kalmasını önlemek, amacıyla kabul edilmiştir. Kutsal haklardan olan savunma hakkını kolaylaştırmak ve güçlendirmek amacı güdülmüş, sanığın duruşmada olup biteni anlaması ve kendini savunması sağlanmıştır. Yargılama dilini anlamama yanında sağır-dilsizlik gibi fiziki bir arızanın neden olduğu olanaksızlık halinde de sanığa ücretsiz çevirmen sağlanacak ve kendisini savunma olanağı tanınacaktır. Bu itibarla; yargılamada kullanılan dili anlamayan ya da sağır-dilsiz olan sanığa, yalnız son soruşturmada değil, yargılamanın tüm aşamalarında, kesin hükme kadar sağlanan çevirmen için ödenecek ücretin: mahkumiyet halinde dahi diğer yargılama giderlerine eklenerek sanıktan istenmesi mümkün olmadığından, itirazın reddine karar.

Ücretsiz tercümandan yararlanma hakkına sahip olabilecek kimseler başlıca şunlar olmaktadır:

a) Duruşmada konuşulan dili anlamayan veya konuşamayan sanıklar Sözleşmenin anladığı anlamda sanık, hakkında ceza kovuşturması yapılan kişidir. iradesine başvurulduğu andan itibaren bu haktan yararlanır. Ancak sanığın sadece ceza davasına konu olan bir kişi olması gerekmez. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi . tarafından 27 Şubat 1980 tarihli Deweler davasında 7 ve 26 Mart 1982 tarihli Adolf davasında belirtildiği gibi 6/3-e maddesi cezai konuda sanıklık ile ilgili olup, bu haktan yararlanma diğer davalarda cezai konuya yaklaştığı oranda göreceli olarak (mutatis mutandis) uygulanır. Bu doğrultuda Almanya’ya karşı açılan Oztürk davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 21 Şubat 1984 tarihli kararında idari bir kabahatten dolayı kovuşturulan Oztürk davasında Sözleşmenin 6/3-e maddesi hükmünün uygulanması gerektiğini, zira davacı Öztürk’e isnad edilen idari yaptırımı gerektiren fiilin pekçok ülkede ceza kovuşturmasının konusunu oluşturduğunu, hatta Almanya’da da 1968/1975 mevzuatının yürürlüğe girmesine kadar bu fiilin cezai yaptırımı gerektirdiğini vurgulamıştır. Öte yandan avukatının duruşmada konuşulan dili bilmesi sanığa ücretsiz tercümandan yararlanma hakkından yararlanmasını engellemez. Bununla birlikte, ulusal hakimlerin sanığın duruşma dilini bilip bilmediğini değerlendirme yetkisi vardır. Şayet bir somut olayda sanığın duruşmada konuşulan dili anlamadığı ya da konuşamadığı açıkça anlaşılıyor ve mahkemede buna rağmen sanığa ücretsiz tercüman hakkını tanımıyorsa, sözleşmenin 6/3-e maddesi ihlal edilmiş olur. Ancak, sanığın duruşma dilini anlamadığını veya konuşamadığını ilgililere bildirmesi ve bu konuda sözlü veya yazılı tercüman talebinde bulunması gerekir. Bazen böyle bir gereksinim, örneğin Belçika mevzuatında olduğu gibi, kimi ulusal mevzuat gereğince söz konusu olmaz. tercüman görevlendirmesi ulusal mahkemenin re’sen görevlendirme yükümlülüğüne girebilir. Gerçekten Belçika Ceza Usul Kanununun 332.maddesine göre “sanık, tanıklar veya bunlardan biri aynı dili veya diyaloğu konuşmadığı takdirde; başkan (Agır Ceza Mahkemesi Başkanı) en az 21 yaşında bir sözlü tercümanı re’sen çağırmak ve kendisine farklı dilleri konuşanlar arasındaki konuşmaları aslına uygun şekilde tercüme etmek üzere yemin ettirmek zorundadır, buna uyulmaması iptal nedenidir.” Belçika’da Muhakeme Hukukunda kıyasın ilke olarak boşluk doldurmada kabul edilmesi nedeniyle, diğer mahkemelerde de benzeri uygulamaların yapıldığı bilinmektedir.

b) Duruşma dışında yakalama, gözaltına alma ve suç isnat etme gibi durumlarda konuşulan dili anlamayan veya konuşamayan sanıklar Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesine göre, ceza davalarında tercümandan yararlanma hakkı, sadece duruşma için öngörülmemiştir. Sözleşmede duruşmadan söz edilmekle birlikte, duruşma dışında sanığa ilişkin olarak yakalama, gözaltına alma ve suç isnat etme gibi durumlarda da konuşulan dili anlamayan veya konuşamayan sanıkların tercümandan yararlanma hakkı bulunduğu kabul edilmektedir. Maddenin bu şekilde yorumlanması, tercümandan yararlanma hakkının sağlamaya çalıştığı amacı oluşturan adil yargılamanın doğal bir sonucu olmaktadır.

c) Sanığı suçlayan tüm belgelerin tercümesini isteme hakkı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesine göre, tercümandan yararlanma hakkı, sanığı suçlayan tüm belgelerin tercüme edilmesi yükümlülüğünü de içerir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Luedicke, Belkacem ve Koç davasında 6. maddenin 3- e fıkrasında güvence altına alınan adil (dürüst) yargılama hakkı doğrultusunda yorumlandığında, duruşma dilini anlamayan veya konuşamayan sanığın ücretsiz tercümandan yararlanma hakkının, böyle bir davayı anlayabilmesi amacıyla sanığı suçlayan tüm belgelerin sözlü veya yazılı olarak tercüme edilmesi yükümlülüğünü de içerdiği anlamı çıkar” şeklinde bir sonuca varmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vardığı bu sonuç dosyada bulunan bütün resmi belge ve delillerin yazılı tercümesinin yaptırılması zorunluluğu şeklinde anlaşılmaması gerekir. Avusturya’ya karşı açılan Kamasinski davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği 19.12.1989 tarihli karara göre “tercüman yardımı sanığa isnad edilenin ne olduğunu anlamaya ve özellikle olaylara ilişkin kendi anlatım biçimini mahkemeye sunacak şekilde savunmasını yapmayı sağlayacak düzeyde olmalıdır.” Fransız Ceza Usul Kanununda Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılananlarda md.344, Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılananlarda ise, md. 407 ve 408, Fransızcayı yeteri kadar konuşamayan sanık ve tanıklar için olduğu kadar, duruşmalarda sunulan belgenin tercümesi zorunlu ise, mahkeme başkanının tercüman atayıp, yemin yaptırmasını öngörmektedir.

d) Dinlenen tanıklar Ceza davasında dinlenen tanıklar, yargılama dilini bilmemeleri veya anlamamaları halinde tercümandan yararlanma hakkına sahiptir. Tanığın anlattıklarının delil olabilmesi için, anlaşılabilir olması gerekir. Bu anlaşılabilirlik ise tercüman marifetiyle sağlanabiliyorsa, tercümandan yararlanma hakkından yararlananlar kapsamına yargılama dilini bilmeyen veya anlamayan tanığın da dahil edilmesi gerekir. Bu durumda, gerçeğin ortaya çıkması için tercüman aracılığıyla dinlenen tanığın tercüme masraflarının da mahkum olması halinde dahi sanığa yükletilmemesi Avrupa Insan Haklan Komisyonu ve Mahkemesi içtihatlarına uygun düşer. Ne var ki kimi Alman hukukçular aksi görüşü savunmakta ve 27.1.1877 tarihli Alman Mahkemeler Teşkilatı Kanununun 185, maddesi bakımından Almancaya vakıf olmayan tanıkların dinlenmesi sonucu ortaya çıkan mahkeme masraflarının sanığa yükletilmesinden yana tavır almaktadırlar, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesi içtihatları ile uyumlu olduğu sonucuna varmak zordur. Tercümanın hukuki statüsüne gelince, tercüman duruşma dilini bilmeyen ya da anlamayan veya sağır dilsiz olması sebebiyle iletişimi kuramayan, sanık veya tanık ile mahkeme arasında çeviri şeklinde bir belirlemeyi yapan, iletişimi kuran kişidir. Türk uygulamasında, tercüman konusu Almanya’da olduğu gibi, CMUK yanında Alman Mahkemeler Teşkilat Kanunu gibi bir başka yasada düzenlenmediğinden, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuzda eksiklik bulunmaktadır. Bu yüzden tercümanın çağırılması, yemin ettirilmesi, görevden çekilmesi halleri gibi konular boşlukta kalmaktadır. Bu boşluğu doldurmak için tercümanın konumu bazen tanıklara ilişkin kurallara göre ve çoğunlukla da bilirkişiye benzetilerek çözülmektedir. Nitekim 24.12.1996 tarih ve B.03.0.Uİa.0.00.OO.00.0.3.3.2. 105.1996 sayılı Adalet Bakanlığı genelgesinde de konu olarak “yabancı uyruklu sanıklara soruşturma ve yargılama sırasında tercüman bilirkişi ücretinin yükletilmemesi” ifadesine yer verilmiş, Yargıtay 6.Ceza Dairesi’nin 20.11.1995 tarih ve 1995/11619 E.-12124 k. sayılı kararında da bu düşünce dile getirilmiştir. Kanaatimizce tercümanın görevi EREM’in de belirttiği gibi, bilirkişilik görevinden farklıdır. Zira bilirkişi teknik bilgisiyle adalete katkıda bulunurken, tercüman sadece iletişimi sağlar. Bu yüzden tercümanın statüsünün ayrı bir düzenleme yapılmaksızın bilirkişiye benzetilmesi yerinde olmamıştır. Nitekim, konuyu ayrı bir başlık altında düzenlemekle birlikte, Fransız Ceza Usul Kanununun tercüman konusunda öngördüğü kurallar bu farklılığı ortaya koymaktadır. örneğin, sorgu hakimliğinde tanık dinlemede (md. 102), tercümanın reşit olmasından ve yeminli tercüman değilse, “şeref ve inanç la adalete katkıda bulunacağına yemin” edeceğinden söz edilmiştir. Sanıkların sorgu hakimliğinde dinlenmesinde de (md. 121) aynı kurallar geçerli kılınmıştır. Alman Mahkemeler Teşkilat Kanununda da (md.189) tercümanın yemini konusunda benzeri bir yemine yer verilmiş, ayrıca, tercümanın inançları nedeniyle yemini reddetmesi halinde yeminin olamayacağı güvenceyi belge ile vermesi gerektiğine değinilmiştir. Duruşma dilini bilmeyen tanığın yemini kendi dilinde yapması mümkündür. Tercümanlık yapamayacaklarla ilgili olarak ise, ağır ceza mahkemelerinde, sanığın Fransızcayı konuşamaması veya anlamaması halinde mahkeme başkanının tercüman çağırması gerektiğine değinilerek (md. 272), 344. maddede, sanık ve savcı muvafakat etseler bile, mahkeme veya jüri üyeleri ile taraflar veya tanıklardan birinin ya da duruşmadaki zabıt katibinin tercümanlık görevini yapamayacağı öngörülmüştür. Buna karşılık, sağır dilsizlerle, Fransızcayı yeteri kadar konuşamayan tanıkların dinlenmesinde (md. 345), daha esnek davranılmış, yazma bilmeleri halinde yazılı soru cevapla, bu da olmazsa bu kişiyle en çok konuşma alışkanlığı olanın tercüman olarak görevlendirilerek dinlenmesi hükmüne yer verilmiştir. Benzeri hükümlere asliye ceza mahkemesinde yapılan yargılama ile ilgili olarak, 407. ve 408. maddelerde aynı paralelde yer verilmiştir. Bütün bu ilginç kurallara karşın, Fransız Ceza Usul Kanununda tercüme masraflarının sanığa yükletilip yükletilmeyeceği konusuna doğrudan değinilmemektedir. Ancak, 10 Temmuz 1991 tarihli 91-647 sayılı Adli Yardım Kanunu’nun 3. maddesinin 3. fıkrası karşısında, bu masrafın yabancı sanığa yükletilmemesi gerektiği gibi, Fransız hukukunda uluslararası sözleşmelerin iç hukukta üstünlüğü göz önüne alındığında bir sorunun doğmayacağı açıktır. Ayrıca Ceza Usul Kanununa ilişkin Tüzüğün 4.2.1974 ve 29.4.1984 tarihli Bakanlar Kurulu kararlarıyla değişik 122. maddesinde saat başına tercümana ödenecek ücret Paris ve çevresi ile diğer iller açısından ikili tarzda düzenlenmiştir. Konunun, ülkemizde de, 23 Mayıs 1997 tarihinden itibaren çalışmalarına başlamış olan CMUK reform komisyonu tarafından ele alındığı bilinmektedir.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2784 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri