Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

NESLİMİZİN SAĞLIĞI İÇİN ÖZEN

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Özellikle çocuklarımızı tehdit eden obezite aslında yaşam biçimi ve tüketilen fastfood adı verilen hazırlanışından masaya gelişine kadar sağlıklı olduğu şaibeli besin olup olmadıkları, yenebilir mi yenilemez mi bilinmeyen yiyeceklerin de çok fazla etkili olduğu bir hastalıktır. Özellikle çocuklarımız için nimet gibi düşünülen oysaki tüm hayatlarını etkileyecek hareketsizlik, bilgisayar başında geçirilen saatler ve yine bunun başında sağlıksız beslenmeler ilerleyen dönemlerde daha da vahim hale gelecektir. Hepimizin evinde “Anne-baba kola alalım, hamburger alalım, cips alalım hatta Mcdonalds a gidelim” diyalogları geçiyordur. Çocuklarımız geleceğimizdir ve sağlıklı nesiller ne yedeğini, ne yaptığını bilen sadece tutkunu olacakları yiyecekler veya hayat tarzları değil daha doğru, daha donanımlı daha bilgili yetişmelerini sağlamak hepimizin görevidir. Öncelikle obezite konusu ele aldıktan sonra o yavrularımızın tutkunu oldukları, colanın içeriği, mcdonalds da hamburger içindeki etlerin nasıl kesildiğini anlatmaya çalışacağım. Lütfen bilinçlendirelim artık yavrularımızı...

Şişmanlık, alınan kalori miktarının harcanan kalori miktarından fazla olması sonucu vücutta yağ miktarının artmasıyla sonuçlanan bir hastalıktır. Besinlerle alınan enerji, harcanan enerji miktarından fazla ise kilo alımı ortaya çıkar. Şişmanlık (obezite) vücutta birçok rahatsızlığa yol açar. Özellikle kalp ve damar rahatsızlıkları, hayati tehlike yaratan durumlardır. Bunun dışında hormonal bozukluklar, sindirim ve solunum sistemi hastalıklarının oluşmasında çok önemli bir faktördür. Peki şişman olduğumuzu tıbbi yönden nasıl anlarız? Bunu hesaplamanın kolay bir yolu vardır. Kilonun boyun karesine bölünmesiyle vücut kitle indeksi ölçülür. (BKİ) Birimi kg/m2 dir. BKİ 25 in üzerinde olanlar fazla kilolu, 30′ un üzerindekiler ise şişman yani obezdir. Ayrıca başka ölçümler de şişmanlık tanısında kullanılmaktadır. Bel çevresinin kadında 80 cm den fazla, erkekte 94 cm den fazla olması kişinin kilolu olduğunu gösterir. Yine bu değerlerin kadında 88 den, erkekte 102 cm den fazla olması obez olarak tanımlanmaktadır. Bel kalça oranını ölçerek de risk altında olup olmadığınızı öğrenebilirsiniz. Bel çevresinin(cm), kalça çevresine (cm) bölümüyle elde edilen değer kadında 0.8, erkekte 1′in üzerinde olmamalıdır. Yoksa şişmanlığa bağlı hastalık riski artar. Dünyada yetişkin şişman (obez) sayısı 300 milyonun üzerindedir. Türkiye’ de obezite araştırma derneğinin yaptığı araştırmada, toplumun yüzde 23′ü obezdir. Kilolu kişilerle beraber bu oran yüzde 30 civarındadır. Karadeniz bölgesinde bu oran yüzde 35′e kadar çıkmaktadır. Şişmanlıkta en büyük neden fazla yemek yemedir. Ben hareket ediyorum nasıl olsa yiyebilirim gibi bir düşünce çok yanlıştır. Bir müddet sonra kilo alımı başlar. Çünkü kişi yaptığı işin ne kadar enerji kaybettirdiğini bilmemektedir. Şişmanlık, hareketsiz bir yaşam tarzından da kaynaklanmaktadır. Örneğin, devlet dairelerinde oturarak çalışan kişilerin, ağır ve yorucu bir işte çalışanlara göre kilolu olma ihtimali daha fazladır. Çünkü hareket eden de etmeyen de aynı miktarda besin almaktadır. Bu nedenle vücut dengesi bozulur. Televizyon ve bilgisayar karşısında saatlerce oturup abur cubur tarzı yiyecekleri yiyen kişilerin hareketsizlikten dolayı obez olma ihtimali daha fazladır. Psikolojik sorunlar, çok fazla yemek yemeye sebep olabilir. Anne ve baba arasındaki sorunlar veya ruhsal çöküntü içinde olanların yemek yeme isteği artabilir. Şişmanlık ve psikolojik etmenler arasında bir bağlantı olduğu kabul edilir. Kalıtsal (genetik) faktörlerin de şişmanlıkta önemli rol oynadığı gösterilmiştir. Yapılan araştırmalara göre anne ya da babası şişman olan çocuğun da şişman olma ihtimali yüzde 50′dir. Buna karşın ailesinde bu sorunu olmayan kişlerin çocuklarının, obez olması yüzde 8′lik bir ihtimaldir. Eğer hem anne hem baba şişmansa çocukta görülme ihtimali yüzde 80 gibi çok yüksek bir düzeydedir. Bu kalıtsal değişikliklerin yanında, ailenin beslenme şekli de şişmanlıkta rol oynamaktadır. Toplumda az görülmekle birlikte, hormonal ve metabolik bozukluk da şişmanlığa sebep olmaktadır. Kişinin metabolizması yavaşladığı için yediği yiyeceklerin bir kısmını depolar. Bunu depolarken yağ şekline çevirerek yapar. Bu da obezliğe sebep olur.

Son yıllarda obezliğin artmasında önemli bir neden gelişen teknoloji ve endüstriyle birlikte fiziksel güç gerektirecek işlerin azalması ve makineleşmeye doğru giden iş gücüdür. Yaşam tarzı pasifleşmeye başlamıştır. Şişmanlığın üzerinde durulması gereken, hayati tehlikeye neden olan, kalp damar hastalıklarında çok önemli bir etken olduğu aşikardır. Kolesterolün yüksek olması tansiyon yüksekliğine ve damar tıkanıklığına yol açmaktadır. Bu durumda kalp krizi geçirme riski artar. Kilo vermek, bu hastalıklarda düzelme sağlar. Erişkin tipi şeker hastalığının en büyük nedeni şişmanlıktır. Ne kadar şişmansanız şeker hastası olma riskiniz o kadar fazladır. Yağ oranı fazla kişilerde karaciğerde aşırı yağ artışına bağlı olarak yağlanma meydana gelir. Kas ve iskelet sistemi de şişmanlığın zararlı etkilerinden nasibini alır. Ağır bir yükü taşımak zorunda olan kas ve kemiklerde dizde ve kalçada kireçlenme, varisler, kas zayıflığı ve fıtık görülebilir. Yağlar, kanın kalbe dönmesini zorlaştırır. Şişman kişilerin, çoğu zaman zor nefes aldıklarını görürüz. Çünkü solunum için şişmanlık bir yüktür. Kandaki karbondioksiti artırır. Solunum yapmak güçleşir. Uyku hali görülür. Özellikle gençlerde görülen şişmanlık psikolojik sorunlara da yol açar. Hoş bir görüntü oluşturmadığı için kişinin psikolojisini de bozabilir. Şişman kadınlarda doğum yapmak zordur ve aynı zamanda risklidir. Kısırlığa bile yol açabilir. Adet düzensizliği görülür. Safra kesesinde taş olma ihtimali artar. Yara ve deri hastalıkları artar. Ayakta mantar görülebilir.

Obeziteyi Hızlandıran Başka Etmenler

Yazımın başındaki diyaloğu hatırlarsınız. Hadi MacDonald’a veya cola, hamburger ve cips yiyeceğimiz yere gidelim. Bakalım ki perde arkasında bunlar nasıl üretiliyor.

Coca-Cola özütü aslında bir böcek çeşidinin (Cochineal) ezilmesi ile elde edilen sıvıdır. Cochineal; Kanarya adalarında ve Meksika’da yaşayan bir böcek olup doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirilmektedir.

Cochineal böceği için özel tarlalar kurulur. Bu böcekler ve larvaları, Meksikalı köylüler tarafından toplanır….. Ezilmiş bir Cochineal böceği ve suyu çıkarılmış bir sürü böcek. Bu böceğinin dişilerinden veya yumurtalarından çıkartılan bir boya pigmentine Karmin denir.


Cochineal kurutulmuş hali… Kuru üzüm gibidir, ama bu böcek kurusu. Köylüler tarafından kurutulmuş ve dövülmüş Cochineal Köylüler; kendi ihtiyaçları için Aztekler’den kalma klasik yöntemlerle, böceğin özütünden dünyanın en güzel renklerinden biri olan, “carmine” i üretirler. Aztekler ve Latinler, böcekten elde edilen bu boyayı, ip boyamada kullandılar.

İçindekiler: Su, şeker, karbondioksit, renklendirici, asitliği düzenleyici, Coca-Cola özütü, kafein. Altı çizili yeri gördünüz mü? İşte o Coca-Cola Özütü denilen şey, Cochineal böceğidir. Bu böcek Kanarya Adaları’nda ve Meksika’da yaşar. Kaktüslerin üzerinde yaşayan bu böcek köylüler tarafından toplanır. Sonra başka yerlere verilir. Onlar öğütülerek ve kesilerek karminik asite dönüştürülür. Bu asit su şeklinde olduğu için kolanın içine karıştırılır. Ve biz böceğin öğütülmüş suyunu içeriz. Bu kolanın içinde meyan kökü var. Tonlarca meyan kökü bir kamyona kepçe ile doldurulduğu için arasındaki böcekleri ve fareleri ayıklama zahmetine girmiyorlar. Ve ancak bunlar öğütüldükten sonra farenin kol, bacak, beyin vs. süzgeç ile ayıklanıyor. Onun dışında farenin öz suyu, kanı vs. kolaların içine karışıyor. Sonuç olarak kolanın içinde bunları içiyoruz. Ayrıca başka bir şey daha anlatacağım. Teneke kutu kolaların direk içilmemesi gerekiyor çünkü bu kolalar yapılıyor. Teneke kutulara konuyor ve bodrum gibi bir yere bırakıyorlar. Sonra fareler de orada cirit atıyor, geziyor, dolaşıyor, hatta idrarını bile onların üstüne yapıyor. Sonra bu kutular hiç temizlenmeden direkt olarak marketlere gidiyor. Onlar da hiç bir şey yapmıyor. Biz alıyoruz ve hemen içiyoruz.
Cola Hakkındaki Adli Kararlar

Türkiye’de hatta, dünyada ilk kez 15 Eylül 2006 günü Coca-Cola’ya karşı, içeriğini açıklaması için Antalya Tüketici Mahkemesinde dava açıldı... Açılan davada, merkezi Atlanta’da olan ve 1886 yılında Eczacı Dr. John S.Pemberton tarafından faaliyete geçen Coca-Cola, 120 yıllık geçmişi ile “dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam” dediği sırını açıklayacak mıydı? Bu nedenle geçen gün (19 Mart 2007) açılan davanın 3. duruşması yapıldı. Taraflar mahkemeye 100 sayfayı geçkin açıklamada bulundu. Coca-Cola mahkemeye savunma amaçlı verdiği dosyada (24 sayfa savunma metni, 18 sayfa belge) üretim, içerik ve ambalaj olmak üzere istenilen her hususa açıklık getirdi. Gözden kaçan, Coca-Cola açıklamam dediği “Ticari Sır” ın ne olduğunu da açıkladı. Antalya tüketici mahkemesi kararını verdi ve  Coca-Cola davasını bir üst mahkemeye taşınmasının yolunu açtı. Mahkeme tarafında ise Coco-Cola avukatları aracılığı ile yaptığı savunmada, Coca-Cola ürünlerinde, “... içeriğinde bulunan Coca-Cola Özütünün içeriğinin ürün üzerinde...” belirtilmemesini, “ürünün ayırıcı lezzet  ve kalitesi Coca-Cola Özütü sayesinde elde edilmekte...” olduğundan dolayı açıklanmadığını belirttidi. Mahkemeden de, haklı olarak, “Davanın reddine karar...”, verilmesini istedi. Fakat,  mahkemeye verdiği Coco-Cola formülünün bileşim çizelgesinde; 

Şeker : %10.58 W/V 

Fosforik Asit : 0.544 G/L 

Kafein : 150 MG/L 

Coca-Cola Özütü : %0.015 W/V

Karamel : %0.11 

Karbondioksit : 7.5 G/L 

Anlaşılacağı üzere açılan dava sonucunda, Coca-Cola’da bilinmeyen formülü değil, Coca-Cola Özütü olduğu resmiyet kazandı. O zaman, Coca-Cola Özütünün ne olduğu araştırıldığında, yineleyecek olursak; aslında bu maddenin, gıda katkı maddelerinde renklendirici (boya) olarak bilinen “Cochineal” (Coccus cacti ve Dactylopius coccus) ismi ile anılan, başta Meksika olmak üzere, Kanarya Adaları, Şili, Peru ve Bolivya’da bulunan Opuntia cinsi kaktüs üzerinde yaşayan bir tür böcek türü olduğu bilgisine hemen ulaşıldı... “Carmine pigmenti” daha çok dokumacılıkta boya maddesi olarak kullanıldı. ”Cochineal” kimyada EC 120 kodu ve Carminic Acid (Karminik asit - C 22H20O13) adı ve formülü ile anıldı. Tanımlaması yapılırken de, “Kırmızı, pahalı olduğu için ender kullanılır.

MacDonalds

“Anne McDonalds’a gidelim ne olurr. Hem Cola içeriz hem de hamburger cips yeriz.”

Hepimizin evinde yaşanan diyaloglardandır bunlar.

İşte yavrum; McDonalds’da hamburgerin içindeki etleri bu şekilde kesiyorlar.

 Hadi şimdi biraz da cips yiyelim mi? İçeriğinde bazı ülkelerde yasaklanan trans yağları bulunan cipsin içindeki trans yağların zararları: “Bu yağlar obezite, diyabet, koroner kalp hastalığına neden olmakta. Trans yağların ayrıca kanser, kısırlık, karaciğer fonksiyon bozukluğu, alzheimer ve parkinson gibi hastalıklara sebep olduğuyla ilgili birçok araştırma mevcut. Bu yağları çok tüketen emziren kadınların sütüne geçtiği de kanıtlanmıştır. Trans yağlar, iyi kolestrol seviyesini düşürürken kötü kolestrol seviyesini de tırmandırmaktadır.

Devam edelim ve bilinçlenelim mi? ; Uzun süreli patates cipsi tüketiminin kanserojen ‘akrilamid’ maddesini kanda biriktirdiği belirlendi. Bu maddenin kanda iltihapları çoğaltabileceğini belirten uzmanlar, “Cips, kalp, obezite ve kanser riskini de arttırıyor” dedi. Uzun süreli patates cipsi tüketiminin, kanserojen ‘akrilamid’ maddesinin kanda birikmesine neden olduğu ortaya çıktı. İsveç ve Polonyalı bilimadamları tarafından yürütülen araştırmanın, patates cipsi gibi çok yaygın olarak tüketilen yiyeceklerin nasıl sağlığa zarar verdiğini gösterdiği saptanmıştır. Patates cipsinde bulunan akrilamid maddesinin kanda iltihabi reaksiyonlara yol açabileceğinden; kalp rahatsızlıkları, obezite ve kanser riskini artırıyor. Çocukların geleceğini karartıyor. Tüm çocukların bayıldığı patates cipsi, aslında bu minik vücutlar için zehirden farksızdır.

Şimdi de çocuklarımıza söyleyeceğimiz son sözler ve bilgilendirmelere bakalım; Kur’an’da, yeryüzünde ne varsa hepsinin insanın yararına yaratıldığı ve insanın emrine verildiği belirtilmiş (el-Bakara 2/29; el-Câsiye 45/13), diğer alanlarda olduğu gibi yiyecekler konusunda da ancak zorunlu ve istisnaî hallerde yasaklama getirildiği ifade edilmiştir. Bu, İslâm’ın rahmet ve kolaylık dini olmasının tabii sonucudur. Nitekim Kur’an’da, “De ki; bana vahyolunanda ölmüş hayvan (meyte), akıtılmış kan, domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum” (el-En`âm 6/145) buyurularak haram kılınan yiyecek maddelerinin dört kalem olduğu belirtilmiş, bu sınırlama başka âyetlerde de teyit edilmiştir (bk. el-Bakara 2/173). Bir başka âyette (el-Mâide 5/3) yenmesi haram kılınan on ayrı maddeden söz edilmekle birlikte bunlar yukarıda zikredilen dört grubun örneklendirilmesi mahiyetindedir. Yine Kur’an’da iyi ve temiz şeylerin (tayyibât) yenmesinin helâl, pis ve kötü (habâis) şeylerin yenmesinin ise haram olduğu ilkesi tekrar edilmiş (el-Bakara 2/172; el-Mâide 5/4; el-A`râf 7/157), Hz. Peygamber de bu konuya açıklama getirmiş ve bazı belirleyici ölçüler koymuştur. Kur’an ve Sünnet’teki bu ve benzeri esas ve açıklamalardan hareketle İslâm hukukçularının çoğunluğu, yiyecekler konusunda da temel ve asıl hükmün helâl ve mubahlık olduğunu, haramlığın ancak o konuda özel bir delilin bulunmasıyla sabit olacağını ifade etmişler, sonraki dönemlerde oluşan İslâm hukuk doktrinini de bu çerçevede geliştirmişlerdir.

Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar

Kur’ân-ı Kerîm’de, yeryüzünde ne varsa hepsinin insan için yaratıldığı (el-Bakara 2/29), göklerde ve yerde bulunan her varlık ve imkânın Allah’tan bir lutuf olmak üzere insanın emrine verildiği (el-Câsiye 45/13), iyi ve temiz şeylerin helâl, pis şeylerin haram kılındığı (el-Mâide 5/5; el-A`râf 7/157) bildirilir. Cenâb-ı Allah’ın rahmân sıfatının sonucu olarak dünya hayatında O’nun bu lutfuna mazhar olan bütün insanlık bunlardan kendi amaçları doğrultusunda ve yapılarına uygun olarak yararlanmaktadır. Hayvanlar da bu imkânlar demetinin önemli bir parçasını oluşturur. Nitekim insanlar, tarih boyunca hayvanları binek veya yük taşıma aracı olarak kullanmak, gücünden, etinden, sütünden, derisinden, tüylerinden yararlanmak suretiyle hayatlarını büyük ölçüde kolaylaştırmışlardır. İnsanoğlu bu çeşit faydaları elde etmeye yönelirken, hayvanların neslinin devamını sağlamada olumlu bir rol da üstlenmiş olmaktadır.Kur’an’da yiyecekler konusunda haramlıkla ilgili açıklamaların ortak noktası ise, “tayyibât” (iyi ve temiz) sayılamayacak “habâis” (pis ve iğrenç) şeylerin yenmemesi gereğidir. Ayrıca sağlığa zararlı maddelerin alınmaması İslâm’ın genel ilkelerinin (meselâ bk. el-Bakara 2/195) gereklerindendir. Bu konudaki somut yasaklar, bazı âyetlerde (el-Mâide 5/3) on madde halinde sayılmış ise de -aşağıda açıklanacağı üzere- bunların bir kısmı aynı grup içinde düşünülerek tamamının Bakara sûresinin 173. âyetinde yer alan dört ana maddede toplanması mümkündür. Bunlar da; kendiliğinden veya dinî usulde boğazlanmaksızın ölmüş hayvan (meyte), akıtılmış kan, domuz ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlardır. Hz. Peygamber’in sünneti, Kur’ân-ı Kerîm’deki bu yasaklamaları teyit eden ifadelerin yanı sıra, “pis ve iğrenç” yiyeceklerin özelliklerine ilişkin detaylandırıcı açıklamalar da içermektedir. Meselâ Hz. Peygamber “yırtıcı hayvanlar”ın (zî nâb: ağzının dört yanında uzun ve sivri dişleri olan hayvanlar) ve “yırtıcı kuşlar”ın (zî mihleb: pençesi ile avını parçalayan kuşlar) etlerinin yenmeyeceği özellikle belirtilmiştir (Müslim, “Sayd”, 15, 16; Ebû Dâvûd, “Et’ime”, 32; Tirmizî, “Sayd”, 9, 11). Ayrıca Resûlullah’tan bazı hayvanların etleri ile ilgili hadisler de rivayet edilmiştir. Bu konuda dikkat edilmesi gerekli bir husus, Hz. Peygamber’in yiyecekler konusunda bütün uygulamalarının ve şahsî tercihlerinin daima dinî bir emir veya yasak olarak değerlendirilmemesi gereğidir. Meselâ şu olay bu noktaya ışık tutmaktadır: Abdullah b. Abbas ve Hâlid b. Velîd Hz. Peygamber’le birlikte Hz. Meymûne’nin evinde yemeğe oturmuşlar ve önlerine -Necid taraflarından ev sahibesinin bir akrabasının getirdiği- kızarmış bir iri keler konmuştu. Resûl-i Ekrem yemeyince İbn Abbas “Bunu yemek haram mıdır ey Allah’ın resulü?” diye sordu. Hz. Peygamber: “Hayır, fakat bizim taraflarda olmayan bir yemektir, hoşuma gitmediği için yemiyorum” buyurdu. Hâlid b. Velîd bu olayla ilgili olarak, “Sonra ben o yemeği önüme çektim ve yedim; Resûlullah da yediğimi görüyordu” demiştir (Buhârî, “ez-Zebâih ve’s-sayd”, 33).Meyte tabir edilen, dinî usulde kesilmemiş veya kendiliğinden ölmüş hayvanın etinin haram olduğu da yine Kur-an’ın açık hükmüne dayanır. Bakara sûresinin 173. âyetinde, “Allah size meyteyi (dinî usullere göre boğazlanmadan ölmüş hayvan etini), kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına boğazlanmış hayvanı haram kılmıştır”, Mâide sûresinin 3. âyetinde de, “Meyte, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanmış, boğulmuş, darbe ile (bir yerine vurularak) öldürülmüş, (yukarıdan) yuvarlanarak ölmüş, (başka hayvan tarafından) süsülerek ölmüş, -ölmeden yetişip boğazladıklarınız müstesna- yırtıcı hayvan tarafından yenmiş (yırtıcı hayvan artığı), dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar... size haram kılındı” buyurularak bir önceki âyetin hükmüne açıklık getirilmiştir.

Birinci âyette üç türlü hayvan etinin haram olduğu bildirilmektedir: Ölü hayvan eti, domuz eti ve Allah’tan başkası adına boğazlanmış hayvan eti. İkinci âyette bunlar tekrarlandığı gibi, ayrıca altı madde sayılmaktadır. Fakat bunlardan beşi (boğulmuş, darbe ile bir yerine vurulup öldürülmüş, yüksekten yuvarlanıp ölmüş, başka hayvan tarafından süsülüp ölmüş, yırtıcı hayvan artığı) esasen ilk âyetteki birinci madde kapsamındadır, yani bunlar da meyte hükmündedir. Altıncı madde ise (dikili taşlar, putlar üzerine boğazlanmış hayvan) birinci âyetin son maddesi kapsamındadır, yani Allah’tan başkası adına kesilenlerdendir. İşte bu âyetlerde sayılan hayvan etlerinin haram olduğu hususunda bütün İslâm bilginleri fikir birliği içindedir.

Müslümanların hayvanı keserken Allah’ın adını anmalarının şart olup olmadığı veya hangi ölçüde şart olduğu ise İslâm hukukçuları arasında tartışmalıdır. Konuyla ilgili olarak Kur’an’da “Eğer Allah’ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O’nun adı anılarak kesilenlerden yiyin” (el-En`âm 6/118) ve “Üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin” (el-En`âm 6/121) buyurulur. Ancak bu âyetlerde kastedilen hususun Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların yenmesini yasaklama ve müslümanın hayvanı Allah adına kesmesi ilkesi mi yoksa hayvan kesilirken Allah adının yani besmelenin telaffuz edilmesi mi olduğu tartışmalıdır. Zâhirîler her hâlükârda besmeleyi şart gördüklerinden hayvanı keserken besmeleyi unutan veya kasten terkedenin kestiğinin yenmeyeceği görüşündedirler. Başta Hanefîler ve Mâlikîler olmak üzere fakihlerin çoğunluğu ise yukarıdaki âyetlerin lafzını da esas alarak hayvanın kesimi esnasında, unutulmadığı takdirde, besmeleyi şart olarak görür ve besmelenin kasten terkedilmesi halinde o hayvanın etinin yenmeyeceğini ifade ederler. Unutanın hükmen besmeleyi söylemiş sayılması Hz. Peygamber’in “Ümmetimden yanılma, unutma ve zorla yaptıklarının sorumluluğu kaldırılmıştır” (Buhârî, “Hudûd”, 22; Ebû Dâvûd, “Hudûd”, 17) hadisi sebebiyledir. Hayvanların kesimi, ihtiyarî (hakikî) ve ıztırarî (hükmî) olmak üzere ikiye ayrılır. Eti yenen ehlî hayvanların boğazlanması normal şartlarda, hayvanın çenesi altından yemek ve nefes borusu ile kan taşıyan iki büyük damarının kesilmesi (zebh) veya develerde boğazla göğüsün birleştiği yere bıçak saplamak (nahr) suretiyle olur ve buna “ihtiyarî boğazlama” tabir edilir. Ebû Hanîfe bunlardan en az üçünün kesilmesini yeterli görürken Ebû Yûsuf yemek ve nefes borusuyla birlikte iki damardan birinin kesilmesi, İmam Muhammed ise her birinin çoğunun kesilmesi gerektiği görüşündedir. Şâfiî ve Hanbelîler kan damarlarından ziyade yemek ve nefes borusunun kesilmesinin gereğini ifade ederken bir kısım fakihler dördünün de kesilmesi gerektiğini belirtirler. Boğazlamanın şekliyle ilgili bu ve benzeri tartışmalar neticede, hayvanın eziyet çekmeden ve uzun süre can çekiştirmeden ölmesini ve kanının da büyük oranda vücudundan atılmış olmasını sağlamayı hedef alır. Vahşi hayvanların veya ehlî olduğu halde yakalanamayan veya yatırılıp boğazlanması mümkün olmayan hayvanın herhangi bir şekilde yaralanıp kanının akıtılması boğazlama yerine geçer. Hz. Peygamber'in de bulunduğu bir yerde kaçan ve yakalanamayan bir deve ok ile vurulmuş, Resûlullah da bunu tasvip ettiği gibi böyle durumlarda aynı şekilde davranılmasını emretmişlerdir (Buhârî, “Zebâih”, 15-18; Müslim, “Edâhî”, 4). Zaruret sebebiyle başvurulan bu usule de “ıztırarî boğazlama” tabir edilir.

Hayvanın kesimi esnasında sol yanı üzerine yatırılıp yönünün kıbleye çevrilmesi, kullanılan kesim aletinin keskin olması, hayvan yere yatırılırken ve kesilirken ona eziyet edilmemesi, hayvanın göreceği şekilde bıçak bilenmemesi, yerde fazla bekletilmemesi gibi hususlar tavsiye edilmiş, müslümanın her işinde olduğu gibi hayvanı keserken de en uygun ve güzel şekilde davranması ilkesi vurgulanmıştır.

İşte Sevgili Okurlarım ne yiyoruz neden yiyoruz ve nasıl yiyoruz. Gelecek nesilimize bunları öğretmeli ve uygulamarına önem vermeliyiz.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1582 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri