Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

SU DAMLASINDAN YAŞAMA...

01 Ağustos 2012 Çarşamba

Öyle bir konu gündemimizi meşgul etmekte ki aslında Tıp ve Hukuk yetkilileri, yazarlardan sade vatandaşa kadar herkes bu konuda fikir beyanında bulundular. Elbette ki her açıklamanın önemi ayrı ayrı yaşamımıza uygulayabileceğimiz söylemlerdir. Fakat bizleri hayvanlardan ayıran en büyük özellik akıl, fikir bahşedilmesidir. Biz insanlar sadece amacımız çoğalmak, üremek olmayıp daha düzgün bir yaşam tarzı verebileceğimiz bireyleri geleceğimize bırakmaktır. Kuldur şaşar beşer deriz elbette ki akıl ve fikrimizi kullanmamız bize bahşedilmişse de hatalar da insanlara mahsus durumlardır. Bizim maddi hayatımız yanında manevi hayatımızda olacaktır. Bizim hesap vereceğimiz, yargılanacağımız zamanımız da Rabbimizin karşısında gelip hesap vereceğimiz zamanlarımızda olacaktır. İşte o durumlar için yaşamımızı her ne kadar gelişen teknolojiyle uyumlu yaşasak da ahret ve rabbimizi tanımayanımızda olsa kul olarak kaçamayacağımız görev ve sorumluluklarımız vardır. Elbette ki istenmeyen, hastalıklı bireyler aile ve topluma getireceği maddi ve manevi külfetlerden de kaçınmak zorundayız. Ama daha önce de lafzını ettiğim gibi bizler insanız ve bilmemiz gereken ihtiyaçlarımızı yaşarken biraz daha sorumluluk ve hesap verme günümüzü asla unutmamaktır.

Her ne kadar da modern bir toplumdaysak da bizi bağlayan yaşam tarzına da emirlere de ki (dini, ahlaki ve hukuki emirlere bağlı yaşarız) uymamızın zorunluluğunu hissederek bugün bu konuyu mezhepler, kuranımız ayetleri ve hadislerinden oluşan yazımı aktarıyorum. Biz bunları tabii ki biliyoruz elbette ki modern ve laik bir ülkeyiz ama biz soykırım, insan katline bu kadar hassasiyetle bakan bir toplum olarak istenmeyen gebelikler vs ler için bilinçlenme şarttı. Gelecek nesillerimiz için özellikle hassasiyetle üzerinde durulması gereken konularda salt maddiyat düşünülerek veya başka amaçlar için insanın doğasına aykırı insanlık suçlarını en aza indirmek için fert olarak bilinçlenmek ve hassasiyetler kurmak gerekmektedir.

Kuran’da Doğum Kontrolü, Kürtaj Ve Aile Planlaması

Esma bin Yezid (r.anha) Rasullah'tan şu rivayeti yapmıştır:

     “...Canımı elinde tutana yemin ederim ki, emziren kadının hamile kalması (süt emen çocuğa öyle bir zarar verir ki, çocuk) at sırtında (koşturan ergin erkek olacak yaşa gelse yine) onu tutar yere atar.” (İbni Mace: 1/648. Ebu Davud: 5/9. Ahmed b. Hanbel, Müsned.) Yani çocuk ergenlik çağına gelse bile, süt emerken annesinin tekrar hamile kalmasıyla anne sütünün kalitesinde değişme ve zayıflama olduğundan kalitesi düşük sütü emen çocuğun sıhhati de etkilendiğinden Peygamberimiz (s.a.v.) kadının süt emzirme döneminde tekrar hamile kalmamasını tavsiye etmektedir. İki çocuk arasında en az iki yıl (süt emzirme müddetince) ara vermek, hem annenin sağlığı, hem de çocukların sağlığı açısından faydalıdır. Modern tıpda bunu tavsiye etmektedir...

Gebelikten Korunma Yolları:

    Azil, cinsel ilişkide erkeğin menisini dışarı boşaltması demektir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bazı hadisleriyle “azil” yapılmasına izin vermiştir. (Ebu Davud, Nikah: 48. Nesai, Nikah: 55.). Ancak Peygamberimiz “azli” teşvik etmemiş, ona izin vermiştir. Hatta bazı hadislerinde “azil” yapmanın kötülüğüne de işaret etmiştir. Ama Hanefi bilginleri, kadının izni olması halinde “azlin” caiz olduğu görüşündedirler.

    “Azil” korunma yollarından sadece bir tanesidir. Bugün ilkel ve modern usullerle uygulanan daha bir sürü korunma metodu vardır. Bu korunma yollarının bazıları, çocuğu olma özelliğini sürekli ortadan kaldırır ve artık bu uygulamaya konu olan kadın, ya da erkeğin çocuk yapma kabiliyeti kalmaz. Kadının yumurtalıklarının alınması, erkeğin hadımlaştırılması bu tür bir yöntemdir. Bu insan fıtratına aykırı bir uygulamadır. Peygamberimiz aynı sonucu veren uygulamaları yasakladığından, İslam alimleri bunun caiz olmadığında sözbirliği halindedirler. Ancak her konuda olduğu gibi, bu konuda da zorunlu haller haramları ortadan kaldırır.

Zina İle İlgili Ayetler

Mumsema Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun Eğer şehadet ederlerse onları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun (4/15)

İçinizden özgür mü’min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir Öyleyse onları fuhuşta bulunmayan iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin Evlendikten sonra fuhuş yapacak olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın) Bu sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır Allah bağışlayandır esirgeyendir (4/25)

Zinaya yaklaşmayın gerçekten o ‘çirkin bir hayasızlık’ ve kötü bir yoldur (17/32)

Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onlara Allah’ın dini (ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü’minlerden bir grup da şahit bulunsun (24/2)

Zina eden erkek zina eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz Bu mü’minlere haram kılınmıştır (24/3)

Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin Onlar fasık olanlardır (24/4)

Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihçe davrananlar hariç Çünkü gerçekten Allah bağışlayandır esirgeyendir (24/5)

Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise onlardan da her birinin şahidliği Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmektir (24/6)

Beşinci (yemini) ise eğer yalan söyleyenlerdense Allah’ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması (nı kabul etmesi)dir (24/7)

Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır (24/8)

Beşinci (yemini) ise eğer o (kocası) doğru söylüyor ise Allah’ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması (nı kabul etmesi)dır (24/9)

Ve onlar Allah ile beraber başka bir ilah’a tapmazlar Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler Kim bunları yaparsa ‘ağır bir ceza ile’ karşılaşır (25/68)

Ey peygamberin kadınları sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa onun azabı iki kat olarak arttırılır Bu da Allah’a göre pek kolaydır (33/30)

Ey Peygamber mü’min kadınlar Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak hırsızlık yapmamak zina etmemek çocuklarını öldürmemek elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak) ma’ruf (iyi güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret iste Şüphesiz Allah çok bağışlayandır çok esirgeyendir (60/12)

Ey Peygamber kadınları boşadığınız zaman iddetleri süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayan Rabbiniz Allah’tan korkun Onları evlerinden çıkarmayın onlar da çıkmasınlar; ancak açık ‘çirkin bir hayasızlık’ göstermeleri durumu başka Bunlar Allah’ın sınırlarıdır Kim Allah’ın sınırlarını çiğnerse gerçekte o kendi nefsine zulmetmiş olur Sen bilmezsin; olabilir ki Allah bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur (65/1)

Kürtajın Dini Hükmü:

Konunun iyi anlaşılması için gerekli olan bu noktalara işaret ettikten sonra, fıkhi açıdan kürtaja baktığımızda önce şunu söylemeliyiz: Islam fıtrat dinidir ve fıtrata yani doğru (tabii) ve normal olana aykırı olan her şey Islama da aykırıdır, yani mahzurludur: Mahzuru, aykırılık gücüne göre değişir. Az aykırı olan “mekruh”, biraz daha çoğu “tahrimen mekruh”, çok aykırı olan da “haram” olur. Bu konuda fitri olan, kadınla erkeğin bir araya gelmesi, cinsel birleşmeleri, sonuçta da çocuğun dünyaya gelmesidir. Ancak her kuralın olduğu gibi, bunun da istisnaları olabilir. Yani Islam fıkhının bu konudaki genel kaidesi: “Fıtrata ve tabiiliğe müdahale edilemeyeceği” esasıdır. Ancak genel bir kural, bütün fertlerine temsil edilemez ve şahıslara, özel durumlarına göre fetva verilir. Yani genel geçer kural ayrıdır, fetva ayrıdır. Fetva kişiye, yere ve zamana göre değişir. Buna göre, Islam fıkhında “çocuk aldırma” ya da “kürtaj” denen olaya fert düzeyinde bazı hallerde ve belli bir zamana kadar fetva verildiğini söyleyerek konuyu şöylece özetleyebiliriz: •

Konu hakkında Kur’an-ı Kerim ve Hadisle açıklık (ibare) yoktur. Ancak bazı ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde işaretler bulabiliriz. Mesela: Hac 5 ile, Mü’minûn 12-15 ayetleri hemen hemen aynı noktaya işaret ederler. Biz önce Mü’minûn 12-15. ayetlerinin mealini verelim, sonra bazı noktalara temas edelim: “Andolsun ki, biz insanı süzülmüş, özlü balçıktan yarattık. Sonra onu “nutfe (meni, sprem) olarak muhkem bir karargaha (rahme) koyduk: Sonra nutfeyi (yapışkan) bir kan pıhtısı haline getirdik. Ardından kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık, bu çiğnemi kemiklere çevirdik, kemiklere de et giydirdik. Sonra da onu başka bir varlık yaptık.

Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir. Sonra siz bunun ardından elbette öleceksiniz.”
Bunları açıklar mahiyetteki bir iki hadis-i şerifin meali de şöyledir: 1- “Sizden her biriniz kırk gün annesinin karnında tutulur. Sonra bir o kadar da orada yapışkan pıhtı olur. Sonra bir o kadar da orada bir çiğnem et halinde bulunur. Sonra da melek gönderilir ve ona ruh üfler” (Müslim, Kader 1) 2- “...nutfe (meni parçası, sperm)nin üzerinden kırkıki gece geçince Allah ona bir melek gönderir. O da onu şekillendirir, kulağını, gözünü, cildini, etini ve kemiklerini yapar. Sonra da, ey Rabbim, erkek mi olacak dişi mi...” (Müslim, Kader 3) der. Birinci hadis ayetlerin tam açıklaması gibidir. Buna, yani ayete ve hadise göre:
1- Döllenen meni rahimde kırk gün, irtibatsız olarak kalır.

2- Sonra bir pıhtı olarak rahimle irtibat kurar (alaka). Bu süre de kırk gün kadardır.

3- Sonra bu yapışkan pıhtı (alaka) bir et parçası halini alır, kemikleri belirir, et oluşur. Bu devre üçüncü kırk günün sonuna kadardır.

4- Sonra ilk üçünden farklı bir yaratık, ya da yaratış ortaya çıkar. Bu, cenine ruhun üflendiği safhadır. (Taberi XVNI/9) Bir başka deyişle canlanmasıdır. Insan, ya ruhla cesedin bütünüdür ki; genel kabul gören görüş budur; ya da sadece ruhtur. (Razi XXlll/85) Bundan; ceninin üçüncü devre sonundan yani 120 günden önce insan olmadığı anlaşılır. Insan oluş, bu noktadan itibaren başlar (Taberi XVN/11). Hem diğer bir yaratış, hem de, ruhun üflenmesi bunu gösterir.

5- Onbeşinci ayetin işaretiyle, ölüm ancak bu dönemden sonra olabilir. Bu da daha önceki üç dönemde (120 gün) ceninin ölüme elverişli, yani canlı olmadığını gösterir.
6- Devreler arasının “sümme” (sonra) kelimesi ile açılması; devrelerin birbirinden tam anlamıyla farklı olduklarını (Ebu’ssu’ûd VI/126), birbirinden diğerine geçişin bir dönüşüm (tahavvül) olduğunu gösterir. (Razi XXNI/84) Bu da beşinci maddede anlatılan gerçeğe işaret eder.

Ruhun yüzyirmi günde üflendiği konusunda ittifak , bulunduğu,için ikinci hadis; “ceninin kırk günde şekillenmesi değil, bunun melek tarafından yazılması” şeklinde anlaşılmıştır (Davûdoğlu X/626).

İşte bütün bunlardan, ötürü, Hz. Ali (r.a.), bu yedi devre geçip ruh üflenmedikçe cenine müdahalenin “ve’d” (çocuğu diri diri gömme, yani öldürme) olmayacağını söyler (Ibnü’I-Cevzi, Zadü’I-Mesir V/462). Imam Ebû Hanife de bunu delil tutarak; mesela birisinin yumurta çalması ve yumurtadan onun yanında civciv çıkması halinde, başka başka varlıklar olduğu (halk-ı aher) için, civcivi değil yumurtayı tazmin eder, demiştir (ZaMahşeri NI/27-28). Bütün bu temel gerçeklerden ötürü tüm Islam fıkıhçıları, döllenmenin üzerinden yüzyirmi gün geçtikten sonra ve de zaruret yokken çocuk aldırmanın (kürtajın) haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Yüzyirmi günden, yani canlandıktan sonra çocuğunu aldıran ya da ilaçla, vurma ile vs. düşüren kadın hem bir cana kıyıp canı olduğundan ötürü günahkardır, öbür dünyada bunun cezasını çekecektir, hem de dünyada çocuğun Babasına, canlı düşüp sonra ölmüşse, bir tam diyet (kan bedeli), organları belirli olup ölü olarak düşmüşse, bir “gurra” ödemek zorundadır. Birinci halde ayrıca bir de keffaret tutmalıdır. (Diyet; yüz deve, veya bin dinar altın, veya on ,ya da on iki bin dirhem gümüş, yani yaklaşık olarak şu anda (1989) elli milyon (50.000.000: ) TL. Gurra ise, duruma göre bir diyetin yirmide ya da onda biridir). Organların bir kısmının belirmiş olması durumu da aynıdır. Ancak yüzyirmi günden (dört aydan) önce çocuk aldırmanın, ya da ilaç vs. ile düşürmenin caiz olduğunu söyleyenler vardır ). Bazıları ise sadece kırk güne kadar caiz olduğunu söylemişlerdir. (Hindiyye V/356; Bezzaziyye VI/370 (Hindiyye kenarında) Bazıları da döllenme olduktan sonra, bir özür olmaksızın bunun hiç caiz olmayacağın söylemişlerdir. Hiç caiz olamayacağını söyleyenler hacda ihramlı bir hacı adayının, bir kuş yumurtasını kırmasının av yasağına tecavüz sayıldığını ve bundan ötürü ceza vermesi gerektiğini delil gösterirler (Bk. Kadihan NI/410 (Hindiyye kenarında) Ancak; yumurta ceninin birinci değil, ikinci kırk gününe benzer. Yumurtanın birinci kırk güne tekabûl eden devresi, kuşun karnında olduğu dönemidir, diyerek bunu itiraz edebilir. O takdirde böyle diyenlere göre de kırk güne kadar düşürme ya da aldırma caiz olmalıdır.). Yani yumurtayı kırma, cana tecavüz sayılmış ve (ihramlıya mahsus olmak üzere) cezayı gerektirmiştir. Öyleyse yumurta durumundaki cenine (embriyona) müdahale de caiz olmamalıdır, derler.

Bütün bunlardan (Hanefi mezhebi için) şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: Meni, ana rahmine yerleştikten sonra, ona müdahale fıtrata uygun düşmediği için hoş değildir, anormaldir. Bu anormallik (mekruhluk da diyebiliriz) kırk güne kadar az, kırk günden yüzyirmi güne kadar biraz daha fazladır, ama haram değildir. (Birinciye tenzihen, ikinciye tahrimen mekruh da diyebiliriz) Ama yüzyirmi günden sonra, özürsüz olarak yapılan müdahale kesinlikle haramdır ve bir cana kıyma demektir. Bu konuda kırk güne, bazılarına göre de yüzyirmi güne kadar işin hafif tutulması, hatta bazı fıkıhçılarca mutlak caizdir, denmesi sanki zayıf iradeli ve dünya zevkine ve rahatına düşkün insanlar için verilmiş bir ruhsattır. Yoksa onlar da bunun evla olduğunu söylemiyorlar.

Ancak işin bir diğer önemli yönü daha vardır: Kırk, ya da yüzyirmi güne kadar kürtajın dinen mahzurlu olmadığını söyleyenlerin görüşü kabul edilse dahi, mazeret olmadan bir kadının avretini başka erkeklere hatta kadınlara göstermesinin haram olduğu naslarla sabit bir gerçektir; dolayısıyla bu konuda ittifak vardır. Yani, şu anda hamile kalmış ve çocuk istemeyen kadının önüne iki yol çıkar : a-Ya bir doktorun, ebenin vs. tıbbi müdahelesini istemek (kürtaj), b- Ya da çeşitli ilkel metodlar yahut ilaç yardımıyla bunu kendisinin veya kocanın yapması... Birinci yola girmesi halinde avretini, zaruret olmaksızın (zaruret yani bir özür var ise mesele yok).açmakla bir haram işleyecektir ki, bu yine ittifakla caiz değildir. Ikinci yola girmekle, tıbbın tesbitlerine göre çok büyük bir ihtimalle sağlığını tehlikeye atacak ve bundan, öncelikle anne zarar görecektir.

Başarılamaması halinde de sakat ve yetenekleri körelmiş çocukların doğmasına sebep olacak; böylece hem ömür boyu vicdan azabı çekilecek; hem de aile ve toplum olarak maddi, manevi zararlar görülecektir. Adil tıbbi İslamın hakem kabul ettiğini ve onun mahzurlu dediğine mahzurlu dediği düşünürsek, bu uygulamanın da en azından mekruh olduğu anlaşılır.

Dolayısıyla tabii sonuç olarak yine, mazeret olmadan cenini aldırmanın ya da düşürmenin en azından mekruh olduğunu söyleyenlerin görüşüne gelmiş oluyoruz. Öyleyse bu mazeretler nelerdir? Yani hangi sebeplerle; hamile kalan bir kadın, bir kadın doktora, hamileliğinden itibaren kırk, ya da işi en geniş tutanlarca yüzyirmi gün içerisinde kürtaj yaptırabilir? Hanefiler, bu özürlerin şunlar olduğunu söyler:

1- Emzirmekte olduğu çocuğun sütüne zarar vermesi ve babanın bir süt anne bulacak güçte de olmaması (Kadihan NI/428).

2- Ortamın bozuk olup, Islami terbiyenin mümkün olmaması (Hindiyye Cevahiru’I-ahlati adlı kitaba atfen şu hükmü verir: “Saç, tırnak ve benzeri organları belirdikten sonra çocuk düşürmek için ilaç kullanmak caiz değildir. Organları belli değilse caizdir. Ama zamanımızda her halûkarda caizdir ve fetva da buna göredir. Devamla “organların belli olması ise ancak yüzyirmi günden sonra olur” denir ki, bundan ruhun üflenmesi kastedilmiş olmalıdır. Yoksa, organların bu dönemden önce de belirecegi müşahede ile sabittir (bk. Fethu’I-Kadir N/495’den Mevsû’atü’I-fıkhu’I-Islami NI/159).).

3- Kadın hasta olup, adil tıp tarafından hamileliği sebebiyle hastalığının artacağını, ya da olmayan bir hastalık ortaya çıkacağının söylenmesi.

Görüldüğü gibi fakirlik ve rızık meselesi bu konuda doğrudan bir sebep olarak kabul edilmemiştir. Çünkü, bu Allah’ın (c.c.) her canlının rızkını vereceği, yani O’nun “Rezzak” olduğu inancına zıttır. Ancak fakirliğin sebep olacağı ahlaki bozuklukları da sebep görenler vardır.
Diğer Mezheplerde Durum:

En ihtiyatli, ya da doğruya en yakın görüşü, -eğer. telfik anlamı içermiyorsa- bazan, diğer mezheplerin görüşlerini öğrenmekle daha rahat anlayabiliriz. Onun için:

Malikilerde, döllenme olduktan sonra, kırk günden önce de olsa cenini aldırma ya da düşürme caiz değildir. (Şerhu’d-Dırdir ala-metni Halil (Dusûki hasiyesi ile birlikte), Mısır 1345; N/266)

Şafiiler ve özellikle Gazali de aynı görüştedir. Ancak mahzur ilk kırk gün içinde az, ikinci de daha fazla üçüncü, de harama yakın; daha sonra ise ittifakla haramdır. (Gazali, ihya N/53)

Hanbelilerde, sadece ilk kırk günde helal bir yöntemle nutfeyi düşürmek caizdir (er-Ravdu’I-murbi’ N/316. el-Matba’atû’s-selefiyye 1380: 6.8.). Ancak mutemed görüşe göre, bu konuda bu mezhebin görüşü de Hanefiler gibidir; döllenmeden itibaren 120 gün içinde, yani ruh üflenmeden önce cenini düşürmek caizdir. Ondan sonra kesinlikle haramdır (el-Merdavi, el-insaf I/386; ibn Kudame, el-Mugni VN/816; el-Zuhayli, el-Fıkhu’I-islami NI/232 vd.).

Birçok meselelerde olduğu gibi, kürtaj konusunda da imamların nüans farkıyla da olsa görüşleri farklıdır:

a) Hanefi imamlarına göre, ana rahminde teşekkül eden çocuğu -zaruri bir hal olmadığı halde- kürtajla aldırmak bir cinayettir. Ancak bu cinayet bir yüzüyle cana kıymaktır, diğer yüzüyle annenin bir parçasına dokunmaktır.

b) Maliki, Şafii ve Hanbeli imamlarına göre: Kürtaj iki cinse karşı işlenen bir cinayettir. Çünkü burada ceninin hayatına bir tecavüz sözkonusudur.

Kürtajla İlgili Ayetlere Gelince:

Bilindiği gibi, kürtaj bir bakıma bir canı yok etmek demek olduğundan cinayet sayılmıştır. Kur’an’da üç yerde genel manada bundan bahsedilir. Genel manadan kastımız, mutlak anlamda çocuğu öldürmektir. Bu, ana rahmindeki cenini düşürmek manasına geldiği gibi, doğan çocuğu öldürme manasına da gelmektedir.

“De ki (Ey Allah’a karşı yalan uyduranlar!) Gelin de Allah’ın size neleri haram kıldığını okuyup (haber vereyim): Hiç bir şeyi O’na ortak koşmayın; ana-babanıza iyilikte bulunun. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin; -sizin de onların da rızkınızı biz veririr- hayasızlığın açığına da gizlisine de yaklaşmayın; Allah’ın haram kıldığı canı -haksız yere- öldürmeyin.” (Kur’an-l Kerim, En’am: 151)

Kur’an burada “öldürmeyin!...” tabirine esneklik katmış, çağın özelliklerine göre, hüküm çıkarılmasını kolaylaştırmış. Yani usul ilmine göre, ayet mücmel bırakılmıştır. Açıklaması hadislerle, yoksa ictihad yollarıyla yerine getirilir.

Burada şu üç husus ayetin kapsamına girer:

1- Ana rahmindeki çocuğu kürtaj ve benzeri bir fiille düşürmek veya almak,

2- Doğan bir çocuğu bilerek öldürmek,

3- Çocuğu eğitimsiz bırakıp onu ruhen öldürmek.

Birinci ve ikinci şekil, cinayet sayılır. Birincisinin cezasını ve haram kılındığını yukarıda açıklamıştık. İkincisi ise bilerek öldürüldüğü takdirde tam bir cinayet sayılır ki kısas gerekir. Üçüncüsü ise, büyük günahlardan biridir.

Çocukların öldürülmemesi hakkındaki ayette iki ayrı anlatım biçimi yer almıştı: En’am Suresinde “Sizin de onların da rızkınız) biz veririz” buyuruluyorken, İsra Suresinde: “Onları da, sizi de biz rızıklandırınız” buyurulmuştur. Kelime konumundaki değişiklik tekrar değişik hükümler getirmiştir: Birinci şekilde küçük çocuklarınızı -fakirlik korkusuyla- öldürmeyin, çünkü sizin ve sizinle birlikte onların rızkını biz veririz, buyurarak küçük yavrular size verdiğimiz rızıkla rahatlıkla geçinebilirler. O nedenle endişeye mahal olmadığı hatırlatılıyor. İkinci şekilde ise, baba ile ana’nın rızıklanmakta bir gün gelir de büyüyen çocuklarına tabii olacakları, ihtiyaçların karşılıklı yardımla gerçekleşeceği belirtiliyor. Büyüyüp hayata atılan çocuklar iş sahibi olduklarında kendileri için hazırlayacakları rızıkla pek ala fakir düşen ana-babalarını da geçindirebilirler. Bu fazla bir masraf ve külfeti gerektirmez.

“Çocuklarınızı fakirlik endişesiyle öldürmeyin. Biz onları da sizi de rızıklandırırız. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.” (Kur’an-ı Kerim, İsra: 31.)

Kur’an bu ayetle de kürtajı yasaklıyor. Cenin ana rahminde oluştuktan sonra artık ona dokunulmaz. Annenin hayatı sözkonusu olup, uzman dürüstlüğüne güvenilir tabibler tarafından herhalde çocuğun alınması gerektiği belirtilirse, o takdirde cevaz verilebilir.

Kadına ilaç vererek veya döverek veya rahime bir şey salarak ya da korkutarak çocuğunun düşmesine yol açmak veya kürtajla almak cinayet kabul edilir. Çocuk, kadının kendi fiiliyle düşürülse yine hüküm değişmez.

“Kıyamet günü kız çocuğuna hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman...” ( Kur’an-ı Kerim, Tekvir: 8)

Bu ayetle, diri diri öldürülen kız çocuklarının hakkının kıyamet günü ortaya çıkarılacağı ve gereken kısaslama yapılarak ilahi adaletin tecelli edeceği açıklanıyor. Buradaki kısaslamadan maksat, cinayeti işleyene, suçuna uygun cezanın verilmesidir.

Kürtajla İlgili Hadisler:

İbn-i Me’sud (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimize soruyor:

- “Hangi günah daha büyüktür? Allah Rasülü cevap veriyor.

- Seni yarattığı halde Allah’a denk, ortak ve benzer koşman.

- Ondan sonra?

- Seninle beraber oturup (hazırlanan yemekleri) yer korkusuyla çocuğunu öldürmen...

- Ondan sonra?

- Komşunun karısıyla zina etmen...” (Buhari. Müslim.)

Çocuk Düşürmek İçin Rahmi Kurcalamanın Sakıncaları:

Rahmi bilhassa gebe iken karıştırmak çok tehlikelidir. Bu hal bazen çocuğu sarsar, öldürür, düşmesine sebep olur. Hem de çok defa çocuktan önce annesini mezara götürür.

Rahim gebelikte incelir. Rahmin yanıbaşında büyük kan damarları olmakla ya bunlar zedelenir büyük kan boşanmasıyla kadın ölür veya rahmin az çok zedelenmesiyle üstünü kaplayan zar iltihaplanır, karına mikroplar ve pislik bulaşır. Bu gibi vak’alarda kan zehirlenerek de kadın ölebilir. Bu sebeple çocuk düşürmek için rahmi her ne suretle olursa olsun karıştırmaktan şiddetle sakınmalıdır. Bu tehlikeler yalnız bu işi bilmeyenlerin elinde değil, ebe ve hatta mütehassıs hekimlerin elinde bile (lüzumlu, sıhhi sebeplere dayalı çocuk düşürmelerde bile) kürtaj yapılırken pekala başa gelebilir.

Rasülüllahın (s.a.v.) Kadınlarla Çocuklarını Öldürmemeleri İçin Yaptığı Anlaşma...

Hz. Peygamber (s.a.v.) yeni müslüman olan kadınlarla bey’at eder, onlardan söz alırdı. Bu kadınların uymaya söz verdikleri hususlardan biri de “evlatlarını öldürmemeleri...” mealindeki ayetin tefsirinde, İbni Kesir, çocuk düşürmenin de evlat öldürmeye dahil olduğunu kaydeder. (Kur’an-ı Kerim, el-Mümtehine:12)

Kadınlardan Habil kızı Azze şöyle der:

“Rasulüllah (s.a.v.) ile yaptığım antlaşmada o, bana: “Gizli ve açık bir şekilde çocuğunu öldürmeyeceksin” diye şart koştu. Açık olan çocuk düşürmenin ne demek olduğunu bilirim. (Cahiliyet çağında olduğu gibi). Gizlice çocuk öldürmeye gelince ben onu Rasulüllaha sormadım. O da kendiliğinden söylemedi. Öyle kanaat getirdim ki o, çocuk düşürmektir. Allah’a yemin ederim ki hayatım boyunca asla çocuk düşürmeyeceğim!...

İslam’da geçim korkusundan dolayı çocukların öldürülmesi kesin olarak yasaklanmış, rızık vermenin Allah’a ait olduğu bildirilmiştir: “Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin.

Onları da sizi de biz besliyoruz. Onları öldürmek büyük günahtır.” (el-İsra, 17/31)

“De ki: Gelin, Rabbinizin size (neleri) haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; sizi de onları da biz besliyoruz. Kötülüklerin açığına da kapalısına da yaklaşmayın ve haksız yere Allah’ın yasakladığı cana kıymayın! Düşünesiniz diye Allah size bunları tavsiye etti.” (el-En’am, 6/151).

Cahiliye döneminde Araplar kız çocuklarını öldürüyorlardı. Kur’an-ı Kerim buna işaret ederek, suçsuz olarak öldürülen bu çocukların hesabının sorulacağını bu cinayetin cezasız kalmayacağını. bildirmiştir: “Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza: Hangi günahı yüzünden öldürüldü? diye “ (el-Tekvir, 81/8-9) mümtehine sûresi 12. ayette Cenab-ı Hak, peygamberimize: “Mü’min kadınlardan çocuklarını öldürmemeleri hususunda… “ ve ayette geçen diğer konularda söz (biat) almasını emretmiştir.

Doğan her çocuk rızkını da beraber getirmektedir. Çünkü yeryüzündeki her canlının rızkını Allah Teala vermektedir: “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. (Allah) onun durduğu ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitap (Levh-i Mahfuz)dadır. “ (Hûd, 11/6)

Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) şöyle anlatıyor: “Allah Rasûlü’ne sordum: Hangi günah daha büyüktür?” Şöyle cevap verdi: “Seni yarattığı halde Allah’a denk, ortak ve benzer koşman.” Sonra hangisi? (dedim). “Seninle beraber oturup (hazırlanan yemekleri) yer korkusuyla çocuğunu öldürmen. “ dedi. Sonra hangisi? (dedim) “Komşunun karısıyla zina etmen” buyurdu. (Buhari-Müslim, Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, IV/83)

Dinimiz insana değer verdiği için ana rahmindeki cenine ait hükümler koymuştur. Onun özürsüz olarak, can verildikten sonra düşürülmesini cinayet saymıştır. Bunun için bir kadının çocuğunu düşürmesine sebep olan kimse diyetle cezalandırılmıştır. Hz. Ömer (r.a.) zamanında, bir kadın ifadesi alınmak üzere hilafet makamına çağrılıyor. Hamile olan kadın, korkusundan yolda çocuğunu düşürüyor. Hz. Ömer buna çok üzülüyor ve ne yapılması gerektiğini Şûra üyelerine soruyor. Çoğunluk, bunda bir kasıt olmadığını ve bir şey gerekmeyeceğini söylüyor. Hz. Ömer, Hz. Ali (r.a.) ye: “Sizin görüşünüz nedir?” diye soruyor. O da: “Bu arkadaşlarımız kendi görüşlerini söyledilerse herhalde görüşlerinde hata ettiler. Yok seni korumak için böyle söyledilerse, iyi nasihatçi olmamış sayılırlar. Ana rahminden kopup düşen ve ölen çocuğun diyeti gerekir. Çünkü onun ölümüne sen sebep oldun.” Hz. Ömer bu içtihadı tasvip ederek gereken diyeti ödemiştir.

Ceninden Annesine Mektup

Gecenin zifafından, Ana rahmine düşen, Hayata hüküm giymiş, Arsız çiy damlasıydım, Tohumdum tomurcuktum, Sevmektim sevilmektim, Zaman istasyonunda, Bir ömürlük bilettim, Cenin diyorlar bana, Kılsız ve tüysüz başım, Üryan geldim dünyaya, Henüz yok üstüm başım, Beynim taslak halinde, Kıvrım kıvrım körpecik, Birbirine bitişik, Ayrı ayrı odacık, Odalardan ikisi, Bir terazi dengesi, Duygulara gem vurur, Aklı selim kefecik, Tomur tomur tomurcuk, İki göz pencerecik, Gözlerimin müjdesi, Şeffaf bir çift kürecik, Sabırsız bir kuşum var, Göğsümün sol yerinde, Ha bire kanat çırpar, Kıpır kıpır yürecik, Bir de bir çift el konar, Tüy bitmemiş başıma, Dokunmaya kıyamaz, Duyarlı yumuşacık, Bunaldığım zamanlar, Attığım tekmelere, Bir gülücük savurur, Okşardı usulcacık, Tarifi mümkün değil, Ne desem layık değil, Göbeğimdeki bağım, Bir tanecik anacık

 

Sağlıklı, adil olan ve saygın nesillere…

Esen Kalın… 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 1152 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri