Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnci KAYAR

TARİHİN TEKERRÜRÜ

04 Nisan 2013 Perşembe

Türkiye için aslında gizliden gizliye yok edilme Sevr ruhuyla yapılamayanların rövanşı niteliğindeki açılımın gerçek nedenlerine bakıldığında tarihin tekerrürden ibaretinin ya da dejavuların emsalleri oldukları hemen göze çarpar. Sırasıyla incelersek; eyalet modeli ile yapılmaya çalışılanlar aslında günümüzden tam da 3.000 yıl önceki gibi şehir devletlerinin hortlatılmasından başka hiçbir şey değildir.

Yapılan diğer çalışmalara da göz atınca sadece tarihin derinliklerinde ki Sevr Ruhunun oluşumunu terazinin bir kefesine günümüzde olanları da diğer kefeye koyduğumuzda eşitleneceği ortadadır. Ama yanılmayalım eşitlik derken o zamanın şartlarında, bunca yol katedilmeden olanlar ve kabul dahi edilmeyen sevr ruhu nasıl oluyor da onca yol kat edilen günümüzde nasıl da paralellik arz ediyor. Aslında bizler bir arpa boyu yol kat etmedik de bugüne kadar yaşananlar kabus ve halisünasyon muydu? Ya da uyuyorduk da gözümüzü açınca aslında sahte bir cennetin ortasında mıydık? Aslında biz kocaman bir pasta olarak rantçıların ağzından salyalar akan rant pazarında satışa çıkmıştık da bunun farkına mı varmadık? Kaldı ki; (burada yine geçmişe Oligarşik düzenlerin ağırlıklı olduğu dönemlere dönelim) ve bunu rant pazarı durumuna düş(ü-rül)müş ülkemize göre yoralım. Rant, ABD’de ulus-ötesi şirketler tarafından ve meritokrasi yani liyakat ölçütüne göre dağıtılır. Kollektivist sistemlerde ise nepotizm yani adam kayırmacılık esastır. Zira, para; istihdam eden kişinin kendi cebinden değil, başkalarının kesesinden yani hazineden çıkmaktadır. Hal böyle olunca, “Oligarşini’nin Tunç Kanunu” gereği kendini azınlık hisseden bütün gruplar disipline olarak, liyakata değil kayırmacılığa prim veren devletsel bir rant dağıtım mekanizmasını ele geçirmeye çalışmaktadır. İşte Oligarşini’nin Tunç Kanunu Türkiye’de PKK oluşumuyla işledi ve devam etmektedir. Türkiye için PKK; tehlike ve anaların gözyaşı nedenidir evet çok doğru. Ama bu konuda yine tarihin geçmişine baktığımızda; üç- beş çapulcu denilen PKK’nın 1991’de 1’inci Körfez Savaşı ile 20 binlere kadar arttığını belgelerle görürüz. Peşmerge denilen Barzani’nin Özerk Kürt Yönetimi liderine dönüşmesine tanıklık edebiliriz. 2003’te yapılan 2’nci Körfez Savaşı ile silahlı PKK güçlerinin nasıl siyasal güce çevrildiğini bunun akabinde de ödül olarak Barzani’nin Özerk Yönetimi Federe Kürt Yönetimi yapıldığına tarih ve yaşayanlar tanıklık ettik. Yerel yönetimlere özerklik verilmesi sonrasında da Doğu’da ’PKK Özerk Yönetimi’ kurulacağına kesin gözüyle bakılabilecek bir döneme girilmiştir.

Devam edersek; 2011’de Irak’ta Yahudi Kürt Devleti’nin temellerinin atılmasına şahit olduk. Libya’ya, Mısır’a en son da Suriye’ye neler olduğuna hepimiz şahitlik edebiliriz. Amerika gerçekten de dünya lideri konumunda çok doğru. İkiz kulelere saldırıdan sonra planlanan strateji ile Müslümanlara maşalarıyla gizli bir saldırı başlatmış ve yazdığı senaryo ve oyuncularla da  bu senaryoyu emin adımlarla başarılı bir şekilde devam ettirmektedir. Ülkemiz bu oyunun neresindedir ve rolü nedir? Türkiye’nin geçmişte yaşananları yeniden pişirilip pişirilip önünde bulmasının nedenleri nedir?

Tarihin tekerrürden ibaret olduğunun delillerini sunmaya devam edelim. Osmanlı İmparatorluğu artık çöküş sürecinin sonları olan I. Dünya Savaşı’nın mağlubiyetiyle girilen son süreçte Mondros Ateşkes Anlaşması ile 30 Ekim 1918’de İtilaf Devletlerine karşı teslimiyetini kabul eder.  Hemen arkasından da Rum azınlıklar, bağımsızlık düşüncesiyle taşrada isyanlar çıkartmaya başlarlar ve asayiş bozulur. Mondros Mütarekesi sonrası, Osmanlı Devleti topraklarını parçalamak isteyen Emperyalist Devletler, azınlıkları kışkırtarak Ermeni ve Kürtlere ABD Başkanı “Wilson İlkeleri”ne dayanarak bağımsızlık vermek istediler. Bunun üzerine ayaklanan Türk Milletini yatıştırıp, bölünmeye razı etmek üzere görevlendirilen ve adına “Heyet-i Nasiha” denen heyetler kuruldu. Heyetlerde mutlaka Rumlar ve Ermeniler de yer alacaktır.

Heyet-i Nasiha adını alan heyetler, Türklerle azınlıklar arasında birlik hissi yaratmaya çalışacak, padişahın öğütlerini aktararak istikrar ve bütünlük sağlamaya çalışacaktır.

Halka padişaha bağlılıkları hatırlatılmaya başlanacaktır.

Şehzade Abdürrahim Efendi başkanlığındaki Anadolu Heyet-i Nasihası’nda eski Bahriye Nazırı Ali Rıza Paşa, Divan-ı Harbi Örfi eski reisi Mahmut Hayret, Genelkurmay’dan emekli Mirliva Ali Fevzi, Süleyman Şefik Paşa, Bursa Müftüsü Ömer Fevzi, Pazarcık eski müftüsü Halil Fehim, Karahisar eski mebusu Yanko Güvenidis, İçişleri Bakanlığı Memurin-i Kalem Müdürü Ohannes Ferid yer alır. Toplam da 7 kişilik bir heyet olup akil insanlar grubundaki sayı ile aynı değil midir sizce de ?

Heyetlerin görevleri; Anadolu’nun çeşitli yörelerini gezecekler ve halka uzlaşma ve vatandaşlık hissi telkin edeceklerdir. Barışın ancak koşulsuz teslim ve düşmanı kızdırmamakla sağlanacağını anlatacaklardır.

Heyet 16 Nisan 1919’da Padişah Vahdettin’i ziyaret edip Bursa, İzmir, Konya, Ankara, Sivas, Trabzon ve Doğu vilayetlerini ziyaret etmek üzere vapurla İstanbul’dan ayrılır.

Ertesi gün Bursa’da belediye binası önünde toplanan halka Ali Rıza Paşa, Vahdettin’in “hakkınıza kanaat, vatandaşlarınızın hukukuna riayet ve kanuna itaat cümlenize tavsiye olunur” diye biten mesajını okur.

24 Nisan’da Manisa’ya gelen heyeti, Türk, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan komite törenle karşılar. İşte tam da bu sıralarda İzmir sahneye çıkarılacaktır. Heyet oraya gidecek ve oradan da olumlu puanlar alacaktır. Sanırım hepimiz de bugünlerde yaşananları geçmişte yaşananlarla bağlayabiliriz. Yine o yıllarda güzel İzmir’in halkı heyete ve bu gelişmelere karşı çıkacaktır. İşte tam da bu sıralarda Yunanlılar İzmir’i işgal edeceklerdir. İşgali iyi gösterip, boyun eğmenin padişaha ve payitahta neler sağlayacağını halka anlatmakla görevli olan heyet umduğu amaçta başarılı olamamıştır. Gayri Resmi olarak kurulan halka sorulmayan isimlerden oluşan günümüz akil insanlar grubu sanki eskinin heyetleri gibi gelmiyor mu size de?

Akil insanlar grubu da aynı atalarının izinden gitmektedirler. Tarihe bağlılıkları göz yaşartacak derecededir. Onlar da ataları gibi; Anadolu’nun çeşitli yörelerini gezecekler, Türk Milletine “Türklüklerini” unutmalarını, milliyetçiliği nasıl ayaklar altına alacaklarını ve onların söylemleriyle “Öcalan’a Özgürlük-Kürdistan’a Statü” sağlayacaklarını anlatma görevini aşkla, şevkle yapacaklardır. Ne uğruna şöhret olma uğruna.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2024 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri